Connect with us

EKONOMİ

Erdoğan Sağlam : Finansman gider kısıtlamasına ilişkin tebliğ taslağı

Yayınlanma:

|

1 Ocak 2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanacak kısıtlama, oranının maksimum seviye olan yüzde 10 olarak belirlenmesiyle uygulamaya girdi

Finansman gider kısıtlamasının 17 yıl sonra yeniden uygulamaya girdiğini Mehmet Yıldırım T24 için yazmıştı.

Esasen 1 Ocak 2013 tarihi itibariyle Kurumlar Vergisi Kanununa (KVK) eklenen bir madde ile finansman gider kısıtlaması mevzuatımıza yeniden girmişti.[1] Bu hükme göre, kredi kuruluşları, finansal kuruluşlar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri dışındaki mükelleflerce kullanılan yabancı kaynaklarınöz kaynak tutarını aşan kısmına isabet eden faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının (yatırımın maliyetine eklenenler hariç) yüzde 10’unu aşmamak üzere Cumhurbaşkanı’nca belirlenen kısmı, vergi matrahının tespitinde dikkate alınamaz. Yani bu kısım kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak dikkate alınmak zorunda.

Finansman gider kısıtlaması Cumhurbaşkanının (daha önce Bakanlar Kurulunun) kısıtlama oranını belirlememesi nedeniyle uygulamaya girmemişti.

Nihayet Cumhurbaşkanının bu yetkisini 8 yıl sonra 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanmak üzere kullanması ve kısıtlama oranını maksimum seviye olan yüzde 10 olarak belirlemesi ile kısıtlama uygulamaya girdi.

Uygulama ilk kez 2021 yılının 3 aylık birinci geçici vergi döneminde yapılacak. Özel hesap dönemi kullanmakta olan kurumlar vergisi mükellefleri, 2020 yılı içinde başlayıp 2021 yılında sona erecek özel hesap dönemlerinde finansman gider kısıtlaması uygulamayacaklar. Bu mükellefler ilk kez, 2021 yılı içinde başlayıp 2022 yılında sona erecek özel hesap dönemlerinde finansman gider kısıtlaması uygulamaya başlayacaklar.

Gelir İdaresi Başkanlığı konuya ilişkin açıklamaların yer aldığı tebliğ taslağını 24 Martta internet sitesine koyarak kamuoyunun görüşüne açtı. 12 Nisan’a kadar görüş ve öneri bekleniyor.

Taslağı değerlendirmeye geçmeden önce kısıtlamanın gerekçesini hatırlatalım. İlgili maddenin gerekçesine göre düzenlemenin amacı, firmaların finansman ihtiyaçlarını borçlanma yerine öz kaynakları ile finanse etmelerini teşvik etmek

Son bir hatırlatma; kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun hesap döneminin başındaki öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılıyor ve bu kısma ilişkin faiz, kur farkı ve benzeri giderler, KVK uygulamasında gider kabul edilmiyor.

Şimdi taslakta açıklanan konulara ve bunlar hakkındaki görüşlerimize geçebiliriz.

Kısıtlama kapsamına hangi yabancı kaynaklar giriyor?

Kanuni düzenlemede “kredi” ve “finansal borç” yerine daha geniş bir kavram olan “yabancı kaynak” ifadesi kullanılmış ve kısıtlanacak finansman giderleri, örnekler verilerek (faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları şeklinde) sayılmış bulunuyor.

Taslak tebliğde;

– Yabancı kaynakların, bilançonun kısa vadeli yabancı kaynaklar ve uzun vadeli yabancı kaynaklar toplamı olup işletmelerin belirli bir vade sonunda geri ödenmek üzere sağladığı kaynakları,

– Finansman giderlerinin ise yabancı kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğan her türlü faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı, faktoring kuruluşlarına verilen iskonto bedelleri ve benzeri adlar altında yapılmış olan gider ve maliyet unsurlarını,

ifade ettiği belirtiliyor.

Bu tanımlar kanuni düzenlemeye uygun ve (temenniler olmasa da) beklentiler yönünde olduğunu söyleyebilirim.

Bu tanımlarda dikkat çeken noktalar, kısıtlamanın uygulanabilmesi için, “yabancı kaynağın vadesinin olması” ve “finansman giderinin yabancı kaynağın kullanım süresinden doğan” bir finansman gideri olması gerekliliği…

Nitekim taslakta,

  • Teminat mektubu komisyonları, tahvil ihracına ilişkin giderler ile ipotek masrafları gibi herhangi bir yabancı kaynak kullanımına bağlı olmaksızın doğan giderlerin,
  • Finansman gideri olmayıp finansman geliri azalması niteliğinde olan erken ödeme iskontoları veya peşin ödeme iskontolarının,
  • Kredi sözleşmelerine ilişkin olarak ödenen damga vergisi veya banka havale ücretlerine ilişkin ödenen banka ve sigorta muameleleri vergisi gibi bir yabancı kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğmayan giderlerin,

kısıtlama dışında tutulacağı ifade ediliyor. Bu açıklamalara katılıyorum.

Tebliğde yer alan açıklamalardan, mal ve hizmet alımı nedeniyle ortaya çıkan borç ilişkisinin kısıtlama kapsamına girmediği anlaşılıyor. Ancak tebliğde; mal veya hizmet alımı nedeniyle ortaya çıkan borçların ilgili mal veya hizmet için ortalama piyasa vadesini aşmadığı sürece kısıtlama kapsamına girmediği daha açık bir şekilde yazılırsa ileride ortaya çıkması muhtemel ihtilaflar peşinen önlenmiş olur.

Kısıtlamanın başladığı 1 Ocak 2021 tarihinden önceki borçlar kapsama girer mi?

Taslakta, finansman hizmetinin hangi yılda sağlandığı veya kredi sözleşmesinin hangi yılda yapıldığının öneminin bulunmadığı, dönem sonu itibarıyla kullanılan yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmelerde, söz konusu yabancı kaynaklara ilişkin olarak mahiyet ve tutar itibarıyla 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren kesinleşen gider ve maliyet unsurlarının gider kısıtlamasına tabi tutulacağı belirtiliyor.

Taslakta aynı yaklaşım kur farkları için de benimsenmiş. Yabancı kaynağın hangi yılda kullanıldığına bakılmaksızın, yabancı kaynak kullanımından doğan kur farkı giderlerinin 2021 yılı kazancının tespiti de dâhil olmak üzere döviz kurlarındaki değişim dikkate alınarak hesaplanan gerçek tutarları ile gider indirimi kısıtlamasına konu edileceği belirtiliyor.

Bu yaklaşıma katılamıyorum, bence kısıtlama kapsamına giren yabancı kaynaklar, uygulamanın başladığı 1 Ocak 2021’den itibaren kullanılan kaynaklarla sınırlı olmalıdır.

Zaten uygulamanın 4 Şubat 2021’de yayımlanan bir Kararla 1 Ocak 2021’den geçerli kılınması sorunlu. Bir de buna önceden kullanılmış kredilerin kısıtlama kapsamında olduğunu ekleyerek sorunu büyütmek çok doğru değil. Bu yaklaşım, vergide yasallık ilkesinin gereği olan hukuki güvenlik ilkesine de aykırı.

Geçmiş finansman kısıtlaması uygulamasında da, yabancı kaynakların hangi yılda temin edildiğinin önem arz etmediği belirtilmişti. Ancak açılan davada Danıştay 4. Dairesi, 27.10.1997 günlü ve E: 1997/636, K: 1997/3797 sayılı Kararıyla; kısıtlamanın 1.1.1996 tarihinden itibaren uygulamaya girdiği, bu hükmün yayımı tarihinden önce kullanılan yabancı kaynaklar nedeniyle ödenen faiz, komisyon, vade farkı, kar payı, kur farkı gibi giderlere uygulanmasının, önceki hukuki duruma göre fizibilitesini yapmış ve buna göre borçlanmış işletmelerin kanuna güven ve istikrar prensiplerine dayalı haklı beklentilerini ortadan kaldıracağından, yabancı kaynakların hangi yılda temin edildiğinin önem arzetmeyeceği yolundaki düzenlemenin hukuka uygun düşmediği gerekçesiyle ilgili düzenlemeyi iptal etmişti. Karar Maliye Bakanlığı tarafından temyiz edilmiş, ancak Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından bu temyiz talebi reddedilmişti.

Taslak bu şekilde yayımlanırsa aynı akıbete uğrayacağı çok açık, bu nedenle düzeltileceğine inanıyorum.

Yatırımın maliyetine eklenen giderler kısıtlama kapsamı dışında tutulacak

Yatırımla ilgili finansman giderlerinin, yatırımın aktifleştirildiği dönem sonuna kadar olanları yatırımın maliyetine dâhil edilmek zorunda. İzleyen dönemlerde doğan finansman giderlerinin ise maliyete dâhil edilip edilmeyeceğini mükellefler serbestçe belirleyebiliyorlar. Yani mükelleflerin ihtiyarında…

Kanuni düzenlemeye göre, kısıtlama kapsamına giren finansman gider ve maliyet unsurlarından yatırımın maliyetine eklenenler gider kısıtlaması kapsamı dışında bırakılacak. Tebliğ taslağındazorunlu olarak ya da mükellefin ihtiyarında maliyete eklenen yabancı kaynaklara ait gider ve maliyetlerin gider kısıtlamasına konu olmayacağı belirtilerek çok isabetli bir yaklaşım sergilenmiş. Çünkü ihtiyari eklenenlerin kısıtlama kapsamında olduğu yönünde hatalı yorumlara rastlanıyordu.

Finansman gider kısıtlamasının uygulanacağı dönem

Taslakta, bilanço esasına göre defter tutan kurumlar vergisi mükelleflerinin[2]her bir geçici vergilendirme döneminin son günü itibarıyla Vergi Usul Kanununa göre çıkaracakları bilanço üzerinden öz kaynak ve yabancı kaynak mukayesesi yaparak finansman gider kısıtlamasına tabi olup olunmadığını belirleneceği açıklanıyor.

Yıllık dönemde; hesap dönemi olarak takvim yılını kullanan mükelleflerde 31 Aralık tarihli bilanço, özel hesap dönemini kullanan mükelleflerde ise hesap döneminin son günü itibarıyla çıkarılacak bilanço esas alınacak.

Görüldüğü gibi öz kaynak hesabında, örtülü sermaye uygulamasının aksine, her bir geçici vergi ve yılsonu itibariyle çıkarılacak bilançolarda yer alan öz kaynaklar esas alınıyor.

Geçici vergide gelir tablosu hazırlama zorunluluğu olmasına karşın bilanço çıkarma ve geçici vergi beyannamesine ekleme zorunluluğu bulunmuyor. Kısıtlama kapsamına giren mükellefler için böylece dolaylı olarak geçici vergide bilanço hazırlama zorunluluğu da getirilmiş oluyor.

Dönem sonu bilançolarının esas alınması, mükelleflere kısıtlama kapsamından çıkmak için aksiyon alma konusunda fırsat verirken; bu yaklaşımı, kısıtlanan finansman giderlerinin dâhil olduğu öz kaynağın yabancı kaynakla kıyaslanması nedeniyle eleştirenler var. Ben İdarenin yaklaşımını doğru buluyorum.

Önceki geçici vergilendirme dönemlerinde finansman gider kısıtlaması şartlarını taşımayan mükellefler, şartların oluştuğu geçici vergilendirme döneminden itibaren kısıtlamaya tabi olacaklar. Bu durumda, önceki geçici dönemlerine ilişkin olarak düzeltme verilmesine gerek olmayacak.

Finansman gideri yanında finansman gelirinin de bulunması durumu

Taslakta, finansman giderlerinin yanı sıra finansman geliri de elde etmiş olan mükelleflerin bu gelir ve giderlerini birbiri ile mukayese etmek suretiyle netleştirmeden finansman giderleri toplamının gider kısıtlamasına konu edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Bu açıklama farklı kaynaklardan doğan finansman gelir ve giderlerinin netleştirilememesi açısından tartışılabilir, ancak aynı kaynaktan doğan finansman gelir ve giderlerinin netleştirilmemesi düşünülemez. Örneğin ilk geçici vergi döneminde kısıtlamaya tabi tutulan kur farkı giderine ilişkin dövizli borçlanma ikinci geçici vergi döneminde kur değişimi nedeniyle kur farkı geliri yaratmışsa, kısıtlama açısından bu kur farkı gelir ve giderlerinin netleştirilmesi zorunluluktur. Zaten aylık kur değerlemesi yapan işletmeler aynı kaynaktan doğan kur farkı gider ve gelirlerini ayrı ayrı kayda almak yerine kayıtta netleştirme yapmak suretiyle kayda alırlarsa, finansman gideri açısından da otomatik netleştirme sağlanacaktır. Eğer Maliye aksini düşünüyorsa, bunu tebliğe açıkça yazmalı ve yargı denetimine olanak sağlamalıdır.

Başka uygulamalar nedeniyle KKEG olarak dikkate alınan finansman giderlerinin durumu

İşletmenin kullanmış olduğu yabancı kaynaklara ilişkin faiz ve kur farkı gibi giderler, başka uygulamalar nedeniyle (örtülü sermaye, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı veya binek otomobillerde gider kısıtlaması gibi) KKEG olarak dikkate alınmışsa, yeni uygulama kapsamında finansman gider kısıtlamasına tabi tutulmayacağı belirtiliyor. Çünkü bu kısım itibariyle zaten vergisel açıdan gider yazılmış bir tutar söz konusu değil. Bu konunun açıklığa kavuşturulmuş olmasını isabetli buluyorum.

Yansıtılan finansman giderlerini kim kısıtlayacak?

Taslakta bu konuya ilişkin bir açıklama bulunmuyor. Kanunda işletmede “kullanılan” yabancı kaynakların kısıtlamaya tabi tutulacağı hükme bağlandığından, kullanılmayıp gerçek kullanıcısına yansıtılan/aktarılan giderlerin yansıtan kurumda kısıtlamaya tabi tutulmayacağı kanaatindeyim. Nitekim örtülü sermaye uygulaması da bu şekilde işliyor. Tabii ki yabancı kaynağın geçek kullanıcısı, şartlar mevcutsa kısıtlama uygulamasını yapacaktır. Bu konu tebliğde açıklığa kavuşturulursa isabetli olur.

Kısıtlanan giderlere ilişkin KDV indirilebilir mi?

Tebliğ KDV tebliği olmadığı için kısıtlanan finansman giderlerine ilişkin KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılmayacağına yer verilmediği anlaşılıyor. Bazı kurumlar vergisi tebliğlerinde KDV’ye ilişkin açıklamaların yer aldığını biliyoruz. Bu tebliğde de yer verilebilir, verilmeyecekse de mutlaka bir KDV tebliği veya sirküleri ile konunun açıklığa kavuşturulması gerekir.

Önceki finansman gider kısıtlamasındaki yaklaşıma paralel olarak, indirimi kısıtlanan giderlere isabet eden KDV’nin indirimine izin verilmesinin zorunlu ve isabetli olacağını düşünüyorum. Böylece bu konuda yaşanması muhtemel uyuşmazlıkların önüne geçilecektir.

Tebliğdeki örneklerde yabancı kaynak toplamının öz kaynakları aşan kısmı hesaplanırken kısıtlama kapsamına girmeyen yabancı kaynaklar da dikkate alınıyor

Tebliğde, yatırımın maliyetine eklenen finansman giderleri ile örtülü sermaye kapsamına giren finansman giderlerinin kısıtlama kapsamına girmediği belirtilerek, aşan kısma isabet eden finansman giderinin hesabında finansman gideri toplamından kapsama girmeyen tutarlar doğru bir şekilde düşülüyor. Ancak kapsama girmeyen bu finansman giderleri her iki duruma ilişkin örnekte de aşan kısmın oranı tespit edilirken yabancı kaynak toplamına dâhil ediliyor. Mademki bu giderler kapsama girmiyor, oranın hesabında da yabancı kaynak toplamına dâhil edilmemelidir.

Örneğin taslaktaki 2 no.lu örnekte, öz kaynakları toplamı 2.000.000 TL olan (B) A.Ş.’nin aynı dönemde yabancı kaynakları toplamı 2.500.000 TL’dir. Şirketin bu döneme ilişkin toplam finansman gideri 200.000 TL’dir.

(B) A.Ş. devam eden yatırımı dolayısıyla aynı dönemde kullanmış olduğu krediden kaynaklanan 60.000 TL’lik finansman giderini yatırımın maliyetine eklemiştir.

Örnekte 200.000 TL’lik finansman giderinin 60.000 TL’lik yatırımın maliyetine eklenen kısmı finansman gider kısıtlamasının hesabında indirilmiş ve kısıtlamaya tabi gider tutarı (200.000 TL – 60.000 TL=) 140.000 TL olarak esas alınmıştır.

Aşan kısım= Yabancı kaynak toplamı – Öz kaynak toplamı

= 2.500.000 TL – 2.000.000 TL = 500.000 TL

Aşan kısma isabet eden finansman gideri: Finansman gideri x (Aşan kısım / Toplam yabancı kaynak)

=140.000 TL x (500.000 TL / 2.500.000 TL) = 140.000 TL x %20 = 28.000 TL

Ancak hesaplamalarda yatırım eklenen finansman gidenlerine ilişkin yabancı kaynaklar da dikkate alınmıştır. Ancak doğru hesaplama, kapsama girmeyen 60.000 TL finansman giderine ilişkin bu borcun (örnekte verilmediği için tutarını bilemiyoruz) 2.500.000 TL’lik yabancı kaynak toplamından düşülmesi suretiyle yapılmasıdır.


[1] Önceki düzenleme getirilen yeni düzenlemeden çok farklı idi ve vergi matrahının tespitinde enflasyonun etkisini gidermeyi sağlayan yöntemlerden yararlanan mükelleflere yönelikti. Bu uygulama, 2004 yılında enflasyon düzeltmesi hükümlerinin vergi mevzuatına dâhil edilmesi ile kaldırılmıştı.

[2] Taslakta, finansman gider kısıtlaması uygulamasında, yabancı kaynak ve öz kaynak mukayesesi gerektiğinden, bu düzenlemenin sadece bilanço esasına tabi mükellefler için geçerli olduğu, işletme hesabı esasına tabi mükelleflerin kısıtlama kapsamında olmadığı belirtiliyor.

T24 – Erdoğan SAĞLAM

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Prof. Dr. BORATAV: Dolar hegemonyasının sonu? Bir bankerin görüşleri

Dolar hegemonyasına son veren dönüşüm başlamaktadır. İyimser beklentilerle izleyeceğiz.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Başlıkta sözü edilen banker Zoltan Pozsar’dır. İsviçre’nin dev yatırım bankası Credit Suisse’in Kısa Vadeli Yatırım Stratejileri Bölümü’nün yöneticisi olduğunu öğreniyoruz.

Adını duymamıştım. Rusya’nın Ukrayna işgaline karşı Batı ittifakının uyguladığı yaptırımlar sonrasında Credit Suisse raporları olarak (12 Mart, 2 Ağustos, 17 Aralık, 29 Aralık 2022 tarihli) dört makale yayımladı.

En azından bir banker için “aykırı” metinler…  İkisinin başlığı, kapsamları hakkında bir fikir vermekte: “Yeni bir dünya para düzeninin doğuşuna tanık oluyoruz” ve “Savaş ekonomisine hoş geldiniz”.

Dünya sisteminin bugünkü sorunlarına ışık tutan özellikleri var. Aktararak değerlendirmek istedim.

Enflasyon sorunu

Yazar, Credit Suisse’te yöneticidir. En azından “görev duygusu gereği”, enflasyon sorunu üzerinde odaklanıyor.

Sözünü ettiğim yazılar, Ukrayna savaşının başlamasını izliyor. Savaş, yatırım bankası Credit Suisse’in müşterileri açısından ayrıca önem taşıyor. Pozsar onlara hitap ederek şu tespitleri ileri sürüyor. “Savaş, meta (commodity) akımlarını aksatır. Metaları, fabrikaları denetleyenler enflasyonu da yönlendirir. Enflasyonu yönlendirenler faiz oranlarını denetler. Faizler de genel olarak finansal servetin düzeyini belirlemiş olur.

Milyarlarca dolarlık finansal servet sahipleri sıradan rantiyelerden farklıdır. Onlar için finansal varlıklarının düzeyini korumak, artırmak öncelik taşır. Faizlerin yükselmesi, sıradan rantiyeleri sakinleştirir; ama finansal varlıklar (örneğin tahviller) değer yitirir.

Peki savaşın katkısı nedir? Meta üretimi aksar; arzı kısılır; enflasyon tetiklenir. Yazar, savaş öncesindeki düşük enflasyon döneminin nedenlerini ve nimetlerini de hatırlatıyor.

“Düşük enflasyonlu dünya üç sütuna dayanmaktaydı: Ucuz göçmen emeği ABD’de hizmet sektörü ücretlerinin durgun seyretmesini sağlıyordu. Çin’den ithal edilen ucuz tüketim malları düşük ücretlilerin geçim düzeyini destekliyordu. Rusya’nın ucuz doğal gazı da Alman sanayiine ve genel olarak AB’ye güç veriyordu.”

“Bu sayede Amerikalılar dünyanın sunabildiği tüm ucuz nesneleri tüketmekteydi. Finansal varlık zenginleri, parasal genişlemeden yararlanıyor; ucuz Rus enerjisi ile Avrupa’da üretilen nitelikli ürünlere de ulaşabiliyordu. Yoksul aileler de Çin’den gelen ucuz malların hepsini alıyordu. Rusya ve Çin bu makro-ekonomik barışın kefilleri olmaktaydı.” 

Makro-ekonomik barışa ABD son verdi

Pozsar’ın “makro-ekonomik barış” olarak adlandırdığı ortamın belirleyici özelliği fiyat istikrarıdır. Parasal genişleme mal piyasalarına akarak enflasyonu beslemez.  Finansal varlıklara kayar; onları şişirir ve finans kapitali ihya eder.

Yazara göre “düşük enflasyon dünyasının çöküşü, ulusalcı (“nativist”) ve jeopolitik” etkenlere bağlanmalıdır. “Trump’ın göçmen-karşıtı politikaları ABD istihdamında iki milyonluk gerilemeye yol açtı. Çin’e açılan ticaret savaşı korumacı tarifelerle başladı; teknolojik savaşa dönüştü; sonunda ulusal bir politika oldu.”

Uluslararası işgücü ve ticaret akımlarını etkileyen bu şoklara jeopolitik katkı ABD’den geldi: “Putin’in Avrupa’yı ucuz Rus gazına bağımlı kılma çabası, güç dengesini ABD aleyhine değiştirmeyi hedefliyordu. ABD Kuzey Akımı 2’yi baltalayarak engelledi. NATO’nun Avrupa’daki güçler dengesini bozması da Ukrayna’daki sıcak savaşa yol açtı.”

İki taraf da hızla ekonomik anlamda ‘silahlandı’. ABD dolar silahını kullandı; Rusya ise metaları… Savaş ekonomisine hoş geldiniz. Artık devlet başkanları önemlidir; merkez bankalarının başkanları değil. Bugünkü enflasyon arz ve jeopolitik ile ilgilidir; ulusal taleple değil. Anlamak için Friedman’ı değil, Brzezinski’yi okumak gerekiyor.

Dolar hegemonyasını zedeleyen eylemler

Bugünkü biçimi ile 1971’de oluşan dolar hegemonyası, Bretton Woods II olarak da anılır. ABD’nin üretken gücü aşınmış; kronik cari işlem açıkları vermeye başlamıştır. 21’nci yüzyılda Çin “dünya fabrikası” olur. Rusya ve OPEC ülkeleri ise petrol, doğal gaz ve ham madde ihracatçıları olarak öne çıkar. Bu ülkeler, astronomik cari işlem fazlalarını ABD hazine bonolarına ve hisse senetlerine akıtarak dolar hegemonyasına destek de olurlar.

Pozsar’a göre “Batı, Rusya’nın dolar rezervlerine el koyunca Bretton Woods II’nin dayanakları çöktü”. ABD girişimi ile Venezuela ve Afganistan merkez bankalarına karşı uygulanan benzer operasyonlar önemli görülmedi. Rusya’nın 300 milyar dolarlık rezervinin FED ve Batı merkez bankaları tarafından bloke edilmesi ise niteliksel bir fark yarattı.

“Dolar emperyalizmi” üzerindeki katkılarıyla tanınan Michael Hudson bu adımı “dolarlaşmış dünya son buluyor; Amerikan imparatorluğu kendisini yok ediyor” diye değerlendirmişti.

Zoltan Pozsar da ona katılıyor. O nedenle yeni bir para sistemi gündemdedir.

Bretton Woods III’ü kim, nasıl inşa edecek?

ABD’nin belirleyici katkıları nedeniyle Bretton Woods II son bulmaktadır. Yenisi, hangi özelliklerle, kimler tarafından kurulacaktır?

Pozsar, bu sorulara temel bir ikilemden hareket ederek yanıt arıyor: Yeni para sistemi, sermaye hareketleri tarafından mı, meta üretiminin zincirleri içinde mi belirlenecektir? Pozsar’a göre meta üretiminin iki büyük merkezi olan “Çin ve Rusya arasındaki özel ilişki bir finansal gündem de taşıyarak Bretton Woods III’ü de biçimlendirmektedir. Yeni ve çok kutuplu dünyanın inşacıları, yeni üyelerinin katılımıyla BRICS’tir.

Bugün Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS’e yeni katılımlar gündemdedir. İki aday olan İran ve Suudi Arabistan’ın üyeliği halinde, sanayi, tarım, madencilik, petrol, doğal gaz üretimini dünya ticaretine taşıyan dev bir blok oluşacaktır. Pozsar’a göre “metalar bizden, sorunlar sizden kaynaklanıyor” sloganı ile dolar hegemonyasına karşı çıkacak durumdadır.

Zoltan Pozsar, Şi Jinping’in Aralık 2022’de Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) üyeleri ile yaptığı toplantıya bu çerçeve içinde büyük önem veriyor. İlk adım dış ticaretin ulusal paralarla yürütülmesidir. Suudi petrolünün Çin’in ulusal parası olan yuan karşılığında ihraç edilmesi gibi…

Çin Suudi Arabistan’a karşı dış ticaret açığı verirse ne olacak? Şi Jinping iki çözüm öneriyor. Birincisi Çin’e petrol, doğal gaz ihraç eden GCC ülkeleri ile 3-5 yıllık bir ekonomik işbirliğidir. Yuan fazlalarının kullanılacağı bir yatırım programı söz konusudur. “Temiz enerji altyapısı” ile başlayıp uzay sanayiine ulaşan geri ve ileri bağlantıları kapsayan programın finansmanı yuan fazlaları ile karşılanacaktır.

Şi’nin önerdiği ikinci yöntem halen işlemektedir. Çin Merkez Bankası ile diğer merkez bankaları arasındaki swap sözleşmelerini birleştiren bir “köprü” kurulmuştur. Pozsar bu “köprü”nün işlevini (galiba farazî) bir örnekle açıklıyor. Hindistan Rusya’dan petrol ithalatının bir bölümünü BAE parası olan “dirhem” ile ödeyebilir. BAE Merkez Bankası sözü geçen “köprü anlaşması” üyelerinden biridir. Bu sayede Rusya Hindistan’dan alacağını Çin Merkez Bankası’ndan tahsil edebilir ve Batı bankalarının yaptırımlarına muhatap olmaz.

Şi Jinping’in sözünü ettiği “merkez bankaları köprüsü”, anlaşılan Çin Merkez Bankası’nın oluşturduğu dijital yuan’ı kullanmaktadır. Moskova’daki Avrasya Ekonomik Komisyonu ise doğrudan doğruya bir uluslararası rezerv para tasarımı üzerinde çalışmakta; Çin de bu çalışmaya katılmaktadır. 1944’te inşa edilen Bretton Woods I müzakerelerinde, birikimli dış dengesizliklerin düzenlenmesinde bir uluslar-üstü para birimi (“bancor”) tartışılmış; sonuç ise ABD’nin altın rezervlerine bağlanan dolar olmuştu.

Bugünkü çalışmalar yeni bir para birimi ile sonuçlanırsa katılan ülke paralarının göreli ağırlığı, uluslararası ticaretteki payları ile bağlantılı olmalıdır. Pozsar da makalelerinde bu seçeneğe yatkın görünmektedir.

Dolar hegemonyasına son veren dönüşüm başlamaktadır. İyimser beklentilerle izleyeceğiz.

Prof. Dr. Korkut BORATAV – sol.org.tr

Okumaya devam et

EKONOMİ

Enerji Bakanı: “Fiyatlarda düşüş seyrederse elektrik ve doğal gazda Mart ayı içerisinde bir indirim olabilir”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Enerjide Türkiye Yüzyılı Zirvesi etkinliğinde konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, fiyatlarda düşüş devam ederse elektrik ve doğal gazda indirimlerin devam edeceğini söyledi.

Etkinlikte, küresel enerji fiyatlarındaki oynaklığın azaldığına dikkat çeken Bakan Dönmez, geçen hafta açıklanan sanayi için geçerli olan elektrikte %15’e kadar, doğal gazda ise %13-%16 arasındaki indirimi değerlendirdi ve “Fiyatlarda düşüş seyrederse Mart ayı içerisinde bir indirim olabilir” dedi.

“Umman’dan yıllık 1,4 milyar metreküplük gaz tedarik edeceğiz”

Enerjide dışa bağımlılığı azaltacak çalışmalara hız verildiğini belirten Bakan Dönmez, bu yıl Umman’dan doğal gaz temin edileceğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

“Buradan ilk kez ilan edeceğim yeni bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Şu an BOTAŞ Genel Müdürümüz ve heyeti Umman’da. Umman ile yeni bir gaz alım anlaşması imzalıyoruz. Umman’dan yıllık 1,4 milyar metreküplük gaz tedarik edeceğiz ve anlaşmamız 10 yıl geçerli olacak. Daha sonra yine uygun şartlar oluşursa anlaşmayı uzatma imkânımız da söz konusu. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın gaz tedariki sıkıntısı çektiği bir dönemde Türkiye, gaz ticaret merkezi olmak için bütün adımları atıyor.”

Necdet Erginsoy

Okumaya devam et

EKONOMİ

Finans bilimindeki temel faktör faizdir, onu da enflasyon belirler

Sürreal para politikasına geçildiği andan itibaren ekonomik dengelerin bozulacağını düşünen oyuncular toplarını alıp yavaş yavaş oyundan çekilmeye başladılar. Sistemde yeterli miktar top kalmayınca da oyunun keyfi kaçmaya başladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Eskiden mahalle aralarında top peşinde koşturup futbol oynamayan yoktur. Takımlar kurulur taştan kaleler yapılır, topu olan arkadaş gurur içinde oynayacağı takımını seçer ve kıyasıya bir rekabetle kuralları belli bu güzel oyunu oynardık. Bazen oyun tüm keyfiyle devam ederken dışardan iri yarı yaşça büyük ve mahallede çekinilen bir ağabey gelir, zorla bir takıma girer, kuralları kendine göre belirler, canı istediğinde değiştirir ve oyunun keyfini bozardı. Kafasına estiğinde topa da el koyar ve kimseyi oynatmazdı. Zaten oyunun keyfi kaçtığı için kimse de oynamak istemezdi.

2002 yılında dalgalı kur sistemine geçtiğimiz andan 2021 Aralık ayına kadar, döviz piyasası da birçok katılımcının olduğu, herkesin pozisyonuna, beklentisine göre alım ve satım yaptığı bir futbol sahası gibiydi. Kuralları ve otokontrolü vardı. En büyük otokontrol Merkez Bankasının belirlediği para politikası faiziydi ve TL’den vazgeçmenin bedelini enflasyonu kontrol altına almak ve fiyat istikrarını sağlamak üzere belirlenmiş bu faiz ile öderdi.

Sürreal para politikasına geçildiği andan itibaren ekonomik dengelerin bozulacağını düşünen oyuncular toplarını alıp yavaş yavaş oyundan çekilmeye başladılar. Sistemde yeterli miktar top kalmayınca da oyunun keyfi kaçmaya başladı. Zaten 2019 yılından beri oyunda olan ama kendisini çok hissettirmeyen Merkez Bankası oyunu devam ettirmek, sanki eski kurallar varmış gibi yaparak oyuna daha da çok dahil olmaya başladı.

Oyunun kurallarını her gün oyuncular aleyhine değiştirerek oyunu karmaşık bir hâle getirmeye başladı. Son zamanlarda oyuncuların ellerini, gözlerini, ayaklarını da birer birer bağlamaya başladı. Hareket edemeyen oyuncular topa bırakın vurmayı dokunamamaya başladılar. Hatta topları da koyduğu kurallarla toplamaya başladı. İhracatçıdan, turizmciden aldığı topları sahaya boca ederken eli kolu bağlı oyunculara sanki top oynamak serbestmiş izlenimi vererek dışardan kaş göz işaretiyle vurmamaları için uyardı. Oyunun saatlerini kısıtlayarak sahayı erken boşaltmaları konusunda da uyarılarda bulundu.

Elinde hâlâ top olanların toplarını almak, her an patlayabilecek bir topla değiştirmek için de cazibeli görünen ürünler sundu. Dikkatli okuyucunun Kur Korumalı Mevduattan bahsettiğimi hemen anladığını biliyorum.

Yapılan müdahaleler, arka kapıdan yapılan satışlarla oyun sahası tamamen Merkez Bankasına kalınca, bankalara sayısını kaçırdığımız miktarda düzenleme getirerek döviz mevduatları konusunda baskı yapılmaya başlanınca haliyle kur da bir yere kıpırdayamaz oldu. Asıl problem enflasyon bir köşede dururken, tasarruf eden ve mevduatta kalan tüm yatırımcılar para kaybetmeye başlayınca şikayetler gelmeye ve bu ürünün bir cazibesi olmadığı anlaşılmaya başlandı.

Bunun üzerine, üzerlerinde ceza baskısı olan bankalar düzenlemelerle belirlenen oranları tutturmak için KKM’yi ve TL’yi cazip hâle getirmenin yollarını aramaya başladılar. Zaman daraldıkça üzerlerindeki baskıyı hafifletmek ve cezadan kurtulmak için ya yüksek faizli mevduat almaya ya da KKM’yi cazip hale getirecek başka yöntemlere başvurmaya başladılar.

Finans bilimindeki temel faktör faizdir, onu da enflasyon belirler

Birbirleri ile yaptıkları rekabet TL faizlerini %30’lara kadar yükseltti. KKM yaptırmak için ise türev enstrümanlar kullanılarak getiriler artırılmaya çalışıldı. Hatta süslü sloganlar eşliğinde mevduat sahiplerine liralaşarak da yüksek getiri elde edilebileceği algısı yaratılmaya çalışıldı. “KKM’ye Teşvik Primi ile Liralaşma Uygulaması” bunlardan biri.

Biraz hesap kitap

Bankaların bir ay vadeli TL’ye verdiği faizlerin ortalamasını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından rahatça bulabilirsiniz.

  1. Seçenek (“KKM’ye Teşvik Primi ile Liralaşma Uygulaması”)

100 $’ınız var ve bu seçeneği seçtiniz. Çevrim kurunun 18.78 olduğunu düşünelim. Yani 100 $’ınızı TCMB’ye vererek karşılığında 1878 TL alıyorsunuz. 3 ay vadeli bağladığınız bu TL mevduatınızın faiz oranı bugünkü sınırlamalar nedeniyle %12. Teşvik primi de bir opsiyondan oluşuyor.

1.Seçenek
Toplam Dolar Tutarı 100
TL Faiz Oranı 12%
Vade (3 ay ) Gün 90
KKM Dönüşüm Kuru 18.78
Toplam TL Tutar 1878
Vade Sonu TL Tutar 1933.568
Başa Baş Kur 19.3356
Teşvik Primi 1.50%
USD Tutarı 1.5
TL Karşılığı (Vadede Ödeniyor) 28.17
Toplam elinize geçecek tutar 1961.738
Bunun Karşılık Geldiği Faiz 18.08%

Banka bu teşvik primini tabii ki bedava vermiyor. Vade sonunda alacağınız TL’ye karşılık gelen 19.3356 kurundan size vade sonunda 100 $ satma hakkı alıyor. Vade sonunda, yani 90 gün sonra piyasadaki kur 19.3356’nın üstündeyse banka hakkını kullanıp size dolar satmıyor ama TCMB kurun yükselişine karşı sizi koruyor. Normalde teşvik primini peşin almanız gerekirken ve üstelik bu primi dolar olarak ödemeleri gerekirken bunu vade sonunda ödüyor ve TL olarak ödendiği için de eğer servetinize dolar olarak bakıyorsanız ödenen teşvik primi için kur riskine maruz kalıyorsunuz.

Yapılan müdahaleler, arka kapıdan yapılan satışlarla oyun sahası tamamen Merkez Bankasına kalınca, bankalara sayısını kaçırdığımız miktarda düzenleme getirerek döviz mevduatları konusunda baskı yapılmaya başlanınca haliyle kur da bir yere kıpırdayamaz oldu.

Bu noktada başka bir durum var. Kur 90 gün sonra TCMB’nin hâlâ döviz satışı nedeniyle baskı altındaysa bu sefer 19.3356’dan Dolar almak zorunda kalıyorsunuz veya o gün piyasadaki kurla arasındaki fak hesaplanarak hesabınızdan alınıyor. Örneğin TCMB’nin kuru hâlâ dolar satarak baskıladığını ve spot piyasada kurun 19.00 olduğunu varsayalım. Bu takdirde (19.00-19.3356) * 100$ = 33.56 TL zarar ediyor ve bunu ödüyorsunuz. Unutmadan söylemekte fayda var. Bankanızın bu opsiyonu kullanıp size dolar satmasını zararı realize ettirmemesini isteyebilirsiniz.

  1. Seçenek (%24’le TL mevduat yapmak)

100$’ınızı bozdurup yukarıda belirtildiği kadar TL’nizi alıp düz mevduat yapıyorsunuz.

2.Seçenek
Toplam Dolar Tutarı 100
TL Faiz Oranı 24%
Vade (3 ay ) Gün 90
KKM Dönüşüm Kuru 18.78
Toplam TL Tutar 1878
Vade Sonu TL Tutar 1989.14
Başa Baş Kur 19.8914

Gayet basit bir hesaplama ile daha yüksekten bir faizle mevduat yaptığınız için başa baş noktanız tabii daha yüksek oluyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse Teşvik Primli KKM yapanın kuru 19.3356 olurken sizin başa baş noktanız daha yüksek, yani 19.8914 oluyor. Vade tarihinde spot piyasada kur 19.8914’ten yüksek ise daha az dolar alıyor yani zarar ediyorsunuz. Eğer kur yine TCMB tarafından baskılanmışsa ve yukarıdaki örnekteki gibi 19.00 olmuşsa bu sefer 104.69 $ alabilecek duruma geliyorsunuz. Yani yıllık dolar faiziniz %18.76’ya gelir.

Durun bitmedi. Mevduata koyduğunuz TL için yukarıdaki gibi bir ürünle mevduatınıza süslü bir slogan olan “teşvik” ile prim alabilirsiniz. Yani 19.3356’dan bankaya, size 100 $ satma hakkı verdiğinizde ilave %1.5 (yıllık %6) primi de alabilirsiniz. Ama spot kur 19.00 olursa bu seviyeden dolar alamaz 19.3356’dan almak zorunda kalırsınız. Üzülmeyin bu durumda da dolar faizi senelik %11.5 + %6 = %17.5’e gelir.

Yaklaşan fırtınayı görüyorsanız büyük balığı tutmak için denize açılmanın da büyük bir bedeli olacağını unutmayın.

Her şey bu kadar toz pembe değil tabii. Eğer TL, dolar karşısında değer kaybedip sizin başa baş noktanızın da üstüne çıkarsa dolar ana paranızdan kaybetme riski ile karşı karşıya kalırsınız.

Bana Risk Profilini Söyle Seçenek Sunayım…

Buraya kadar yapılan hesaplamalar sonrasında ne yapacağım diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Cevap yine sizde aslında yeter ki şu sorulara cevap verin.

  • TCMB kuru baskılamaya devam eder mi?
  • Benim vademe kadar dayanacak yeterli rezervi var mı?
  • Bankalar yeteri kadar TL aldıklarında bana hâlâ yüksek TL faizi verirler mi?
  • KKM’den çıkış geçtiğimiz iki haftada olduğu gibi hızlanıp kur hareketlenmeye başlarsa ne yaparım?
  • TCMB tüm dövizi alırken piyasanın kendisi olunca KKM’den para kazanma imkânım kalır mı? Tasarrufum enflasyon karşısında erimez mi?

Daha fazla sorular sorarak kafanızı karıştırmak istemem. O nedenle şimdiye kadar finansal anlamda hep ilke olarak belirlediğim şeyi söylemeyi uygun görüyorum. “Basit Güzeldir, Risk gördüğünüz yerde bu riski almak istemiyorsanız daima basit ürünleri tercih edin ve hiçbir şeyin yoktan var, vardan yok olmayacağını aklınızda tutun”. Bu söylediklerimin kesinlikle bir yatırım tavsiyesi olmadığını da ayrıca belirtmek isterim.

Sonuç olarak yaklaşan fırtınayı görüyorsanız büyük balığı tutmak için denize açılmanın da büyük bir bedeli olacağını unutmayın.

Bazen yapmadığınız işlemler size para kazandırabilir.

Ömer R. GENCAL

Okumaya devam et

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.