EKONOMİ
ASO : Maliyetlerimiz kontrol edilebilir noktadan çıktı
Ankara Sanayi Odası ve DÜNYA’nın Yuvarlak Masa toplantısında bir araya gelen 24 Numaralı Genel Amaçlı Makine ve Yedek Parça Sanayii Komitesi üyeleri, sektörün tedarik sorununun kaygı verici hale geldiğini belirtti.
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Genel amaçlı makine sanayicisi, tedarik, finansman ve devletten KDV alacaklarıyla ilgili beklenti ve şikayetlerini Yuvarlar Masa’da dile getirdiler. Ankara Sanayi Odası ve DÜNYA gazetesince düzenlenen toplantıda konuşan sanayiciler, tedarik konusundaki sıkıntıların endişe verici hale geldiğini, kamunun alım ihalelerinde yabancı firmalar lehine hareket ettiğini belirterek, yerli malı kullanılması çağrısında bulundu.
ASO 24 Numaralı Genel Amaçlı Makine ve Yedek Parça Sanayii Komitesi üyelerinin konuk olduğu ve ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in de katıldığı toplantıda, komite üyeleri gelinen noktada artık kâr etmeyi değil ayakta kalmayı önemsediklerinin altını çizerken, maliyetlerin kontrol edilebilir noktalardan çıktığını kaydettiler.
Fiyat artışlarında sadece tüketicilerin değil sanayicilerin şikayetlerinin de dikkate alınması gerektiğini belirten üyeler, birikmiş KDV alacaklarının da önemli bir finansman problemi yarattığına değindiler. Başkan Nurettin Özdebir de kamu alımları başta olmak üzere Türkiye’de yabancı ürün hayranlığı olduğunu kaydederken, KDV alacağının da eksi faizle devlette durduğunu belirtti. Komite üyelerinin dile getirdikleri görüşler şöyle oldu:
“VERGİSİNİ DÜZENLİ ÖDEYENE AVANTAJ SAĞLANSIN”
Yavuz Biçkes-MÜSAN Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
İçinde bulunduğumuz komite, Ankara Sanayi Odası içindeki en çok üyeye sahip komitelerden bir tanesi. Komitemizin büyük çoğunluğunu mikro ve küçük işletmeler oluşturuyor. Temel sorunlar olarak; nitelikli eleman temini, ucuz krediye ulaşamama, gümrük vergileri dahil olmak üzere sık yaşanan mevzuat değişiklikleri, vergi afl arı getirilirken ödemesini düzenli yapanlara herhangi bir avantaj sağlanmaması olarak sıralanabilir. Türkiye’de işletmelerin yüzde 99,5’ini oluşturan mikro ve küçük işletmelerin sorunlarının çözülebilmesi önemlidir. Bu aşamada çok fazla kâr elde etmekten çok, ayakta kalabilmenin daha önemli olduğunu düşünüyoruz. Şimdi bu çok sık çıkarılan afl ar, ödemelerini düzenli yapan firmaları gerçekten çok üzüyor. Bence önümüzdeki süreçte, doğru işletmeler, doğru programlarla desteklenmeli. Yanı sıra önemli bir konu da desteklerde piyasaya yeni giren firmaların, devlet tarafından daha çok desteklenmesidir. Örneğin 30 yıldır üretim yapan, ürün geliştiren bir firma varken, aynı alanda yeni bir firma kurulup devletten yüksek teşvikler alarak, yılların üreticisine rakip oluyor.
“Asgari ücret sektörlere göre belirlensin”
Üreticilerimizin bir diğer temel problemi, meslek liselerinde okuyan gençlerin sanayi üretiminde çalışmak istememeleridir. Yani çocuklar daha meslek lisesinde okurken, AVM’de güvenlik görevlisi olmayı hedefl iyorlar. Eğer devlet, sanayide çalışacak gençlere yönelik maliyetlerde özel indirim yapar ve bunlar da çocukların ceplerine girerse, belki talep de artar. Yani belki asgari ücret sektörel olarak belirlenerek, meslek lisesi öğrencilerinin çalışmak için AVM’ye gitmeleri önlenebilir.
Şimdi sanayiciler, üretime yönelik bağlı bulundukları odalardan kapasite raporları alıyorlar. Bu raporlar ciddi hazırlık istiyor, üstelik yerli malı belgesinin süresi 1 yıl ve bunun her yıl yenilenmesi gerekiyor. Başka bir ifade ile belgeyi aldıktan çok kısa süre sonra yeni belge için hazırlıklara başlıyoruz. Bunun yerine hem yerli malı belgesi hem kapasite raporu 5 yıllık verilip, sonra yıllık denetim yapılabilir. Böylece odalarımızın yükü de hafifl emiş olur.
“DMO ithal ürünleri destekliyor”
Çalışma esasları itibarıyla DMO, özellikle mikro işletmelerin sıkıntılı olduğu bir kurum. DMO, ithal ürünleri daha fazla destekliyor. Fiyat oluşturma sistemi de gerçekçi değil. Zaten yüksek fiyatla ithal edilip, kamuya yüksek fiyattan pazarlanan ürünler araştırıldığında, ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacak. Veya DMO yerine YMO adında Yerli Malı Ofisi kurulmalıdır. DMO ithalat lobilerinin etkisi altında. Bir kamu kurumu ithal ürünlerin satışına nasıl aracılık edebilir? Krizlerin sık aralıklarla tekrar ettiği ülkemizde daha fazla işsiz istemiyorsak yerli ürünleri tercih edip yabancı hayranlığından kurtulmalıyız. Yıllarca kamu alımlarında yerli alım istendiğinde AB müktesabatı örnek gösterilerek alınmıyordu. AB ile ilgili sorun kalmadı, görüşmeler zaten durdu. Artık bu dönemde devletimiz yerli malı haftasını tekrar kutlamaya başlamalıdır.
“Yerli mal üretimi faizsiz kredi ile desteklensin” Ayrıca ucuz kredilerin doğru kaynaklara gitmediğini düşünüyorum. Önerim yerli malı belgeli üretim yapanlara kredi paketi çıkarılması, bunlardan faiz alınmaması bu faiz de zorunlu istihdam için kullanılabilir. COVID-19’un ilk başladığı dönemde, kısa çalışma ve vergi erteleme dahil çeşitli destekler sağlandı. Ancak imalat sanayi vergi ertelemelerinden yararlanamadı. İşleri iyi gidenler desteklenirken, kapalı işletmeler hiç destek alamadı. COVID henüz bitmedi ve Eylül ayında yeni önlemlerin geleceğini, Ekim’de ise yeni desteklerin verileceğini tahmin ediyorum. Bu noktada gerek makine, gerekse imalat sanayi erteleme kapsamına alınmalıdır. İşverenlerin tamamının yaşadığı bir sorundan daha bahsetmek istiyorum. İş davaları daha başlamadan işveren suçlu kabul ediliyor. Öyle mahkeme kararları var ki işçiler bundan çok heyecanlanıyor ve SGK’ya herhangi bir şikayet olduğunda firma günlerce inceleniyor. Bu durum küçük ve mikro işletmeler için güçlük yaşatıyor. Oysa burada şikayetin haksız yapıldığının tespit edilmesi halinde, başvuruyu yapana da yaptırım uygulanabilir. Şimdi bazı alımlarda ucuz fiyat politikası yüzünden, firmaların yıllarca altyapıya yaptığı yatırımlar umursanmıyor. Yedek parça üretimi yapan firmaların, uzun süreli sözleşmeleri bankalarda teminat yerine geçmesi, bu şirketleri finansman yönünden rahatlatacaktır. Biz sanayiciler döviz kuru değişim hızına yetişemiyoruz. Bazı sanayiciler gün boyu kur ekranını takip etmekten iş yapamıyor. Döviz kuru bahane edilerek artırılan fiyatlar, kur düşünce düşmüyor. Fahiş kazanç engellenmeli, fiyat artışlarında sadece tüketici şikayetleri değil, sanayicinin şikayetleri de ele alınmalı. İhracat yapan, teşvik belgeli satış yapan firmalara gerekli destek verilmelidir. KDV iadesi geç alındığı için bir anlamda kamuya faizsiz borç veren firmalar zarar ediyor. Devlet, ihracatçı mikro işletmelere ayrı destek vermeli. Destek adı altında bir şey var ama mekanizmadan yararlanamıyorsunuz. Küçük ihracatçı gerçek destek ve gerçek teşvik bekliyor. Bu firmalara vergi indirim ve istisnalarla destek verilmelidir. Firmalar hak ettiği KDV’yi geri alabilmek için büyük mücadele veriyor.

“KAMUDAN ALAMADIĞIMIZ PARANIN VERGİSİNİ PEŞİN ÖDÜYORUZ”
Murat Demir- Demirden Makine Endüstri Otomotiv Medikal Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Genel Müdürü
Yurt dışı ile çalışan büyük ölçekli firmalar finans sektöründe rahat hareket edebiliyor ama küçük ve orta ölçekli işletmeler bankalardan kredi alımlarında büyük zorluklar yaşıyor. Kredi alabilen işletmelerde kredilerini ödemek amacıyla tekrar krediye başvurup almak zorunda kalıyor ve borçlarını büyüterek dipsiz bir kuyuya düşüyor. (piyasadaki iş ve tahsilat sıkıntısı sebebiyle). Destek kredilerinin faiz oranları çok yüksek ve şartlarının oluşturulması zor, birçok firma bu sebeplerden dolayı kredi alamıyor. Bence bu aşamada devletin kredi desteğinden ziyade kdv oranları, vergi, SGK primleri, stopajda indirim yapması işletmeler açısından, faaliyetlerini sürdürebilmeleri için daha rahatlatıcı ve faydalı olacaktır. Vergilerinin ve SGK primlerinin ödemelerini zamanında ve düzenli yapan firmalara devlet daha fazla vergi indirimi veya teşvik vermesi halinde devletin kendi alamadığı vergi, prim yükününde azalmasını sağlayacaktır. Ayrıca firmaların ödemelerini düzenli ve zamanında yapmasını teşvik edecektir ve işletmelere de bir nevi nefes olacaktır. Ben Ekim ayından sonra piyasada daha büyük darboğaz olacağını öngörüyorum. Yaz aylarında biraz hareket oluyor ama kışa doğru sıkıntı olacağını düşünüyorum. Piyasalarda nakit dönüşü şimdiden çok zayıf, Ayrıca döviz kurlarının öngörülür olmaması sebebiyle malzeme teminlerinde ve fiyat verilme aşamalarında çok sıkıntı çekiliyor. İç piyasada ticari kartlar nakit para yerine kullanılıyor. Ticari kart limitlerinin daha serbest olması ve faiz oranlarının daha düşük olması gerektiğini düşünüyorum. Bizim firma olarak ihracatımız Ortadoğu ölçekli idi, bölgesel sorunlar yüzünden şuanda gerçekleştiremiyoruz ve iç piyasaya yöneldik bunun içinde kamu kuruluşları ve belediyeler bulunmakta. Kamu kuruluşlarında ve belediyelerde satın almada genel olarak temel kriterin fiyat olduğunu görüyoruz, uzak doğu menşeli kalitesiz ürünler de şartname kriterlerine uyuyor ama kalite yönünden büyük sıkıntı doğruyor. Kamuda satın almaların kalite öncelikli olması gerektiğini düşünüyorum, çünkü kalitesiz malların dayanım ömürleri kısa ve randımansız olması sebebiyle kamu ve belediyeler aynı ürünler için kısa sürede tekrar alım yapmak zorunda kalıyorlar ve bu da devletimizi zarara uğratıyor. Kamu ve belediyeler ile çalışmalarımızda teslim sırasında faturamızı kesiyoruz ama ödemeler için bekliyoruz. Ödemeleri almadan KDV ve vergilerini peşin ödüyoruz. Bu da işletmelere haksızlık oluyor. Oysa vergilerin ve KDV’lerin tahsilattan sonra ödenmesi daha doğru olur. İş mahkemelerindeki davalarda işverenler suçluymuş gibi başlıyor. Özellikle işçi şikayetlerinde haksız çıkan işçilere cezai müeyyide uygulanmalıdır. İşçilere geçmişlerine dair bir karne veya doküman tablosu oluşturulmalı, işverenlerin işe alımlarında bu karne ve dokümanlara ulaşabilmesi art niyetli yapılan geçmişteki olayların bilinmesi kötü amaçlı olayların azaltılabilmesi ve işverenlerin eleman alımlarında daha rahat davranabilmesi sağlanabilir.
“YABANCI HAYRANLIĞINI BİR TÜRLÜ YENEMEDİK”
ASO Başkanı Nurettin Özdebir
Pandemiyle beraber daralan ekonomimizde iç pazarımız çok önemli. Ancak ülkemizde yabancı hayranlığını da bir türlü yenemedik. Hem tüketicilerimiz, hem de kamu yöneticileri gerek marka bağımlılığı, gerekse yabancı hayranlığı kaynaklı olmak üzere yerli ürünü tercih etmiyorlar. Bazı kamu yöneticileri ise yerli ürünler konusunda sorumluluk almak istemiyorlar. Yani ürünle ilgili bir sıkıntı çıkarsa yabancı ürünün kendileri için sorun yaratmayacağını düşünüyorlar. Oysa şu anda dünyanın en kaliteli ürünlerini üretebilecek kapasiteye sahip bir sanayimiz var. Kaldı ki yerli sanayimizi geliştirebilmek için kamu alımlarını bir araç olarak da kullanmak zorundayız. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri sanayilerini böyle desteklediler. Kamuda ve özellikle belediyelerimizdeki bu düşünce yapısının süratle değişmesi lazım. Sanayicimizin diğer önemli bir sorunu KDV iadeleri konusu. Bazı sanayicilerimizin yeni bir fabrika kuracak kadar KDV alacağı var. Bu konuda sanayicilerimizin sesini daha çok çıkarması lazım. Bir yandan devletten KDV alacağımız var ve eksi faizle devlette duruyor, diğer yandan yüzde 22- 23 faizlerle bankalardan para kullanmak zorunda kalıyoruz. Bu yük artık taşınabilir olmaktan çıktı. Uzun bir süredir gündeme getirdiğimiz ikame para önerimizin mutlaka değerlendirilmesi ve ivedilikle bu soruna bir çözüm üretilmesi gerekiyor.
“MALİYETLERDE ÇOK CİDDİ ARTIŞLAR YAŞADIK”
Mustafa Bozkurt-HİDROMEK Yönetim Kurulu Başkanı
Pandemi sürecinde en büyük sıkıntımız tedarik zincirinin kopması ve kopma ihtimaliydi. Biz firma olarak çok mesai harcadık. Özellikle yurt dışından gelen parçalarda büyük sıkıntı yaşıyoruz. İkame üretici arıyoruz. Avrupa’da büyük üreticiler var ama onlar da en az iki ay malzeme veremeyeceklerini söylüyorlar. Keza otomotiv sektörüne hizmet veren firmalar da tedarik sürecini yürütemez noktaya getirdiler. Bu durum gerçekten bizi çok kaygılandırıyor ve nereye kadar gideceğini bilmiyoruz. Maliyetlerde çok ciddi artışlar yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Özellikle hammadde ağırlığı fazla olan, metal ağırlığı fazla olan ürünlerde ciddi artışlar var. Sıkıntıların 4’üncü çeyreğe kadar devam etmeyeceğini tahmin ediyorduk ama şu an 2022’nin ikinci yarısına kadar devam edecek gibi görünüyor. Yani sonuç itibarıyla maliyetlerimiz kontrol edilebilir noktadan çok uzaklaştı. Birçok firmanın bekleyen KDV alacağı var ve tahsilat dönemleri giderek uzamaya başladı. Firmanın ölçeğine göre bekleyen KDV miktarının etkisi de büyüyor.
“AB’DE İHALEYE EŞİT ŞARTLARDA ALMIYORLAR”
Ahmet Şuyun-TİS Teknolojik İzolatör Sistemleri A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı
Özel bir konu gibi olsa da benim başıma gelen bir olayı aktarmak istiyorum. Çünkü bu konu büyüdükçe tüm paydaşlarımızı etkileyecektir. Romanya’da yapılacak olan otoyol projesinde bulunan çelik köprü ihalesine giriyorum. Tarafımıza teslim edilen çelik köprü şartnamesinde “AB dışında üretilmiş çelik kullanılamayacak” ifadesi var. Diğer tüm şartları sağlamamıza rağmen bizi devre dışı bırakmasa da maliyetlerimizi çok etkileyecektir. AB üyesi hammadde üreticilerinden alınan çelik malzeme maliyeti Türkiye’den alınacak hammadde maliyetinden yüksek olacaktır. Sonucunda fiyatımızın yükselmesi ile rekabetçi bir fiyat veremeyeceğiz. Bu gibi engellemeler önceden sözlü olarak yapılıyordu. Şimdi yazılı olarak da yapılamaya başlandı. Bu gerçekten çok büyük tehlike bizim açımızdan. Durumu Büyükelçiliğimize ve ticari ataşeliğimize bildirdim. Bunun için mutlaka önlem alınması gerekiyor. Çünkü biz aday ülkeyiz ve Gümrük Birliği üyesiyiz.
Dünya
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
2 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
5 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
