Connect with us

BORSA

Polyesterin lideri SASA yatırımlarını sürdürüyor

Erdemoğlu Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Holding bünyesinde bulunan, Türkiye’nin gurur kaynağı firmalardan biri olan SASA Polyester Sanayi A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Şeker, SASA’nın Sabancı Holding’den satın alındıktan sonra yazdıkları başarı hikayesinin tüm detaylarını memohaber Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Taşçı’ya anlattı.

Yayınlanma:

|

Türkiye’nin En Büyük 500 Şirketi sıralamasında, her yıl yukarı sıralara tırmanmaya devam eden SASA’nın yaptığı yatırımlarla, polyesterin ham maddesinde ithalatı bitireceklerini ve Türkiye’nin polyester ham maddesini üreteceklerini açıkladı. SASA ayrıca, GES ve RES projelerine yaptığı yatırımlar ile adından söz ettirirken, bölgede yaptığı yatırımlar, istihdam kapasitesi ve üretim kapasitesi ile Türkiye’nin en büyük işletmelerinden biri oldu.

Ticari anlamda dünya devlerinden biri haline gelen SASA, Gaziantep ve Adana’da yaptığı yatırımlarla, üretim ve istihdam kapasitesi ile bu illerin yanı sıra ülkenin cari açığının da kapatılması anlamında büyük katkılar sunuyor. Ülkeye büyük bir katma değer sağlayan SASA, özellikle polyesterin ham maddesi olan PTA Tesisi ve GES projelerine yaptığı yatırımlar ile hem üretim kapasitesini arttırırken, ihracat anlamında da önemli çalışmalar yürütüyor. SASA 10 milyon tondan daha fazla ithalatı olan, Polipropilen, Polietilen, PVC, Akrlonitril, Stiren gibi temel petrokimya ürünlerini Türkiye’de üretecek.

ÜRETİM KAPASİTESİ 4 KATINA ÇIKTI

SASA Polyester Sanayi A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Şeker, şirketin Erdemoğlu Holding bünyesine geçtiği günden bu yana üretimin 4 katına çıktığını belirterek, Türkiye’nin bu yatırımının dışında Avrupa,  Rusya ve Kuzey Afrika’da böyle bir yatırımın olmadığını bu bölgelere de hitap edeceklerini söyledi. Dr. Şeker,”SASA 2015’de Erdemoğlu Holding bünyesine geçtiğinde yaklaşık 1000 kişinin çalıştığı bir fabrikaydı. Aşağı yukarı 270.000 ton yıllık üretim mevcuttu. Bugüne geldiğimizde yaklaşık 5 bine yakın çalışanımız var. Üretim kapasitemiz yaklaşık 4 katına çıkarak  yıllık 1.4 milyon tona ulaştı. Biz 2024 yılının sonuna doğru tamamını bitirmek şartıyla 3.2 milyar dolarlık yatırım yaptık.

Türkiye Cumhuriyet tarihinde Akdeniz bölgesinde ki en büyük yatırım budur. Yaklaşık tüm işletmelerimizin tamamı bittikten sonra 2.2 milyon tona yakın satılabilir ürün elde etmiş olacağız. PTA tesisimiz devreye girdiğinde  ​​kendi ham maddemizi artık Çin’den, Kore’den almak yerine kendimiz üreteceğiz. Bu hammaddeye şu anda yaklaşık yıllık bir milyar dolar gibi bir para ödüyoruz, bu hammaddenin tamamını burada üretmiş olacağız.  Türkiye’de yapacağımız bu yatırımının dışında Avrupa’da böyle bir yatırım yok. Kuzey Afrika’da, Rusya’da yok. Bu bölgelere de biz hitap edeceğiz. Bu bölgelerde de ürettiğimiz malın fazlalarını satmaya çalışacağız. Şu an da yaklaşık, inşaat ve montaj tarafında çalışan 9.000 kişi var. 5 bine yakında SASA’nın kendi kadrolu çalışanı var dolayısı ile  Adana’da 14.000 kişi her gün SASA’nın kapısından girip akşam evine gidiyor.

Hisse senedi değeri olarak SASA çok daha iyi yerlere gelecek ben buna inanıyorum. Ama burada asıl önemli olan üretim kapasitesini arttırmak, istihdamı attırmak, katma değerli gelir elde etmek, ihracat kapasitesini arttırmak bunların hepsi bizim için önemli parametrelerdir.  Aşağı yukarı 100.000.000 dolar ihracattan biz yılda 500.000.000 dolara çıktık, ortalama 400.000.000 dolar civarı bir ihracatımız söz konusu ama bütün kapasiteyi doldurduktan sonra SASA’nın Adana’daki tesislerinde 1 milyar dolarlık ihracat hedefimiz var. Bu hedefimizi de yakalayacağız” dedi.

BORSA CİDDİ BİR YATIRIM KAYNAĞIDIR

Dr. Mehmet Şeker, borsanın ciddi bir yatırım kaynağı olduğunu ifade ederek, kısa vadeli bekleyenlerin kaybettiğini yani artık borsanın da uzun vadeli ciddi bir yatırım kaynağı olduğunu insanların görmesi gerektiğini kaydetti. Dr. Şeker ”Borsa bir yatırım aracı, insanlar yatırım yapacaklar. Bu yatırımlarını da uzun vadeli yapmalılar. Borsada bugün yatırım yapıp yarın para kazanayım,  3 gün sonra zengin olayım mantığıyla giren herkes kaybetmiştir. Borsada yatırımında uzun vadeli olması gerekiyor. SASA’da bizle beraber başlayıp 8 yıllık yatırımı olan insanlar var. 8 yıl içerisinde SASA hissesi 1’e 200’den fazla artmış, Nasıl bir yatırım bekliyor insanlar?

Borsada kısa vadeli bekleyenler, kısa vadeli buradan para kazanayım, bir şeyler elde edeyim düşüncesinde olan insanlar hep kaybetmiştir, kaybedeceklerdir. Yani artık borsanın da ciddi bir yatırım kaynağı olduğunu insanların görmesi lazım. Borç alınarak borsa yatırımı yapılmaz, gayrimenkul satılarak borsa yatırımı yapılmaz. Araba ve ev satılarak gayrimenkul yatırımı yapılmaz. Bunları da insanlar yavaş yavaş öğrenecekler.

Bugün borsada yaklaşık 7 buçuk milyon insanın yatırımı var. Gelişmiş ülkelerde gerek banka mevduatı açısından olsun gerek diğer yatırımlara oranla borsa yatırımları çok çok fazla, yani yaklaşık bu yatırımlar bütün diğer yatırımların önünde, bir de süresi çok uzun örnek veriyorum , gelişmiş ülkelerde, Amerika’da ortalama borsadaki insanların kalış süresi yaklaşık bir yılın üstünde. Ama bizde bu süre en fazla 30 gün. Yani insanlar bir hisse senedini alıyor, öbür gün çıkıyor. 3-5 kuruş kazanayım, cebime para girsin diyor ama bu doğru bir yöntem değil, sonuçta ülke ekonomisine katkıda bulunmak amacıyla borsaya yatırım yapılır.

Borsaya yatırım yaptığınız şirket, Türkiye’nin geleceğine yatırım yapan bir şirket demektir. Biz SASA olarak sürekli üretiyor, ülke ekonomisine katkıda bulunmaya devam ediyoruz.  Bugün malikleri, sahipleri borsa değeri üzerinden kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti devletinin malıdır. Tamamı yerlidir, tamamı millidir. SASA’da 100 binin üstünde yatırımcı var. Yaklaşık %20 kadar yatırımcımız var. Uzun vadeli yatırım yapan çok ciddi fon şirketleri var. Burada en çok da eleştirenler zaten benim kızdığım sizde gazetecisiniz üstünüze alınmayın ama ekonomiyi bilmeyen, yatırım programlarını bilmeyen gazeteci arkadaşların yaptığı yorumlar. 9.000 kişinin sabahleyin girip çalıştığı, montaj yaptığı bir yatırımdan bahsediyoruz, öncelikle bu yatırımları gelip gören arkadaşlarımızın hayranlıklarını gizlemediklerini biliyoruz. Ülkemizin geleceğine katkısı olacak bir tesis yapıyoruz, cari açığı azaltacak bir tesis yapıyoruz, böyle bakmak gerekiyor. Biz bu yatırımla, Çinliye ve Hintliye “Artık buraya siz elyaf iplik polyester satamayacaksınız” dedik. Bu bizim milli duruşumuzdur. Bu tesiste milli bir tesistir. Eleştirirken de konuşurken de ona göre dikkat etmek lazım” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK PETROKİMYA TESİSİNİ YAPACAĞIZ

Adana Yumurtalık’ta önemli bir yatırım projesi üzerinde olduklarını aktaran Dr. Mehmet Şeker, Türkiye’nin en büyük petrokimya tesisini kuracaklarını vurgulayarak, Türkiye’nin petrokimya tarafında dışa bağımlılığını azaltacaklarını aktardı. Dr. Şeker ”Bizim SASA’daki yatırımlarımız bu sene sonu bitiyor. Ondan sonra Yumurtalığa geçiyoruz. Yumurtalıktaki yatırımlarımız da cumhurbaşkanlığının özel endüstri bölgesi ilanı ve acil kamulaştırmayla devam edecek. Oradaki yatırımımız da yaklaşık 10 yıl sürecek. Türkiye’nin en büyük petrokimya tesisini yapacağız. Türkiye’nin ithal ettiği yaklaşık bugün 18 milyar dolar biz bu tesisi kurmaya başladıktan ve 2025 yılının sonunda 25 milyar dolar’a ulaşacak olan Kimyevi maddelerin ithalatına engel olacak tesisler yapacağız. Önce liman yapacağız sonra rafinerimiz ve polipropilen tesisleri yapacağız. Türkiye’nin cari açığına finalde 5 milyar dolar katkımız olacak. Bununla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Buradaki yatırımlarımızdan sonra diğer yatırımlarımızı yapacağız. Bu yatırımlarımızla ilgili de yurt dışından ciddi bir talep var. Biz de ortak olalım ve beraber yapalım diyen dünyanın ünlü şirketleri var. O gün geldiğinde buna karar vereceğiz.

Gerekirse kendimiz, gerekirse kredi kullanarak, gerekirse ortak alarak bütün formülleri masaya yatırıp ülkemizin lehine olan insanlarımızın lehine olan şirketimizin lehine olan yöntemi belirleyeceğiz. Adana’da Yumurtalık da yapacağımız tesis çok büyük bir tesis. Yaklaşık 12.000.000 metrekarelik bir alanda yapacağımız bir tesis. Burada öncelikle liman yapacağız. Adana’da çok sıkıntı yaşadık. Mersin’den Adana’ya bir ekipmanı bir haftada getirebiliyoruz, köprüleri kaldırıyoruz, baypas yapıyoruz, elektrik tellerinin tamamını yer altına aldık. Bunların hepsini biz kendimiz yaptık. Bu süreç uzun olduğu için önce liman yapacağız. Bütün ekipmanları gemiyle getireceğiz. Taşıma kolaylığı sağlayacağız. Lojistikte bir adım daha ileri gitmiş olacağız. Bunu da her yerde tekrar ediyorum bu yapacağımız yatırımlar ülkemizin geleceğine de ışık tutacak. Dolar kaç lira oldu, faiz ne olacak diye ülkenin bu sarmalından çıkmasının bir tek yolu vardır o da üretmek, dışa bağımlılığı azaltmak. Biz Türkiye’nin petrokimya tarafında dışa bağımlılığını azaltacağız. Bunun için çalışıyoruz. Diğer firmalarında bu konuda yatırım yapmaları lazım. Bizim yatırımımızdan sonra yeni yapılacak yatırımlar mutlaka olacaktır. Bunların da ülke ekonomisine ciddi katkıları olacak. Bizim ihracatımız, ithalatımızdan fazla olmak zorundadır. Yani cari fazla vermek zorundayız. Yoksa dışarıdan para geldi mi, gelmedi mi, dolar kaç liradır diye boğuşur dururuz” diye konuştu.

ÜLKE EKONOMİSİNE CİDDİ KATKI SAĞLAYACAK

Bu projenin ülke ekonomisine ciddi katkı sunacağının altını çizen Dr. Mehmet Şeker, şu anda oradaki zemin etütlerini yaptıklarını, fay haritalarını çıkarttıklarını ve ÇED raporlarını aldıklarını söyledi. Deniz incelemelerinin yapıldığını ve bunların uzun soluklu işler olduğunu aktaran Dr. Şeker ”Şimdi şu anda oradaki sadece zemin etütlerini yaptık. Fay haritalarını çıkarttık, ÇED raporlarını aldık. Deniz incelemelerini yaptırıyoruz. Bunların hepsi uzun soluklu işler. Bunlar bittikten sonra limana başlayacağız. Limandan sonra polipropilen tesisine başlayıp, rafineri ile devam ediyoruz. Finalde bugünkü parayla 25 milyar dolarlık yatırım yapacağız. Burada en önemlisi Türkiye’nin ithal ettiği bütün aromatik kimyasalları kendimiz üreteceğiz. Bunun ülke ekonomisine ciddi bir katkısı olacak. Bu yeter mi, yetmez,  yani bizim yapacağımız gibi bir tesis daha yapılması lazım Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltmak için, biz bunun için de düğmeye bastık. Belki bir başkası da Ege bölgesinde, Karadeniz bölgesinde, Türkiye’nin başka bir bölgesinde düğmeye basarak bu tür yatırımları yapmaya çalışır.  Bu konuda Çin ve Hindistan  uzak ara öndeler.Hindistan’a kadar, Kuzey Afrika, Avrupa, hatta Amerika’nın bir kısmı ve Rusya tarafında biz olacağız. Bu bölgedeki en güçlü polyester tesisi olacak. Bununla ilgili çalışmalarımız devam ediyor” ifadelerini kullandı.

SASA TÜRKİYE’DE BİR NUMARA

SASA’nın üretim alanında açık ara önde olduğunu ifade eden Dr. Mehmet Şeker ”Şu anda SASA Türkiye’de bir numara. Polyester de 1.4 milyon tonluk üretim ile açık ara önde. Avrupa’da da bu kapasitede üretim yapan herhangi bir firma yok. fakat buna rağmen dünyada polyester de biz çok geriyiz. Yani şu anda %1,5 seviyelerindeyiz. Yarın bir gün bu rakam belki %3 olacak ama biz çok geç başladık. Çin, Hindistan ve Kore bu konuda çok öndeler. Bu yatırımlardan sonra en azından Avrupa’yı, Kuzey Afrika’yı, Rusya’yı ve Hindistan’a kadar olan bölgeyi biz kontrol altında tutacağız. SASA burada büyük oyuncu olacak. Hatta bir adım ileride Amerika’da da büyük oyuncu olmak için orada da yatırımlar planlıyoruz. Onları da gerçekleştirirsek Türkiye bu konuda dışa bağımlılıktan kurtulmuş olacaktır. Ayrıca polyester stratejik bir üründür. Yani girmediği herhangi bir yer yok. İlaç sanayinde var, tekstil sanayinde var, otomotiv sanayinde var, kablo sanayisinde var, ev tekstilinde var. Hemen hemen hayatın her alanında var. Onun için pamuğun ikamesi olarak doğan polyester, bugün dünyada neredeyse bütün tekstil ürünlerinin içerisinde bir numara oldu Petrokimya ürünü olarak bunu daha da geliştirmek, daha yeni ürünler yapmak, vatandaşın hizmetine sunmak için biz de elimizden geleni yapacağız.

Ayrıca biz savunma sanayiyle de birlikte çalışıyoruz. Ne yapabiliriz, ülkemize nasıl katkıda bulunabiliriz? Yaptığımız ürünler savunma sanayinde nerelere gidebilir bununla ilgili savunma sanayinin bütün kuruluşlarıyla zaman zaman toplantı yapıyoruz. Onların talep ettikleri ürünler üzerinde çalışıyoruz. Buradaki amacımız bunları yaparak kâr etmek, para kazanmak değil, ülkemizin savunma sanayisine bu çorbada tuzumuz olsun diye katkıda bulunmaktır. Şu anda Gaziantep’te halı iplik tesislerimiz var. Buradaki yatırımlarımızı büyüten yatırımlar yapıyoruz. Bu kapsamda geri dönüşümle ilgili yatırımımız var. Makinalarımızı yenileme ve geliştirme ile ilgili yatırımlarımız var. Halı sektöründe ciddi bir yatırım zaten yapmış durumdayız ve bunu geliştirmeyle ilgili çalışmalarımız var. Ek olarak Merinos’un kendi fabrikası içerisinde şişe cipsi üretimi için şu anda inşaatına başladık. Satın almalarını bitirdik. Yaklaşık  240 milyon doların belki biraz üstünde olacak bir yatırımı burada yapıyoruz. Bu da 2025 yılının ilk 3 ayında büyük ihtimalle faaliyete geçer diye düşünüyorum. Antep’te yaptığımız yaklaşık 900 ton günlük şişe cipsi, tekstil cipsi üretebilecek kapasiteye sahip bir tesis yapıyoruz. Şu anda Gaziantep’te yaptığımız en büyük yatırım bu. ”ifadelerinde bulundu.

GÜN BOYU PLANLAMA YAPIYORUZ

SASA’daki iş temposunu da anlatan Dr. Mehmet Şeker, gün boyu planlamalar yapıldığını aktararak ”8 yıldır oradayız. Sabahleyin gidiyoruz. Üretimimizi takip ediyoruz, işçilerimizi takip ediyoruz. Gelecekle ilgili programlarımızda neler yapabileceğimizle ilgili çalışmalar yapıyoruz. Sevkiyatlarımızın sağlıklı olabilmesi için hammadde girişlerimizin sağlıklı olabilmesi için çalışıyoruz. Biliyorsunuz Süveyş kanalında problem var. Gemileri yanaştırmayı, hammaddeyi getirmeyi, üretime ara vermeden planlarımızı yapmayı hedefliyoruz.

Yani pek çok işi bir arada yapmış oluyoruz ama bu işin doğasında var zaten. Önemli olan sorunları yenebilmek, üretimi devam ettirebilmek, istihdamı devam ettirebilmek. Krizlerden en az etkilenmek. Bir pandemi oldu,  pandemiyi yaşadık.  pandemide biz 3 vardiya çalıştık. Türkiye’nin ihtiyacı olan bütün ürünleri ürettik, her yere ulaştırdık. Çin’den gelmedi, Hindistan’dan gelmedi, uzak Doğu’dan gelmedi. Biz Türk sanayicisinin ihtiyacı olan her türlü ürünü vermiş olduk. Şimdi yine aynı pozisyondayız. Süveyş kanalında yine problemler var. Gemiler Limanlarımıza geç geliyor. Lojistik maliyetleri çok arttı. Biz yine sanayicimizin ihtiyacı olan ipliği elyafı şişe cipsini, tekstil cipsini hepsini üretip ulaştırmayı planlıyoruz” dedi.

BU SEKTÖR GELİŞECEK

Sektörün gelişim gösterdiğinin altını çizen Dr. Mehmet Şeker, röportajını şöyle noktaladı: ”Bu sektör gelişecek. Dünyada 1900’lü yılların başında pamuk üretiliyordu, tekstil ürünleri pamuktan elde ediliyordu ,bugün polyester dünyada pamuğun yerini aldı,  o günkü üretimin binlerce katına çıktı. Bu kadar insanı giydirmek, bu kadar insanın tıbbi ihtiyaçlarını karşılayabilmek, bu kadar insanın otomotiv sektöründeki ihtiyacını karşılayabilmek. Özellikle hijyen konusunda ihtiyacını sağlayabilmek için polyester önümüzdeki süreçte de insanların vazgeçilmezi olacak. Burada polyesterin en önemli özelliği geri dönüşümünün olması. Yani doğaya zarar vermiyor olması. Önümüzdeki yıllarda da dünyada kullanılan en önemli stratejik madde olacak.” Biz SASA olarak çok çalışıyoruz, üretiyoruz ülke ekonomisine katkıda bulunuyoruz, SADECE YERLİ

SADECE MİLLİYİZ!!

BİZİ İZLEMEYE DEVAM EDİN!!

 

 

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

ABC News: İsrail İran’da bir tesisi füzelerle vurdu

Yayınlanma:

|

Yazan:

  • Fenerbahçe’nin moral bozukluğu ile yatağa yatıp, jeopolitik risklerin tırmandığı endişesi ile yataktan fırladığımız bir Cuma sabahında öncelikle herkese günaydın diyerek kısa bir bülten kaleme almaya çalışalım. ABD’li bir yetkiliye dayandırdığı ABC News haberine göre -Reuters haberin teyide muhtaç olduğunu belirtmiş- gece geç saatlerde, İsrail füzeleri İran’daki bir bölgeyi vurdu; İran devlet medyası, İran’ın İsrail’e misilleme niteliğinde bir insansız hava aracı saldırısı başlatmasından birkaç gün sonra ülkenin merkezinde bir patlama olduğunu bildirdi.
  • İsrail’in İran’a ‘cevap’ verdiği endişesi ile sabah erken saatlerde Asya piyasalarında işlem gören ve jeopolitik risklere en hassas yatırım aracı olan Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, ilk tepki olarak %4 artışla 90 dolar seviyesini aşarken, altının ons fiyatı ise 2,415 dolar seviyesine kadar ani bir tepki yükselişi kaydetti. Hâliyle, güvenli limanlara sığınma isteği artarken, madalyonun diğer tarafında olan ve riski varlık sınıfına giren hisse senetleri satış baskısı ile karşı karşıya kaldı. Asya’nın gösterge endeksi Tokyo borsası %2,6 gerilerken, Tayvan borsasında düşüş %3,5 seviyesi ile ilk sırada yer aldı.  JPY satış baskısı ile bir kez daha karşı karşıya kalırken, Bitcoin’in 62-63bin dolar seviyelerindeki tatsız seyrini bu sabah da korumaya devam ettiğini not edelim.
  • Her ne kadar teyide muhtaç bilgi akışı sabah saatlerinde artan jeopolitik tansiyonun gölgesinde piyasaları endişeye sevk etse de, ABD’de son dönemde açıklanan güçlü makroekonomik verilerin törpülediği faiz indirim beklentisi ardından piyasaların kılavuz kargası konumunda ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin de %4,6’lı seviyelere kadar yükselerek son 5-6 aylık dönemin en yükseğine gelmesi, piyasa oyuncularını ve beklentileri ‘yormaya’ başladı.
  • Dün de bültenimizde söz ettiğimiz üzere, bu kadar faiz artırımına rağmen bir türlü soğuyamayan ABD ekonomisinin gölgesine piyasalar yılın geriye kalan kısmında Eylül’de başlamak kaydı ile toplam 43 baz puan yani neredeyse 2 kere faiz indirimi fiyatlıyor. Hatırlanacağı üzere, neredeyse 3 aydan kısa bir süre önce FED bu yıl ne kadar faiz indirimi yapılacağından bahsederken, hatta yılın başında 6 kez faiz indirimi konuşulurken, gelinen noktada, FED yetkililerinin ağız değiştirerek daha şahin bir üsluba geçmesi, beklentileri de yeniden şekillendiriyor.
  • FED’in son günlerde 180 derece çark etmesi mali piyasaların canını acıtırken, işgücü piyasasından gelen zayıflama belirtilerini de göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyoruz. Şöyle ki bu hafta Tesla, işgücünün %10’unu yani 14bin çalışanını işten çıkaracağını duyururken, Amazon, maliyetleri düşürmek amacıyla bu yıl zaten işten çıkarmalar yaptığını da not edelim. ABD’de enflasyon her ne kadar yapışkanlık arz etse de, yüksek seyreden faizlerin banka finansallarına da olumsuz etkisini bu hafta sonuçlarını açıklayan BofA finansallarında görürken, yakın geçmişte, yüksek faizler nedeniyle başarısız olan 3 ABD bankasının batışı hafızamızda hâlen daha taze bir yer tuttuyor. Bu bağlamda, FED’in 1 Mayıs tarihine sonuçlanacak olağan FOMC toplantısının önemli bir gündem maddesi teşkil edeceğinin altını kalınca çizmek gerekiyor.
  • Türk mali piyasaları ise dünkü günü oldukça sakin bir seyirle tamamladı. USDTRY kuru gün boyu 32,50 seviyesinde salınırken, BIST100 cephesinde ise adeta yaprak kıpırdamadı. Her hafta Perşembe günü açıklanan TCMB haftalık verileri ise, uygulanan politikanın işe yaramaya başladığını teyit etti. Bu bağlamda, yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatlarında (DTH) son 2 haftada 5,4 milyar dolar azalış kaydetti. Daha basit bir anlatımla, geçen ay seçim öncesi yaşanan kur atağı ile yurtiçi yerleşiklerin DTH hacmi 10,4 milyar dolar artış göstermesi ardından, beklenilen gerçekleşmeyince -seçim sonrası kur kopacak / kaçacak endişesi- alınan dövizlerin satılmaya başlandığını görüyoruz. TCMB’nin brüt döviz ve altın rezervlerinde toparlanma başlarken, swap ve kamu dövizleri hariç net pozisyonda 12 milyar dolar iyileşerek eksi 62,9 milyar dolar seviyesine geldi. Piyasa faizlerinde 3 aya kadar vadeli mevduat faizinin ikna edici seviyelere (%67,48) yükseldiğini de not edelim.
  • İzlenen politikaların taviz verilmeden korunması ve sabredilmesi durumunda, Türkiye ekonomisinde var olan normalleşmenin ivme kazanarak devam edeceğini hatta not artırımları ile taçlandırılacağını da peşinen söyleyebiliriz. Bu görüşümüze yabancı yatırımcının da prim verdiğini düşünüyoruz keza 5 Nisan ile biten haftaya ait menkul kıymet istatistikleri göre, yabancı yatırımcı 363 milyon dolar hisse senedi, 86 milyon dolar ise tahvil aldığını görüyoruz.  Son 3 haftada hisse senedi ve tahvil piyasasına gelen sıcak paranın 1 milyar doları aştığını not edelim.
  • ABC News’de yer alan haberde İsrail’in dün geç saatlerde İran’da bir tesisi vurduğu ve İran devlet medyasında çıkan haberlere göre de ülkenin merkezinde bir patlama gerçekleştiği yönünde hâlen daha teyide muhtaç haberler ardından yeni gün başlangıcında havanın limoni olduğunu bir kez daha not edelim. Asya borsalarında var olan satıcı hava, ABD borsalarının vadeli işlemlerine de %1 düşüş yönünde yansımış. Hafta sonu riski almak istemeyen yatırımcıların güvenli limanlara sığınma ihtiyacını gün içinde takip edeceğiz.

>TCMB net döviz rezervleri

Swap ve kamu dövizleri hariç net pozisyonda 12 milyar dolar iyileşme görülüyor. Net rezervler eksi 62,9 milyar dolar seviyesine geldi.
1713502778d06accb1db4a9fe083b2494546f875f9_1_1200.jpg

>DTH

Yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatlarında (DTH) son 2 haftada 5,4 milyar dolar azalış kaydetti. Seçim öncesi yaşanan kur atağı ile yurtiçi yerleşiklerin DTH hacmi 10,4 milyar dolar artış göstermesi ardından, beklenilen gerçekleşmeyince -seçim sonrası kur kopacak / kaçacak endişesi- alınan dövizler satılmaya başlanmış.

171350277971bb6429339ef06539b29115034ebd54_2_1200.jpg

>Fiili faiz oranları

TCMB verilerine göre, 3 aya kadar vadeli mevduat faiz, geçen hafta %67 seviyesini aştı. KKM dönüşlerine uygulanan çok yüksek oranlar ortalamaları yukarıya çektiğini not edelim.

1713502779014c14d0228bf13764df781393b4373b_3_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Jeopolitik riskler hafiflerken, ‘yumuşak iniş’ ihtimali umudunu yitiriyor…

Yayınlanma:

|

Yazan:

  • Piyasaların gözü kulağı jeopolitik gelişmelerde olsa da, FED’in yapışkan enflasyon ve güçlü makroekonomik veriler ardından tavrında görülen keskin değişim, ya da faiz indirim beklentisinin her geçen gün daha da azalmasının yankıları piyasalarda hissediliyor. Lâkin, FED’in önceliğinin tam istihdam ve fiyat istikrarı olduğu düşünülürse, istihdam cephesinden sanıldığının aksine pek de iyi haberlerin geldiğini söyleyemeyiz! Şöyle ki, son açıklanan tarım dışı istihdam verisi her ne kadar güçlü sonuçlansa da, nitelik anlamında zayıf bir tablo ile karşı karşıyayız: iş gücünde 6bin tam zamanlı işi kaybı yaşanırken, 691bin yarı zamanlı iş eklenmiş. Yüksek faizlerin piyasayı yormaya mı başladı sorusunu kendimize sormadan da edemiyoruz.
  • Hatırlanacağı üzere, neredeyse 3 aydan kısa bir süre önce FED bu yıl ne kadar faiz indirimi yapılacağından bahsederken, son günlerde 180 derece çark etmesi mali piyasaların canını acıtırken, işgücü piyasasından da zayıflama ibareler görmeye başlıyoruz. Şöyle ki bu hafta Tesla, işgücünün %10’unu yani 14bin çalışanını işten çıkaracağını duyurdu. Amazon, maliyetleri düşürmek amacıyla bu yıl zaten işten çıkarmalar yaptığını da not edelim. ABD’de enflasyon her ne kadar yapışkanlık arz etse de, yüksek seyreden faizlerin banka finansallarına da olumsuz etkisini bu hafta sonuçlarını açıklayan BofA finansallarında görürken, yakın geçmişte, yüksek faizler nedeniyle başarısız olan 3 ABD bankasının batışı hafızamızda hâlen daha taze bir yer tutuyor.
  • Hülâsa, FED son aylarda umut ettiği enflasyon verisini henüz bulamasa da, faiz indirimlerinin gelip gelmeyeceği büyük bir soru işaretine dönüşerek piyasaların yön tayin etmekte zorlanmasına neden olsa da, işten çıkarmaları başlaması ve yüksek faizlerin bankacılık sektörünü hırpalamaya başlaması,  FED’in bir noktada istemese de faiz indirimlerine soyunmak zorunda kalacağını düşündürüyor! Bu sabah itibariyle, faiz vadeli kontratlarının 2024’te 2’den az faiz indirimi beklediğini not edelim. FED üyelerinin faiz yorumlarında şahin üsluplarını da korunduğunu görüyoruz. Oy hakkında sahip Cleveland FED Başkanı Mester ile Kurul Üyesi Bowman, faiz indirimlerinde acele edilmemesi gerektiğini söyledi.
  • Ortak para birimi EUR, doların güçlenmesinin yanı sıra, Avrupalı politika yapıcıların iki ay içinde faiz oranlarını düşürmeye hazırlanmaları nedeniyle baskı altında kalarak bu hafta %2’ye yakın değer kaybederek beş ayın en düşük seviyesinin gerilemesi ardından bu sabah hafif de olsa toparlanarak 1,0660 seviyesine yükseldi. Dolar cephesinde yaşanan hafif de olsa değer kaybının arkasında, ABD, Japonya ve Güney Kore arasında, Asya’daki dolar kazanımlarının yavaşlamasına yönelik yakın istişarede bulunmak üzere alışılmadık bir üçlü anlaşmaya varıldığı haberinin yattığını düşünüyoruz! Bir türlü belini doğrultamayan Japon Yen’i, dolar başına 154,25 seviyesinde ve yaklaşarak son otuz yılın en düşük seviyesine yakın işlem gördüğünü de not etmiş olalım!
  • Emtia piyasalarında ise, kıymetli madenler cephesinde keskin yükselişler tersine dönmese de duraksadığını not etmek gerekiyor. Altının ons fiyatı geçen hafta Cuma günü test ettiği 2,430 dolar zirvesi ardından 2,370 dolar seviyelerinde salınırken, gümüş, teknik bir seviye olan 30 doları neredeyse test etmesi ardından 28,50 seviyelerinde salınıyor. Petrol, gerek talep endişeleri ve İran’ın hafta sonu saldırısına İsrail veya ABD’den net bir yanıt alınamaması nedeniyle son iki buçuk ayın en sert düşüşünü gerçekleştirdi. Jeopolitik riskler hafifliyor mu sorusunu da kendimize sormadan edemiyoruz. Her ne kadar İran petrolüne dramatik yeni yaptırımlar beklenmese de, ABD Venezuela’ya yönelik petrol yaptırımlarını yeniden uygulamaya hazırlandığını okuyoruz. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı haftabaşı 92 dolar seviyesini aşarak son 6 ayın zirvesini test etmesi ardından dün %3 gerileyerek 87 dolar seviyesinin diplerini test etti.
  • Yeni gün başlangıcında, ABD borsalarının aksine, pasifiğin diğer ucunda daha ılımlı bir tablo görüyoruz. Jeopolitik risk algısının bir miktar iyileşmesi küresel mali piyasalar üzerindeki satış baskısını hafiflettiğini söyleyebiliriz. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı ve ABD Dolarının değer kaybetmesi (DXY) bu görüşümüze baz teşkil ediyor. Bugün FED ve ECB cephesinden merkez bankası yetkililerinin konuşmalarını takip edeceğiz. Her hafta Perşembe günü olduğu üzere, ABD’de işsizlik maaşı başvuruları; Türkiye cephesinde ise TCMB ve BDDK haftalık verilerine ve konut satışlarına bakacağız. Mikro cephede ise Netflix finansalları önemle takip edilecek. IMF-Dünya Bankası toplantıları sürüyor. Bugün gözler AB Liderler Zirvesi’nde olacak.
  • Türkiye cephesinde ise dün açıklanan cari işlemler dengesi, yılın ilk 2 ayında 5,8 milyar dolar açık verdi. Geçen sene aynı dönemde bu rakamın yaklaşık 20 milyar dolar olduğu düşünülürse, olumlu bir tablo ile karşı karşıyayız. Öte yandan, çekirdek veride de olumlu bir seyir gördüğümüzü not edelim. Şöyle ki, altın hariç cari işlemler dengesi Şubat ayında 2,3 milyar dolar açık verirken, bu rakam geçen yılın Şubat ayında 5,2 milyar dolar düzeyinde idi. Tablonun ‘sırıtan’ rakamı ise net hata ve noksan kaleminin yılın ilk 2 ayında 6,9 milyar dolar açık vermesi oldu! Washington’da konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, piyasaların ve yatırımcıların genel olarak enflasyonun düşeceği ve OVP’nin sonuç vereceğine inanmaya başladığını söyledi. USDTRY kuru günü 32,54 seviyelerinde başlarken, bebek adımları ile kuzey yolculuğunun devam edeceğini düşünüyoruz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Ortadoğu’daki çatışmalar güvenli limanlara sığınma isteğini artırdı

Yayınlanma:

|

Yazan:

  • Biz bayram tatilindeyken, küresel arenanın karışmasına, bunun da mali piyasalara sirayet etmesine neredeyse alıştığımızı söyleyebilirim. Bugün bültenimizde, uzun tatil döneminde yaşanan önemli jeopolitik ve makroekonomik gelişmeleri basit bir şekilde kaleme alarak, bundan sonrasını anlamaya çalışacağız. Hatırlanacağı üzere, İran’ın, Suriye’nin başkenti Şam’daki Büyükelçilik yerleşkesine 1 Nisan günü İsrail tarafından düzenlenen hava saldırısı ve yine İsrail’in Filistin ve Hamas’a yönelik artan saldırıları geopolitik riskleri artırmış, Amerikan Wall Street Journal gazetesi, geçen haftanın son günlerinde, İran’ın kısa bir süre içinde İsrail’e karşılık vereceği iddiasında bulunmuştu.
  • Küresel mali piyasalar ise, haftanın son iş günü, özellikle de İran ile İsrail arasında var olan tansiyonun daha da artacağı ve bölgeye de yayılacağı endişesi ile oldukça sert bir fiyatlama eğilimi sergiledi. Bu bağlamda, belirsizliğin yükseldiği dönemlerin bir numaralı yatırım aracı olan altın, ABD’de risksiz faiz oranı olarak görülen 10 yıllık tahvil faizlerinin katılık gösteren sıcak enflasyon verisi ardından %4,50 seviyesine yükselerek son 5 ayın en yüksek seviyesine gelmesine rağmen, fonlama maliyetini göz ardı ederek, güvenli liman edası ile 2,430 dolar seviyesine kadar yükseldi. Son dönemlerde ön plana çıkardığımız ve uzun pozisyona sahip olduğumuz bir diğer kıymetli maden gümüş ise 29,80 dolar seviyesine kadar yükselerek son üç yılın zirvesini test etti.
  • Ortadoğu’da var olan tedirginliğin arz kesintisine neden olacağı beklentisi ile kuzey denizi petrolü olan Brent, haftayı 90 dolar seviyesinin üzerinde kapatarak son 6 ayın zirvesine yükselirken, bir başka güvenli liman olan doların ise (DXY) riskten kaçınma eğilimine paralel talep görmesi ile 5 ayın zirvesine yükselidiğini not edelim. DXY’nin yükselişi, EURUSD paritesini 1,06 seviyesinin diplerine kadar iterken, hafta sonu açık olan veya işlem gören tek enstrüman olan Bitcoin ise oldukça sert bir satış dalgasına maruz kalarak ilk etapta 61bin dolar seviyesine kadar gevşedikten sonra 65 dolar seviyelerine toparladı.
  • Elbette, doların güçlenmesini sadece güvenli liman etkisine bağlarsak biraz da haksızlık etmiş oluruz keza madalyonun diğer tarafında ise güçlü Amerikan verilerinin de payının olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Şöyle ki, bizler bayram tatilindeyken, ABD’de açıklanan TÜFE enflasyonu tahminlerin üzerinde sonuçlanarak, faiz indirim beklentilerinin de biraz daha gerilemesine neden oldu. ABD tahvil faizlerinin 5 ayın zirvesine çıktığı Cuma günü, Amerikan hisse senedi endeksleri %1,5’a varan oranda sert satışlara sahne oldu. ABD vadeli faiz kontratları ise yılın geriye kalan kısmına yönelik faiz indirim beklentilerini 45 baz puana çekerken (2 x 25baz puan) sene başı bu beklentinin neredeyse 6-7 kez faiz indirimi şeklinde olduğunu hatırlatalım.
  • Madem ki bizim tatilde olduğumuz dönemi çok da uzatmadan kaleme alabildik, gelin bir de bundan sonrasına bakarak biraz da fiyatlama davranışının ne yöne evrileceğini anlamaya / yorumlamaya çalışalım. Önden fiyatlama yapan piyasaların (beklentiyi satın al gerçekleşmeyi sat) doğru bir fiyatlama içerisine girdiler mi onu da anlamaya çalışalım. Ortadoğu’da savaş tamtamları yükselse de hatta 3. Dünya savaşının fitili ateşlendi dense de, önden bilgi verilerek yapılan hatta İran’dan İsrail’e atılan çok sayıda füzenin saatlerce yol katederek hava savunma sistemi çok güçlü olan bir ülkeye hedeflerine varamadan düşürülmesi, sadece ve sadece İran’ın Suriye’deki diplomatik yerleşkesine yapılan saldırının karşı misilleme adımı ya da İran iç siyasetine yönelik bir hamle olarak okuduğumuzun altını çizmek isteriz. İranlı yetkililerin saldırıyı çok az hasara yol açmasına rağmen başarılı olarak nitelendirmesi, amacın zarar vermekten çok caydırıcılık mesajı vermek olduğunu da gösteriyor. Dahası, ABD Başkanı Biden’ın tansiyonu artırmayan açıklamalarını da göz ardı etmemek gerekiyor.
  • Konuyu, mali piyasalar gözlüğümüz ile ele almak gerekirse, hafta sonu riski almak istemeyen ve Ortadoğu’da yayılabilecek bir savaş riskini de fiyat davranışına abartılı bir şekilde yansıtan piyasaların yeni haftda taşlar yerine oturdukça daha sağduyulu bir tepki vereceğini düşünüyoruz. Gümüş cephesinde 30 doların eteğine kadar gelerek kısa vadeli hedef seviyemize ulaşırken, altın tarafında 2,500-2,550 dolar olan hedefimize henüz ulaşamasak da, kâr satışı için gelinen seviyelerin elverişli olduğunu düşünüyoruz. Bunu söylerken, küresel manzaranın rahatsız edici olduğunu, Ukrayna ve Filistin tarafında devamlılık arz eden savaşların şiddeti körüklediğini, jeopolitik gelişmelerin -nasıl olsa bir şey olmaz- şeklinde okunmaması gerektiğinin de altını çizmek isteriz. İlaveten, ABD’de enflasyonist baskıların kalıcı bir hâl alması da güvenli limanlara olan talebi güçlü tutmaya devam edeceğini düşünüyoruz.
  • Türk mali piyasalarının ise yerel seçimler ardından çehresinin hızla olumlu anlamda değişmeye devam ettiğini not etmemiz gerekiyor. Her ne kadar seçim sonrası birkaç gün bocalama hatta kafa karışıklığı yaşansa da, TCMB’nin net yabancı para pozisyonunun son 5 iş günü içerisinde 10,4 milyar dolar artış göstererek iyileştiğini peşinen not edelim. Enflasyon sorununu çözmenin kaçınılmaz olduğunu ve bu bağlamda atılan doğru adımların yabancı kurumlar tarafından göz ardı edilmeyerek not artırımı ile taçlandırılmaya devam edileceğini de düşünmeye devam ettiğimizin altını çizelim. Borsa İstanbul ana endeksi bankacılık hisseleri önderliğinde 10bin psikolojik endeks seviyesine gelerek rekor kırarken, 11-12 bin endeks seviyesindeki hedefimize de doğru da yol almaya devam ediyor. USDTRY kuru uzun bayram tatili öncesi ortaya çıkan TL ihtiyacı ile son günlerde yerinde sayarken, enflasyon ve faiz hadlerine paralel bebek adımları ile bundan sonraki süreçte kuzeye ilerlemeye devam etmesini bekliyoruz. Tahvil faizleri yavaş yavaş alımların eşliğinde yönünü aşağıya çevirirken, CDS risk primi ise 300 baz puan seviyesinde denge kazandı.
  • ABD’de büyük bir katılık gösteren enflasyon verileri ardından faiz indirim beklentilerinin iyice törpülendiği; FED cephesinde ise yetkililerini açıklamalarını şahinleşmeye başladığı bir ortamda, bugün ABD’de açıklanacak Mart ayı perakende satışlar verisi, Salı günü Başkanı Powell’ın konuşması, Perşembe günü ise mevcut konut satışlarını takip edeceğiz. ABD’de Kasım ayında düzenlenecek seçimler öncesinde ya da çok da sıkı para politikasının getirdiği diğer yükleri de göz ardı etmeyerek FED’in bu yıl bir noktada faiz indirmeye başlayacağını düşünmeye devam ediyoruz.
  • Yeni haftanın ilk işlem gününde, Asya borsalarında hâkim renk kırmızı. MSCI’nın Japonya dışındaki Asya-Pasifik hisselerini kapsayan en geniş endeksi %0,7 geriledi. Dolar, YEN karşısında 34 yılın en yüksek seviyesine ulaştı! Sabah ilk işlemlerde altın 2,360, gümüş 28,20, petrol 90,20, bitcoin ise 65,300 dolar seviyelerinde işlem görüyor. USDTRY kuru 32,40 seviyelerine toparladığını da not edelim.
  • Jeopolitik risklerin gündemi meşgul etmeye devam edeceğini düşünüyoruz. İran’ın İsrail’e yönelik nitelik ve nicelik olarak saldırısının etkisiz kalması hatta ABD, İsrail’in İran’a karşı herhangi bir misilleme eyleminde yer almayacağını söylemesi ile riskler bir nebze de olsun hafiflemişti. Ancak, İsrail’in bu saldırıya karşılık verebileceği iddiaları riskleri yeniden yükseltme eğilimi barındırdığını da göz ardı etmeyelim. Jeopolitik risklerin yüksek seyretmesi, küresel anlamda doların ve kıymetli metallerin güçlü kalmasına, riski varlıkları ise (hisse senetleri) değer kaybına neden olacağına düşünmeye devam ediyoruz. Nedense, bu eğilimin de kalıcı ve uzun boylu olmayacağı düşünüyoruz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.