Erol Taşdelen
Bankalar hangi sektörlerde battı
Erol TAŞDELEN, son günlerin ana tartışma konusu olan Bankalardaki takipteki kredilerin Sektörel detayını ele aldı. Bazı sektörler alarm veriyor. Bu süreçte bankaların şeffaf, basiretli ve gerçekçi bilanço düzenlemeleri konusunda uyarılarda bulundu.
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
Erol Taşdelen
2020 yılı biterken elimizde Bankacılık sektörünün resmi olarak üçüncü çeyrek mali verileri var. BDDK ve TCMB Raporları gösteriyor ki Sektörün Hukuki Takip işlemleri başlamış, problemli kredileri 151 milyar TL, bu tutarın içinde 2019 yılında Varlık Şirketlerine % 5 değerine satılan çoğu Bireysel Kredi olan 8 milyar TL yok. Geçen süre içinde tahsil edilenler kredilerin de düşmüş hali bu, daha vahimi bazı bankalar KGF‘den tahsilat yaptıkları kredileri protokol gereği yasal zorunluluk olmasına rağmen mahkeme sürecine dahi katmadı. Bu durumda ne kadar kredi var KGF dahi bilmiyor. Banka, KGF’den parayı aldı ya nasılsa KGF’de “parayı ödedim ama bu müşteride takip ne aşamada” diye de sormuyor. Banka alacağını almış nasılsa. Bazı dava dosyalarına bakıyorum banka sadece kalan takip bakiyesine hukuki takip sürdürüyor KGF’den aldığı para Allaha emanet. Kağıt üzerinde dahi yok hükmünde. Konuyu dağıtmayayım KGF’yi bir sonraki yazılarda ele alacağız.
2021 bütçe görüşmelerinde yeni Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan dillendirdi, sorunlu krediler 533 milyar TL düzeyine çıkmış. Takipteki 151 milyar yanında henüz bankaların takibe atmadığı sürekli yapılandırarak yüzdürdüğü, teminat açığına düşmüş, gecikmeli ödemeleri olan, Bankaların Yakın ve Ön izlemedeki kredilerini de ekleyince toplam sorunlu kredi üçüncü çeyrekte 520 milyar TL dediğimiz işte bu rakam, Bakanın Bütçe görüşmelerinde duyduk ki 533 milyar TL olmuş. Bankalardaki Toplam Kredilerin kabaca % 14,50‘si sorunlu kredi yani.

Ya sektörlerde durum nasıl
2020 üçüncü çeyreğinde yani Eylül sonun da Bankacılık sektörünün Takipteki Alacakların / Toplam Nakdi Kredilere oranı % 4.06 olarak gerçekleşti. 2019 sonunda bu oran % 5,36 idi. Gecikmedeki kredilerin Takip başlatma sürelerinin 90 günden 180 güne çıkması, özellikle Kamu Bankalarının sorunlu kredileri defalarca yapılandırma çabaları, 2020’de başta Kamu Bankaları aracılığı ile basılan paraların piyasaya kredi olarak sunulması, Aktif Rasyo sopası ile Özel ve Yabancı Sermayeli bankaların kredi vermeye zorlayarak kredi hacminin 2020’de sektörde 1 Trilyon TL artarak 2,6 Trilyon TL‘den 3,6 Trilyon TL‘ye çıkması ile kredi takip oranları da hali ile düşmüş oldu. Takip oranını düşüremiyorsan yeni kredi verip paydayı büyütüp oranı düşürürsün oldu bitti. Buna rağmen başta İnşaat sektörü olmak üzere bazı sektörlerde kredi takip oranları sektörün 2 katından fazla olmaya devam etti. Sektörlerin takip oranlarına yakından bakalım.
İnşaat Sektöründe alarm devam ediyor
2017 yılında % 3,6 olan İnşaat Sektöründeki Takip oranları 2019 yılında % 11‘lere kadar çıktı. Başlanan AVM inşaatları; öğrenci Yurt görünümlü toplu yan yana 20-25 katlı ucube binalar umulanı vermedi. 2020 yaz aylarındaki İnşaat sektörünü kurtarmak için planlanan Konut Kredi faiz oranlarındaki anormal düşüş de işe yaramadı, zira 3 ay sonra görüldü ki Konut Kredilerin üçte ikisi ikinci el konutlara gitti, sıfır yeni konut satışlarında diğer yıllardan fazla farkı olamadı. Bu sefer “ikici el konut kredi faiz oranlarını artıralım, sıfır konut satılsın” dediler geçiş olsun bu sefer de kaynak bitti. Yabancılara verilen, “250 bin USD’lık ev al vatandaşlığı kap” projesi de sektöre ilaç olmadı. Bu kadar desteğe rağmen 2020 üçüncü çeyreğinde Takip Oranı sektörde % 9‘a inebilmesine rağmen bu oran ile en fazla takip oranı olan sektör olmaktan kurtulamadı. Takip oranı sektör ortalamasının iki katından fazla. Yakında AVM’lerin otopark olduğunu görürseniz şaşırmayın.

Denizcilik Sektörü dalgalı halde
Denizcilik sektörü tıpkı denizler gibi inişli çıkışlı dalgalı bir seyir gösteriyor. Sektörde Karadeniz fırtınası var. 2000’lerde Üretin Doğuya kayınca, Tüketicilere yani Batı ve ABD’ye o ürünleri taşıma ihtiyacı Denizcilik Sektörünün de Altın yılları oldu. Navlum ücretler ummadıkları kadar arttı. Geliri artan sektörde bulunanların yatırım iştahı arttı, bu da sektörün kredi talebini artırdı. ABD’de başlayan Mortgage Krizi ile başlayan Kriz üzerine ABD – Çin savaşı eklenince sektör yazdan bahar aylarını yaşamaya başladı. Covid-19 süreci sektöre son darbe gibi oldu. Yavaşlayan Ticaret, Gümrüklerde çalıştırılacak işçi bulamama, uluslararası ticaretin yavaşlaması, Emtia Fiyatlarındaki düşüş Navlum ücretlerini de düşürünce kredi ödemelerinde gecikme ve sorunlar birlikte geldi. Talebe bağlı artan gemi fiyatları da durgunlukla birlikte düşünce gemiler de elde kaldı. Deniz Taşımacılığında %1 paya sahip olan Türkiye Tersane konusunda daha iyi durumda. Sipariş alan Tersaneler arasında Dünyada 4. sırada bulunan sektör son yıllarda bıçak gibi kesilen yeni gemi siparişleri olmadığı gibi eldeki gemilerin ödemelerinde dahi gecikme ve fiyat düşürme talepleri ila karşılaştılar. Bu durum sektörde sorunlu kredilerin artışına neden oldu. 2015 yılında % 3,9 olan Takip oranları 2019 yılında % 8,9’a kadar çıktı. 2020 üçüncü çeyreğinde takip oranı % 7,7 oldu.

Toptan Ticaret kar marjını düşük olmasının sıkıntılarını yaşadı
Toptan Ticaret % 1-2 Kar marjı ile dönen bir sektör. 2018 Ağustosunda başlayan faiz oranlarındaki yükselme trendi, finansal maliyetlerin artışı en fazla hasarı Toptan Ticaret sektörüne verdi. Esnaftan alacakları gecikmesi, POS komisyon oranları artması, Akaryakıt fiyatlarındaki artış, Üreticilerin vadeleri kısaltması gibi etkenler üst üste gelince Toptan Ticaret kendini toparlayamadı. Üzerine Pandemi sürecinde sokağa çıkma yasakları, kapanan işyerleri gelince, 2015 yılında % 3,9 olan Takip oranı sektörde 2019 yılında % 8,1’e kadar yükseldi. 2020 üçüncü çeyreğinde Takip oranı % 6,2 düzeyde.

Turizm Covid-19 kurbanı oldu
Turizmde, düşürülen uçak sendromu atlatılıp tam her şey yolunda giderken 2018’deki Faiz oranlarının artması ile başlayan olumsuz süreç sektörde maliyetleri artırdı. Kur artışı sektörün dış müşterilere yönelmesini sağlasa da üzerine gelen Covid-19 süreci sektöre öldürücü darbe vurdu. Resmi Covid-19 verilerin düşük gösterilmesi Turizmcileri rahatlasa da gerçek verilerin ortaya çıkması ile birlikte İç – Dış Turizm durma noktasına geldi. Seyahat firmaları sattıkları turlarda elde ettikleri gelirin vergisini bile otellere yüklediler. Çoğu otel sahibinin bundan bile haberi yok. 2019 yılında % 9,5 olan Takip oranları 2020 üçüncü çeyreğinde yapılandırılan krediler ile birlikte % 5,9 seviyesine geriledi. Yakında bol bol satılık otel ilanları görmeye hazırlıklı olun.

Enerji voltajı yükseldi
Devlet desteğinden en fazla Teşvik alan sektörlerin başında son yıllarda Enerji sektörü oldu. Başta Rüzgar, Güneş ve Çöp sahalarında yapılan Elektrik Üretim tesislerine verilen 10 yıllık Kamu alım garantisi bu alanlarda yatırımların artması ile kredi talebi de artmıştı. 2018 yılında başlayan süreçten olumsuz etkilenen ana sektörlerden biri Enerji Sektörü oldu. Pandemi sürecinde daralan ekonomi ile birlikte Enerjiye olan Talep de daralınca gelirler düşmeye bu alanda yatırım yapanların nakit akışında bozulmalar baş göstermeye başladı. Doğalgaz ile çalışan santraller maliyet nedeni ile üretimlerini durdurdu. Sektör Güneş enerjisi gibi Lokal çözümlere odaklanmış durumda.

Tekstil gözden mi çıkarıldı
Yıllarca, “Türkiye’nin ana sektörü Tekstil” diye dillendirildi ta ki son yıllarda “İnşaat” denene kadar. İstihdam yaratan, İhracat yapan, Sanayinin bel kemiği olan Tekstil sektörü ihmal edilmenin sancılarını yaşıyor. Tekstil sektöründe ana hammadde Yün ve Pamuk olmaktan çıkıp Petrol bazlı Polyester ve Akrilik ipliğe dönünce sektör ithal bağımlısı hale gelmiş durumda. Kur artışı hammadde maliyetlerini artırsa da Petrol Fiyatlarındaki düşme sektör girdilerine ilaç oldu. 2020 yılında makine ithalatına konulan % 7 ek vergiler yeni yatırımlarda maliyetleri artırınca olumsuz etkilenen sektörlerden biri oldu, yatırımlar ertelendi. Sektörün İthal bağımlılığını azaltılması için hammadde üretimini de yapacak hale gelmesi hayati önem gösteriyor. Bu yönde ciddi girişimler var. İşsizliği azaltmak istiyorsak bunun ana çözüm yollarından biri İstihdam yaratan Tekstil sektörüne desteğin sürdürülmesi. Pandemi öncesi yatırım ve istihdam garantili kullanılan Kamu Bankalarının İVME Kredilerinde taahhüt süresi doldu bu yönde en az bir yıl ek süre verilerek yatırım ve istihdam taahhütlerinin yerine getirilmesi için fırsat verilmeli. Konfeksiyon bölümü Pandemi sürecinde çok darbe aldı. Kapanan AVM’ler dükkanlar, sokağa çıkma yasakları, Konfeksiyon ürünlerine talebi azaltınca bir kısım markalar e-ticarete ağırlık verse de eski hacmini yakalamış değil. 2017’de % 3,7 olan Takip oranları, 2019’da % 5,9’a çıkarken kredi hacminin artışının etkisi ile 2020 üçüncü çeyreğinde kağıt üzerinde % 4,4’e düşmüş durumda.

Ziraat Kredilerinde düşen Çiftçiye bir de bankalar vuruyor, Devlet kurumları seyrediyor
Ziraat ve Balıkçılıkta Takip oranı 2020 üçüncü çeyreğinde % 4,3 durumda olmasına rağmen, özellikle devlet destekli alınan hayvanlar ile sektör dışından “nasılsa devlet parayı veriyor” diye hayvancılık sektörüne giren girişimcilerin çoğu da battı, devlet desteğini fırsat olarak gören fırsatçılar tarafından batırılmış durumda. Borç bilmeyen köyle kooperatif sistemine de geçemeyince bireysel olarak borca batık durumda. Tarım Kredilerinde yoğunlaşan Kamu Bankaları dışındaki bankalar Kredi Kart ve KMH maksimum faiz oranlarını TCMB belirlemesine bu oranın üzerine teknik olarak çıkmamaları gerekirken Kredi Kartına bağlı kredilerde bankalar bu oranın fazlaca üzerine çıkmış durumda. Bu kredileri denetleyen BDDK Murakıpları ne yapıyor açıkçası merak ediyorum. BDDK’nın bu yönde bir uyarı cezası dahi verdiğini durmadı. TCMB ve BDDK acil bu kredi karta bağlı kredilerin faiz aşımlarına el atmalı. Özellikle Takip Kredi hesaplarına uygulanan TEMERRÜT ( GECİKME) FAİZ kargaşalığındaki belirsizliği ortadan kaldırma zamanı geldi. Takip Kredilerde her banka kafasına göre keyfi bir durumda TEMERRÜT ( GECİKME ) FAİZ uyguladığından sorunlu krediler hiç ödenemez hale geliyor. Ziraat sektöründe 2015 yılında % 2,3 olan Takip oranları 2019 yılında % 5,1’e çıkarken 2020 üçüncü çeyreğinde kağıt üzerinde % 4,3’e düşmüş durumda. Bu kredilerin çoğunun 1-2 yıl ödemesiz olduğu düşünüldüğüne buzdağının büyük kısmı henüz görünüz değil.

Sonuç : Sektörlerdeki 2020 Kredi takip oranları düşmesine bakıp yanılmayın, hacimsel artışlar devam ediyor. Bazı sektörler için Alarm ziller çalmış durumda. Dünya Bankası ve IMF, “sağlıklı değerlendirme yapabilmeleri ve gerekli önlemleri zamanında alabilmeleri için Bankaların basiretli ve şeffaf davranmasını, sorunlu kredilerini saklamamaları, bilançolarının gerçekçi olmaları” yönünde sık sık uyarı metinleri geçiyor. Aynı uyarılar Türkiye’deki bankalar için de geçerli.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com yazarı
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak?
Yayınlanma:
3 gün önce|
01/06/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Bankacılıkta Don Kişot Olmak: İmkânsızı Zorlayanlar mı Kazanır, Gerçekçiler mi?
Miguel de Cervantes’in ölümsüz kahramanı Don Kişot, yel değirmenlerini dev sanarak onlarla savaşan hayalperest bir şövalye olarak bilinir. Ancak modern yönetim biliminde ve iş dünyasında Don Kişot sadece bir roman karakteri değildir; vizyon, cesaret, değişim ve statükoya meydan okumanın sembolüdür. Peki Don Kişot yaklaşımı bankacılık sektöründe ne işe yarar? Ne zaman avantaj, ne zaman risk yaratır?
Don Kişot Teorisi Nedir?
İş dünyasında “Don Kişot Etkisi” veya “Don Kişot Yaklaşımı”, çoğunluğun imkânsız gördüğü hedeflerin peşinden gitmeyi ifade eder.
Bu yaklaşımın temelinde:
- Büyük hayaller kurmak
- Mevcut düzeni sorgulamak
- Risk almaktan korkmamak
- Yenilik peşinde koşmak
- Toplumun kabul ettiği sınırları zorlamak vardır.
Ancak teori aynı zamanda şu soruyu da sorar: “Hayal kurmak ile gerçeklerden kopmak arasındaki çizgi nerede başlıyor?”
Bankacılıkta Don Kişotlar Kimlerdir?
Bankacılık tarihi incelendiğinde sektörde büyük dönüşümleri başlatanların çoğu aslında dönemin “Don Kişotları” olmuştur.
1. Dijital Bankacılığı İlk Savunanlar
1990’larda birçok yönetici: “Müşteri şubeden vazgeçmez” diyordu.
Bugün ise mobil bankacılık milyonlarca müşterinin temel işlem kanalı haline geldi. O dönemde dijitalleşmeyi savunan yöneticiler sektörde “hayalci” olarak görülüyordu.
2. Şubesiz Banka Fikrini Savunanlar
Bir dönem:
- Şubesiz banka olmaz
- Müşteri yüz yüze görüşmek ister
- Krediler uzaktan verilemez
deniliyordu.
Bugün dijital bankalar birçok ülkede milyarlarca dolarlık değerlemelere ulaştı.
3. Yapay Zekâ ve Açık Bankacılık Savunucuları
Bugün halen bazı kurumlarda:
- Yapay zekâ risklidir
- Açık bankacılık müşteri kaybettirir
- Veri paylaşımı tehlikelidir
görüşleri hakim.
Ancak geleceğin bankaları bu alanlarda şekilleniyor. Yani bugünün Don Kişotları yarının sektör liderleri olabilir.
Bankacılıkta Don Kişot Yaklaşımının Faydaları
1. Yenilikçilik Kültürü Oluşturur
Sektörün en büyük düşmanı bazen rakipler değil, alışkanlıklardır.
Don Kişot bakış açısı:
- Yeni ürünler
- Yeni gelir modelleri
- Yeni müşteri deneyimleri oluşturur.
2. Kriz Dönemlerinde Çıkış Yolu Bulur
Kriz zamanlarında çoğu kurum savunmaya geçer.
Don Kişot yaklaşımına sahip liderler ise:
- Yeni pazarlar arar
- Yeni teknolojilere yatırım yapar
- Rakiplerin görmediği fırsatları görür
3. Kurum İçinde Motivasyonu Artırır
İnsanlar sadece maaş için değil, anlamlı hedefler için de çalışır.
Büyük vizyonlar:
- Yetenekli çalışanları çeker
- Kurumsal bağlılığı artırır
- Yenilikçi ekiplerin oluşmasını sağlar
Don Kişot Olmanın Tehlikeleri
Her Don Kişot hikâyesi başarıyla bitmez. Bankacılıkta aşırı hayalcilik ciddi riskler yaratabilir.
1. Risk Yönetimini Zayıflatabilir
Bankacılık sektörünün temeli:
- Sermaye yeterliliği
- Likidite
- Risk kontrolü
üzerine kuruludur.
Gerçeklerden kopuk büyüme stratejileri bankaları krizlere sürükleyebilir.
2. Teknoloji Fetişizmi Oluşturabilir
Her yeni teknoloji yatırım yapılacak alan değildir.
Birçok banka:
- Metaverse
- NFT
- Kripto projeleri
konusunda büyük yatırımlar yaptı ancak beklediği sonucu alamadı.
3. Kurumsal Körlüğe Yol Açabilir
Liderler bazen kendi vizyonlarına o kadar inanırlar ki:
- Piyasa sinyallerini
- Müşteri geri bildirimlerini
- Finansal göstergeleri
görmez hale gelirler.
Bu durum “Don Kişot Sendromu” olarak da tanımlanır.
Türk Bankacılık Sektörü İçin Dersler
Türk bankacılığı bugün iki uç arasında denge kurmak zorunda:
Aşırı Muhafazakârlık
- Yeni ürün geliştirmemek
- Risk almamak
- Teknoloji yatırımlarını ertelemek
Aşırı Don Kişotluk
- Kontrolsüz büyüme
- Yetersiz risk analizi
- Gerçeklerden kopuk projeler
Doğru model ise: “Veriyle desteklenen Don Kişotluk“
Yani:
- Hayal kurmak
- Yenilik yapmak
- Büyük hedef koymak
ama aynı zamanda:
- Risk ölçmek
- Veriye dayanmak
- Senaryo analizi yapmak zorundasınız.
Bankaların Don Kişotlara İhtiyacı Var mı?
Evet.
Çünkü sektör sadece muhasebecilerle büyümez. Ama sadece hayalperestlerle de ayakta kalamaz. Bankacılık tarihine bakıldığında en başarılı kurumlar, Don Kişot’un cesaretini Sancho Panza’nın gerçekçiliğiyle birleştirenler olmuştur. Bugün yapay zekâ, açık bankacılık, dijital para ve fintech rekabeti çağında Türk bankalarının ihtiyacı olan şey de tam olarak budur:
Yel değirmenlerine saldıran değil, hangi değirmenin gerçekten dev olduğunu anlayabilen Don Kişotlar…
BANKA HABERLERİ
Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras
Yayınlanma:
4 gün önce|
31/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Carl Friedrich Gauss, matematik tarihinin en büyük dahilerinden biri olarak kabul edilir. Hatta birçok bilim insanı onu “Matematiğin Prensi” (Princeps Mathematicorum) olarak anmıştır. 1777-1855 yılları arasında yaşamış olmasına rağmen, bugün kullandığımız birçok matematiksel yöntem, teknoloji ve mühendislik uygulaması onun çalışmalarına dayanır.
Gauss’un Matematiğe En Büyük Katkıları
1. Normal Dağılım (Gauss Eğrisi)
Bugün istatistikte, yapay zekâda, bankacılıkta, sigortacılıkta ve ekonomide kullanılan çan eğrisi onun adıyla anılır.

- Kredi risk analizlerinde
- Sigorta prim hesaplamalarında
- Kalite kontrol süreçlerinde
- Yapay zekâ algoritmalarında
- Borsa ve finansal modellemelerde
temel araçlardan biridir.
2. En Küçük Kareler Yöntemi
Gauss, gözlem hatalarını azaltmak için “En Küçük Kareler Yöntemi”ni geliştirdi.
Bugün:
- Ekonomik tahminlerde
- Finansal modellemelerde
- Makine öğrenmesinde
- Yapay zekâ algoritmalarında
kullanılan regresyon analizlerinin temelini oluşturur.
3. Sayılar Teorisi
1801 yılında yayımladığı Disquisitiones Arithmeticae adlı eser, modern sayı teorisinin temel kitabı kabul edilir.
Bugün:
- Kriptografi
- Dijital imza sistemleri
- Blockchain teknolojileri
- İnternet güvenliği
bu çalışmalar üzerine kuruludur.
4. Modüler Aritmetik
Gauss’un geliştirdiği modüler aritmetik sistemi günümüzde:
- Şifreleme sistemleri
- Bankacılık güvenliği
- ATM işlemleri
- Kredi kartı doğrulama sistemleri
için kritik öneme sahiptir.
Aslında internet bankacılığının matematiksel temellerinden biri Gauss’a dayanır.
5. Jeodezi ve Haritacılık
Gauss, Dünya’nın ölçülmesi ve haritalanması konusunda devrim yarattı.
Bugün:
- GPS sistemleri
- Uydu navigasyonu
- Coğrafi bilgi sistemleri
onun geliştirdiği yöntemlerden yararlanır.
6. Karmaşık Sayılar
Gauss, karmaşık sayıların matematikteki kullanımını sistematik hale getirdi.
Bugün:
- Elektrik mühendisliği
- Telekomünikasyon
- Radar sistemleri
- 5G haberleşme teknolojileri
bu çalışmaların üzerine inşa edilmiştir.
7. Gauss Yasası
Elektromanyetizmanın temel yasalarından biridir.
Bu yasa olmadan:
- Elektrik şebekeleri
- Mikroçipler
- Bilgisayarlar
- Cep telefonları
geliştirilemezdi.
8. Astronomi ve Uzay Çalışmaları
1801 yılında keşfedilen Ceres kaybolduğunda, Gauss kendi geliştirdiği yöntemlerle yeniden yerini hesapladı.
Bu çalışma modern:
- Uydu takip sistemlerinin
- Yörünge hesaplamalarının
- Uzay görevlerinin
başlangıcı kabul edilir.
Bankacılık ve Finans Açısından Gauss
Sizin ilgi alanınıza daha yakın bir örnek vermek gerekirse;
Bugün bankaların kullandığı:
- Kredi skorlama modelleri
- Risk ölçümleri
- VAR (Value at Risk) hesaplamaları
- Portföy optimizasyonu
- Sigorta aktüeryası
- Yapay zekâ destekli kredi değerlendirmeleri
doğrudan veya dolaylı olarak Gauss’un istatistik ve olasılık çalışmalarına dayanır.
Bir anlamda, modern bankacılıkta kullanılan risk yönetimi matematiğinin temel taşlarından biri Gauss’tur.
İlginç Bir Hikâye
Gauss henüz 7 yaşındayken öğretmeni sınıfa ceza olsun diye 1’den 100’e kadar sayıların toplamını vermişti.
Diğer öğrenciler hesap yaparken Gauss birkaç saniyede sonucu buldu:
1+2+3+⋯+100=(100×101)/2=5050
Çünkü sayıları şu şekilde eşleştirmişti:
- 1 + 100 = 101
- 2 + 99 = 101
- 3 + 98 = 101
Toplam 50 adet 101 vardı.
Bu olay onun dehasını dünyaya duyuran ilk hikâyelerden biri olarak anlatılır.
Teorileri halen kullanılıyor
Gauss yalnızca matematiğe katkı yapmadı; bugün kullandığımız internet bankacılığından GPS’e, yapay zekâdan kriptografiye, uydu sistemlerinden finansal risk yönetimine kadar uzanan dijital dünyanın matematiksel altyapısını şekillendiren isimlerden biri oldu. Eğer bugün bir banka kredi riski hesaplayabiliyor, bir telefon konumunuzu bulabiliyor veya bir internet işlemi güvenli şekilde yapılabiliyorsa, bunun arkasında bir yerde Gauss’un matematiği vardır.
Erol Taşdelen
Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı
Yayınlanma:
5 gün önce|
30/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı
Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.
Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.
Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor
Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.
Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”
Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor
Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.
Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.
Sorun teknik elemandan düz işçiye indi
Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.
Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.
Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu
Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.
Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.
Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.
İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil
Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.
Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.
Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart
Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.
Öncelikli adımlar şunlar olmalı:
- Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
- Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
- Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
- Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
- Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
- Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
- Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.
Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı
Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.
Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.
Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?
Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.
*************
Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
