Connect with us

GÜNCEL

Aşırı Düşünmenin 3 Türü ve Mücadele Yöntemleri

Yayınlanma:

|

Günümüzün iş dünyasında aşırı düşünmeye neden olan pek çok durum var. İster yeni bir piyasa trendinin sonuçları üzerinde düşünmek, ister büyük bir müşteriye gönderilecek e-postanın tonu üzerinde kafa yormak, isterse de bir çalışanın geri bildirime vereceği tepki yüzünden uykusuz kalmak olsun, liderlerin aşırı düşünme döngüsüne girmesi için sayısız neden vardır.

Her zamankinden daha fazla bilgiye erişebildiğimiz ve daha fazla talebe maruz kaldığımızdan dolayı, yetişkinlerin neredeyse dörtte üçünün çok fazla düşündüğünü itiraf etmesi şaşırtıcı değil. On yılı aşkın bir süredir dünyanın en iyi şirketlerinden profesyonellere koçluk yaptıktan sonra, ortak bir örüntü gözlemledim: Dışarıdan başarılı görünen bazı insanlar her şeyi aşırı karmaşıklaştırma, karar verme süreçlerine katmanlar ekleme ve gerekenden çok daha uzun süre düşünme eğilimindedir. Bu eğilim özellikle Hassas Mücadeleciler olarak adlandırdığım bir grupta daha belirgindir. Bu grup, çevrelerindeki dünya üzerine daha derinlemesine düşünmek için yaratılmıştır ve genellikle kendilerini en sert şekilde eleştirenler yine kendileridir.

Sürekli düşünmek yorucu olabilir ve kontrol edilmezse, aşırı düşünmek kaygıya ve tükenmişliğe katkıda bulunabilir. Bunun kuruluşlar için de geniş kapsamlı sonuçları vardır. Bireyler – veya bütün olarak ekipler – alışkanlık olarak aşırı düşündüklerinde bir darboğaz yaratırlar. Karar alma süreci yavaşlar, fırsatlar kaçırılır ve riskten kaçınma kültürü yerleşerek işlerin büyümesini engelleyebilir.

İşyerinde aşırı düşünmenin üstesinden gelmek için daha etkili çözümlere acil bir ihtiyaç var. Ancak bu sorunla gerçekten başa çıkabilmek için öncelikle aşırı düşünmenin aslında üç şekli olduğunu kabul etmeli ve anlamalısınız: ruminasyon, geleceğe takılmak ve aşırı analiz. Bu bilgiyi edindikten sonra, çalışanlar ve kuruluşlar için anlamlı ve kalıcı bir değişim sağlayacak, hedefe yönelik stratejiler geliştirebileceksiniz.

İşte üç aşırı düşünme türünün her birinin nasıl tespit edileceği ve ele alınacağı.

Ruminasyon

Ruminasyon geçmişe takılıp kalmak veya olumsuz, üzücü olan geçmiş olaylar üzerinde durduğunuz zihinsel bir döngü olarak tanımlanır. Geçmişe takılıp kalan insanlar genellikle pişmanlık, suçluluk ve “yapsaydım, yapmalıydım, yapabilirdim” senaryolarından oluşan bir girdaba sürüklenirler. Neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışırlar fakat, genellikle kendilerini suçlarlar. Burada aşırı düşünmenin odağı geçmiştir ve zihin geçmişte takılıp kalır.

Dikkat edilmesi gereken işaretler:

  • Olumsuz geri bildirimlere takılmak.
  • Başkalarıyla konuşurken sık sık geçmişteki başarısızlıkları, aksilikleri veya hataları gündeme getirmek.
  • Hatalardan kaçınmak istediğiniz için aşırı temkinli davranmak ve bir işi iki veya üç kez kontrol etmek.

Nasıl ele alınmalı? 

Bahsedeceğim bu yöntem size mantıksız gelebilir ama endişelenmek için belirli bir zaman aralığı planlamanız faydalı olabilir. Tüm gün geçmişe takılıp kalmak yerine bu aşırı düşünme dürtüsünü yönetilebilir bir aralıkla sınırlayın (ör. 15 ila 30 dakika). Günün sizin için uygun olan bir saatini seçin (yatmadan hemen önce olmasın) ve endişe zamanınız için belirli bir yer seçin. Bu belirli bir sandalye, oda veya hatta parkta bir yer olabilir. Endişelerinizi iki kategoriye ayırın: kontrol edebilecekleriniz ve edemeyecekleriniz. Kontrolünüz altındaki endişeler için olası eylemler veya çözümler hakkında beyin fırtınası yapın. Örneğin, bir teslim tarihine yetişme konusunda endişeleniyorsanız, eylem adımlarınız başka bir teklife hayır demeyi içerebilir. Kontrol edilemeyen bir endişe ortaya çıktığında, görselleştirmeyi deneyin. Endişeyi bir balonun içine koyduğunuzu ve gökyüzüne bıraktığınızı hayal edin.

Bu düşünceleri ele almak için belirli bir zaman ayırdığınızda, onları uzaklaştırmak için sürekli bir savaş içinde olmazsınız. Sadece onları daha uygun bir zamana ertelemiş olursunuz. Belirlediğiniz endişe zamanının dışında ruminasyona düşerseniz, kendinize nazikçe “Şimdi değil, bunu daha sonra ele alacağım” diye hatırlatın. Böylelikle düşünce kalıplarınızın daha iyi farkına varabilir, onları daha iyi kontrol edebilirsiniz.

Geleceğe takılmak

Geleceğe takılıp kaldığınızda ileride olabileceklerden endişe duyarsınız. Öngörülü davranmak bir dereceye kadar faydalı olsa da her olasılık üzerine düşünmek sizi geride bırakabilir. Ne olacağının belirsizliği, başarısızlık potansiyeli ve bilinmeyenden duyulan korku, aşırı düşünmenin zorlu bir biçimi haline gelebilir.

Dikkat edilmesi gereken işaretler:

  • Her türlü olasılığa karşı hazırlıklı hissetmek adına olası her senaryoyu planlamak için aşırı enerji harcamak.
  • Her zaman bir sonraki adımı düşünmekten dolayı başarıları kutlamakta zorlanmak.
  • Fazla iddialı yapılacaklar listeleri yüzünden sık sık huzursuz ya da tedirgin hissetmek.

Nasıl ele alınmalı?

İleriye bakma yeteneğinizi kendi avantajınıza kullanın. Gelecekte mevcut endişelerinizin artık geçerli olmayacağı bir zamanda olduğunuzu hayal edin.

Örneğin, bir pazarlama müdürü olan Caelin, yeni bir ürünün lansmanı nedeniyle bunalmış durumda. Son teslim tarihi yakın, beklentiler yüksek ve ekibi büyük bir baskı altında. Caelin kampanya stratejisi, ekibin iş yükü ve potansiyel müşteri tepkileriyle ilgili endişe duyuyor.

Caelin öğle yemeği molası sırasında sessiz bir konferans odası bulur. Gözlerini kapatır ve beş yıl sonrasında olduğunu hayal eder. Kariyer yolunu düşündüğünde daha üst düzey bir görevde çalıştığını gözünde canlandırır. Bu gelecek perspektifinden bakıldığında Caelin, ürün lansmanının başarıyla bitirdiği pek çok projeden yalnızca biri olduğunu fark eder. Yani bu bakış açısı sayesinde ürün lansmanının önemli olsa da, kariyerinin belirleyici bir anı olmadığını fark eder. Bazı hususların planlandığı gibi gitmediğini ama aynı zamanda ekibin bu deneyime nasıl uyum sağladığını ve bu deneyimden nasıl ders çıkardığını hatırlar.

Zamansal mesafe koymak olarak bilinen bu strateji, endişelerinizin aciliyetini ve yoğunluğunu azaltarak daha sakin, daha dengeli bir zihniyetle bugüne odaklanmanıza yardımcı olabilir.

Gereksiz stres faktörlerine maruz kalmanızı azaltarak “seçici cehalet” uygulamayı da seçebilirsiniz. Özellikle haber kaynaklarında ve sosyal medyada tükettiğiniz bilgiler konusunda bilinçli olun. Piyasa dalgalanmaları, sektör tahminleriyle ilgili güncellemeler, KPI gösterge tabloları veya finansal hesapları sürekli kontrol etmek geleceğe takılma dürtüsünü tetikleyebilir. Belirli güncellemeler veya veriler günlük işlerinizi veya karar verme sürecinizi etkilemiyorsa, gerekli olmayabilir. Hakkında bir şeyler yapabileceğiniz bilgileri almayı önceliklendirin.

Aşırı analiz

Ruminasyon ve geleceğe takılmak zamana bağlıdır. Aşırı analiz ise düşüncelerin derinliğiyle ilgilidir. Bir konunun, düşüncenin veya durumun inanılmaz derecede derinine dalmayı ve bunu yaparken aşırıya kaçmayı içerir. Bu bazen derin içgörülere yol açabilse de, çoğu zaman konuyla pek de ilgili olmayan ayrıntılarda boğulmakla sonuçlanır.

Dikkat edilmesi gereken işaretler:

  • Daha fazla araştırma yapmak için harekete geçmeyi ertelemek.
  • Kendi analizinize güvenmediğiniz için sık sık başkalarından onay istemek.
  • Yüksek öncelikli ve düşük öncelikli görevler arasında ayrım yapmakta zorlanmak ve bu nedenle verilecek karar sayısının artması.

Nasıl ele alınmalı?

Mükemmel bir karar vermek için çabalamak yerine, tatmin edici olabilecek “yeterince iyi” olan bir karar verin. Bir karar, belirlediğiniz kriterleri karşıladığında ve tatmin edici olduğunda, potansiyel olarak daha iyi başka bir seçenek olsa bile, bu kararla devam etmelisiniz. Her seçeneği incelemek ve bir karara varamayıp fırsatlar veya sonuçlar aramaya devam ederek zarar etmek gibi bir maksimizasyon hatasına düşmeyin. Bu hataya düşen kişiler aşırı analiz yapmaya daha yatkındır, kararlarının sonuçlarından mutlu olma olasılıkları daha düşüktür ve kendilerini başkalarıyla olumsuz bir şekilde kıyaslama olasılıkları daha yüksektir.

Temel karar kriterleri – ilkeler, yönergeler veya gereklilikler – bir kararda en önemli değişkenlere öncelik vermenize yardımcı olur. Karar kriterleriniz profesyonel veya kişisel olabilir. Örneğin, ürününüz veya hizmetiniz için yeni bir özellik sunup sunmama konusunda analiz felcine yakalandığınızı varsayalım. Karar kriterleriniz şunları içerebilir: maliyet, kârlılık, çaba, risk seviyesi veya etki. Diyelim ki yeni bir iş için taşınıp taşınmama gibi kişisel bir karar vermeye çalışıyorsunuz. Rolün güçlü yönlerinize ne kadar uyduğu, maaş veya rolün gelecekteki hedeflerinizle uyumlu olup olmadığı gibi kriterleri göz önünde bulundurabilirsiniz. En fazla üç kriter seçin, bunlardan biri diğerlerinden daha üstün olsun. Grup halinde karar verecekseniz, herkesin beyin fırtınası yapmasını ve kriterler üzerinde birlikte anlaşmasını sağlayın.

. . .

Burada amaç tüm derin düşünceleri ortadan kaldırmak değildir. Aksine bunların verimsiz düşünce türlerine dönüşmesini engellemektir. Sizin ya da ekibinizin nasıl bir aşırı düşünme türünden mustarip olduğunu belirlemek, aşırı düşünmenin pençesinden kurtulmanın ilk adımıdır. Bu beceri, hızlı ama iyi düşünülmüş karar alma ihtiyacının yüksek olduğu bu dönemde her zamankinden daha önemlidir.

HBR

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.