Connect with us

EKONOMİ

Erdoğan Sağlam : Finansman gider kısıtlamasına ilişkin tebliğ taslağı

Yayınlanma:

|

1 Ocak 2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanacak kısıtlama, oranının maksimum seviye olan yüzde 10 olarak belirlenmesiyle uygulamaya girdi

Finansman gider kısıtlamasının 17 yıl sonra yeniden uygulamaya girdiğini Mehmet Yıldırım T24 için yazmıştı.

Esasen 1 Ocak 2013 tarihi itibariyle Kurumlar Vergisi Kanununa (KVK) eklenen bir madde ile finansman gider kısıtlaması mevzuatımıza yeniden girmişti.[1] Bu hükme göre, kredi kuruluşları, finansal kuruluşlar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri dışındaki mükelleflerce kullanılan yabancı kaynaklarınöz kaynak tutarını aşan kısmına isabet eden faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının (yatırımın maliyetine eklenenler hariç) yüzde 10’unu aşmamak üzere Cumhurbaşkanı’nca belirlenen kısmı, vergi matrahının tespitinde dikkate alınamaz. Yani bu kısım kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak dikkate alınmak zorunda.

Finansman gider kısıtlaması Cumhurbaşkanının (daha önce Bakanlar Kurulunun) kısıtlama oranını belirlememesi nedeniyle uygulamaya girmemişti.

Nihayet Cumhurbaşkanının bu yetkisini 8 yıl sonra 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanmak üzere kullanması ve kısıtlama oranını maksimum seviye olan yüzde 10 olarak belirlemesi ile kısıtlama uygulamaya girdi.

Uygulama ilk kez 2021 yılının 3 aylık birinci geçici vergi döneminde yapılacak. Özel hesap dönemi kullanmakta olan kurumlar vergisi mükellefleri, 2020 yılı içinde başlayıp 2021 yılında sona erecek özel hesap dönemlerinde finansman gider kısıtlaması uygulamayacaklar. Bu mükellefler ilk kez, 2021 yılı içinde başlayıp 2022 yılında sona erecek özel hesap dönemlerinde finansman gider kısıtlaması uygulamaya başlayacaklar.

Gelir İdaresi Başkanlığı konuya ilişkin açıklamaların yer aldığı tebliğ taslağını 24 Martta internet sitesine koyarak kamuoyunun görüşüne açtı. 12 Nisan’a kadar görüş ve öneri bekleniyor.

Taslağı değerlendirmeye geçmeden önce kısıtlamanın gerekçesini hatırlatalım. İlgili maddenin gerekçesine göre düzenlemenin amacı, firmaların finansman ihtiyaçlarını borçlanma yerine öz kaynakları ile finanse etmelerini teşvik etmek

Son bir hatırlatma; kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun hesap döneminin başındaki öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılıyor ve bu kısma ilişkin faiz, kur farkı ve benzeri giderler, KVK uygulamasında gider kabul edilmiyor.

Şimdi taslakta açıklanan konulara ve bunlar hakkındaki görüşlerimize geçebiliriz.

Kısıtlama kapsamına hangi yabancı kaynaklar giriyor?

Kanuni düzenlemede “kredi” ve “finansal borç” yerine daha geniş bir kavram olan “yabancı kaynak” ifadesi kullanılmış ve kısıtlanacak finansman giderleri, örnekler verilerek (faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları şeklinde) sayılmış bulunuyor.

Taslak tebliğde;

– Yabancı kaynakların, bilançonun kısa vadeli yabancı kaynaklar ve uzun vadeli yabancı kaynaklar toplamı olup işletmelerin belirli bir vade sonunda geri ödenmek üzere sağladığı kaynakları,

– Finansman giderlerinin ise yabancı kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğan her türlü faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı, faktoring kuruluşlarına verilen iskonto bedelleri ve benzeri adlar altında yapılmış olan gider ve maliyet unsurlarını,

ifade ettiği belirtiliyor.

Bu tanımlar kanuni düzenlemeye uygun ve (temenniler olmasa da) beklentiler yönünde olduğunu söyleyebilirim.

Bu tanımlarda dikkat çeken noktalar, kısıtlamanın uygulanabilmesi için, “yabancı kaynağın vadesinin olması” ve “finansman giderinin yabancı kaynağın kullanım süresinden doğan” bir finansman gideri olması gerekliliği…

Nitekim taslakta,

  • Teminat mektubu komisyonları, tahvil ihracına ilişkin giderler ile ipotek masrafları gibi herhangi bir yabancı kaynak kullanımına bağlı olmaksızın doğan giderlerin,
  • Finansman gideri olmayıp finansman geliri azalması niteliğinde olan erken ödeme iskontoları veya peşin ödeme iskontolarının,
  • Kredi sözleşmelerine ilişkin olarak ödenen damga vergisi veya banka havale ücretlerine ilişkin ödenen banka ve sigorta muameleleri vergisi gibi bir yabancı kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğmayan giderlerin,

kısıtlama dışında tutulacağı ifade ediliyor. Bu açıklamalara katılıyorum.

Tebliğde yer alan açıklamalardan, mal ve hizmet alımı nedeniyle ortaya çıkan borç ilişkisinin kısıtlama kapsamına girmediği anlaşılıyor. Ancak tebliğde; mal veya hizmet alımı nedeniyle ortaya çıkan borçların ilgili mal veya hizmet için ortalama piyasa vadesini aşmadığı sürece kısıtlama kapsamına girmediği daha açık bir şekilde yazılırsa ileride ortaya çıkması muhtemel ihtilaflar peşinen önlenmiş olur.

Kısıtlamanın başladığı 1 Ocak 2021 tarihinden önceki borçlar kapsama girer mi?

Taslakta, finansman hizmetinin hangi yılda sağlandığı veya kredi sözleşmesinin hangi yılda yapıldığının öneminin bulunmadığı, dönem sonu itibarıyla kullanılan yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmelerde, söz konusu yabancı kaynaklara ilişkin olarak mahiyet ve tutar itibarıyla 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren kesinleşen gider ve maliyet unsurlarının gider kısıtlamasına tabi tutulacağı belirtiliyor.

Taslakta aynı yaklaşım kur farkları için de benimsenmiş. Yabancı kaynağın hangi yılda kullanıldığına bakılmaksızın, yabancı kaynak kullanımından doğan kur farkı giderlerinin 2021 yılı kazancının tespiti de dâhil olmak üzere döviz kurlarındaki değişim dikkate alınarak hesaplanan gerçek tutarları ile gider indirimi kısıtlamasına konu edileceği belirtiliyor.

Bu yaklaşıma katılamıyorum, bence kısıtlama kapsamına giren yabancı kaynaklar, uygulamanın başladığı 1 Ocak 2021’den itibaren kullanılan kaynaklarla sınırlı olmalıdır.

Zaten uygulamanın 4 Şubat 2021’de yayımlanan bir Kararla 1 Ocak 2021’den geçerli kılınması sorunlu. Bir de buna önceden kullanılmış kredilerin kısıtlama kapsamında olduğunu ekleyerek sorunu büyütmek çok doğru değil. Bu yaklaşım, vergide yasallık ilkesinin gereği olan hukuki güvenlik ilkesine de aykırı.

Geçmiş finansman kısıtlaması uygulamasında da, yabancı kaynakların hangi yılda temin edildiğinin önem arz etmediği belirtilmişti. Ancak açılan davada Danıştay 4. Dairesi, 27.10.1997 günlü ve E: 1997/636, K: 1997/3797 sayılı Kararıyla; kısıtlamanın 1.1.1996 tarihinden itibaren uygulamaya girdiği, bu hükmün yayımı tarihinden önce kullanılan yabancı kaynaklar nedeniyle ödenen faiz, komisyon, vade farkı, kar payı, kur farkı gibi giderlere uygulanmasının, önceki hukuki duruma göre fizibilitesini yapmış ve buna göre borçlanmış işletmelerin kanuna güven ve istikrar prensiplerine dayalı haklı beklentilerini ortadan kaldıracağından, yabancı kaynakların hangi yılda temin edildiğinin önem arzetmeyeceği yolundaki düzenlemenin hukuka uygun düşmediği gerekçesiyle ilgili düzenlemeyi iptal etmişti. Karar Maliye Bakanlığı tarafından temyiz edilmiş, ancak Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından bu temyiz talebi reddedilmişti.

Taslak bu şekilde yayımlanırsa aynı akıbete uğrayacağı çok açık, bu nedenle düzeltileceğine inanıyorum.

Yatırımın maliyetine eklenen giderler kısıtlama kapsamı dışında tutulacak

Yatırımla ilgili finansman giderlerinin, yatırımın aktifleştirildiği dönem sonuna kadar olanları yatırımın maliyetine dâhil edilmek zorunda. İzleyen dönemlerde doğan finansman giderlerinin ise maliyete dâhil edilip edilmeyeceğini mükellefler serbestçe belirleyebiliyorlar. Yani mükelleflerin ihtiyarında…

Kanuni düzenlemeye göre, kısıtlama kapsamına giren finansman gider ve maliyet unsurlarından yatırımın maliyetine eklenenler gider kısıtlaması kapsamı dışında bırakılacak. Tebliğ taslağındazorunlu olarak ya da mükellefin ihtiyarında maliyete eklenen yabancı kaynaklara ait gider ve maliyetlerin gider kısıtlamasına konu olmayacağı belirtilerek çok isabetli bir yaklaşım sergilenmiş. Çünkü ihtiyari eklenenlerin kısıtlama kapsamında olduğu yönünde hatalı yorumlara rastlanıyordu.

Finansman gider kısıtlamasının uygulanacağı dönem

Taslakta, bilanço esasına göre defter tutan kurumlar vergisi mükelleflerinin[2]her bir geçici vergilendirme döneminin son günü itibarıyla Vergi Usul Kanununa göre çıkaracakları bilanço üzerinden öz kaynak ve yabancı kaynak mukayesesi yaparak finansman gider kısıtlamasına tabi olup olunmadığını belirleneceği açıklanıyor.

Yıllık dönemde; hesap dönemi olarak takvim yılını kullanan mükelleflerde 31 Aralık tarihli bilanço, özel hesap dönemini kullanan mükelleflerde ise hesap döneminin son günü itibarıyla çıkarılacak bilanço esas alınacak.

Görüldüğü gibi öz kaynak hesabında, örtülü sermaye uygulamasının aksine, her bir geçici vergi ve yılsonu itibariyle çıkarılacak bilançolarda yer alan öz kaynaklar esas alınıyor.

Geçici vergide gelir tablosu hazırlama zorunluluğu olmasına karşın bilanço çıkarma ve geçici vergi beyannamesine ekleme zorunluluğu bulunmuyor. Kısıtlama kapsamına giren mükellefler için böylece dolaylı olarak geçici vergide bilanço hazırlama zorunluluğu da getirilmiş oluyor.

Dönem sonu bilançolarının esas alınması, mükelleflere kısıtlama kapsamından çıkmak için aksiyon alma konusunda fırsat verirken; bu yaklaşımı, kısıtlanan finansman giderlerinin dâhil olduğu öz kaynağın yabancı kaynakla kıyaslanması nedeniyle eleştirenler var. Ben İdarenin yaklaşımını doğru buluyorum.

Önceki geçici vergilendirme dönemlerinde finansman gider kısıtlaması şartlarını taşımayan mükellefler, şartların oluştuğu geçici vergilendirme döneminden itibaren kısıtlamaya tabi olacaklar. Bu durumda, önceki geçici dönemlerine ilişkin olarak düzeltme verilmesine gerek olmayacak.

Finansman gideri yanında finansman gelirinin de bulunması durumu

Taslakta, finansman giderlerinin yanı sıra finansman geliri de elde etmiş olan mükelleflerin bu gelir ve giderlerini birbiri ile mukayese etmek suretiyle netleştirmeden finansman giderleri toplamının gider kısıtlamasına konu edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Bu açıklama farklı kaynaklardan doğan finansman gelir ve giderlerinin netleştirilememesi açısından tartışılabilir, ancak aynı kaynaktan doğan finansman gelir ve giderlerinin netleştirilmemesi düşünülemez. Örneğin ilk geçici vergi döneminde kısıtlamaya tabi tutulan kur farkı giderine ilişkin dövizli borçlanma ikinci geçici vergi döneminde kur değişimi nedeniyle kur farkı geliri yaratmışsa, kısıtlama açısından bu kur farkı gelir ve giderlerinin netleştirilmesi zorunluluktur. Zaten aylık kur değerlemesi yapan işletmeler aynı kaynaktan doğan kur farkı gider ve gelirlerini ayrı ayrı kayda almak yerine kayıtta netleştirme yapmak suretiyle kayda alırlarsa, finansman gideri açısından da otomatik netleştirme sağlanacaktır. Eğer Maliye aksini düşünüyorsa, bunu tebliğe açıkça yazmalı ve yargı denetimine olanak sağlamalıdır.

Başka uygulamalar nedeniyle KKEG olarak dikkate alınan finansman giderlerinin durumu

İşletmenin kullanmış olduğu yabancı kaynaklara ilişkin faiz ve kur farkı gibi giderler, başka uygulamalar nedeniyle (örtülü sermaye, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı veya binek otomobillerde gider kısıtlaması gibi) KKEG olarak dikkate alınmışsa, yeni uygulama kapsamında finansman gider kısıtlamasına tabi tutulmayacağı belirtiliyor. Çünkü bu kısım itibariyle zaten vergisel açıdan gider yazılmış bir tutar söz konusu değil. Bu konunun açıklığa kavuşturulmuş olmasını isabetli buluyorum.

Yansıtılan finansman giderlerini kim kısıtlayacak?

Taslakta bu konuya ilişkin bir açıklama bulunmuyor. Kanunda işletmede “kullanılan” yabancı kaynakların kısıtlamaya tabi tutulacağı hükme bağlandığından, kullanılmayıp gerçek kullanıcısına yansıtılan/aktarılan giderlerin yansıtan kurumda kısıtlamaya tabi tutulmayacağı kanaatindeyim. Nitekim örtülü sermaye uygulaması da bu şekilde işliyor. Tabii ki yabancı kaynağın geçek kullanıcısı, şartlar mevcutsa kısıtlama uygulamasını yapacaktır. Bu konu tebliğde açıklığa kavuşturulursa isabetli olur.

Kısıtlanan giderlere ilişkin KDV indirilebilir mi?

Tebliğ KDV tebliği olmadığı için kısıtlanan finansman giderlerine ilişkin KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılmayacağına yer verilmediği anlaşılıyor. Bazı kurumlar vergisi tebliğlerinde KDV’ye ilişkin açıklamaların yer aldığını biliyoruz. Bu tebliğde de yer verilebilir, verilmeyecekse de mutlaka bir KDV tebliği veya sirküleri ile konunun açıklığa kavuşturulması gerekir.

Önceki finansman gider kısıtlamasındaki yaklaşıma paralel olarak, indirimi kısıtlanan giderlere isabet eden KDV’nin indirimine izin verilmesinin zorunlu ve isabetli olacağını düşünüyorum. Böylece bu konuda yaşanması muhtemel uyuşmazlıkların önüne geçilecektir.

Tebliğdeki örneklerde yabancı kaynak toplamının öz kaynakları aşan kısmı hesaplanırken kısıtlama kapsamına girmeyen yabancı kaynaklar da dikkate alınıyor

Tebliğde, yatırımın maliyetine eklenen finansman giderleri ile örtülü sermaye kapsamına giren finansman giderlerinin kısıtlama kapsamına girmediği belirtilerek, aşan kısma isabet eden finansman giderinin hesabında finansman gideri toplamından kapsama girmeyen tutarlar doğru bir şekilde düşülüyor. Ancak kapsama girmeyen bu finansman giderleri her iki duruma ilişkin örnekte de aşan kısmın oranı tespit edilirken yabancı kaynak toplamına dâhil ediliyor. Mademki bu giderler kapsama girmiyor, oranın hesabında da yabancı kaynak toplamına dâhil edilmemelidir.

Örneğin taslaktaki 2 no.lu örnekte, öz kaynakları toplamı 2.000.000 TL olan (B) A.Ş.’nin aynı dönemde yabancı kaynakları toplamı 2.500.000 TL’dir. Şirketin bu döneme ilişkin toplam finansman gideri 200.000 TL’dir.

(B) A.Ş. devam eden yatırımı dolayısıyla aynı dönemde kullanmış olduğu krediden kaynaklanan 60.000 TL’lik finansman giderini yatırımın maliyetine eklemiştir.

Örnekte 200.000 TL’lik finansman giderinin 60.000 TL’lik yatırımın maliyetine eklenen kısmı finansman gider kısıtlamasının hesabında indirilmiş ve kısıtlamaya tabi gider tutarı (200.000 TL – 60.000 TL=) 140.000 TL olarak esas alınmıştır.

Aşan kısım= Yabancı kaynak toplamı – Öz kaynak toplamı

= 2.500.000 TL – 2.000.000 TL = 500.000 TL

Aşan kısma isabet eden finansman gideri: Finansman gideri x (Aşan kısım / Toplam yabancı kaynak)

=140.000 TL x (500.000 TL / 2.500.000 TL) = 140.000 TL x %20 = 28.000 TL

Ancak hesaplamalarda yatırım eklenen finansman gidenlerine ilişkin yabancı kaynaklar da dikkate alınmıştır. Ancak doğru hesaplama, kapsama girmeyen 60.000 TL finansman giderine ilişkin bu borcun (örnekte verilmediği için tutarını bilemiyoruz) 2.500.000 TL’lik yabancı kaynak toplamından düşülmesi suretiyle yapılmasıdır.


[1] Önceki düzenleme getirilen yeni düzenlemeden çok farklı idi ve vergi matrahının tespitinde enflasyonun etkisini gidermeyi sağlayan yöntemlerden yararlanan mükelleflere yönelikti. Bu uygulama, 2004 yılında enflasyon düzeltmesi hükümlerinin vergi mevzuatına dâhil edilmesi ile kaldırılmıştı.

[2] Taslakta, finansman gider kısıtlaması uygulamasında, yabancı kaynak ve öz kaynak mukayesesi gerektiğinden, bu düzenlemenin sadece bilanço esasına tabi mükellefler için geçerli olduğu, işletme hesabı esasına tabi mükelleflerin kısıtlama kapsamında olmadığı belirtiliyor.

T24 – Erdoğan SAĞLAM

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

TL 2 ayda reel olarak değerlendi. TCMB rezervlerinde erime ise dikkat çekiyor!

Yayınlanma:

|

Yazan:

Şubat ayını da bitirdik. Zaman su gibi akıp geçiyor. Dün küresel mali piyasalar ABD’de açıklanan FED’in favori enflasyon göstergesi PCE (Kişisel Tüketim Harcamaları) verisini takip etti. PCE, beklentilere paralel yıllık bazda %2,8 artış kaydederek Nisan 2021’den bu yana (neredeyse son 3 yılın) en düşük düzeyinde geldi.

Her ne kadar ABD’de enflasyon soğumaya devam etse de, FED politika yapıcılarının, enflasyonu %2 olan hedefe doğru kalıcı bir şekilde geleceğine yönelik endişe taşımaya devam etmeleri ile piyasalarda var olan faiz indirim beklentilerini de kırıldı. Hatırlanacağı üzere, yılbaşında, piyasalar, FED’in faiz indirimlerine Mart ayında başlamasını beklerken, son dönemde gelen güçlü verilerin ABD ekonomisinin güçlü olduğunu işaret etmesi sonrasında faiz indirim beklentisi de yaz aylarına ertelenirken, yılbaşında toplam 150 baz puan seviyesine yükselen 2024 yılına yönelik faiz indirim fiyatlaması da yerini bu sabah itibariyle 82 baz puan seviyesine terk etti.

ABD borsaları, FED’in bundan sonra faiz görünümüne ya da yol haritasına ışık tutacak önemde PCE verisi sonrasında dün akşam yükselişle tamamlarken, düşüşte de olduğu gibi yükselişte de teknoloji hisselerinin lokomotif görevi üstlendi. Bu bağlamda, AI rallisinin küçümsenmemesi gerektiğini, şayet Nvidia’nın yazmaya başladığı ‘değişimin’ fabrika ve üretim bandında da monte edilebilmesi durumunda verimliliğin de artırabileceğini düşünüyoruz.

Piyasalara yön teşkil eden ABD’nin 10 yıllık tahvil faiz getirisinin son dönemlerde sıkıştığı %4,25 – 4,30 bandının altında PCE verisi sonrası hafif de olsa sarkması ardından faiz getirisi olmaya altının ons fiyatı bu sabah 2,050 dolar seviyesine yaklaştı. Altın her ne kadar arzuladığımız performansı henüz sergileyemiyor olsa da, düşmemek için de elinden gelenin fazlasını yaptığını not edelim. Teknik bir bakış açısıyla, son 3 ayı (haftalık kapanış) altın 2,011 dolar seviyesinin üzerinde tutunarak tamamladı. Yukarıda üç kez test edilen 2,070 dolar seviyesinin üzerinde haftalık bir kapanış görmeden henüz iddiali bir görüş belirtme arzusunda değiliz. Direnişin parası bitcoin ise 3 yılı aşkın bir sürenin en büyük aylık kazancına imza atması ardından 62bin dolar seviyelerinde yatay bir seyir izlerken, gözünü tüm zamanların zirvesine ($69bin) diktiğini düşünmeye devam ediyoruz.

Türkiye cephesinde ise, son günlerde hâkim olan ‘limoni’ hava dün yerini toparlanmaya terk etti. Elbette, piyasa dediğimizde sadece hisse senetlerini konuşuyoruz. BİST100 endeksi günü %1,5 yükselişle tamamlarken, bu sabah USDTRY kuru, Pazartesi valörlü işlemlerde, fonlama farkını da düşünürsek 31,30 seviyesine yükseldi. Yılın ilk 2 ayını tamamlamamız nedeniyle küçük bir analiz de yapalım: USDTRY kurunda artışını yaklaşık %6 olduğunu, açıklanacak Şubat ayı enflasyonu ile birlikte 2 ayda yaklaşık fiyatların genel düzeyinde %10 artış göreceğimizi düşünüyoruz. Bu ne demek? TL’de reel anlamda değerlenme oldu! Tekrar etmek gerekirse, kurun her gün bebek adımları ile yükselmeye devam edeceğini, otoritenin enflasyonla mücadele kapsamında TL’nin reel olarak değerlenmesine izin vereceğini, bunu yapacak gücü de olduğunu, sene sonu kur beklentimizin ise hâlen daha 40 seviyesinde olduğunu bir kez daha not etmek isteriz. Seçim sonrası kurda sert bir yükseliş olmayacağını bir kez daha belirtelim!

Dün açıklanan TÜİK verisine göre, Türkiye ekonomisi 2023 yılında %4,5 oranında büyüdü. Dolar bazında GSYH büyüklüğü 1,12 trilyon dolar olurken kişi başı milli gelir ise 13,110 dolar oldu. Veri bayat bir veri, nihayetinde 2023 yılının son çeyreğini anlatıyor. İçinde bulunduğumuz çeyreğe yönelik açıklanacak veride ekonomide büyümenin ivme kaybettiğini -programın işaret ettiği üzere- göreceğiz. Gelir dağılımındaki kesin bozulmayı da göz ardı etmemek gerekiyor.

Her hafta Perşembe günü TCMB ve BDDK’nın açıkladığı haftalık raporları önemle takip ediyoruz. Ne demiştik, ölçemezsen bilemezsin, bilmezsen de yönetemezsin! Bu bağlamda, 23 Şubat ile biten haftada TCMB’nin brüt döviz ve altın rezervleri 2,5 milyar dolar daha gerileyerek 131,7 milyar dolar seviyesine geldi. Toplam rezervler, Aralık 2023 ayının 3. haftasında 145,5 milyar dolar seviyesine iyileşmişti. Öte yandan, emanet dövizler (swap) ve kamu mevduatını da dışarı bırakırsak, TCMB’nin net döviz pozisyonundaki erime 2024 yılında 13,1 milyar dolar oldu. Bu rakamın da neredeyse yarısının son 7 günde olması dikkat çekici!

Dün bültenimizde belirttiğimiz üzere, seçim ekonomisinin başlaması ve buna bağlı olarak sermaye girişinin zayıflaması ve döviz talebinin de artmasının yanı sıra dış açığın da yüksek olduğu mevsime girilmesinin rezervler üzerinde baskı kurduğunu söylemiştik. Öte yandan, KKM’den çıkan paranın dövize yönelmemesi için de mevduat faizlerinin daha da artmasının gerektiğini de düşünüyoruz. Önümüzdeki aylarda %50+ seviyesinde olan mevduat faizlerinin %60 seviyelerine yükseldiğini de göreceğiz. TCMB faiz artırmasa da, piyasa faizlerinin yükselmesi için başta fazla likiditeyi almak üzere makro ihtiyati tedbirleri kullanmaya devam edeceğini düşünüyoruz.

Bugün yeni ayın ilk günü. Jülyen takvimine göre de yılın ilk ayı. Sabah saatlerinde Asya piyasalarında dengeli bir seyir görüyoruz. ABD dışında, Japonya, Avrupa ve Çin ekonomisi sorunlar ve resesyon tehdidi ile boğuşurken, gösterge endeks Tokyo borsası bu sabah keşfedilmemiş sularda yeni yükseklere yelken açtı. Özellikle, ABD’de PCE verisinin beklentilerle uyumlu olması nedeniyle Wall Street’teki toparlanmanın etkisi hissedilirken, diğer Asya borsalarında Çin’in hâlâ belirsiz olan ekonomik görünümü nedeniyle limoni bir hava hâkim.

Gazze ve Ukrayna’da devam eden savaşlar, Kızıldeniz’de huzursuzluğa rağmen, dünyanın dört bir yanında hisse senetleri rekorlar kırmaya devam ediyor. ABD’de en büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P500, Avrupa’da en büyük 600 şirketin işlem gördüğü Stoxx600 ve Japonya’nın Nikkei endeksi tüm zamanların zirvesine yükseldi. FED’in faiz indirimlerini daha da ötelemesi, piyasaların bir noktada canını sıkabileceğinin tamamen göz ardı etmiyoruz.

Demokratların çoğunlukta olduğu ABD Senatosu Perşembe günü, Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Temsilciler Meclisi’nin finansmanın tükenmeye başlamasına 36 saatten az bir süre kala hükümetin kısmi kapanmasını önlemek için kısa vadeli bir geçici harcama tasarısını onayladı. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde de hâkim rengin yeşil olduğunu not edelim

Veri akışının ise bugün yoğun olduğunu not edelim. Küresel bazda imalat sanayi PMI rakamları ön plana çıkarken, Türkiye cephesinde ise İTO enflasyonu ve BloombergHT tüketici güveni takip edilecek.

TCMB Brüt Döviz ve Altın Rezervleri

23 Şubat ile biten haftada TCMB’nin brüt döviz ve altın rezervleri 2,5 milyar dolar daha gerileyerek 131,7 milyar dolar seviyesine geldi. Toplam rezervler, Aralık 2023 ayının 3. haftasında 145,5 milyar dolar seviyesine iyileşmişti.

17092712698de6bba3c5275621e676552bbb4abb66_1_1200.jpg

TCMB Net Döviz Rezervleri

Emanet dövizler (swap) ve kamu mevduatını da dışarı bırakırsak, TCMB’nin net döviz pozisyonundaki erime 2024 yılında 13,1 milyar dolar oldu. Bu rakamın da neredeyse yarısının son 7 günde olması dikkat çekici!

1709271270b3f12ecb890da882cb2a17003b41fc32_2_1200.jpg

KKM

23 Şubat ile biten haftada, BDDK verilerine göre KKM hacminde haftalık bazda 19,3 milyar TL düşüş yaşandı. Toplam stok miktarı 75,2 milyar dolar.

1709271270bb12b2acad86d5f30c7d9b9cd71b10a9_3_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

EKONOMİ

DİSKAR: Hissedilen (algılanan) enflasyon açıklanan (resmi) enflasyonun iki katı!

2023’te Açıklanan (Resmi) Tüketici Enflasyonu Ortalama Yüzde 53,4 iken Hissedilen (Algılanan) Enflasyon Yüzde 106,9 Oldu!
Hissedilen (algılanan) enflasyon ile açıklanan (resmi) enflasyon arasında uçurum var!
2023 yılında açıklanan (resmi) enflasyon ile hissedilen (algılanan) enflasyon farkı ortalama 53 puan!
Halkın hissettiği (algıladığı) enflasyon resmi enflasyonun 2 katı!
TÜİK, hissedilen (algılanan) tüketici enflasyon verilerini düzenli olarak açıklamalıdır.

Yayınlanma:

|

Yazan:

DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR), bu haber bülteniyle son zamanlarda kamuoyunda tartışılan hissedilen (algılanan) enflasyona ilişkin detaylı verileri kamuoyu ile paylaşıyor. Ocak 2024 ayı sonunda kamuoyuna yansıyan tartışmaların ardından yaptığımız başvurular ve çalışmalar sonucunda hissedilen (algılanan) enflasyona ilişkin TÜİK ham verilerine ulaştık. TÜİK verileri üzerinde yaptığımız çalışmanın sonuçlarını kamuoyu ile paylaşıyoruz. Araştırmamız kapsamında 2021, 2022 ve 2023 yıllarına ilişkin aylık hissedilen enflasyon verileri yer almaktadır.

2023 yılında hissedilen enflasyon, açıklanan (resmi) enflasyonun yaklaşık iki katı oldu. Ortalama hissedilen (algılanan) enflasyon 2023’teki ortalama açıklanan (resmi) enflasyonun 53 puan üzerinde hesaplandı. 2022 yılında hissedilen (algılanan) enflasyon ortalama 98,44 iken ortalama açıklanan (resmi) enflasyon yıllık ortalama yüzde 71,98 olarak gerçekleşti. Böylece resmi (açıklanan) enflasyon ile hissedilen (algılanan) enflasyon arasındaki fark 36,8 puan oldu. 2021 yılında ise ortalama hissedilen (algılanan) enflasyon yüzde 56,39, ortalama açıklanan (resmi) enflasyon yüzde 19,42 ve aradaki fark 34,91 puan oldu.

2021, 2022 ve 2023 yılları kapsamında hissedilen (algılanan) enflasyon ile açıklanan (resmi) enflasyon arasındaki puan farkının en yüksek olduğu yıl 2023 oldu.

Hissedilen (algılanan) enflasyon ile resmi (açıklanan) enflasyon arasındaki farkın çeşitli sebepleri var. Öznel bir veri olmasına rağmen hissedilen (algılanan) enflasyon verisi enflasyonun düzeyi ve etkisi konusunda önemli bir gösterge ve ipucu niteliğindedir. Açıklanan (resmi) enflasyon ile hissedilen (algılanan) enflasyon arasında büyük farklar olması enflasyon ölçümünde ciddi sorunlar olduğunun göstergesidir.

Enflasyonun çok daha düşük olduğu ülkelerin istatistik kurumları hissedilen (algılanan) ve beklenen enflasyona ilişkin verileri kamuoyu ile paylaşırken enflasyonun en yüksek seyrettiği ülkelerden biri olan Türkiye’de TÜİK bu verilere sahip olduğu halde kamuoyuna açıklamıyor. 2023 sonu itibarıyla AB ülkelerinde algılanan enflasyon yüzde 9,5, açıklanan enflasyon yüzde 2,4’tür. Aradaki fark 7,1 puandır. TÜİK’e göre ise Türkiye’de 2023 Aralık’ta hissedilen enflasyon yüzde 100,5 iken açıklanan enflasyon yüzde 64,8’dir.

Hissedilen (algılanan) enflasyon ile resmi (açıklanan) enflasyon farkı TÜİK’in TÜFE verileri ile ilgili güvenilirlik tartışmalarını daha da artıracaktır. TÜİK enflasyon ölçümü konusundaki verileri şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaşmalıdır.

Araştırma bültenine erişmek için tıklayınız.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Adeyemo: Türkiye bankalarına yaptırım uyarımız işe yaradı

ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Wally Adeyemo, ABD’nin özellikle Türkiye bankalarına yönelik yaptırım uyarılarının ardından Rusya’ya finansal akışın yavaşladığını açıkladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Wally Adeyemo, ABD’nin yabancı finans kuruluşlarına yaptırım uygulama tehdidinin Rusya ile Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kazakistan gibi ülkeler arasındaki finansal akışı önemli ölçüde değiştirdiğini belirtti.

Fon hareketleri azaldı

Reuters’e konuşan Adeyemo, finansal kuruluşların raporları da dahil olmak üzere ABD Hazine Bakanlığı’nın erişimi olan verilere göre, ABD’nin aralıkta yayımladığı başkanlık kararnamesinin ardından Rusya’ya yönelik uluslararası fon hareketlerinin azaldığına dikkat çekti.

Yaptırım tehdidinde bulunulmuştu

ABD, aralık ayında yayımladığı başkanlık kararnamesi ile Rusya’nın, Ukrayna’yı işgali nedeniyle Batılı devletler tarafından uygulanan yaptırımları delmesine yardımcı olan üçüncü ülkelerdeki finans kuruluşlarına yaptırım uygulama tehdidinde bulunmuştu.

Adeyemo, “Benim görebildiğim verilerde, finansal akışta belirgin bir fark tespit ettim… Bunlar muhtemelen kurumlar tarafından engelleniyor” dedi.

Bu bizim tam da istediğimiz şey

Adeyemo, “Kurumlarda bulunan ve (işlemleri) takip eden bazı kişilerden de Rusya ile yapılan tüm işlemlerde daha temkinli bir tutum sergilediklerini duydum. Bu da bizim tam istediğimiz şey” dedi.

Reuters’da geçen hafta yer alan ve konu ile ilgili bilgi sahibi olan yedi kaynağa dayandırılan bir haberde, ABD’nin Rusya ile çalışan finansal kuruluşlara yaptırım uygulama tehdidiyle Türkiye ve Rusya arasındaki ticaretin finansmanının aksadığı, hem Rusya’dan alınan petrol ödemelerinin hem de Rusya’ya giden pek çok ürünün ödemelerinin tahsilatında zorluklar yaşandığı ifade edilmişti.

Ekonomim

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.