EKONOMİ
İŞ DÜNYASI: Enflasyon, sermayeyi eritiyor
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Türkiye’nin önde gelen sanayi kentlerinde örgütlü sanayi odaları, ticaret odaları ve ticaret borsalarının başkanlarından, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun “Enflasyon muhasebesi zorunlu bir ihtiyaç haline geldi. Gerekli adımların atılmasını bekliyoruz” yönündeki açıklamasına destek geldi. İş insanları, enflasyonun işletmeleri tahrip ettiğini belirtiyor.
Yüksek enflasyonun işletmeler üzerindeki olumsuz etkisi, TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’nun “enflasyon muhasebesinin zorunlu bir ihtiyaç olduğu” ve “İş dünyası olarak bu konuda gerekli adımların atılmasını beklediklerini” açıklaması ile yeniden alevlendi. Konuyla ilgili DÜNYA’ya açıklama yapan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı ve önde gelen illerin oda ve borsa başkanları, enflasyonun işletmeler üzerinde tahrip edici etkisi bulunduğunu, enflasyon muhasebesinin uygulanmaması halinde sermaye erimesinin kaçınılmaz olduğunu kaydediyor. Enfl asyon muhasebesi adımının atılmasının, ihracat ve istihdamda sürekliliğe ve artışların sürdürülebilirliğine katkı vereceği, enflasyon muhasebesinin finansal piyasaların da dikkatini çekeceği, TL menkul kıymetlere ilgiyi artıracağı, finansal istikrara da katkı sunacağı ifade ediliyor.
İŞ DÜNYASI TEMSİLCİLERİ DÜNYA’YA KONUŞTU
GÜRSEL BARAN / ANKARA TİCARET ODASI BAŞKANI: İşletme sermayeleri hızla eriyor
Enflasyonun şirket bilançoları üzerindeki olumsuz etkisini her platformda dile getirdik. Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’ye de bir rapor sunduk. İşletmeler enflasyon nedeniyle fiktif kâr elde ediyor. Buna karşılık artan fiyatın satılan ürünün yenisini almaya yetmemesi sebebiyle işletme sermayeleri hızla eriyor. Bu süreçte, işletmeler için enflasyon muhasebesi zorunluluk halini almıştır.
NURETTİN ÖZDEBİR / ANKARA SANAYİ ODASI BAŞKANI: Fiktif kâr üzerinden ödenen vergi mali yapıyı zayıflatıyor
Firmaların gerçekte olmayan kârlar üzerinden vergi ödemek durumunda kalması, mali yapılarda zayıflamaya yol açıyor. Bu aynı zamanda makroekonominin temeli olan üretim ve istihdam kapasitesini zayıflatıyor. Mevzuatta yer almasına rağmen ertelenen enflasyon muhasebesi uygulamasının bu yılı kapsayacak şekilde bir an önce yürürlüğe girmesi gerekir.
IŞINSU KESTELLİ / İZMİR TİCARET BORSA BAŞKANI: Enflasyonun tahribatını asgariye indirmek gerek
TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu tarafından dile getirilen enflasyon muhasebesi uygulamasının getirilmesi talebi son derece yerindedir. Son üç yıldır tedricen artan ve geçen yıldan bu yana etkisi daha çok hissedilen enflasyonun işletmelerimiz üzerinde yaratacağı tahribatı asgariye indirmek için önemli bir enstrümandır. En son 2004 yılında uygulanan enflasyon muhasebesinin, işletme sermayesi eriyen ve finansmana erişimi zorlaşan özel sektör için ihtiyaç haline geldi. Ekonomi yönetiminin, Türk iş dünyasının bu haklı talebini dikkate alacağına inanıyoruz.
YÜCEL BAYRAM / ADANA TİCARET ODASI BAŞKANI: Bu şartlarda enflasyon muhasebesi yapılmak zorunda
Firmalar için enflasyon muhasebesi gerekiyor. Çoğu şirket bunu yapmak zorunda, çünkü fiyat değişikliklerinde olsun, asgari ücret farklarında olsun, elektrik zammında olsun bunu nasıl yansıtacak, nasıl karşılayacak. Bu şartlarda enflasyon muhasebesini bütün şirketler, bütün tüccarlar, bütün esnaf yapmak zorunda.
ŞAHİN BİLGİÇ / ADANA TİCARET BORSASI BAŞKANI Enflasyon yüksekse her şeyiniz gider, sermayeyi bitirirsiniz
Enflasyonun bu kadar yüksek olduğu bir dönemde, ne kazanırsanız kazanın, her şeyiniz gidiyor, sermayeyi bitiriyorsunuz. Resmi enflasyon yüzde 80’lerde ve bu ortamda diyelim ki yüzde 100 para kazandınız. Vergiyi falan eklediğinizde eksiye düşersiniz, mevcudu da kaybedersiniz ki esnafın, ticaret erbabının yaşadığı budur. TOBB olarak ve hatta Bakanlar nezdinde yapılan toplantılarda bunu hep gündeme getirdik. Enflasyon bu kadar yüksek olmasa sorun değil ama yüzde 80 mi, 180 mi belli değil, bir ölçüsü de yok, inşallah 2023’te daha aşağılara çekilir.
ZEKİ KIVANÇ / ADANA SANAYİ ODASI BAŞKANI: İş dünyasının en doğal ve en haklı talebidir
Enflasyon dönemlerinde, enflasyonun mali tablolar üzerindeki etkilerinin giderilmesine yönelik düzeltici işlemler yapılması gerekiyor. Zira yüksek enflasyonun karları ve sermayeyi erittiği gibi işletmelerin sermayeleri eridiği halde sürekli kar ediyor gibi gösteriyor. İşletmelerin teknik iflas durumuna düşmesini engelliyor. Enflasyon değerlemesi sonucu oluşan fon, şirketlerin öz varlığını artırdığı için finansman gider kısıtlama tutarını azaltıcı etki doğuruyor. Şirketlerin aktifinde bulunan iktisadi kıymetler, az da olsa rayiç bedellere yükselmektedir. Enflasyon değerlemesi sonucu oluşan yeni değerler üzerinden amortisman ayrılacağından, şirket karlarındaki fiktif değerler az da olsa gerçek duruma getirilmiş olacaktır. Bu nedenlerden dolayı, enflasyon muhasebesi zorunlu ihtiyaç olarak ön plana çıkmaktadır.
TUNCAY YILDIRIM / GAZİANTEP TİCARET ODASI BAŞKANI: Enflasyonla mücadeleye katkı sağlar
“Yüksek enflasyon ne yazık ki mali tablolarımızda tahribata yol açmaktadır. İşletmelerimiz yükselen enflasyon nedeniyle oluşan gerçek olmayan kârların vergilendirilmesi ile karşı karşıya. Bu da işletmelerimizin sermayelerini vergi yoluyla devlete aktarmalarına sebep olmaktadır. Aynı zamanda da işletmeler yerine koyma maliyetini dikkate alarak fiyat belirleme durumunda kalıyor ki bu durum enflasyon açısından olumsuzluk demek. Dolayısıyla enflasyon muhasebesi zorunlu bir ihtiyaç haline geldi. Enflasyon düzeltmesi, finansal tabloların gerçeği yansıtması ve vergi matrahlarının doğru bir şekilde hesaplanması için parasal olmayan varlıkların enflasyon karşısında eriyen değerleri yerine gerçek değerleri ile bilançolara yansıtılmasını sağlayacaktır.
ADNAN ÜNVERDİ / GAZİANTEP SANAYİ ODASI BAŞKANI: Enflasyonun işletmelere olumsuz etkisini hafifletir
2021 yılında ülkemiz ekonomisinde enflasyon muhasebesinin şartları sağlanmış olsa da ilgili uygulama 2023 yılına ertelenmiştir. Bu ertelemenin kaldırılıp; 2022 yılında KOBİ tanımına girmeyen yüksek cirolu büyük ölçekli firmalara enflasyon muhasebesinin uygulanması izni verilmesi firmalarımıza önemli ölçüde esneklik sağlayacaktır. Günümüz zorlukları göz önünde bulundurulduğunda, sağlanacak bu imkan işletmelerimizin sürdürülebilirliğine katkıda bulunacak, enflasyonun işletmelerimize yönelik olumsuz yansımalarını biraz olsun hafifletecektir.
SELÇUK ÖZTÜRK / TOBB BAŞKAN YARDIMCISI VE KONYA TİCARET ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI: Yüksek satış rakamları aldatmasın
“Türkiye’de de dünyada olduğu gibi son bir yıldır enflasyon sürecine girildi. Şu an bununla topyekün mücadele ediyoruz. Ama burada şirketlerin sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’nun da ifade ettiği gibi bir enflasyon muhasebesi yapması gerekiyor. Mesela bir üretici hammaddeyi pahalı alıyor, üstüne belirli bir kâr koyup satıyor. Ama ürününü sattığı para ile yeniden hammadde almakta zorluk çekiyor. Fiyatı artan ürünlerde kâr oranı artmıyor aslında. Yüksek cirolar yüksek kar gibi algılanıyor. O yüzden şirketlerimiz tedbirlerini almalı. Zarar etmeyecek şekilde rakamlar planlanmalı ve şirket sermayeleri enflasyona kurban edilmemeli.
SEDAT SİLAHTAROĞLU / MAKİNE İHTİSAS ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI: İşletmeleri ve sermayeyi korumamız gerekiyor
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun, enfl asyon muhasebesi uygulamasını talep ediyoruz açıklamasına yüzde yüz katılıyorum. Yükselen enflasyon karşısında ve değişken hammadde ihtiyaçları karşısında işletmelerin birinci sorunu sermayelerini korumak. O bakımdan bunları dikkate alınca varlıkların yeniden değerlenmesi, enflasyon muhasebesinin mutlaka uygulanmasının zorunlu hale geldiğini ifade edebilirim. İşletmeleri korumamız gerekiyor. Sermayeleri korumamız gerekiyor.
MUSTAFA GÜLTEPE / TÜRKİYE İHRACATÇILAR MECLİSİ (TİM) BAŞKANI Enflasyon muhasebesi, reel sermaye kaybını önleyecek
● Bugün gelinen noktada, enflasyon muhasebesinin yapılması için gerekli şartların oluştuğunu söyledi. Gültepe, “Son 3 yıllık kümülatif enflasyon oranı ÜFE yüzde 300’e TÜFE’de yüzde 150’ye yaklaştı. Stoklar, duran varlıklar ve benzeri temliklerin vergilendirilmesi, bu şartlar altında reel sermaye kaybına yol açarak iktisadi faaliyet üzerinde negatif bir etki oluşturacak” dedi. Enfl asyon muhasebesinin, reel sermaye kaybını önleyeceğini kaydeden Gültepe şöyle konuştu: “Enflasyon muhasebesi, yatırımlar başta olmak üzere iktisadi faaliyete pozitif bir etki yapacaktır. Dolayısıyla bu adımın atılması, ihracat ve istihdamda sürekliliğe ve artışların sürdürülebilirliğine katkı verecektir. Enflasyon muhasebesi finansal piyasalarda da dikkat çekecektir. Dolayısıyla TL menkul kıymetlere ilgiyi de artıracağı için finansal istikrara da katkı sunacak bir adım olarak görüyoruz. Her şeyden önemlisi, enflasyon muhasebesi sayesinde firmalarımızın reel gelirleri üzerinden vergilendirilecek ve öngörülebilir projeksiyonlar yapabilecektir. Firmalarımızın, mevcut durumu yönetme ve gelecek projeksiyonlarını oluşturma kabiliyetlerini güçlendirmek adına enflasyon muhasebesi yapılmasının faydalı olacağına inanıyoruz.”
İBRAHİM BURKAY / BURSA TİCARET VE SANAYİ ODASI (BTSO) YÖNETİM KURULU BAŞKANI: “Enflasyon muhasebesi uygulaması zorunlu hale geldi”
● Türkiye bu zorlu sürecin üstesinden gelecek güce sahiptir. Ancak bu zorlu dönemi hızla geride bırakmak için gerekli tedbir ve politikaların uygulanması çok önemli. İşletmelerimizin enflasyon karşısında sermayelerini koruyabilmeleri için enflasyon muhasebesine geçilmesi zorunlu hale geldi. Küresel enerji fiyatlarındaki artış ve tedarik zincirlerindeki bozulma nedeniyle üretici fiyat endeksinde önemli bir artışla karşı karşıyayız. Yüksek enflasyonun yol açtığı risklerin nasıl yönetileceği konusunda bazı belirsizlikler var. Şu anda işletmelerin bilançoları gerçek değerleri yansıtmıyor. Öz sermayesi ve makine teçhizatı güçlü olan firmalar, sermayeleri eridiği halde yüksek enflasyon nedeniyle kar etmiş gibi görünüyor. Bu durum mali yapılarda bozulmaya ve kaynak kullanımında verimsizliğe yol açıyor. Şirketlerin işletme sermayesi ihtiyacına dönük taleplerini Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’ye aktardık. Daha önce BTSO olarak gündeme taşıdığımız enflasyon muhasebesinin yanı sıra KGF destekli yeni kredi paketlerinin oluşturulması gibi bir dizi destek talebimizi Sayın Bakanımıza bildirdik. En kısa zamanda bu desteklerin birer birer hayata geçeceğini temenni ediyoruz.
CELALETTİN KESİKBAŞ / ESKİŞEHİR SANAYİ ODASI BAŞKANI: Sanayicilerin yüzde 87’si enflasyon muhasebesi istiyor
● “Eskişehir Sanayi Odası olarak, 453 işletme ile gerçekleştirdiğimiz ‘Güncel Ekonomik Beklenti’ konulu anketimizin sonuçlarını aldık. ‘2022 yılı için enflasyon muhasebesinin uygulanmasını istiyor musunuz?’ sorusuna yüzde 87 oranında ‘evet’ denildi. “Reel sektör enflasyon muhasebesi talep ediyor. İşletme sermayelerinin hızla eridiği enflasyonist ortamda reel sektör enflasyon muhasebesi düzenlemesi talep ediyor. Şu anda enflasyon düzeltmesi ile ilgili bir belirsizlik ortamı doğmuştur. Bu belirsizliğin çok uzatılmadan netleştirilmesi beklenmektedir. Yüksek enflasyon ortamında enflasyonun etkilerinden arındırılmaksızın hesaplanacak kar/zarar sonucu üzerinden vergilendirme yapmak, vergi adaleti açısından önemlidir.
DÜNYA
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
2 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
5 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
