Connect with us

EKONOMİ

Erdoğan Sağlam : Finansman gider kısıtlamasına ilişkin tebliğ taslağı

Yayınlanma:

|

1 Ocak 2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanacak kısıtlama, oranının maksimum seviye olan yüzde 10 olarak belirlenmesiyle uygulamaya girdi

Finansman gider kısıtlamasının 17 yıl sonra yeniden uygulamaya girdiğini Mehmet Yıldırım T24 için yazmıştı.

Esasen 1 Ocak 2013 tarihi itibariyle Kurumlar Vergisi Kanununa (KVK) eklenen bir madde ile finansman gider kısıtlaması mevzuatımıza yeniden girmişti.[1] Bu hükme göre, kredi kuruluşları, finansal kuruluşlar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri dışındaki mükelleflerce kullanılan yabancı kaynaklarınöz kaynak tutarını aşan kısmına isabet eden faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının (yatırımın maliyetine eklenenler hariç) yüzde 10’unu aşmamak üzere Cumhurbaşkanı’nca belirlenen kısmı, vergi matrahının tespitinde dikkate alınamaz. Yani bu kısım kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak dikkate alınmak zorunda.

Finansman gider kısıtlaması Cumhurbaşkanının (daha önce Bakanlar Kurulunun) kısıtlama oranını belirlememesi nedeniyle uygulamaya girmemişti.

Nihayet Cumhurbaşkanının bu yetkisini 8 yıl sonra 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanmak üzere kullanması ve kısıtlama oranını maksimum seviye olan yüzde 10 olarak belirlemesi ile kısıtlama uygulamaya girdi.

Uygulama ilk kez 2021 yılının 3 aylık birinci geçici vergi döneminde yapılacak. Özel hesap dönemi kullanmakta olan kurumlar vergisi mükellefleri, 2020 yılı içinde başlayıp 2021 yılında sona erecek özel hesap dönemlerinde finansman gider kısıtlaması uygulamayacaklar. Bu mükellefler ilk kez, 2021 yılı içinde başlayıp 2022 yılında sona erecek özel hesap dönemlerinde finansman gider kısıtlaması uygulamaya başlayacaklar.

Gelir İdaresi Başkanlığı konuya ilişkin açıklamaların yer aldığı tebliğ taslağını 24 Martta internet sitesine koyarak kamuoyunun görüşüne açtı. 12 Nisan’a kadar görüş ve öneri bekleniyor.

Taslağı değerlendirmeye geçmeden önce kısıtlamanın gerekçesini hatırlatalım. İlgili maddenin gerekçesine göre düzenlemenin amacı, firmaların finansman ihtiyaçlarını borçlanma yerine öz kaynakları ile finanse etmelerini teşvik etmek

Son bir hatırlatma; kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun hesap döneminin başındaki öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılıyor ve bu kısma ilişkin faiz, kur farkı ve benzeri giderler, KVK uygulamasında gider kabul edilmiyor.

Şimdi taslakta açıklanan konulara ve bunlar hakkındaki görüşlerimize geçebiliriz.

Kısıtlama kapsamına hangi yabancı kaynaklar giriyor?

Kanuni düzenlemede “kredi” ve “finansal borç” yerine daha geniş bir kavram olan “yabancı kaynak” ifadesi kullanılmış ve kısıtlanacak finansman giderleri, örnekler verilerek (faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları şeklinde) sayılmış bulunuyor.

Taslak tebliğde;

– Yabancı kaynakların, bilançonun kısa vadeli yabancı kaynaklar ve uzun vadeli yabancı kaynaklar toplamı olup işletmelerin belirli bir vade sonunda geri ödenmek üzere sağladığı kaynakları,

– Finansman giderlerinin ise yabancı kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğan her türlü faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı, faktoring kuruluşlarına verilen iskonto bedelleri ve benzeri adlar altında yapılmış olan gider ve maliyet unsurlarını,

ifade ettiği belirtiliyor.

Bu tanımlar kanuni düzenlemeye uygun ve (temenniler olmasa da) beklentiler yönünde olduğunu söyleyebilirim.

Bu tanımlarda dikkat çeken noktalar, kısıtlamanın uygulanabilmesi için, “yabancı kaynağın vadesinin olması” ve “finansman giderinin yabancı kaynağın kullanım süresinden doğan” bir finansman gideri olması gerekliliği…

Nitekim taslakta,

  • Teminat mektubu komisyonları, tahvil ihracına ilişkin giderler ile ipotek masrafları gibi herhangi bir yabancı kaynak kullanımına bağlı olmaksızın doğan giderlerin,
  • Finansman gideri olmayıp finansman geliri azalması niteliğinde olan erken ödeme iskontoları veya peşin ödeme iskontolarının,
  • Kredi sözleşmelerine ilişkin olarak ödenen damga vergisi veya banka havale ücretlerine ilişkin ödenen banka ve sigorta muameleleri vergisi gibi bir yabancı kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğmayan giderlerin,

kısıtlama dışında tutulacağı ifade ediliyor. Bu açıklamalara katılıyorum.

Tebliğde yer alan açıklamalardan, mal ve hizmet alımı nedeniyle ortaya çıkan borç ilişkisinin kısıtlama kapsamına girmediği anlaşılıyor. Ancak tebliğde; mal veya hizmet alımı nedeniyle ortaya çıkan borçların ilgili mal veya hizmet için ortalama piyasa vadesini aşmadığı sürece kısıtlama kapsamına girmediği daha açık bir şekilde yazılırsa ileride ortaya çıkması muhtemel ihtilaflar peşinen önlenmiş olur.

Kısıtlamanın başladığı 1 Ocak 2021 tarihinden önceki borçlar kapsama girer mi?

Taslakta, finansman hizmetinin hangi yılda sağlandığı veya kredi sözleşmesinin hangi yılda yapıldığının öneminin bulunmadığı, dönem sonu itibarıyla kullanılan yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmelerde, söz konusu yabancı kaynaklara ilişkin olarak mahiyet ve tutar itibarıyla 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren kesinleşen gider ve maliyet unsurlarının gider kısıtlamasına tabi tutulacağı belirtiliyor.

Taslakta aynı yaklaşım kur farkları için de benimsenmiş. Yabancı kaynağın hangi yılda kullanıldığına bakılmaksızın, yabancı kaynak kullanımından doğan kur farkı giderlerinin 2021 yılı kazancının tespiti de dâhil olmak üzere döviz kurlarındaki değişim dikkate alınarak hesaplanan gerçek tutarları ile gider indirimi kısıtlamasına konu edileceği belirtiliyor.

Bu yaklaşıma katılamıyorum, bence kısıtlama kapsamına giren yabancı kaynaklar, uygulamanın başladığı 1 Ocak 2021’den itibaren kullanılan kaynaklarla sınırlı olmalıdır.

Zaten uygulamanın 4 Şubat 2021’de yayımlanan bir Kararla 1 Ocak 2021’den geçerli kılınması sorunlu. Bir de buna önceden kullanılmış kredilerin kısıtlama kapsamında olduğunu ekleyerek sorunu büyütmek çok doğru değil. Bu yaklaşım, vergide yasallık ilkesinin gereği olan hukuki güvenlik ilkesine de aykırı.

Geçmiş finansman kısıtlaması uygulamasında da, yabancı kaynakların hangi yılda temin edildiğinin önem arz etmediği belirtilmişti. Ancak açılan davada Danıştay 4. Dairesi, 27.10.1997 günlü ve E: 1997/636, K: 1997/3797 sayılı Kararıyla; kısıtlamanın 1.1.1996 tarihinden itibaren uygulamaya girdiği, bu hükmün yayımı tarihinden önce kullanılan yabancı kaynaklar nedeniyle ödenen faiz, komisyon, vade farkı, kar payı, kur farkı gibi giderlere uygulanmasının, önceki hukuki duruma göre fizibilitesini yapmış ve buna göre borçlanmış işletmelerin kanuna güven ve istikrar prensiplerine dayalı haklı beklentilerini ortadan kaldıracağından, yabancı kaynakların hangi yılda temin edildiğinin önem arzetmeyeceği yolundaki düzenlemenin hukuka uygun düşmediği gerekçesiyle ilgili düzenlemeyi iptal etmişti. Karar Maliye Bakanlığı tarafından temyiz edilmiş, ancak Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından bu temyiz talebi reddedilmişti.

Taslak bu şekilde yayımlanırsa aynı akıbete uğrayacağı çok açık, bu nedenle düzeltileceğine inanıyorum.

Yatırımın maliyetine eklenen giderler kısıtlama kapsamı dışında tutulacak

Yatırımla ilgili finansman giderlerinin, yatırımın aktifleştirildiği dönem sonuna kadar olanları yatırımın maliyetine dâhil edilmek zorunda. İzleyen dönemlerde doğan finansman giderlerinin ise maliyete dâhil edilip edilmeyeceğini mükellefler serbestçe belirleyebiliyorlar. Yani mükelleflerin ihtiyarında…

Kanuni düzenlemeye göre, kısıtlama kapsamına giren finansman gider ve maliyet unsurlarından yatırımın maliyetine eklenenler gider kısıtlaması kapsamı dışında bırakılacak. Tebliğ taslağındazorunlu olarak ya da mükellefin ihtiyarında maliyete eklenen yabancı kaynaklara ait gider ve maliyetlerin gider kısıtlamasına konu olmayacağı belirtilerek çok isabetli bir yaklaşım sergilenmiş. Çünkü ihtiyari eklenenlerin kısıtlama kapsamında olduğu yönünde hatalı yorumlara rastlanıyordu.

Finansman gider kısıtlamasının uygulanacağı dönem

Taslakta, bilanço esasına göre defter tutan kurumlar vergisi mükelleflerinin[2]her bir geçici vergilendirme döneminin son günü itibarıyla Vergi Usul Kanununa göre çıkaracakları bilanço üzerinden öz kaynak ve yabancı kaynak mukayesesi yaparak finansman gider kısıtlamasına tabi olup olunmadığını belirleneceği açıklanıyor.

Yıllık dönemde; hesap dönemi olarak takvim yılını kullanan mükelleflerde 31 Aralık tarihli bilanço, özel hesap dönemini kullanan mükelleflerde ise hesap döneminin son günü itibarıyla çıkarılacak bilanço esas alınacak.

Görüldüğü gibi öz kaynak hesabında, örtülü sermaye uygulamasının aksine, her bir geçici vergi ve yılsonu itibariyle çıkarılacak bilançolarda yer alan öz kaynaklar esas alınıyor.

Geçici vergide gelir tablosu hazırlama zorunluluğu olmasına karşın bilanço çıkarma ve geçici vergi beyannamesine ekleme zorunluluğu bulunmuyor. Kısıtlama kapsamına giren mükellefler için böylece dolaylı olarak geçici vergide bilanço hazırlama zorunluluğu da getirilmiş oluyor.

Dönem sonu bilançolarının esas alınması, mükelleflere kısıtlama kapsamından çıkmak için aksiyon alma konusunda fırsat verirken; bu yaklaşımı, kısıtlanan finansman giderlerinin dâhil olduğu öz kaynağın yabancı kaynakla kıyaslanması nedeniyle eleştirenler var. Ben İdarenin yaklaşımını doğru buluyorum.

Önceki geçici vergilendirme dönemlerinde finansman gider kısıtlaması şartlarını taşımayan mükellefler, şartların oluştuğu geçici vergilendirme döneminden itibaren kısıtlamaya tabi olacaklar. Bu durumda, önceki geçici dönemlerine ilişkin olarak düzeltme verilmesine gerek olmayacak.

Finansman gideri yanında finansman gelirinin de bulunması durumu

Taslakta, finansman giderlerinin yanı sıra finansman geliri de elde etmiş olan mükelleflerin bu gelir ve giderlerini birbiri ile mukayese etmek suretiyle netleştirmeden finansman giderleri toplamının gider kısıtlamasına konu edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Bu açıklama farklı kaynaklardan doğan finansman gelir ve giderlerinin netleştirilememesi açısından tartışılabilir, ancak aynı kaynaktan doğan finansman gelir ve giderlerinin netleştirilmemesi düşünülemez. Örneğin ilk geçici vergi döneminde kısıtlamaya tabi tutulan kur farkı giderine ilişkin dövizli borçlanma ikinci geçici vergi döneminde kur değişimi nedeniyle kur farkı geliri yaratmışsa, kısıtlama açısından bu kur farkı gelir ve giderlerinin netleştirilmesi zorunluluktur. Zaten aylık kur değerlemesi yapan işletmeler aynı kaynaktan doğan kur farkı gider ve gelirlerini ayrı ayrı kayda almak yerine kayıtta netleştirme yapmak suretiyle kayda alırlarsa, finansman gideri açısından da otomatik netleştirme sağlanacaktır. Eğer Maliye aksini düşünüyorsa, bunu tebliğe açıkça yazmalı ve yargı denetimine olanak sağlamalıdır.

Başka uygulamalar nedeniyle KKEG olarak dikkate alınan finansman giderlerinin durumu

İşletmenin kullanmış olduğu yabancı kaynaklara ilişkin faiz ve kur farkı gibi giderler, başka uygulamalar nedeniyle (örtülü sermaye, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı veya binek otomobillerde gider kısıtlaması gibi) KKEG olarak dikkate alınmışsa, yeni uygulama kapsamında finansman gider kısıtlamasına tabi tutulmayacağı belirtiliyor. Çünkü bu kısım itibariyle zaten vergisel açıdan gider yazılmış bir tutar söz konusu değil. Bu konunun açıklığa kavuşturulmuş olmasını isabetli buluyorum.

Yansıtılan finansman giderlerini kim kısıtlayacak?

Taslakta bu konuya ilişkin bir açıklama bulunmuyor. Kanunda işletmede “kullanılan” yabancı kaynakların kısıtlamaya tabi tutulacağı hükme bağlandığından, kullanılmayıp gerçek kullanıcısına yansıtılan/aktarılan giderlerin yansıtan kurumda kısıtlamaya tabi tutulmayacağı kanaatindeyim. Nitekim örtülü sermaye uygulaması da bu şekilde işliyor. Tabii ki yabancı kaynağın geçek kullanıcısı, şartlar mevcutsa kısıtlama uygulamasını yapacaktır. Bu konu tebliğde açıklığa kavuşturulursa isabetli olur.

Kısıtlanan giderlere ilişkin KDV indirilebilir mi?

Tebliğ KDV tebliği olmadığı için kısıtlanan finansman giderlerine ilişkin KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılmayacağına yer verilmediği anlaşılıyor. Bazı kurumlar vergisi tebliğlerinde KDV’ye ilişkin açıklamaların yer aldığını biliyoruz. Bu tebliğde de yer verilebilir, verilmeyecekse de mutlaka bir KDV tebliği veya sirküleri ile konunun açıklığa kavuşturulması gerekir.

Önceki finansman gider kısıtlamasındaki yaklaşıma paralel olarak, indirimi kısıtlanan giderlere isabet eden KDV’nin indirimine izin verilmesinin zorunlu ve isabetli olacağını düşünüyorum. Böylece bu konuda yaşanması muhtemel uyuşmazlıkların önüne geçilecektir.

Tebliğdeki örneklerde yabancı kaynak toplamının öz kaynakları aşan kısmı hesaplanırken kısıtlama kapsamına girmeyen yabancı kaynaklar da dikkate alınıyor

Tebliğde, yatırımın maliyetine eklenen finansman giderleri ile örtülü sermaye kapsamına giren finansman giderlerinin kısıtlama kapsamına girmediği belirtilerek, aşan kısma isabet eden finansman giderinin hesabında finansman gideri toplamından kapsama girmeyen tutarlar doğru bir şekilde düşülüyor. Ancak kapsama girmeyen bu finansman giderleri her iki duruma ilişkin örnekte de aşan kısmın oranı tespit edilirken yabancı kaynak toplamına dâhil ediliyor. Mademki bu giderler kapsama girmiyor, oranın hesabında da yabancı kaynak toplamına dâhil edilmemelidir.

Örneğin taslaktaki 2 no.lu örnekte, öz kaynakları toplamı 2.000.000 TL olan (B) A.Ş.’nin aynı dönemde yabancı kaynakları toplamı 2.500.000 TL’dir. Şirketin bu döneme ilişkin toplam finansman gideri 200.000 TL’dir.

(B) A.Ş. devam eden yatırımı dolayısıyla aynı dönemde kullanmış olduğu krediden kaynaklanan 60.000 TL’lik finansman giderini yatırımın maliyetine eklemiştir.

Örnekte 200.000 TL’lik finansman giderinin 60.000 TL’lik yatırımın maliyetine eklenen kısmı finansman gider kısıtlamasının hesabında indirilmiş ve kısıtlamaya tabi gider tutarı (200.000 TL – 60.000 TL=) 140.000 TL olarak esas alınmıştır.

Aşan kısım= Yabancı kaynak toplamı – Öz kaynak toplamı

= 2.500.000 TL – 2.000.000 TL = 500.000 TL

Aşan kısma isabet eden finansman gideri: Finansman gideri x (Aşan kısım / Toplam yabancı kaynak)

=140.000 TL x (500.000 TL / 2.500.000 TL) = 140.000 TL x %20 = 28.000 TL

Ancak hesaplamalarda yatırım eklenen finansman gidenlerine ilişkin yabancı kaynaklar da dikkate alınmıştır. Ancak doğru hesaplama, kapsama girmeyen 60.000 TL finansman giderine ilişkin bu borcun (örnekte verilmediği için tutarını bilemiyoruz) 2.500.000 TL’lik yabancı kaynak toplamından düşülmesi suretiyle yapılmasıdır.


[1] Önceki düzenleme getirilen yeni düzenlemeden çok farklı idi ve vergi matrahının tespitinde enflasyonun etkisini gidermeyi sağlayan yöntemlerden yararlanan mükelleflere yönelikti. Bu uygulama, 2004 yılında enflasyon düzeltmesi hükümlerinin vergi mevzuatına dâhil edilmesi ile kaldırılmıştı.

[2] Taslakta, finansman gider kısıtlaması uygulamasında, yabancı kaynak ve öz kaynak mukayesesi gerektiğinden, bu düzenlemenin sadece bilanço esasına tabi mükellefler için geçerli olduğu, işletme hesabı esasına tabi mükelleflerin kısıtlama kapsamında olmadığı belirtiliyor.

T24 – Erdoğan SAĞLAM

Okumaya devam et

EKONOMİ

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor

Yayınlanma:

|

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.

Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.

Üç aylık tablo

Ay Toplam ödeme İç borç servisi İç borçlanma planı
Haziran 2026 686,6 milyar TL 554,9 milyar TL 543,8 milyar TL
Temmuz 2026 681,8 milyar TL 616,3 milyar TL 708,7 milyar TL
Ağustos 2026 644,3 milyar TL 595,8 milyar TL 595,8 milyar TL
Toplam 2,013 trilyon TL 1,767 trilyon TL 1,848 trilyon TL

Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.

Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.

Kritik risk: Faiz yükü büyüyor

Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.

Piyasalar açısından anlamı

Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.

Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.

Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.

Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.

Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?

TL neden sulanabilir?

Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.

Bunun birkaç kanalı var:

1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır

  • Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
  • Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
  • Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.

2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır

  • Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
  • Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
  • Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.

3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır

  • Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
  • TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.

Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?

Burada kritik ayrım şudur:

Hazine piyasadan borçlanıyor.

Yani:

  • Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
  • Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.

Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.

Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.

Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:

  • Bankalardan,
  • Fonlardan,
  • Sigorta şirketlerinden,
  • Bireysel yatırımcılardan

borçlanıyor.

Asıl risk nerede?

Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.

Bugün:

  • 2 trilyon TL borç ödeniyor.
  • Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.

Yarın:

  • Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
  • Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.

Bu durum zamanla:

  • Faiz giderlerini büyütür
  • Bütçe açığını artırır
  • Vergi ihtiyacını artırır
  • Enflasyon baskısını yükseltir
  • TL üzerindeki güven baskısını artırabilir

“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”

Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”

Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.

Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?

Yayınlanma:

|

Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı.  Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.

Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?

Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:

Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.

Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.

Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.

Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.

Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.

Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.

Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?

Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.

Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.

Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.

Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.

Reel sektöre telafisi zor zararlar

Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.

Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:

1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.

2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.

3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.

4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.

5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.

6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.

Buna rağmen neden devam ediliyor?

Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.

Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:

Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.

Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.

Fatura kime çıkar?

Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.

En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.

İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.

Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.

Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.

Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.

Alternatif ne olmalı?

Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.

Öneriler:

Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.

KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.

Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.

Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.

Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.

Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.

Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli

Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.

Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.

Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?

Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.

Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.

Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?

Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.

Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:

  • Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
  • Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
  • CDS risk primi yeniden gündeme geldi
  • Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
  • Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı

Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.

Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?

Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.

Bir ülkede:

  • ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
  • siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
  • erken seçim ihtimalinin konuşulması,
  • sokak tansiyonu riskinin artması,

yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.

Bu durumun sonucu ise genellikle:

  • daha yüksek faiz,
  • daha pahalı dış borçlanma,
  • daha düşük yabancı yatırım,
  • daha kırılgan kur dengesi oluyor.

19 Mart Süreci Hatırlandı

Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.

Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Bankalar Açısından Risk Ne?

En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.

Çünkü siyasi stres dönemlerinde:

  • mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
  • kredi talebi bozulabiliyor,
  • yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
  • bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.

Özellikle son dönemde:

  • yüksek faiz,
  • sıkı kredi politikası,
  • reel sektörün finansman sıkıntısı,
  • artan tahsili gecikmiş alacaklar

zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.

CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.

“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?

Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.

Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:

  • hukuk devleti,
  • demokratik süreçler,
  • siyasi istikrar,
  • yatırımcı güveni

başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.

Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?

Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:

  1. CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
  2. Parti içinde bölünme olur mu?
  3. Erken seçim tartışmaları büyür mü?
  4. Sokak tansiyonu yükselir mi?
  5. Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
  6. Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?

Güven Sarsıldı

Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.

Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.

Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.