Connect with us

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz

AVRUPA BİRLİĞİ, MALİ KURALLARI ASKIYA ALIYOR

Prof Dr. Binhan Elif YILMAZ, “AB ülkeleri Pandemi sürecini nasıl bir mali disiplin ile yönetiyor” sürecini kaleme aldı. Covid-19 Pandemi sürecinde ekonomide de klasik uygulamalardan tavizler verilir oldu. Kamu gelirleri azalırken, kamu giderlerinden sosyal yardımlar hiç bir dönemde olmadığı kadar arttı.

Yayınlanma:

|

Covid-19 pandemi krizinin tüm dünyada ülkelerin kamu maliyesine olan yansıması, iki farklı kanaldan gerçekleşmeye devam ediyor. Bu yansımalardan ilki ve doğrudan yansıma, kamu harcamalarındaki artıştır. Harcamaların bir yönü, virüsün yayılmasını önleyici kısıtlamaların zayıflattığı ekonomik ve sosyal yaşamı destekleyen kamu harcamalarıdır, diğer yönü de hastalığın tedavisine yönelik artan kamu sağlık harcamalarıdır. Covid-19 pandemisinin kamu maliyesine olan ikinci yansıması, kamu gelirlerindeki, özellikle vergi gelirlerinde meydana gelen azalıştır. Azalan ekonomik aktivite ve küçülen ekonomilerin vergi tabanını zayıflatması nedeniyle, bütçeler yeterli vergi geliriyle beslenemez. Gerek artan harcama gerekse azalan gelir mali disiplini bozucu etki yaratır.

Avrupa Birliği’nde mali disiplinin sağlanıp-sağlanamadığına ilişkin göstergeler, 1 Kasım 1993 tarihli Maastricht Antlaşması, diğer adıyla Avrupa Birliği Antlaşmasıyla belirlenmiştir. Bu antlaşmada, AB’ye üye ülkelerin Euro Alanı’na dahil olmak için yerine getirmek zorunda oldukları çeşitli mali kurallar/uyum kriterleri yer alır. Bu kriterler, bütçe açığının milli gelire oranının %3’ü ve kamu borç sokunun milli gelire oranının %60’sı aşmaması gerektiği üzerine kurgulanmıştır.

Özellikle bütçe açığı ve kamu borç stokuna ilişkin Maastricht Antlaşması ile rasyo olarak belirlenmiş referans değerler, sadece bir giriş koşulu değildir. Bu değerler aynı zamanda üye ülkelerin ekonomi politikalarının uyumlaştırılmasında ve mali disiplinin sağlanmasında işlev görmektedir. Maastricht kriterleri nedeniyle bir ülke Euro Alanı’na dahil olduktan sonra para ve maliye politikalarını Avrupa Birliği gözetiminden bağımsız uygulayamayacaktır.

1997 yılında yürürlüğe giren İstikrar ve Büyüme Paktı, sadece Euro Alanı değil, Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin tümünde Maastricht kriterlerine uyumun izlenmesi, ulusal ekonomi politikalarının koordine edilmesi ve bütçe disiplininin sağlanması amaçlarına yönelik olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla İstikrar ve Büyüme Paktı ile üye ülkelerde referans değerlere uyum, Birlik düzeyinde izlenerek ve uyumsuzluk durumunda yaptırım uygulanarak üye ülkelerde mali disiplinin sağlanmasında etkili olması hedeflenmiştir.

Paktın caydırıcı yönü kapsamında, aşırı bütçe açığı prosedürü uygulanır. Bu prosedürün içeriğinde kriterlere uymayan ülkeler için çeşitli yaptırımlar uygulanacağı planlanmıştır. Mali disiplini bozulan ülkeye bütçe açığını gidermesi için tavsiyelerde bulunma, tavsiyelere uymamakta direnmesi durumunda ihtarda bulunma, gerektiğinde Avrupa Yatırım Bankası’ndan kredi alınmasını önleme, hatta para cezası verme gibi yaptırımlar mevcuttur.

İstikrar ve Büyüme Paktı’nın aşırı açık prosedürü uyguladığı ülke sayısı 2009 yılında 22’ye çıkmıştı. 2013 yılı itibariyle de Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin 13’ü aşırı bütçe açığı prosedürüne tabi olmuştu.

Ama İstikrar ve Büyüme Paktı’nın caydırıcı yönü hiçbir zaman yeterli ölçüde etkili olmamıştır. Özellikle 2003 yılında Fransa ve Almanya’nın bütçe açığı kriterini ihlali sonrasında yaşananlar, üye ülkeler üzerinde bütçe disiplinini uygulamayı olanaksız kılmıştır.

Aşırı bütçe açığını düzeltmekte başarısız olan üye ülkeler için öngörülen para cezasının da asla uygulanmamış olduğu dikkate alınırsa, sorunun merkezini yaptırımların neler olduğundan çok, ne ölçüde etkin uygulanabildiği konusu oluşturmaktadır.

Avrupa Birliği ülkelerinin çok önemli bir kısmının, Covid-19 pandemisi öncesinde de zaten mali disiplinleri bozulmuştu (bkz. https://www.binhanelifyilmaz.com/avrupayi-pandemi-krizinde-kuresel-krizin-zehirli-borc-mirasi-vurdu/ ). 2020 sonu itibariyle Birliğin 27 ülkesinin tamamı bütçe açığına ilişkin, 15’i de kamu borç stokuna ilişkin mali kuralı ihlal ettiler.

Ayrıca AB’de Covid-19 pandemisi kontrol altına alınsa dahi uzun bir süre sonra ekonomik iyileşme ivme kazanılabilecek gibi duruyor. Çünkü AB, Covid-19 ile mücadelenin ekonomiyi daraltmasını önlemek için verilen mali desteğin vaktinden önce geri çekilmesinden kaçınılması gerektiği konusunda çok net. Hatta Mart ayının bu ilk günlerinde üye ülkelerde maliye politikasının nasıl kalibre edileceğinin ekonominin durumuna bağlı olacağı, bunu da pandeminin gidişatının belirleyeceği konuşuluyor.

Avrupa Ekonomik Komiseri P. Gentiloni verdiği demeçte, mevcut koşullar altında mali desteklerin azaltılmasının taşıdığı risklerin, çoğaltılmasının ortaya çıkaracağı risklerden daha ağır bastığını ifade etti.

O nedenle Avrupa Birliği şimdi ve tekrar 2022’de kamu borç stokuna ilişkin borçlanma sınırlarından feragat etmeyi planlıyor. Avrupa Komisyonu, bu yılın sonlarında AB maliye bakanları tarafından tartışılmak üzere AB’nin mali kurallarını değiştirmeye yönelik öneriler hazırlıyor. Üye ülkelerin kamu borçlarının milli gelire olan üst sınırının 2022’de ve büyük olasılıkla sonrasında da askıda kalması gerektiğini söylüyor.

Birliğe üye ülke hükümetleri, Covid-19 pandemisi nedeniyle yara alan ekonomik aktivite düzeyini yeniden canlandırma amaçlı ekonomik destek paketleri ile Maastricht kriterlerinin birbiriyle hiç uyuşmadığı üzerinde anlaşılmış durumda. AB’nin borçlanma limitlerini yeniden belirleme konusundaki nihai kararı, Mayıs ayında verilecek.

Bu çerçevede İstikrar ve Büyüme Paktı da gözden geçirilecek. 1997’den günümüze üç kez revize edilen ve her defasında daha karmaşık hale gelen kriterlerin basitleştirilmesi ve doğrudan hükümetlerin kontrolü altındaki göstergelere odaklanması için bir inceleme başlatılmış durumda.

Gentiloni’ye göre, mali kurallar daha orta vadeli olacak şekilde ele alınmalı ve ekonomik büyüme potansiyelini arttıran kamu harcamalarının ise bütçe açığı ya da kamu borç stoku büyüklüğü içindeki yeri değiştirilebilmelidir. Bu haliyle yeni mali kuralların ana hedefi, ancak orta vadeye odaklanarak elde edilebilecek sürdürülemez kamu maliyesi yörüngelerini önlemek olacak gibi.

AB, kamu borçlarına ilişkin kriterin oldukça katı ve döngüsel bir şekilde kendi kendini yenilgiye uğratan bir düzenlemeye yol açtığını kabul etmişe benziyor.

Görünen o ki, AB askıya almayı planladığı ekonomik ve mali gücü simgeleyen mali kuralları nedeniyle, sanki teslim bayrağı çekmek üzere.

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz 04.03.2021

EKONOMİ

OTOMOBİLDE ÖTV MATRAHI DÜĞÜMÜ

Yayınlanma:

|

ÖTV, 2002 yılından bu yana hayatımızda olan bir tüketim vergisidir. Bireylerin genel olarak tüketiminden vazgeçemeyecekleri akaryakıt, otomobil, cep telefonu, televizyon, sigara vb yaklaşık 250 “mal” grubundan alınmaktadır.

ÖTV’de II sayılı listede yer alan motorlu araçlardan kayıt ve tescile tâbi olanların ilk iktisabı bir kereye mahsus olmak üzere ÖTV’ye tabidir. İkinci el olanlar kapsam dışındadır. ÖTV ilk defa trafiğe çıkacaklara uygulanır.

Aslında uzay araçları ve uçaklar da ÖTV’ye tabidir, ancak en yaygın kullanımı olan motorlu araçlar 1600 cm3’e kadarkiler olduğu için gündemde ÖTV matrah tartışmaları burada yoğunlaşıyor ve ekonomik, sosyal, siyasi yaşam için önemli bir gösterge halini alıyor.

Enflasyon, kur artışı ve yurtdışı fiyatlardaki artış nedeniyle oran değişikliği matrah ayarlamaları gibi nedenlerle ÖTV II sayılı listede yıl içinde en az bir, en çok üç kez düzenleme yapılıyor.

2021 yılı içinde ÖTV matrahları 2.2.2021 ve 26.10.2021 tarihlerinde iki kez yeniden düzenlendi.

2021 Şubat-Ekim arasında $=7,1 TL’den 9,6 TL’ye yaklaşık %11,6 artarken, ÖTV matrahı sadece %8,2 artırıldı.

Motor silindir hacmi 1600 cm³’ü geçmeyenler 2 Şubat 2021 tarihli II sayılı liste$=7,1 TL, €=8,6 TL
ÖTV matrahı 85.000 TL’yi aşmayanlar %45
ÖTV matrahı 85.000 TL’yi aşıp 130.000 TL’yi aşmayanlar %50
Diğerleri %80

 

Motor silindir hacmi 1600 cm³’ü geçmeyenler 26 Ekim 2021 tarihli II sayılı liste$=9,6 TL, €=11,2 TL
ÖTV matrahı 92.000 TL’yi aşmayanlar %45
ÖTV matrahı 92.000 TL’yi aşıp 150.000 TL’yi aşmayanlar %50
Diğerleri %80

Ekim 2021’deki düzenleme sonrasında da kur atakları devam etti. TCMB’nin Aralık ayına kadar devam eden faiz indirimleri sonucunda 20 Aralık’ta $ kuru 18 TL’nin üzerine çıktı. Dolayısıyla Ekim 2021 sonrasında kur artışı %90 olmasına, enflasyonist baskının ortaya çıkmasına ve otomobil fiyatlarına yansımasına rağmen ÖTV matrah düzenlemesi o dönemde yapılmadı. 20 Aralık sonrası KKM gibi enstrümanlarla kur artışı bir miktar dizginlenmeye çalışıldı. 13 Ocak 2022’deki ÖTV düzenlemesinde vergi matrahı sadece %30 artırıldı, ancak bu matrah artışı hem kur artışı hem de yükselen enflasyonun altında kalmaya devam etti.

Aynı düzenlemeyle vergi dilimlerinde de değişikliğe gidildi. Önceden %45, %50 ve %80 olan otomobildeki ÖTV oranları biraz daha kademelendirildi, %60 ve %70 oranları eklendi.

Bugün itibariyle otomobil alacak olanlar aşağıdaki tarifeye tabiler.

Motor silindir hacmi 1600 cm³’ü geçmeyenler 13 Ocak 2022 tarihli II sayılı liste$=13,5 TL, €=15,5 TL
ÖTV matrahı 120.000 TL’yi aşmayanlar %45
ÖTV matrahı 120.000 TL’yi aşıp 150.000 TL’yi aşmayanlar %50
ÖTV matrahı 150.000 TL’yi aşıp 175.000 TL’yi aşmayanlar %60
ÖTV matrahı 175.000 TL’yi aşıp 200.000 TL’yi aşmayanlar %70
Diğerleri %80

Enflasyon ve kur artışı yaşanırken vergi matrahında güncelleme yapılmaması, hazine yararına sonuç ortaya çıkarıyor. Hazinenin ÖTV hasılatı artmaya devam etse de, hem otomobil talepleri olumsuz etkileniyor, hayaller öteleniyor, hem de otomotiv sektöründe arz-talep makası giderek açılıyor. ÖTV sıfır otomobiller için geçerli olsa da, geciken matrah düzenlemeleri nedeniyle ikinci el araç piyasasında belirsizlik ve durgunluk yaşanıyor.

Mevcut tarifeye göre matrahı 120-150 bin TL arası araçlar için ÖTV oranı %50 olarak uygulanıyor. Eğer matrahlar yıllık %85,5’lik enflasyon, kur hareketleri ve yurt dışı fiyatlar dikkate alınarak artırılır ve 120-150 bin TL’lik matrah 220-275 bin TL’ye çıkarılırsa, bugünkü tarifeyle %80’lik ÖTV diliminde bulunan araçların ÖTV oranı %50’ye inecektir.

Örneğin Renault Clio Joy SCe model aracın liste satış fiyatı 22 Kasım itibariyle 448.000 TL’dir. ÖTV oranı %80’dir. Aracın KDV matrahı ÖTV’li matrah olduğu için ayrıca %18 oranında KDV vardır. Dolayısıyla bu aracın vergisiz fiyatı 210.923 TL’dir. Ödenecek ÖTV 168.738 TL ve ödenecek KDV 68.339 TL’dir. Bu araç 200.000 TL’nin üstünde olduğu için %80 ÖTV dilimindedir. Matrah güncellemesi ekonomik koşullar dikkate alınacak şekilde yapılırsa aracın fiyatı aynı kalmakla beraber ÖTV dilimi %50’ye düşecektir. Bu durumda yeni ödenecek ÖTV 105.461 TL, KDV ise 56.949 TL olacaktır. Aracın yeni satış fiyatı ise matrah güncellemesi sonrası 448.000 TL’den 373.333 TL’ye inecektir.

Günümüzde vergisiz (ÖTV+KDV) fiyatı en uygun olan araçlar yaklaşık 150-200 bin TL bandındadır. Tarifeye göre de ÖTV oranları %60-%70’dir. O nedenle uygulamada %60’ın altındaki ÖTV oranları geçerliliğini kaybetmiş durumda. %45, %50 gibi ÖTV oranları fiiliyatta uygulanmıyor. O nedenle otomobil üzerindeki ÖTV bence bu haliyle “gizli bir servet vergisi”dir.

Prof.Dr. Binhan Elif Yılmaz

22.11.2022 – Not: Bu yazı, 23.11.2022 tarihinde halktvcom.tr’de yayımlandı

Okumaya devam et

EKONOMİ

2023 BÜTÇESİ, HANGİ HİZMETLER SUNULACAK, MALİYET NASIL PAYLAŞILACAK?

Yayınlanma:

|

HALKTV’den Nuray Tarhan ile Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ röportajı:

-Sizce 2023 bütçesini 2022 bütçesinden ayıran en önemli özellik nedir? 2023 bütçesinde seçimin yansımalarını hangi kalemlerde görmek mümkün?

Öncelikle 2022 yılı henüz bitmedi. 2022 boyunca yaşadığımız yüksek enflasyon nedeniyle vergi matrahlarının nominal olarak artışı vergi gelirlerini rekor düzeylere çıkardı. Ancak yine de Eylül’de bütçe 78,6 milyar TL açık verdi. Orta Vadeli Programa göre yıl sonu bütçe açığının 461,2 milyar TL olarak hedeflenmiş olması, önümüzdeki 3 ay boyunca bütçe giderlerinde beklenenin üzerinde artış gerçekleşeceğini ortaya koyuyor. 2022 yılı bitene kadar bütçenin vereceği açık ve dolayısıyla kamu talebindeki artış 2022 son çeyrekte büyüme üzerinde pozitif etki yaratırken, enflasyonist baskıyı artıracak. Dolayısıyla enflasyonda Aralık ayındaki baz etkisi beklendiği gibi güçlü gelmeyecek.

Ayrıca devletin iç ve dış borç faizlerine ayrılan pay da beklenenin üzerinde 329 milyar TL’ye ulaşacağından bütçede faiz dışı fazla elde edilemeyeceği anlaşılıyor. Ek bütçeye rağmen mali disiplin sağlanamıyor.

2023 yılı bütçesini 2022 bütçesinden ayıran en önemli özellik, 2023 bütçesinin yıl ortasında yapılacak seçimle şekillendirebilmesidir. 2021’de bütçe giderlerinin GSYH’ye oranı %22,1 düzeyindeyken 2023’te %24 hedeflenmektedir. Bu hem devletin ekonomi içindeki payının büyüyeceği hem de kamu kesiminin harcamacı yapısıyla enflasyonu tetikleyecektir.

2023 bütçesini seçim öncesi ve seçim sonrası dönem olarak ikiye ayırabiliriz. Her seçim döneminde olduğu gibi yıl boyu yapılacak bütçe harcamaları, seçim nedeniyle erkene geçilecektir. Dolayısıyla bütçe ödeneğinin önemli bir kısmı yılın ilk yarısında kullanılacaktır. Seçim öncesi popülist nitelikli harcamalar da dikkat çekici olacaktır.

2023 bütçesinde özellikle sağlık, eğitim ve ulaştırma hizmetlerinde iyileşmeler, tarım sektörü ile reel sektöre verilen destekler, hanehalkına transferlerin ön planda olması planlanıyor. Ayrıca eş zamanlı olarak vergi teşvikleri ve vazgeçilen vergi gelirleri ile aynı zamanda seçmen de olan vergi mükelleflerine yönelik kolaylıklar var.

-Bütçeden vatandaşların payına ne düşecek? Daha çok hizmet mi yoksa daha çok vergi mi?

2023 Bütçesinin gelir ve gider tahminleri yapılırken; ekonominin %5 büyüyeceği, yıl sonu TÜFE’nin %24,9 olacağı, ihracatın 265 milyar $, ithalatın 345 milyar $ olacağı varsayılmış ve bütçe uygulaması sırasında ortaya çıkacak acil ve öncelikli hizmetlerin yürütülmesi amacıyla yeterli düzeyde yedek ödenek konulması öngörülmüştür. Öncelikle bütçenin yapıtaşları olan tüm makroekonomik göstergelerin gerçeği yansıtması gerekiyor ki bütçe hedeflerine ulaşılabilsin. Aksi halde bütçe tutarlılığını kaybeder. 2022 yılında olduğu gibi yine bir ek bütçe ihtiyacı doğar.

Bütçenin en önemli gider kalemi, cari transferlerdir. 2023 bütçesinde cari transferler bütçenin %39,5’ine yükseliyor. Adından da belli olduğu gibi bu transferler kamu kurumları/bankalarının görevlendirme giderleri, SGK’ya hazine yardımı, tarımsal destekleme ve hane halkına yapılan transferlerde artış olacak.

Bütçe giderlerinin finansmanında vergiler en önemli gelir kaynağıdır. Bütçe giderleri arttıkça vergi gelirlerinde artış sağlanamazsa bütçe açığı büyüyecek. 2023’te bütçe gelirlerinin milli gelir içindeki payı %20,4 gibi yüksek bir oran olacak. Vergi gelirlerinin milli gelir içindeki payının da %17,2 olması bekleniyor. Bu oran 2021’de %16,1’di. 2023’te vergi gelirlerini artıracak temel faktör enflasyon artışı olacak.

-Önceki yıllarda dolaylı vergilerin oranının giderek arttığına tanık olduk. Vatandaşlar 2023 yılında da aynı durumla karşı karşıya kalacaklar mı?

Vergi sistemimizin en kritik yanı, vergi hasılatı içinde dolaylı vergilerin ağırlıkta olmasıdır. Dolaylı vergilerin vergi hasılatı içindeki payı %65’lere çıkarken dolaysız vergilerin payı %35’in de altına gerilemektedir. Maalesef bu görünüm 2023 yılında da devam edecektir. Oysa gelişmiş ülkelerde tam tersi bir dağılım vardır, vergi sistemini besleyen temel unsur bizdeki gibi tüketim değil, üretimdir.

Dolaylı vergileri ödeyenler gelirlerinden bağımsız olarak vergi yüküne katlanmakta, özellikle düşük gelir grubundakiler dolaylı vergilerin yükü altında kalmaktadır. Dolaylı vergilerin vergi sistemine hakim olmasıyla verginin mali amacına ulaşılmakta ama vergide adaletten uzaklaşılmakta ve gelir dağılımı bozulmaktadır.

-Vergi gelirleri içinde en yüksek payı hangisi alacak? Hangi gelir grupları kazanacak, hangileri kaybedecek?

Yaşanan enflasyonist ortamda kurdaki oynaklıklar devam ederken TCMB’nin faiz indirimine devam etmesi belirli alanlarda kredi genişlemesini sağlarken tüketimde artış yaşanırsa, yine tüketim vergilerinde ve taşıt, konut gibi mülkiyet vergilerinin gelirlerinde artışı beraberinde getirecektir. Başta dahilde ve ithalde alınan KDV ile ÖTV tahsilatında beklenen artış vergi sistemine damgasına vuracaktır. Özellikle yüksek kur ithalat imkanını zorlaştırsa da dış ticaret vergilerinin matrahını ve verginin yükünü arttıracaktır. Ancak en önemlisi enflasyon da bir gizli ve en adaletsiz vergidir.

-Sizce bütçe dengesinin sağlanması için hangi adımların atılması gerekiyor? Kamu kurumlarındaki israfın önlenmesi dengenin sağlanması için yeterli mi?

2023 bütçesinde milli gelirin %3,5’i kadar bütçe açığı ortaya çıkacak. Dolayısıyla bütçe dengesi sağlanmayacak. Borçlanma ihtiyacının azaltılıp faiz giderlerinin düşürülmesi ve faiz dışı fazla elde edilmesi şart. Vergi geliri hedefleri, mükellefin vergiden kaçınmadığı, kaçırmadığı ya da muafiyet, istisna, indirim oranlarından belli kesimlerin faydalandırılmadığı varsayımı altında yapıldığından vergiye tam uyumun sağlanabilmesinde ekonomik şartların iyileşmesi ve ekonomiye güvenin oluşması gerekiyor. Vergileri arttırmaya ya da yeni borçlanmaya gitmeye gerek kalmayacak bir çözüm de, kamuda israfı önlemektir.

Prof.Dr. Binhan Elif Yılmaz

Okumaya devam et

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz

BÜTÇEDEN EĞİTİME AYRILAN PAY GERÇEKTE NE KADAR?

Yayınlanma:

|

Devletin faaliyetlerini gerçekleştirmek için kullandığı en önemli araçlardan olan kamu harcamalarının yarattığı ekonomik, mali ve sosyal etkilerin ve yarattığı maliyetin net bir şekilde görülebilmesi için harcamaların bazı kriterlere göre sınıflandırılması gerekir.

Kamu (bütçe) harcamalarının idari sınıflandırmasında bu harcamalar siyasi, idari ve teknik birimler (çoğunlukla bakanlıklar) itibariyle ayrıma tabi tutulur. Kamu harcamasını gerçekleştiren idari birimin bir mali yıl içinde bütçeden aldığı pay, o kamu kuruluşu ya da biriminin kamu harcaması tutarını görmemizi sağlar. Bu birimler Cumhurbaşkanlığından YÖK’e, bakanlıklardan üniversitelere kadar bütçeden pay alan harcamacı kuruluşlardır.

İdari sınıflandırma, harcama tutarını kurum bazında verir, ancak kurumun gerçekleştirdiği işleve, fonksiyona ayrılan bütçe payını göstermez. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine bakıldığında, eğitime bütçeden ayrılan payı anlamamız mümkün değildir. Çünkü eğitime YÖK, üniversiteler dahil olmak üzere herhangi bir bakanlığın eğitim departmanınca da pay ayrılır. Birden fazla idari birimin eğitime ayırdığı meblağın görülmesi mümkünken, bütçeden eğitime ayrılan payın topluca görülememesi bu sınıflandırma şeklinin eksikliğidir. Bu olumsuzluğu gidermek için kamu harcamalarının fonksiyonel sınıflandırmasına bakarız.

Kamu harcamalarını işlevlerine (fonksiyonlarına) göre, bir başka deyişle gerçekleştirilmek istenilen kamu hizmetine göre sınıflandırma, fonksiyonel sınıflandırmadır. Bu haliyle kamu hizmetlerinin maliyeti belirlenmiş olur. Devletin sunduğu eğitim hizmeti birden fazla idari birim tarafından görüldüğünden, fonksiyonel sınıflandırma hizmetin maliyetini, bütçeden aldığı payı doğru bir şekilde belirler. Eğitime çeşitli Bakanlık ve birimler tarafından da bütçe aktarılsa, aslolan o hizmetin görülmesi için yapılan kamu harcamalarının toplamıdır.

Devletin eğitim hizmeti fonksiyonel sınıflandırma çerçevesinde; okul öncesi eğitim, ilk-ortaöğretim hizmetleri, ortaöğretim sonrası mesleki eğitim hizmetleri, yükseköğretim hizmetleri, eğitime yardımcı hizmetler, eğitime ilişkin ar-ge hizmetleri ve sınıflandırmaya girmeyen eğitim hizmetleri olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla bu çerçevede biz, özellikle Milli Eğitim Bakanlığı, 127 adet Devlet Üniversitesi, YÖK, ÖSYM Başkanlığı, Yükseköğretim Kalite Kurulu gibi kamu kurumlarının harcamalarını eğitim harcaması olarak değerlendirebiliriz.

Aşağıdaki grafikte bütçeden yıllar itibariyle hem Milli Eğitim Bakanlığına ayrılan bütçe itibariyle idari sınıflandırma bazında eğitime ayrılan payı hem de geniş kapsamlı bakış açısıyla kamu harcamalarının fonksiyonel sınıflandırması bazında devletin eğitim fonksiyonuna (işlevine) ayırdığı kaynağı görebiliriz:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: İlgili Yıllar Bütçe Gerekçeleri, hmb.gov.tr

2005-2013 arası MEB’e ayrılan ödeneğin bütçeye oranı %9,5 civarı iken, 2014-2021 arası daha farklı bir eğilim oluşuyor ve bu yılların ortalaması yaklaşık %12 olarak gerçekleşiyor (mavi renkle gösterildi). Okullarda akıllı tahta başta olmak üzere teknik donanımın önem kazanmasıyla MEB bütçesi de büyüyor. Ek olarak teknik ve dini eğitimde uzmanlaşan okulların sayısındaki artış MEB bütçesinin büyümesinde etkili oluyor. MEB’e ayrılan ödeneğin bütçeden aldığı pay 2016 yılında en üst düzeye çıksa da izleyen yıllarda 2012 yılı seviyesine iniyor.

Devletin eğitim hizmetiyle nasıl bir işlevi olduğunu görebilmek için turuncu ile işaretli bölgeye bakmak gerekiyor. Burada ilk-orta öğrenim yanında yükseköğretim de var. Türkiye’de devlet üniversitesi sayısı 2007 yılında 53’tü. Bir yıl sonra 2008’de 9 üniversite daha kuruldu. İzleyen yıllarda her yıl ortalama 2-4 üniversite kurulmaya devam etti. 2016’ya gelindiğinde üniversite sayısı 107’ye ulaştı. 18.5.2018 tarih ve 7141 sayılı “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile 13 devlet üniversitesi bölündü ve 20 yeni üniversite kuruldu. Böylelikle üniversite sayısı 127’ye yükseldi. 2007’de 53 üniversite varken eğitime bütçeden ayrılan pay %12,6 iken üniversitelerin hızla kurulduğu yıllar olan 2008’de %13,4’e, 2016’da %17,8’e kadar yükseldi. Ancak 2016-2018 arası üniversitelerin bölünmesi ve yeni üniversitelerin kurulmasına rağmen eğitime bütçeden ayrılan pay %14’e kadar geriledi.

Devletin üstlendiği eğitim gibi hayati kamu hizmetlerini yerine getirirken bütçe önemli elbette. Ancak PISA skorlarımız iyiye gitmiyor. Üniversitelerimiz açısından da Times Higher Education-QS Dünya Üniversite sıralamasındaki üniversite sayımız bir elin parmağını geçmiyor. Vergilerimizle beslenen bir bütçemiz karşılığında eğitimin, dolayısıyla geleceğimizin performansı iç açıcı görünmüyor.

Prof.Dr. Binhan Elif Yılmaz – 12.9.2022

Okumaya devam et

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.