Connect with us

EKONOMİ

IMF uzmanları Türkiye’de

Yayınlanma:

|

Gözlerden kaçmış olabilir: IMF’nin Türkiye uzmanlarından oluşan bir ekip 14 Ekim’de Türkiye’ye geldi. Genellikle iki yılda bir üye ülkelerle yapılan danışma toplantılarından (Article IV Consultations) birini tamamlayıp 4 Kasım’da Washington’a döndü.

Bir önceki toplantının raporu Haziran 2021’de yayımlanmıştı. Uzmanların son tespitleri, önerileri IMF Yürütme Kurulu’nda tartışılarak kesinleştikten sonra Ocak 2023’te bir Türkiye Raporu olarak yayımlanacak.

Merakla bekliyoruz. Zira, önümüzdeki yıl aynı ekip bir IMF kredisini tartışmak için de Türkiye’ye gelebilir.

Bereket ki IMF heyeti, Türkiye’den ayrılmadan önce bir basın duyurusu yayımladı (4 Kasım 2022). Bu kısa ve özlü belge, Türkiye raporunun ön tespitlerini, önerilerini özetliyor. Ocak 2023’ü beklemeden gözden geçirmemize imkân veriyor.

Son iki yıl: Çalkantılı, istikrarsız bir büyüme…

Basın duyurusunun ekonomik tespitleri son iki yıla odaklanıyor. Aktaralım:

“Salgının ilk etkisi sonrasında büyümenin güçlü bir tempoyla canlanmasını, dinamik bir özel sektör ve teşvik politikaları mümkün kıldı.” 

“2021 sonlarında politika faiz oranındaki indirimler süregelen kırılganlıkları yoğunlaştırdı. Bunları TL’nin değer yitirmesi ve yüksek enflasyon izledi.”

“TL üzerindeki baskıları hafifletmek için önce döviz fiyatlarına müdahaleler ve ‘döviz kuru güvenceli mevduat’ (KKM) düzenlemesi; daha sonra da kredi artışını frenleyen bir dizi makro-ihtiyatî ve düzenleyici önlem uygulandı.”

“Ukrayna savaşı, özellikle enerji fiyatlarını artırarak ekonomik gerilimleri yoğunlaştırdı.”

Uzmanların özenli üslupları dikkat çekicidir. Olgular aktarılıyor. Nedensellik analizi yoktur. “Süregelen kırılganlıklar” tespiti önceki Türkiye raporlarında yer alıyordu. Güncel eleştirileri ise, tespitleri izleyen önerilerden algılıyoruz.

Bir önceki Türkiye Raporu 2020’yi kapsıyordu. IMF’nin 2022 büyüme öngörüsünü de ekleyerek son üç yılın büyüme oranlarını sıralayalım: %1,9 → %11,4 → %5,0… 

Bu çalkantılı büyüme patikası, IMF uzmanlarına göre “dinamik bir özel sektör” sayesinde ve bir dizi teşvik ile gerçekleşti.  Önlemler iki döneme ayrılıyor: 2021’de döviz fiyatları, rezervler eritilerek frenlenmeye çalışıldı. 2022’de döviz piyasaları KKM ile yönlendirildi; banka kredileri ise bir dizi müdahale getirilerek denetlendi.

Kırılganlıklar ekonominin büyüme potansiyelini aşındırmıştır

Önceki Türkiye raporlarından biliyoruz ki, IMF’nin “kırılganlık” tespitlerine yol açan eleştirileri, Merkez Bankası’na müdahalelerin başladığı 2015’e uzanır.

AKP’nin neoliberal modeli izlediği ilk on üç yılda ekonomi yüzde 4,4’lük bir tempoyla büyümüştü. Uluslararası ekonomik ortamın bozulduğu 2015 sonrasında IMF, Türkiye’nin potansiyel büyüme hızını yüzde 3,3 olarak öngörmüştü. 2015-2022’de gerçekleşen büyüme oranı ise bu eşiği aştı; yüzde 3,9’a ulaştı.

IMF’ye göre büyümeyi zorlayan müdahaleler kaynak tahsisini bozmuş; büyüme potansiyelini aşındırmıştır.  Bu tespit, 4 Kasım tarihli basın duyurusunda değil, Ekim 2022’de güncelleştirilen Dünya Ekonomik Görünümü’ndeki (WEO) 2023-2027 Türkiye öngörülerinde yer alıyor: Büyüme eğilimi 0,3 puan (%3,3 → %3,0) aşağı çekilmiştir.

Büyüme eğiliminin 0,3 puan indirilmesi önemsiz görülebilir; ama birikimli sonuçları ciddidir. IMF’nin beş yıllık Türkiye öngörülerinin   dayandığı politika çerçevesini ve olası sonuçlarını 21 Ekim’de Sol Haber’de incelemiş; tartışmıştım. (“IMF’ye Göre Türkiye Ekonomisi: 2022-2027”).

Kısa dönem önerileri: Bir “şok tedavisi” var mı?

IMF uzmanlarının basın duyurusuna dönelim. Son iki yıl tespitlerini, kısa döneme dönük politika önerileri izliyor. Basın notu açıklıyor ki bu öneriler, danışmalar sırasında ekonomi yönetimine de aktarılmıştır. İlk aşamada uygulanması gereken “erken önlemler” ile başlayalım:

“Politika faizinin erkenden yükseltilmesi, merkez bankası bağımsızlığını güçlendiren adımlarla birleştirilmelidir. Bu adımlar, enflasyonun hafiflemesine ve rezervlerin zaman içinde bir tampon oluşturmasına imkân verecektir.”

“Artan malî riskler ve yüksek enflasyon nedeniyle sıkı bir maliye politikası da yardımcı olacaktır; ihtiyaç sahiplerini hedefleyen yardım ödenekleri ayrılmalıdır.” 

IMF uzmanları sıkı para ve maliye politikaları içeren geleneksel bir istikrar programını savunuyor. Bu öneriler bir “şok tedavisi” boyutu içeriyor mu? Basın notu bu olasılığa değinmiyor.

Yanıt, “para ve maliye politikalarının hangi boyutlarda sıkılaştırılacağı?” sorusu ile bağlantılıdır. TÜFE enflasyonu ile politika faizleri arasındaki makas 75 puandır. “Özerkleşen” Para Piyasası Kurulu’nun ilk toplantısında politika faizinin yüzde 80’e çekilmesini fanatik neoliberaller dahi öneremez. Makası daraltan adımların, aylık toplantılarda peş peşe atılması beklenecektir.

IMF’nin WEO öngörülerine göre, önümüzdeki beş yılda enflasyon yumuşak bir tempoyla aşağı çekilecek; dönem sonunda %15 dolaylarında seyredecektir. Bu, göreli olarak ılımlı bir parasal daralma anlamına gelir.

Kamu maliyesinde kemer sıkma ise, “artan malî riskler”in içeriğine, boyutuna bağlıdır. Bu ifade ile Hazine’nin döviz yükümlülüklerini içeren bir dış borç krizi kastediliyorsa, sert bir daralma gündeme gelebilir. 2001 krizinde olduğu gibi dış borç yükünün finansmanını üstlenen bir IMF kredisi, faiz dışı fazla / GSYH hedeflerini zorunlu kılar. Boyutu, küçülme veya durgunlaşma getirir.

Uzmanların basın duyurusu, kamu maliyesinde kemer sıkma boyutunu “ihtiyaç sahiplerini hedefleyen yardım ödenekleri” ile kısmen hafifletiyor. 2001’deki IMF programında bu esneklik yoktu; ağır sonuçları AKP iktidarına kapı aralamıştı. IMF’nin Fiscal Monitor istatistikleri, korona salgınında Türkiye’de bütçe kaynaklarının yoksul katmanlardan esirgendiğini gösteriyor. Uzmanlar bu olgunun elbette farkındadır.

IMF’nin WEO öngörülerine göre kısa dönemli bir istikrar programı 2023’te büyüme temposunu 2022’ye göre 2 puan (%5 → %3) aşağı çekecektir; o kadar… İstihdamı, ücretleri aşındıran durgunlaşma bugünkü toplumsal bunalımı ağırlaştıracaktır.

Uzmanların basın notu, daha ağır bir “şok tedavisi” olasılığını dışlamıyor.

Orta dönem önerileri ve uzantıları…

IMF uzmanlarına göre, kısa dönemli istikrar politikaları sırasında 2022’de uygulanan olağan-dışı müdahale ve önlemler korunacaktır. Sonrasında bunlar temizlenecek; neoliberal düzenlemelere “tam dönüş” sağlanacaktır:

“Bu politikalar uygulanarak enflasyon yavaşladığında KKM’yi de içeren makro-ihtiyatî ve düzenleyici önlemlere aşamalı olarak son verilmelidir. Devlet, böylece finansal piyasalarda ve kredilerin tahsisinde çok daha küçük bir rol oynayacaktır.” 

Sonrasını IMF/WEO’nun 2022-2027 öngörülerini izleyerek betimleyebiliriz. Şirketler ve bankaları yöneten “dinamik bir özel sektör” sermaye birikimini ve büyüme biçimini, uluslararası sermaye ile işbirliği  içinde belirleyecektir. Yüzde 3’lük bir büyüme patikası dar tanımlı işsizlik oranını çift hanelere yerleştirecektir. TÜİK’in dahi hesapladığı, IMF’nin dikkate almadığı atıl işgücü oranı zaman içinde faal nüfusun dörtte birini aşacaktır.

Emeği dramatik boyutlarda “ucuzlatan” vahşi bölüşüm şokuna katkı yapan enflasyon, ılımlı boyutlarda süregelecek, işgücü piyasalarına disiplin sağlayacaktır. Döviz fiyatları hedeflenmeyecek, serbestçe dalgalanacaktır. Uluslararası rekabet gücünü sermaye hareketleri ve astronomik emek rezervleri belirleyecektir.

IMF uzmanları ve Washington’daki amirleri, Türkiye için böyle bir gelecek öngörüyor. Önümüzdeki yıl ana muhalefetin veya bugünkü iktidarın temsilcileri ile müzakereye oturacaklar. Tüm belirtiler anlaşacaklarını gösteriyor. Türkiye sermaye blokunun itirazı yoktur.

Bizlere de didikleyip incelemek; “çatlak ses çıkarmak” ile yetinmeyip güzelini, farklı olanını bulmak, savunmak, yaymak düşüyor.

Prof. Dr. Korkut BORATAV – sol.org.tr

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

EKONOMİ

ALAATTİN AKTAŞ: Fiyatlar niye çok artıyor’ sorusunun yanıtı bu verilerde

Yayınlanma:

|

Yazan:

İstediğimiz kadar eğip bükelim, temel gerçek şu; Türkiye fiyat artışı sorununu geride bırakabilmiş değil. Enflasyon hala en büyük sorun.

Teselli bulduğumuz “son bir yıldaki artış hızının” yavaşlıyor olması. Onun nedeni de belli.

Ama iktidar seçime giderken haliyle istiyor ki fiyat artışı da yavaşlasın, hatta dursun. Peki nasıl yapacağız bunu?

Fiyatların artış hızını nasıl yavaşlatacak ve mümkün olursa durduracağız?

Bankalardan zincir marketlere…

Bu yılki kadar bile değildi; bankalar bir dönem çok kar ettikleri gerekçesiyle sürekli eleştiriliyordu:

“Bankalar da bu kadar kar etmesin, kredi faizlerini düşürsün…

”Zaman geçti, bankalar öyle bir zapturapta alındı ki… Kredi kullandırmak istese bir yükümlülük, faizi yüksek tutsa bir yükümlülük, mevduatının para cinsi istenen gibi olmadı mı bir yükümlülük… Finans sistemi adeta her tarafından bağlandı.

Ama konumuz bankalar değil.

Şimdi amaç zam yapanları zapturapta almak.

Özellikle kent merkezlerinde günlük alışverişte payları yüksek olan zincir marketler bir şekilde denetim altına alındı mı, zammın kaynağı da kesilecek.

Kesilir mi, kesilir! Ama ne pahasına?

Perakendeci niye zam yapar?

Zincir marketleri ya da daha genel söylersek perakendeciyi günah keçisi yapıp tüm yükü onlara yıkmak suretiyle fiyatları bir süreliğine denetim altına almak, artış hızını yavaşlatmak, hatta sıfıra indirmek mümkün olabilir.

İyi de bu işletmeler ya da esnaf niye zam yapıyor ki?

Amaçları çok kar etmek mi, yoksa aracı ve toptancı mı çok zam yapıyor?

Peki sorumlu zam yapan toptancı mı, yoksa o da asıl üretici ile perakendeci arasında mı kalıyor?

Yanıtı TÜİK veriyor!

TÜİK tarafından aynı yıl hesaplanmaya başlanan iki fiyat endeksi var:

Yurtiçi tüketici fiyat endeksi, yani Yİ-ÜFE ve tüketici fiyat endeksi, yani TÜFE.

Yİ-ÜFE, tükettiğimiz tüm ürünlerin toptan satış fiyatındaki artışı gösteriyor. Bir anlamda fabrika çıkış fiyatı.

TÜFE ise tüketim aşamasındaki fiyat artışını.

İki endeksteki artışların aynı oranda olmayacağını ve bunun nedenlerini dün yazdım.

■ Üretici endeksinde hizmet fiyatları yok, tüketicide var.

■ Üretici endeksi vergisiz fiyatları gösteriyor, tüketici endeksi vergi dahil fiyatları.

■ Endeks kapsamları farklı, ağırlıklar farklı. Dolayısıyla iki endeksin ortaya koyduğu oranlar arasında fark olur; ama bu yılki kadar olmaz, olmadı da!

Nereden nereye…

TÜFE iki endeksi de 2003 yılını 100 kabul ederek hesaplamaya başladı. Bu endekslerin 2004’ten bu yana olan yıl ortalaması tablo ve grafikte yer alıyor.

Bu endeksler 2003’te 100 olarak yola birlikte çıkmış. 2020’ye kadar kimi yıl biri, kimi yıl diğeri biraz öne geçmiş. Ama aradaki fark yüzde 9’u hiç aşmamış.

Geldik 2021’e… Yİ-ÜFE, TÜFE’den artık yüzde 28 daha fazla…

2022 mi, geçen yılı mumla aratıyor! Aralık ayı için her iki endeksin de yüzde 3 artış göstereceği varsayımına dayalı hesaplamaya göre bu yılın ortalamasında Yİ-ÜFE, TÜFE’nin tam yüzde 70 üstüne çıkacak.

2003’te her iki endeks de 100, 2022’de Yİ-ÜFE 1649, TÜFE ise 969 düzeyinde.

Verilerin söylediği…

Bu endekslerin bize verdiği mesaj çok açık değil mi:

“Üretici, satış fiyatına özellikle 2022’de olmak üzere 2021 ve 2022’de çok zam yaptı. Perakendeci bu fiyat artışını satış fiyatlarına tam olarak yansıtamadı bile. Bakın eski yıllara, artışlar neredeyse hep aynı gitmiş. Son iki yılda, özellikle de bu yıl makas çok açılmış. Peki bu makas nasıl daralacak? Üretici fiyatları gerilese bile, ki öyle bir beklenti yok, perakendeci üreticiden yüksek fiyatla aldığı ürünleri ya üstüne karını koyarak satmayı sürdürecek ya da düşük fiyatla satmak zorunda kalıp zarar edecek.”

Zincir marketler hedef tahtasına konmuş bir kere…

Kırk katır mı, kırk satır mı!

Ya bu farkın nedeni yanlış ölçümse?

Üretici fiyatları endeksi ile tüketici fiyatları endeksi birlikte çıktıkları yolculukta yıllar yılı beraber gitmişken 2021’den itibaren ayrı düşmüşlerse bunun iki nedeni var.

İlkini ana bölümde anlatmaya çalıştım.

Üretici fiyatlarındaki artış tüketici fiyatlarına tam yansıtılamamış olabilir. Bir olasılık daha var…

Üretici fiyatlarındaki artış doğru ölçülmekle birlikte sakın tüketici fiyatlarının artışı eksik ölçülmüş olmasın! Artık adına yanlışlık mı denir, kasıt mı denir, kötü niyet mi denir; tüketici fiyatlarındaki artış gerçeği yansıtmıyor olmasın!

2004-2020 dönemi, tam 17 yıl… Bu 17 yılda iki endeks arasındaki makas hiçbir zaman yüzde 9’dan fazla açılmamış. Ama nedense bu yıl makas yüzde 70’i bulmuş.

İki endeksin aynı oranı vermemesinin normal karşılanacağını biliyorum, yazdım da. Ama birilerinin de çıkıp bu makasın bu yıl niye böylesine açıldığını izah etmesini beklemek hakkımız.

Devlet marketlerin ürün fiyatlarını mı açıklayacak?

Ticaret Bakanlığı 200’den fazla şubesi olan zincir marketlerdeki bazı fiyatları kamuoyuyla paylaşmaya hazırlanıyor. Bu konuyu düzenleyen yönetmelik değişikliği dünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.

Özünde vatandaşa hizmet bu, yanlış da değil. Vatandaş belli ki internet yoluyla bu verilere ulaşıp hangi ürünün hangi markette kaç liraya satıldığını görebilecek.

Düzenleme bilgilendirme olarak kalırsa sorun yok. Ama “Sen şu ürünü şu fiyata satıyorsun, bak diğer markette fiyat şu kadar, sen de aynı düzeye çek” gibi telkinler söz konusu olacaksa konu başka yere kayar ve bunun sonu gelmez.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Dolar Sadece Amerikalıların Parası Değil…

Yayınlanma:

|

Yazan:

Herkes Euro/Dolar paritesinin neden güçlendiğini soruyor. Bunun cevabını vermeden önce Dolar’ın yatırımcılar için ne ifade ettiğini analiz etmek lazım.

Dolar, ABD vatandaşlarının parası olarak tarif edilse de pratikte böyle değil. Dolar Amerika Birleşik Devletleri’nin ihraç ettiği uluslararası kabul görmüş bir değer ölçütü. Dünyada herkes borcunu, alacağını, varlığını, zararını ya da servetini dolar cinsinden ölçüyor. Dolayısıyla risk iştahı azaldığı zaman varlıklarını satıp Dolara geri dönüyor. Çünkü en likit yatırım aracı Dolar. Herhangi bir ülkede cüzdanınızda bulunan Dolar ile ödeme yapmanız mümkün. Genel kabul görmüş değiş tokuş aracı olarak da tarif edilebilir.

Eğer dünyada ve özellikle Amerikan Ekonomisinde işler iyi gidiyorsa, yatırımcılar elindeki Dolarları satıp yatırım araçlarına geri dönüyorlar. Bu sebeple Euro/Dolar paritesi tekrar yükselmeye başlıyor.  Kasım ayında paylaştığım raporlarda “paritenin tekrar 1.05 seviyelerini test etmesi mümkün” şeklinde yorum yapmıştım.

“İhracat İçin Olumlu Ama…”

ABD Ekonomisinden enflasyon, istihdam ve ekonomik faaliyetler ile alakalı beklenmedik olumlu gelişmeler olunca Fed daha önce belirlemiş olduğu katı faiz politikasından vazgeçti. Bu sebeple yatırımcıların risk iştahı geri döndü. Parite yükseldi. Etrafımızda bulunanların “ABD Ekonomisi iyi giderken neden Euro Dolara karşı değer kazanıyor” sorusunun cevabını böylece vermiş olduk. Eğer ECB faiz artışlarına Fed’den daha güçlü şekilde devam ederse paritenin daha da yükselmesini bekleyebiliriz.

Böyle bir gelişmenin özellikle ihraç pazarlarında sorunlar yaşanmaya başlamışken Türkiye’nin cari açığına olumlu etki yapacağı aşikar. Ancak yeterli olacağını pek sanmıyorum. Avrupa’ya ihracat yapan firmaların sadece fiyat tutturma değil aynı zamanda sipariş düşüşü ile karşı karşıya olduklarını biliyoruz. Dolayısıyla paritedeki yükselişin dış ticaret dengesine “pansuman” görevi yapacağını ancak dış kaynaklı risklerden tam olarak koruyamayacağının altını çizmek istiyorum.

Bu arada, firmaların maliyet baskısı sebebiyle pazarlama faaliyetine ara verip giderleri azaltmak için çaba vermelerinin yan etkileri konusunda da uyarmak istiyorum. Gelirleri artırmadan yapılacak gider düşürme çabalarının firmaları huzursuz edecek sonuçlarını daha önceki tecrübelerimden bildiğim için, yaklaşmakta olan yeni yıl için plan yaparken bahsettiğim tecrübeye dikkat edilmesi için paylaşmak istedim. Zaten firmaların çoğu yeteri kadar personel ve maliyet kurgusu içinde çalıştıkları için daha fazlasının fayda değil zarar getireceğini belirtmek istiyorum.

Prof. Dr. Emre Alkin

Okumaya devam et

EKONOMİ

LNG yatırımları: Milyarlar boşa mı harcanıyor?

Avrupa, Rus doğalgazını telafi için sıvılaştırılmış doğalgaza (LNG) bel bağladı. Milyarlarca euroluk altyapı yatırımı gerektiren LNG hem vergi mükellefleri hem de çevre açısından doğru seçim mi?

Yayınlanma:

|

Yazan:

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının hemen sonrasında, 5 Mart’ta yaptığı açıklamada, Rusya’nın doğal gaz vanalarını kapatabileceğini, AB’nin fosil enerji kaynaklarına bağımlılıktan kurtulmak zorunda olduğunu belirtmiş, AB üyesi İspanya’yı, yenilenebilir enerji ve sıvılaştırılmış doğal gazda (LNG) öncü rol oynadığına işaret ederek örnek göstermişti.

Ancak sorun şu: Sıvılaştırılmış doğal gaz da fosil bir gaz. Yer altından çıkarılıyor, gazı çıkarmada başta ABD’de olmak üzere kırma-parçalama (fracking) işlemi uygulanıyor ve sonuçta LNG de yandığında havaya karbondioksit salarak çevreye zarar veriyor. Bunları AB Komisyonu Başkanı da biliyor. Ama buna rağmen LNG ile yenilenebilir enerji konularını birbirine karıştırmaya devam ediyor.

İklim konusunda anlatılan masallar hem ökolojik hem de mali açıdan Avrupa’ya pahalıya mal olabilir. AB iklim krizini daha da derinleştirmek istemiyorsa, milyarlarca euro yatırılan LNG altyapısı kısa süre içinde boşa çıkabilir.

Ursula von der Leyen
Ursula von der LeyenFotoğraf: Yves Herman/REUTERS

LNG ile birlikte maliyetler de artıyor

Avrupa İstatistik Dairesi Eurostat’ın verilerine göre Avrupa’nın en büyük doğal gaz tüketicisi Almanya. Almanya’yı İtalya, Hollanda, Slovakya ve Fransa izliyor. Rus doğal gazını telafi etmek için alternatif arayışındaki başlıca ülkeler de bunlar.

Kimya ve enerji alanında danışmanlık hizmetleri sunan ICIS şirketinin doğal gaz analisti Paula Di Mattia Peraire, Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana Avrupa’ya LNG ihracatının yüzde 58 arttığına işaret ediyor. Başta Almanya, Yunanistan ve İtalya olmak üzere İrlanda, Fransa, Hollanda ve Polonya’da kıyılardaki alt yapının geliştirildiğini belirten Peraire, “Avrupa’da şu an LNG’ye büyük yatırımlar yapılıyor. Bu projelerin hepsinin hayata geçirilebilmesi durumunda, ki 2024 sonuna kadar 15 yeni projeden bahsediyoruz, yeniden gazlaştırma kapasitesi yılda 70 milyar metreküp artmış olacak” diyor.

Kamu yatırımlarının büyük bölümü şu an kıyılardaki terminallere akıyor. Soğutulan sıvı gaz bu terminallere naklediliyor ve yeniden gaz haline gelebilmesi için ısıtılarak şebekelere dağıtılıyor. Şu an Kuzey Denizi ve Baltık Denizinde Avrupa’nın doğal gaz ihtiyacını karşılamaya yetecek miktarda terminal bulunmuyor.

Yunanistan'da bir LNG terminali
Yunanistan’da bir LNG terminaliFotoğraf: Costas Baltas/REUTERS

Gemiler ve dağıtım şebekesi sıkıntısı

Ancak terminallerin yanı sıra gaz ithalatında sıkıntı yaşanan iki alan daha var. Rusya’nın boru hatlarıyla aktarılan doğal gazının telafi edilebilmesi için diğer kaynaklardan gazın denizden tankerlerle Avrupa’ya taşınması gerekiyor. LNG tankerleri 175 bin metreküpe varan miktarlarda sıvılaştırılmış gaz taşıyabiliyor. Boru hatlarından gelen daha az yoğunluklu doğal gazda ise bu miktar 90 milyon metreküp. Dolayısıyla yılda Avrupa’ya taşınan 167 milyar metreküplük Rus doğal gazını telafi edebilmek için bin 800 gemi gerekiyor. Bu da günde beş gemiye denk geliyor.

Deniz Taşımacılığı Ekonomisi ve Lojistik Enstitüsü verilerine göre bunun için 160 yeni tankere ihtiyaç var. Tankerlerin tanesinin 220 milyon dolara mal olduğu düşünüldüğünde bu da 35 milyar dolarlık yatırım anlamına geliyor.

Bir başka nokta, nakliyat rotasının değişmesi. Şimdiye kadar doğudan batı yönüne taşınan LNG gelecekte İspanya, Fransa ve Hollanda’dan Orta ve Doğu Avrupa’ya nakledilecek. Gaz hatlarının genelde tek yönlü olması nedeniyle geri akış sadece kısıtlı olarak mümkün.

Enerji uzmanı: Hiçbir anlamı yok!

Tüm bu gerçekler, AB’nin iklim koruma hedefleriyle tam bir tezat oluşturuyor. AB, 2050 yılına kadar karbon emisyonlarını sıfırlamayı hedefliyor. Almanya’da ise hedef 2045. AB, yaktığı LNG miktarını artırdıkça karbondioksit emisyonları da yükselecek.

Avrupa Enerji Araştırmaları İttifakından (EERA) enerji uzmanı Ganna Gladkykh, “Uluslararası Enerji Ajansı bile fosil enerji kaynaklarına yatırımların derhal durdurulması gerektiğini, iklim hedeflerine sadece bu şekilde ulaşılabileceğini söylüyor. Buna rağmen AB milyarlarca euroyu doğal gaz altyapısına yatırıyor. LNG’ye yatırım yapmanın hiçbir anlamı yok. Hele hele Avrupa için” diye konuşuyor.

LNG’nin yerini hidrojen alacak

Sorunun çözümü için iklim dostu yöntemlerle üretilen gazlara bel bağlanıyor. Fosil doğal gaz yerine birkaç yıl içinde amonyak ve özellikle de sıvı hidrojen üretimi planlanıyor. LNG için kurulan ve başka hiçbir işe yaramayan tankerler, terminaller ve transit bağlantıların ancak bu şekilde kullanılabileceği belirtiliyor, en azından öyle umuluyor.

Hidrojen üretiminin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
Hidrojen üretiminin yaygınlaştırılması hedefleniyor.Fotoğraf: imago images

Ancak enerji uzmanı Gladkykh böyle olacağından şüpheli. “Siyasetçiler kamuoyundaki endişeleri gidermek için hidrojen altyapısının hazır olduğunu söylüyor. Karar alıcılar, ‘Fosil LNG’ye yatırım yapıyoruz ama bu yatırımlar boşa gitmeyecek. Daha çevre dostu olan hidrojen teknolojisine geçtiğimizde kullanılacak’ hikayesini anlatıyorlar” diyor.

Potsdam merkezli Transformatif Sürdürülebilirlik Araştırmaları Enstitüsü (IASS) araştırma grubu direktörü Rainer Qiutzow da, “Ancak geçişin nasıl olacağı açıklığa kavuşturulmuş değil. Hidrojen henüz taşınmaya başlanmadı. Bunun için alaşımlara ve hidromateryallere ihtiyaç var. Çünkü hidrojen daha patlayıcı, dolayısıyla daha tehlikelidir. Hidrojene geçiş için belirgin ek yatırımlar gerekecektir” diye konuşuyor.

Uluslararası Yenilenebilir Enerjiler Ajansı, bir LNG tesisinde pompa, ventil, araç ve güvenlik sistemlerinin değiştirilmesi için gerekli ek masrafın, tesis maliyetinin yüzde 20’sine varabileceği tahmininde bulunuyor. Dikkat çekilen bir başka nokta, LNG eksi 160 dereceye kadar soğutulurken hidrojende 100 derece daha ek soğutmaya ihtiyaç duyulacak olması. Ajans, mevcut LNG tankerleri ve terminallerinin bu iş için kullanılamayacağını belirtiyor.

Hidrojenin rüzgâr ya da güneş enerjisinden üretilmesi gerekiyor. Avrupa’nın ihtiyacını karşılayabilecek miktarda güneş ve rüzgâr enerjisi kıtada üretilemediğinden başka yerlerde üretilerek Avrupa’ya taşınması gerekecek.

Enerji uzmanı Gladkykh, tüm bu faktörler göz önüne alındığında LNG’ye yapılan yatırımın çok abartılı olduğu görüşünde. IASS uzmanı Quitzow da, anlamı olmayan altyapıya yatırım yapmanın iklim hedeflerine ulaşmada yarattığı riske işaret ediyor ve “Terminaller ve tesisler bir kez inşa edildi mi, büyük yatırımlar yapılmış olduğu için vazgeçmek de zor olacaktır” uyarısında bulunuyor.

İspanya'nın Bilbao kentinde bir LNG terminali
İspanya’nın Bilbao kentinde bir LNG terminaliFotoğraf: Javier Larrea/imago images

Çevre için boru hatları mı LNG mi daha zararlı?

İklim değişikliğinden kaynaklı zararlar şimdiden artıyor. Rus gazı gibi geleneksel doğal gazın çıkarılmasında havaya LNG’ye göre daha az karbondioksit salınıyor. Çünkü Katar ya da ABD’den gelen LNG’nin önce taşınabilir hale getirilmesi için sıvılaştırılması, bunun için yüksek basınç altında yoğunlaştırılıp, sonra yeniden gazlaştırılması gerekiyor. Tüm bu işlemler, gazdan gelecek enerjinin yüzde 8 ila yüzde 25’inin kompresörlere harcanması anlamına geliyor.

Gazı taşıyan gemilerle deniz trafiğindeki artış ve mesafe arttıkça iklim bilançosuna olumsuz etkisi de cabası. Örneğin Avustralya’dan taşınacak gaz, Cezayir’den gelecek gaza göre iklim ve taşıma maliyeti açısından beş kat daha pahalıya mal oluyor.

BM Genel Sekreteri Guterres: Aptalca bir yatırım

AB’nin yeni LNG tesislerinin geleceği de tartışmalı. Avrupa’nın önde gelen düşünce kuruluşlarından Agora Enerji Dönüşümü ve E3G’nin hazırladığı iki ayrı rapor, Avrupa’nın bir ila dört yıl içinde doğal gaz ihtiyacını azaltabileceğini ve Rusya’dan bağımsız hale gelebileceğini ortaya koyuyor. Buna göre enerji ihtiyacının yüzde 25’i Avrupa Komisyonunun yeşil dönüşüm planlarının hayata geçirilmesiyle, yüzde 45’lik bölümü ısı pompaları, yalıtım ve yeşil enerjilerin geliştirilmesiyle karşılanabilecek. Araştırmacılar, bu durumda ihtiyacın sadece üçte birlik bölümünün diğer ülkelerden ithal edilmesi gerekeceğine, söz konusu 50 milyar metreküplük gaz için de mevcut altyapının yeterli olacağına işaret ediyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de araştırmacılarla aynı görüşte. Guterres, Economist Sürdürülebilirlik Zirvesinde yaptığı konuşmada fosil enerjiyi “ölü yatırım” diye nitelendirmiş, ülkelerin kömür ve diğer fosil yakıtlardan çıkışı hızlandırması gerektiğini belirterek “Yapılacak diğer her şey çılgınlıktır. Fosil enerjilere bağımlılık, karşılıklı yıkımı güvenceye almaktır” demişti.

DW

Okumaya devam et

KATEGORİLER

SON YAZILAR

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.