Connect with us

BANKA HABERLERİ

MÜŞTERİLERİN İNTERNET BANKACILIĞI HESABINDAN ÇALINAN PARALARINDAN KİM/KİMLER SORUMLU?

Av. Nur Nihal TAVLAN, İnternet hesapları üzerinden müşteri hesaplarına yapılan işlemlerden, dolandırıcılık işlemlerinde tarafların sorumluluğunu ele alan bir yazı kaleme aldı …

Yayınlanma:

|

Günümüzde teknolojinin gelişmesinin yanı sıra yaklaşık iki senedir yaşadığımız pandemi sürecinin de etkisiyle artık işlemlerimizin hepsini online sistemde gerçekleştirmekteyiz. İnternet günlük hayatımızın vazgeçilmezleri arasında yer almakta, pek çok diğer işlem gibi internet bankacılığı ve mobil bankacılıktan da sıklıkla yararlanmaktayız. İnternet bankacılığı, hem bankalar hem de müşteriler açısından avantajlara sahip olduğu kadar sakıncalar da barındırmakta bu sakıncaların başında güvenlik problemi gelmektedir. Çağımızdaki ilerlemeyle birlikte hırsızlık ve dolandırıcılık eylemlerinin işleniş şekli de değişmekte, bilişim sistemleri kullanarak gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Dijital ortamda gerçekleştirilen hırsızlık/dolandırıcılık eylemlerinde mudilerin ve bankanın ek yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu hususta mudilerin uğradıkları zararlardan kimin sorumlu tutulacağı, bankanın sorumluluğunun bulunup bulunmadığı konusunun Yargıtay kararları ışığında değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

İNTERNET BANKACILIĞINDA TARAFLARIN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

İnternet bankacılığının yaygınlaşması ile birlikte çok farklı sebeplere dayanan sakıncalar da ortaya çıkmaktadır. Sakıncaların başında işlem yapan kişilerin kimliğinin tespitindeki zorluklardır. Öte yandan güvenlik problemi hem bankalar hem de müşteriler açısından internet bankacılığında önemli riskler oluşturmakta bu sakıncaların mudiler için olduğu kadar bankalar için de söz konusu olduğunu söylemek mümkündür. Güvenlik probleminin aşılabilmesi için bankalar mudilere kullanıcı adı, müşteri numarası, parola, güvenlik kodu gibi kendilerini tanıtmalarına yarayacak bilgiler vermekte, mudiler de kimseyle paylaşmamaları gereken bu bilgileri kullanarak sisteme girmektedirler. Ancak pek çok zaman bu önlem yeterli gelmemekte ve casus yazılımlar, uzaktan IP bağlantı kurulması gibi tekniklerle mudiler kendi kusurları olmaksızın mağduriyet yaşamaktadırlar. İnternet ve mobil bankacılık üzerinden yaşanabilecek mağduriyetlerin önüne geçebilmek adına bankalara ve mudilere ek yükümlülükler getirilmiştir. Bu yükümlülükler çoğunlukla taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Tarafların, yükümlülüklerin yerine getirilmesi konusunda gösterecekleri en küçük bir duyarsızlık ya da ihmal telafisi zor zararların ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir.

A) MUDİLERİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

Yalnızca bankalar değil aynı zamanda mudiler de internetin avantajlarından yararlanmak amacıyla internet bankacılığını tercih etmektedirler. Çünkü bu sayede hem bankaya giderek zaman kaybına engel olmakta hem de daha hızlı, kolay ve ucuz bir şekilde işlemlerini yapabilmektedirler. Mudiler, internet bankacılığından yararlanmak adına bankalar ile sözleşmeler imzalamakta ve sözleşmelere eklenen hükümlerle internet bankacılığını kullanmak istediklerini beyan etmektedirler. Buna göre mudiler kendi rızalarına uygun olarak imzaladıkları bu sözleşmeler ile kullanmaya başladıkları internet bankacılığının gereklerine uygun olarak davranma yükümlülüğü altındadırlar. Bu amaçla da mudilerin kendilerinden beklenen her türlü güvenlik tedbirini almaları ve dikkat ve özeni göstermeleri gerekmekte olup aksi halde olası sonuçlara ihmalleri oranında katlanmak durumundadırlar.

İnternet bankacılığını kullanırken mağdur olmamak adına kullanıcılar öncelikle bilgisayar, tablet veya telefonlarının güvenliğini sağlamak üzerine bir takım yükümlülük altına girmektedirler.[1] Bu yükümlülüğünü yerine getirirken mudiler ilk olarak cihazlarını zararlı yazılımlardan korunmalıdırlar. Cihazlara dışarıdan gönderilen, virüsler ile mudilerin inetnet bankacılığına kayıtlı olan kullanıcı adı ve şifreleri gibi bilgileri tespit edilmekte ve bu şekilde de banka hesapları dışarıdan müdahalelere açık hale gelmektedir.[2] Virüslerden korunmak için mudilerin alabilecekleri en temel önlem cihaza program yüklenirken lisanslı olanı seçmek, virüslerden korunmak için gerekli antivirüs programlarının kullanılmasıdır.

İnternet bankacılığı kullanan mudilerin sisteme giriş yapmaları ve işlem yapabilmeleri için, kendileri tanıtmalarına yarayacak, sadece kendilerinin bilmesi gereken kullanıcı adı ve şifre gibi belirleyici veriler bulunmaktadır. Mudilerin internet bankacılığında kullanacakları şifreleri oluşturulurken başkaları tarafından tahmil edilebilir olmamasına özen göstermeleri gerekir. Öte yandan şifrelerin oluşturulması kadar korunması da mudiler için önemli bir yükümlülük olduğundan mudilerin de gerekli güvenlik tedbirlerini almaları gerekir.

B) BANKALARIN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

Bankalar internet bankacılığı hizmetini, mudilere kolaylık olmasının yanında kendi işlem hacimlerini artırmak ve daha fazla gelir elde etmek amacıyla sunmaktadırlar. Bankalar güven kurumu olup, mudilerin hesaplarını özenle korumakla yükümlüdürler.[3] 6102 Sayılı TTK’nun 18. Maddesinin ikinci fıkrası gereği tacir sıfatına haiz olan banka ütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmelidir.[4]

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2007/12559 E. 2009/1362 K. Sayılı ve 09.02.2009 Tarihli Kararı;

Bankalar, özel yasa ile kurulan ve ekonomik alanda çeşitli imtiyazlar tanınan kuruluşlardır. Güven kuruluşları olan bankalar, topladıkları mevduatı sahtecilere karşı özenle korumak zorundadırlar. Bu hususta objektif özen borcu altında olan bankalar, hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. BK’nın 99. maddesi uyarınca yapmış oldukları sorumsuzluk anlaşmaları da geçerli değildir.” şeklindedir. Dolayısıyla güvenli bir internet bankacılık hizmetinin sunulmasında, normal bankacılık işlemlerindeki yükümlülüklerin yanı sıra bankanın üzerine düşen bazı ek yükümlülükler vardır. Bankaların mudilerin kullandıkları internet bankacılığı hizmetinin güvenliğinin sağlanması için gerekli olan altyapıyı kurmaları ve çalışır vaziyette bulundurmaları her şeyden önce aralarındaki sözleşme hükümlerine dayanmaktadır.[5] Bu bağlamda, internet bankacılığı hizmetini müşterilerine bankalar sunduğuna göre, bankaların internet bankacılığı sisteminin güvenliğine yönelik tüm tedbirleri almaları ve sistem hatalarını ve eksikliklerini gidererek sistemi bilinen en son teknolojik gelişmeye uygun hâle getirmeleri büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde bankaların müşterilerin internet bankacılığını kullanmakta olması bankaların mevduatları koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı gibi, sorumluluğunu da hafifletmeyecektir. Bu kapsamda işlemlerini internet ortamına taşıyarak daha fazla müşteri kitlesine ulaşmak ve dolayısıyla daha fazla kâr elde etmek isteyen bankanın, buna paralel olarak gerekli teknolojik ve yazılımsal önlemleri alması, gelişen teknoloji karşısında kötü niyetli üçüncü kişilerin internet bankacılığı sistemine girişimlerini anında engelleyecek güvenlik mekanizmasını oluşturması, sistemini sürekli güncelleyerek yenilemesi, herhangi bir usulsüz işlemle karşılaşıldığında gerekli önlemleri almanın yanı sıra müşterilerini de anında bilgilendirmesi gerekmektedir.

6098 Sayılı TBK’nun 115. Maddesinin üçüncü fırkası“Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.” şeklindedir. Dolayısıyla bankaların internet bankacılığı işlemlerinde hafif kusurlarından dahi sorumlu oldukları ve bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmelerin de geçersiz olacağını söylemek gerekir.

Bankaların internet bankacılığı hizmetlerinin sunulmasındaki hukuki sorumluluklarına ilişkin Yargıtay kararları incelendiğinde;

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2020/249 E., 2020/4036 K. Sayılı ve 13.10.2020 Tarihli Kararı;

“Mahkemece, dairemiz bozma ilamına uyularak tüm dosya kapsamına göre, usulsüz işlemler ile çekilen paraların aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olduğu, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağının aynen devam ettiği, usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı taktirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebildiği, dava konusu olayda davacının banka kartının kopyalanmış olduğu, davacıya atfedilecek bir müterafik kusur isnadının mümkün olmadığı, davalı bankanın ise bir güven kurumu olarak mevduat hesabında bulunan paranın güvenliğinin tam olarak sağlayamadığı, kötü niyetli kişilerin işlemlerine karşı koruyamadığı, bu kişilerin eylem ve işlemlerine karşı koruyacak etkili mekanizmayı, güvenlik önlemlerini geliştirmediği, bu sebeple usulsüz işlemleri engelleyememesinden ve objektif özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklanan hafif kusurlarından dahi sorumlu olması nedeniyle oluşan zararın tümünden davalı bankanın sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 5.000,00 TL’nin 12.09.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 2/2 maddesi gereğince değişen oranlarda avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir…usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA.” şeklindedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/2224 E., 2018/1753 K. Sayılı ve 22.11.2018 Tarihli Kararı ile de; bankaların hafif kusurlarından dahi sorumlu olduğu, ayrıca bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmelerin geçerli olmadığı, zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür” şeklindeki 115/3 maddesi gereğince, bankaların hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümlerinin de geçersiz olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18/2 maddesi gereğince tacir olan davalının basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü altında olduğu ve bu kapsamda tüm önlemleri alması gerektiğikabul edilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2008/2936 E., 2009/6689 K. Sayılı ve 01.06.2009 Tarihli Kararı;

“Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davacının olayda bir kusurunun bulunmadığı, davalı bankanın da olayda kusurlu olmamasına rağmen olayın meydana gelmesine bir kısım teknolojik eksikliklerin neden olduğu, davalı Bankanın internet bankacılığında kullanılan erişim mekanizmasını daha güvenli hale getirecek teknolojileri kullanması ile bu tür problemleri önlemesi mümkün olabilecekken bu ve buna benzer önlemleri almadığı, elektronik personelin yeteneğini arttırıcı, daha iyi bilgilerle donatılmadığı, bu durumun bankanın davacıya sağlaması gereken güvenlik konusunda bir eksiklik olduğu, dolayısıyla, objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmediği ve davacının oluşan zararlarından sorumlu bulunduğu, diğer davalı M. Z.’in haksız fiil eylemlerini gerçekleştirdiğinin kanıtlanamadığı, ceza kovuşturmasında hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği gerekçesiyle…davalıdan alınarak davacıya verilmesine, diğer davalı hakkındaki davanın ise reddine karar verilmiştir…Yukarda açıklanan nedenlerle, davalılardan Banka vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan karanın ONANMASINA” şeklindedir.

Yargıtay kararında bankanın, internet bankacılığında kullanılan mekanizmayı güvenli hale getirecek teknolojileri kullanması gerektiğini, bu tür önlemleri aldığı takdirde şayet hırsızlık ve dolandırıcılık eylemleri gerçekleşmeyecek ise burada bankanın sorumluluğu bulunduğunu belirtmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2017/4888 E., 2019/2015 K. Sayılı ve 11.03.2019 Tarihli Kararı;

davalı banka tarafından, hesapta bulunan paranın güvenliğinin tam olarak sağlanamadığı, kötüniyetli kişilerin işlemlerine karşı korunamadığı, bu kişilerin eylem ve işlemlerine karşı koruyacak etkili mekanizmayı, güvenlik önlemlerini geliştirmediği, bu önlemleri kullanmayı, müşterileri için zorunlu hale getirmediği anlaşılmaktadır. O halde, davalı bankanın hesaptan çekilen tüm paradan sorumlu olduğunun, ilke olarak kabulü gerekir.” şeklindedir.

Yargıtay kararında bankaların dolandırıcılık ve hırsızlık eylemlerine karşı mudilerin hesaplarını koruma yükümlülüğü altında olduklarını, yükümlülükleri kapsamında ilgili güvenlik önlemlerini geliştirmeleri ve bu önlemleri kullanmayı müşterilere zorunlu hale getirmeleri gerektiği aksi takdirde sorumluluklarının doğacağı açıkça belirtilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2009/12698 E., 2011/4902 K. Sayılı ve 25.04.2011 Tarihli Kararı;

“…Somut olayda mahkemece, davacının kendisine sunulan güvenlik opsiyonlarını kullanmaması ve bilgilerini gerektiği gibi korumaması nedeniyle tam kusurlu olduğu yönündeki yazılı gerekçeyle dava reddedilmiştir. Oysa davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik eylemi ile hesaplardan çekilerek başka hesaplara havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtaramayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır.” şeklindedir. Yargıtay kararına göre bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik eyleminde banka, mudilerin kusurları ispatlamadıkça mudilerin zararından kendisi sorumlu olacaktır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesnin 2017/2386 E., 2017/4206 K. Sayılı ve 11.09.2017 Tarihli Kararı;

“Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Kanun ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi). “Mevduat”; ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. 818 Sayılı BK’nın 306 ve 307. maddeleri, 6098 Sayılı TBK’nın 386 ve 387. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı, eğer kararlaştırılmışsa faiziyle birlikte iadeye mecburdur. 818 Sayılı BK’nın 472/1. maddesi, 6098 Sayılı TBK’nın 570/1. maddesi uyarınca da “usulsüz tevdi” halinde paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde, ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.

Somut olayda mahkemece, davaya konu havale işleminin, davacının internette bankacılık işlemlerini gerçekleştirmekte kullandığı şifre ile yapıldığı, bu şekilde gerçekleştirilen havalelerde bankanın ayrıca davacıdan teyit almasının gerekmediği, davalı bankanın bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davalı banka yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, davacıya ait mevduat, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaplardan çekilerek başka hesaplara havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka, davacıya vermiş olduğu şifre ve parolaların davacının kusuru ile üçüncü kişilerce ele geçirildiğini de kanıtlayamamıştır.

Bu itibarla, somut olayda davacıya atfedilecek herhangi bir kusurun ispat edilememesi sebebiyle tüm kusurun davalı bankada olduğunun kabulüyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davalı banka yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu sebeple davacı yararına BOZULMASI gerekmiştir.” şeklindedir.

Son dönemde gündemde olan IP adresi değiştirilerek internet bankacılığı ile İslam TOPAL’ın hesaplarının boşaltılması hususunu değerlendirmek gerekirse; Bankalar güven kurumu olarak faaliyet göstermektedirler. Bu sebeple her şeyden önce internet bankacılığı işlemleri müşterilere sunulurken, buradaki işlemlerin güvenilir bir şekilde yapılabilmesi için tüm altyapının güvenliğinin sağlanması gerekir. Bankalar bu amaca yönelik olarak güvenlik sistemi kurmalı ve gerektiğinde daha üst versiyonlarını geliştirerek mudilere sunmalıdır. Bir güven kurumu olan bankaların da aynı zamanda bir tüzel kişi tacir olarak basiretli bir şekilde hareket etmesi, gelişen teknolojiye uygun olarak ortaya çıkan dolandırıcılık ve hırsızlık yöntemlerinden mudilerin etkilenmemesi için gerekli her türlü önlemi almaları gerekmektedir. Aksi halde bankanın hukuki sorumluluğu doğacağı gibi öte yandan kusur oranına göre TCK m. 136 kapsamında da sorumlulukları doğacaktır.

—————-

[1] Yılmaz, Süleyman, Hukukî Açıdan Internet Bankacılığı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2007, S.152.

[2] Canbek, Gürol/Sağıroğlu, Şeref, Casusu Yazılımlar ve Korunma Yöntemleri, Ankara 2006, S.172.

[3] Battal, Ahmet, Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001, S.1.vd.

[4] 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 18/2: “Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.” şeklindedir.

[5] Yılmaz, S. 126.

hukukihaber.net

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem

İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi

Yayınlanma:

|

Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.

İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.

Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.

Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.

Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95

Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.

TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.

Bunun yanında;

  • Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
  • Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
  • Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
  • Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
  • Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
  • Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.

TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.

Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında

Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.

Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.

Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.

Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.

Örneğin:

Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.

Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.

5 milyar TL günlük limit önemli

Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.

300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.

Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.

TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.

İhracatçı açısından ne değişiyor?

Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.

Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:

1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.

2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.

3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.

Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.

“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.

Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.

TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.

Bankalar açısından da önemli

Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.

Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.

Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.

Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor

Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:

Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.

Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.

Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Bankavitrini yorumu

Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.

Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”

Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.

Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.

Ticaret Bakanlığı · TCMB

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler

Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?

Yayınlanma:

|

25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:

Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.

Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.

Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.

Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?

Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?

Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.

MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.

OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.

Dolayısıyla sorun kredi değil.

Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.

Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?

Basit bir örnek düşünelim:

Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:

“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”

Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?

Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.

Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.

Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.

Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.

Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.

MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor

MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.

Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.

Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.

ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.

FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.

Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu

Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu?  Yetki limitlerine uyulmuş mu?

Bunlar elbette önemlidir.

Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.

Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?

Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?

İşte gerçek denetim burada başlıyor.

Son söz

Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.

Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.

Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.

Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

 

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı

DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Türkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.

DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”

Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında

Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.

ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.