Connect with us

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Ekonomik Göstergeler Nasıl Yorumlanır?

Yayınlanma:

|

Ekonomik göstergeler nasıl yorumlanır yazısının yazılma nedeni Ekonomik Göstergeler sayfasında yer alan verilerin nasıl yorumlanması gerektiğini kısaca izah etmektir. O yüzden bu sayfada görsele fazla yer vermedim. Ekonomik Göstergeler sayfası ile burada yazılanları karşılıklı olarak incelemenizi tavsiye ederim. Sayfada tablolarda gösterdiğim ekonomik göstergelerin yorumlanması yatırımcılar açısından önem arz etmektedir. Burada yer alan verilere göre Kazandıran Yatırım Araçları Nelerdir? yazımızda belirttiğimiz yatırım araçlarından hangisinin, yatırım portföyünüzdeki ağırlığının arttırılması gerektiğine karar verebilirsiniz.

Ekonomik Göstergeler

 

Ekonomik göstergeler kamu kurumlarından TÜİK ve TCMB‘den takip edilmeli ve basın yoluyla değil idrak yoluyla yorumlanmalıdır.

ekonomik-gosterge

İşsizlik Oranı

İşsizlik oranı ile büyüme oranını ters şekilde hareket eder. İşsizlik oranı fazla ve büyüme oranı da düşük seyrediyorsa ülkede siyasi anlamda ilerleyen dönemlerde sıkıntı yaşanabilir. Bu durum halkın doğrudan cebini etkilediğinden 1. cil derecede öneme haiz karar değiştirici etmendir.

Bunun dışında işsizlik verisinde marjinal bir değişiklik yok ise piyasaya çok fazla etkisi olmayacaktır.

İşsizlik oranı içerisinde genç işsizlik oranı, tarım dişi işsizlik oranı ve mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranları bulunmaktadır. Genç işsizlik oranı 15-24 yaş arası işsizlerin oranını belirtir. Genç işsizlik oranının artması toplum içerisinde muhtelif iç sorunlar yaşanabileceğinin bir göstergesi olmakla birlikte bu kişiler tüketim eğilimi en yüksek grup olduğundan toplam tüketim harcamalarını ve dolayısıyla GSYİH’i olumsuz etkiler.

Tarım dışı işsizlik oranı ülkemizden ziyade ABD’nin yani FED’in en önemli politika araçlarından biridir. Türkiye’de tarımda çalışan sayısı ABD’ye göre az olduğundan bu veri pek fazla etkili olmaz ve yakından takip edilmez. Yani bu oran Türkiye için görece önem derecesi düşük bir orandır. Tarım sektörü haricinde özellikle sanayi kolunda çalışan sayısının değişikliğini gösterir. Tarım dışı işsizlik oranının azalması ülkedeki nüfusun sanayi ve türevi kollarda istihdamını gösterdiğinden olumlu olarak kabul edilir.

Mevsimsellikten arındırılmış işsizlik temel olarak işsizlik oranının ayların gün sayısı değişiminden ve mevsimsel değişimlerden arındırılmış halidir. Örneğin özellikle yaz aylarında hizmet sektörü, tarım sektörü (mevsimlik işçiler) turizm sektörünün istihdamı oldukça artmaktadır. AB regülasyonları gereği açıklanması gereken bu veriler, bu istihdamı ortalamaya yayarak kamunun politikalarında ve ülkenin ekonomik görünümde daha doğru bir resime ulaşılmasını sağlar.

TÜFE & ÜFE

Tüfe manşet enflasyondediğimiz yine halkın 1. Derecede kararını etkileyici unsura sahiptir. Tüfe’nin fazla olması ve  beklenen Tüfe oranından daha az nispette bir faiz oranı uygulanması (MB tarafından) negatif reel faiz anlamına geleceğinden bu yerli paranın yani TL’nin değerini doğrudan etkiler.

Tüfe ve Üfe arasında ise Üfe Tüfe’yi etkileyici şekilde rol oynar. Yani Üfe Tüfe’den yüksek ise önümüzdeki dönemde enflasyon beklentileri yükselir. Tam tersi durumda yani Üfe’nin Tüfe’den daha düşük olması halinde enflasyon beklentileri azalır ve ülkedeki enflasyon düşme eğilimine girer.

Enflasyonu bir ülkede kontrol etme yükümlülüğü ve hedeflere ulaşılamadığında hesap verme sorumluluğu merkez bankasına aittir. MB’nın ve ülkeye gelen iktidarların uzun süredir hedefi %5 enflasyondur. %5’in üzerindeki enflasyon olumsuz olarak değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte enflasyon kavramının arz kaynaklı mı yoksa talep kaynaklı mı olduğunu tespit etmeniz için özellikle petrol, gıda enflasyonu ve tarımsal girdi fiyatları ile ÜFE’ye detaylıca bakabilirsiniz. Bu yorum size arz enflasyonunun hangi kaynaktan geldiğini gösterecektir.

Büyüme Oranı

Büyüme oranı işsizlik oranını düşürür. Bunun dışında büyüme enflasyona da sebep olur.(kısa vadede) Şayet bir ülkede büyüme oranı negatif, işsizlik artıyor ve enflasyon yükseliyor ise bu halde resesyon yaşanır. Olası en kötü ekonomik senaryo budur. Büyüme oranı ülkenin genel ekonomik gidişatı hususunda temel gösterge olup yakından takip etmeniz gerekir.

Uzun süredir ülkenin büyüme hedefi YEP’te dahil olmak üzere %5 olarak açıklanmaktadır. Bu oranın altı beklenmedik bir takım olaylar olduğunu gösterir.

Ek olarak şunları da belirtelim, Türkiye’nin tarihsel ortalamasına göre potansiyel büyüme oranının %4-%5 arasında olduğu söylenmektedir. Şayet %4 ya da %5’in üzerinde bir büyüme yaşanırsa, bu halde ciddi bir enflasyon yaşanacaktır. Bu durumu göz önüne almanız gerekir.

%4 ya da %5’in altındaki büyüme oranlarında işsizlikte artışlar görmeniz ise olağandır.

Bütçe Dengesi/GSYİH

Kamunun bütçe dengesinin GSYİH’e oranıdır. Rakamlar tek başına bir anlam ifade etmez. Yani açık 1 milyar TL olmuş demenin bir anlamı yoktur. Önemli olan toplam içerisinde ekonomiyi ne kadar etkileyebileceğini anlamaktır. Bunu da iktisatçılar oranlama yolu ile yaparlar. Öte yandan burada belirtilen bütçe dengesi kavramı kamunun maliye politikasındaki hareket alanını sizlere gösterir. Bu oranın düşük olması kamunun olası bir ekonomik durgunluk ya da kriz halinde ekonomiye müdahale alanının olduğunu gösterir ve bu iyi bir şeydir.

Faiz Dışı Bütçe Dengesi/GSYİH

Bütçe dengesinin negatif olması tek başına çok fazla anlam ifade etmez. Belirli şeyleri gösterir ancak faiz dışı bütçe dengesine de yakından bakmak gerekir. Bunun sebebi ülkenin borçlanma opsiyonlarını/alanını görmektir. Faiz dışı bütçe dengesi faiz ödemeleri hariç bütçeyi gösterir. Eğer faiz dışı bütçe dengesi negatif ise bu durum ülkenin mevcut borçlarının faizini ödemese dahi bütçenin negatif olduğunu gösterir.

Bu halde hükümet kuvvetle muhtemel genişletici maliye politikası uyguluyordur ve esasen bu politikanın sınırlarına gelmiştir. Bu sonuçtan çıkarılacak bir diğer sonuç ise devletin mevcut borçlarını, borçlanmadan ödemesinin pek mümkün görünmemesidir. Bu oranda negatif veri aslında oldukça olumsuz görülür.

Bu oranın pozitif olması ise Bütçe dengesi/GSYİH oranı negatif olsa bile kamunun halen müdahale alanı olduğunu gösterir. Eğer hem bütçe dengesi/GSYİH hem faiz dışı bütçe dengesi/GSYİH düşük seyrediyor ise kamunun eli olası bir durgunluğa karşı güçlüdür.

Kamu Borcu/GSYİH

Durumu Türkiye açısından değerlendirirseniz geçilmemesi gereken oran %30’dur. Bu oran Avrupa Birliği’nin Maastricht kriterlerinden biridir. Ancak başta İtalya, İspanya Yunanistan gibi ülkeler bu oranları çoktan geçmiştir. Bu konuda Türkiye’nin birçok ülkeye göre güçlü olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum yine bir üst paragrafta izah ettiğimiz olası bir durgunluktan kamu harcamaları ile çıkma imkanı kazandırır ülkeye. Kozdur.

Tersi durum yani bu oranın ciddi miktarda artması ise ülkenin olası bir krize karşı atımlık kurşununun kalmamasının yanında ek olarak kuvvetle muhtemel bir faiz-enflasyon-kur sarmalına gireceği anlamına gelir. Bu oranın yüksek olduğu bir ülkede kamu harcamalarını kısmak isterse ekonomik küçülme yaşanarak daha ciddi bir krize sürüklenilecek, ancak mevcut borçlanmanın yüksek olması nedeniyle kamu harcaması da hiç arttırılamayacaktır. Bu orana göre borç veren ülkeler/kurumlar öncelikle ülkeye borç verirken faiz oranlarını arttıracak, şayet bu oranın yüksekliği ile birlikte faiz dışı bütçe dengesi/gsyih negatif ise ülke çıkılmaz bir borç sarmalına sürüklenecek, borcu borçla kapatmaya çalışırken bir süre sonra borç faizini dahi ödeyemez duruma düşebilecektir.

Ne Zaman Tehlikeli Hale Gelir?

Kamu borcu/GSYİH oranının ne zaman tehlikeli olduğuna gelirsek. 2001 krizine girerken bu oran %100’ün üzerindeydi. Mesela daha yeni yakın krize girerek bankalarından para çekmeyi kısıtlayan Lübnan’da bu oran %150 civarıdır. Peki nasıl oluyor da bu Yunanistan’da söz konusu oran %140’lar civarı, İtalya’da %110 civarı hele hele Japonya’da %200 civarı iken bu ülkeler krize girmiyor. Olay tamamen borcun finansmanı meselesinde. Borç verici kurumlar yani finansı elinde tutan ekip, Lübnan’ın %150 oranı ile yeni borç vermezken aynı orandaki Yunanistan sadece AB’ye üye olduğu için ona borç vermektedir.

Japonya’nın hikayesi ise bambaşkadır. Japonya’nın kamu borcunun tamamına yakını iç borçtur. Yani Japonlarda ciddi bir tasarruf olduğundan ve ülkenin mensupları sürekli olarak Japon tahvili alıyor olduğundan, bir süre sonra Japon hükümeti “ulan siz anca para biriktirin, hiç bir şey harcadığınız da yok, verin parayı ben harcıycam” diyor. Dolayısıyla bu oran Japonya için pek de sorun teşkil etmiyor.

MB Rezervleri Nedir ? 

MB’nın yerel para birimini korumak için mevcut cephanesini gösterir. Benim burada yazdığım rakamlar brüt rakamlardır. Piyasada konu üzerinde çok fazla dedikodu ve karışıklık olmakla birlikte brüt rezerv ile net rezerv arasındaki fark, temel olarak brüt rezerv rakamından, bankaların MB nezdinde rehin bıraktığı karşılıkların ve MB’nın yaptığı swaplı işlemlerin düşülmesidir.

Merkez Bankası Rezervleri Nasıl Hesaplanır ?

Merkez bankası analitik bilançosu açılır. Varlıklar kaleminden (altın, döviz, SDR, Menkul Kıymetler, Toplam Nakit ve Mevduatlar) aşağıdaki hususlar düşülür:

Bilanço İçi Yükümlülükler (bankacılık sektörü mevduatı, diğer mevduat, yurt dışı bankalar mevduatı, SDR tahsisatı)

Bilanço Dışı Yükümlülükler (swaplar)

Merkez Bankası Rezervi Sallamalar

Bazı ekonomi yazarlarının net rezerv kavramını hesaplarken yalnızca MB nezdinde bankalar tarafından tutulan döviz karşılıkları (mevduat karşılıklarını) düştüğünü görüyoruz. Bazıları ise hem swap yükümlülüğünü hem bankaların karşılıklarını düşerler. Dediğim gibi bu ekonomistine göre değişiyor.

Ancak ben bir iktisatçı olarak net rezerv yorumunun doğru olmadığını, çünkü Bankaların rehin bıraktığı varlıkların da MB varlığı arasında olduğunu, bu noktada zamansal ayırım yapmanın doğru olmadığını, bu durumun MB’nın müdahale alanını da kısıtlamadığını düşünmekteyim. Bunun en büyük sebebi de zamanlama ve MB’nın ROK vasıtasıyla bu mevduat karşılıklarını kontrol ediyor olmasıdır.

Biz MB rezervlerini bir yıllık kısa vadeli borç+cari açık ile karşılaştırıp, ülkenin dış finansman ihtiyacının büyüklüğüne göre sıkıntı var ya da yok demek maksadıyla kullanıyoruz. Bankaların karşılıklarının ortalama vadesi 3 hafta, yani 3 haftada bir bunlar değişiyor. Ama analizi 1 senelik yapıyoruz. O yüzden bu analizi karıştırıyor diye bankaların karşılıklarını düşürmek bana çok saçma geliyor. Tabi şayet siz iktisadi bazda benden farklı bir görüşe sahipseniz net rezervleri takip ediniz.

Merkez Bankası Rezervleri Ne İçin Hesaplanıyor ?

Biz MB rezervlerini ülkenin kısa vadeli dış borcunu öderken döviz sıkıntısı yaşayıp yaşamayacağını öngören bir öncü gösterge olarak değerlendiriyoruz. Bu kapsamda sizin net rezerv denilen şeyi doğru kullanabilmeniz için bankalar tarafından ayrılan karşılıkların vadesini bilmeniz gerekir. Mesela bankaların zorunlu karşılık olarak ayırdıkları dövizlerin vadesi nedir? TCMB bunu ayarlayabilir mi? Yani normalde yükümlülük olarak bahsedilen bir tutarın vadesini uyguladığı politikalar ile (ROK) uzatabilir mi? Bence uzatabilir ki gayet de uzatıyor. Yani işin hikayesi verilerin 3 haftada bir açıklanmasından ziyade TCMB’nin bunu kontrol edebiliyor olmasında. İşte anlatmış olduğum bu gerekçeler ile net rezerv yorumunun bankaların zorunlu karşılıklarının dahil olduğu kısmı bana manasız gelmektedir.

Swap konusunda şunu bilin. MB rezervleri hesaplanırken önce brüt rezervler hesaplanır. Akabinde ise önce mevduat karşılıkları düşülür. Sonra da swaplar düşülür. Swap verisini TCMB’nin bilançosundan değil EVDS sisteminden bulursunuz. Burada swapların vadesini görürsünüz. 1-4 ay ve 4 ay- 1 yıl şeklinde iki swap vadesi bulunur. Günümüz ekonomistleri ikisini de birden düşer. Ha ben yine swapların rezervlerden düşülmesine karşıyım. Çünkü swaplar line şeklinde açılır. Yani öyle ha deyince kapatılacak bir şey değil bu. Bunu ticari kredilerdeki BCH gibi düşünün. Swap konusunda daha detaylı bilgi için swap yazımı da okuyun. Ancak illa düşeceğim diyorsanız da kardeşim yalnızca 1-4 ayı düşmek mantıklıdır.

Rezervi Nasıl Kullanmalıyız?

Piyasadan edindiğim duyum (çalışmadığım ve karar alıcı konumda olmadığım için bilmiyorum) uluslararası yatırım kuruluşlarının bir ülkeye  yatırımyaparken yani sıcak para akıtırken baktıkları verilerden birinin bu olduğu yönünde. Bizzat IMF’nin de brüt rezervlerin, bir yıl içinde ödenecek kısa vadeli dış borç ile cari açık toplamını karşılayıp karşılamadığına baktığını ve ülkeleri kırılgan diye nitelediğini raporlarından biliyoruz. Aslında bana gayette mantıklı geliyor bu ölçüm. %100 bir sonuç vermez ama iyi bir göstergedir. O yüzden gösterge tablomda tutuyorum. Bizim merkez bankamız rezervlerini ağırlıklı altın olmak kaydıyla dolar olarak tutmaktadır. Bunu bilin ama ben tabloda detayını vermeye gerek duymuyorum.

Özetle MB rezervleri ile kısa vadeli dış borç + cari açığı karşılaştırmanız size MB’nın gücünü gösterir. Önemlidir. Yerli paranın değeri açısından gösterge kabul edebileceğimiz değişkenlerdendir.

Piyasada atlanan bir husus da yine uluslararası standartta kabul gören rezerv yeterlilik oranıdır. Genelde benim iç piyasadaki saygı duyduğum ekonomistler bir ülkenin rezervlerinin o ülkenin GSYİH’inin 1/4’ü olması gerektiği yönünde görüş bildiriyor. Yani bu oran karşılandığında rezervler yeterli deniyor. Buna da göz ucuyla bakmanızda fayda var.

Bunun dışında rezervlerin ideal miktarını ölçebilmek için enternasyonel manada greenspan-guidetti kuralı vardır. Bu kuralı IMF kullanmaktadır. Bu kurala göre MB’nın sahip olduğu brüt rezervler ülkenin vadesine bir yıl kalmış olan bütün dış yükümlülüklerini (kamu + özel sektör) karşılamalıdır. Bu özel sektörün dahil edilmesinin sebebi ülke riskinin şirketlere yansıması neticesinde özellikle bankaların/finansal kurumların yurt dışından aldıkları borcu roll over edememesidir. (çevirememesi). greenspan-guidetti kuralına göre sağlıklı bir ekonomide bu oranın %150 olması gerekirken alt sınır %100 olarak belirtilmiştir. Yani bu oran %100’ün altına düştüğünde olası bir döviz krizi ufukta belirir.

Tabi bu sayıyı hesapladık direk kriz olacak diye garanti bir durum yok. Buna ek olarak bunu hesapladığınız ülkenin finans kapitale göre durumu mühimdir. Yani bu ülkenin tedarik zinciri içindeki yeri nedir? Eğer bu ülke borçlarını ödeyemezse ödeyemediği borçları dünyanın diğer ülkelerini ne kadar etkiler. Yani işin eni konu vardığı yer yine too big to fail hikayesidir.

Cari Denge/GSYİH

Cari dengenin miktarsal olarak nasıl değerlendirileceğini bir önceki başlık altında belirtmiştik.  Burada ise oransal olarak bakıp bu verinin büyüklüğünün toplam karar mekanizması içerisindeki önemini görüyoruz. Türkiye kalkınma planlarında bu noktada YEP’de dahil hedef genelde %5 cari açıktır (yıllık). Bu veriyi yorumlarken de bu gözle bakmanız gerekir. %5’lik cari açık hedefinin üstüne çıkılması ülkede kuvvetle muhtemel bir döviz açığı yaşanacağının ve döviz krizinin göstergesi olabilir. Bu oranın pozitif olması dikkatle takip edilmelidir. Oran pozitif ise bu sefer büyüme oranın bakılmalıdır. Çünkü Türkiye’nin yapısal vaziyeti itibariyle  cari açık ile büyüme birbiri ile doğru orantılıdır. Yani büyüme artarsa cari açık da artar. Eğer cari açığın düşme nedeni büyümedeki azalış ise bu durumu pozitif olarak değerlendirmek pek mümkün değildir.

Eğer hem büyüme düşüyor hem de cari açık artıyor ise  ciddi bir problem vardır ve yatırım kararlarınızı temelden değiştirmeniz gerekebilir.

Dış Ticaret Açığı

Cari açık kavramının temelini oluşturan şey dış ticaret yani ihracat ile ithalat arasındaki farktır. Cari açık verisinin öncü ve kök göstergesi dış ticaret açığı verisidir. Cari açığın ne olacağının yorumlanması için bu veriyi takip ehemmiyet arz eder.

Tüketici Güven Endeksi

Burada işi bilen arkadaşlarım bana niye sadece tüketici güven endeksini veriyorsun, imalatçı güven endeksi, hizmet sektörü güven endeksi, ekonomi güven endeksi var onu versene diye atarlanabilir. Ancak ben Türkiye’de ekonomik büyümenin temel tetikleyicisinin iç tüketim olduğunu bildiğim için ilk bakacağım veri tüketici güven endeksidir. Merak edenler diğerlerine bakabilir. Ama ben tabloyu kalabalıklaştırmak istemiyorum.

Tüketici güven endeksi iki şekilde yorumlanır. Endeks 0 ile 200 arasında puanlanır. 100’ün altı ekonomiye güven duyulmadığı ve bu gerekçe ile harcama yapma eğiliminin düşük olduğu manasına gelir. 100’ün üstü ise  hunharca para harcamak istendiğini gösterir.

Bu veride ikincil yorum ise yatay olarak yorumlanmasıdır. Endeksi bir önceki aya göre değerlendirirsiniz. Eğer bir önceki aya göre yükselme var ise tüketicilerin harcama eğilimlerinin artacağı ve büyümeye katkısı olacağı öngörülür.

İmalat PMI

PMI İngilizce bir kısaltmadır. Purchasing Manager Index’tir. Yani satın alma yöneticileri endeksi. İmalat pmi ise imalat sektöründe faaliyet gösteren firmaların satın alma yöneticilerinin mal ve hizmet satın alma eğilimini gösterir. Ülkelerin büyümelerine yönelik en önemli öncü göstergelerdendir.

Veri aylık olarak hesaplandığından her bir önceki ay baz veri 50’dir. Eğer bu ay ki veri de 50 ise beklentiler değişmemiş ve her şey aynıdır. Eğer bu ay ki veri 50’nin altında 45 gibi bir oran ise bu firmalar kötü bir gidişat beklemektedir ki eğer bu şirketler kötü gidişat bekliyorsa büyüme verisi muhtemelen negatif gelecektir. 50’nin üstü ise bu firmaların ekonomiye dair beklentisinin iyi olduğu anlamına gelir.

Reel Efektif Döviz Kuru

REDK ticaret yapılan ülkeler ile kullanılan para birimleri ve bu ülkeler ile ticaret hacminin ağırlıklı ortalaması alınarak ve enflasyon hesaba katılarak hesaplanmaktadır. TÜİK baz yıl olarak 2003 yılını almaktadır. Yani bu veri özetle 2003 yılından beri karşılıklı ticaret hacmimizin yüksek olduğu ülkeler ile para birimimiz ve enflasyonumuz karşılaştırıldığında hangi ülkenin para biriminin ucuzladığını/alım gücünün arttığını gösterir. İhracat ve dış ticaret verisi için emsal niteliktedir.

Eğer REDK 100’ün üzerinde ise yerli para birimi yani TL görece değerlenmiş demektir. Bu durum cari açık sorununa sebebiyet verebilir.

Tam tersine REDK 100’ün altında ise yerli para birimi ucuzlamıştır. Bu durum ise refah düşüşü ve toplumsal huzursuzluklar ile enflasyonda döviz etkisini kuvvetlendirebilir.

Tabii doğal olarak cari açığın tek bağlı olduğu husus bu değildir. Bu veri sadece yön göstericidir.

VIX (Volatility Index)

VIX, volatility indeks ya da oynaklık endeksi. Zaman zaman korku endeksi olarak da anılmaktadır. Endeks özellikle ABD borsalarındaki oynaklığa göre değer almaktadır. Tam olarak S&P 500 endeksinin 1 ay vadeli işlemlerindeki (opsiyonları alır sadece) oynaklığı ifade eder. Kriz zamanlarında oynaklığın artması nedeniyle yükselen endeks özellikle borsa yatırımı yapanlar ve GOÜ para birimleri için kötü habercidir.

Tam adı CBOE Volaitility Index olarak geçer.

2008 küresel finans krizinde 90’ları görmüştür. Piyasa gurularına göre endeksin eşik değeri 30 üzeridir. Tarihsel akışında normal yani kriz olmayan zamanlarda 20 ila 30 arasında gezindiği görünen değer kriz zamanlarında 30’u geçmekte, şayet hamleler yetersiz kalırsa önce 40 ve daha sonra tekrar yükselişe geçmektedir.

Şahsi görüşüm endeksin 40 üzerinde belirli bir süre geçirmesi ciddi bir risk ihtiva etmektedir. Piyasanın kötüye gittiği anlamına gelen endeksin yükselmesi ile borsalar değer kaybetmekte, GOÜ’lerden ciddi para çıkışları yaşanmakta ve dolayısıyla bu ülkelerin para birimleri değer kaybına uğramaktadır. Bu süreç içerisinde özellikle altın ve ABD dolarının yükseldiğini görürsünüz.

CDS

CDS’in açılımı credit default swaptır. CDS’ler tezgah üstü yani borsalı piyasalarda alınıp satılmadıkları için güncel olan veri OTC piyasalarından gün sonunda Bloomberg’e girilen veridir. Anlık olarak takip edebileceğiniz bir platform bulunmamaktadır.

CDS temel olarak bir tahvilin sigorta primidir. Yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin tahvillerine sahip olan bir kişi bu tahvilin ödenmemesi durumu için bir sigorta şirketine sigorta yaptırtmak istese ödeyeceği tutar burada belirtilendir.

Popüler olarak takip edilen CDS primleri 5 yıllık olanlardır.

Ülkelerin genel siyasi vaziyeti, açıklanan ekonomik veriler v.b. bir çok hususu göz önüne aldığından özellikle uluslararası yatırım kuruluşlarının yanlı değerlendirme yaptığını düşünen kişiler için önemli bir göstergedir.

Öte yanan uluslararası borçlanmalarda emsal alınan bir değerdir. Firmanızın bulunduğu ülkenin risk primi, kredinin maliyetine eklendiği için sizin borçlanma maliyetlerinizi de etkiler.

Genelde bir ülke hazinesinin dış borçlanmasında kullanılan bu unsurun fiyata etkisi şöyledir. Borç faiz oranı = Libor/Euribor + CDS.

Bu CDS arttıkça ülkenin dış borçlanma maliyeti artar. Bu dış borçlanma maliyeti zaman içerisinde hazineyi etkiler ve hazine gelirleri ile faizleri ödeyemez hale gelir. Bu da borç krizi olarak yansır.

yatırımkurusu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

ABD’de bir türlü soğumayan ekonomi ve belirsizliğini koruyan faiz indirim beklentisi

Yayınlanma:

|

Yazan:

  • FED başkanı Powell, dün yaptığı konuşmada, faiz oranlarının ne zaman düşürülebileceği konusunda herhangi bir yönlendirme sağlamaktan kaçınırken,  bunun yerine para politikasının daha uzun süre sıkı olması gerektiğini belirtti. Son dönemde ABD ekonomisinin güçlü olduğuna işaret eden makro ekonomik verilere hafta başı perakende satışlar verisinin de dâhil olması sonrasında gösterge 10 yıllık tahvil getirisi %4,7 seviyesine dayanarak son 5 ayın zirvesine yükseldi.
  • FED’in 2022 yılının başında başladığı faiz artırım döngüsü ile politika faizini %0-0,25 seviyesinden %5,25-5,50 seviyesine getirmesine rağmen ABD ekonomisi bir türlü soğumaması üzerinde düşünülmeye değer bir unsur olarak ön plana çıkarken, yükselen tahvil faizlerinin yan etkilerinin de tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Pek de uzaklara gitmeye gerek yok, neredeyse 1 sene önce, ABD’de, piyasa faiz oranlarının yükselmesi karşısında likidite sıkıntısına düşen ve zararına tahvil satmak zorunda kalan 3 bankanın başarısız olduğunu ve battığını unutmamak gerekiyor!
  • Bu nedenle, FED’in faiz indirmekte zorlanabileceği kaygısı son günlerde ana tema olsa da, faiz indiriminden kaçınmanın da yan etkileri olduğunu unutmamak gerekiyor! Konuyu pekiştirmek adına, son günlerde açıklanan banka bilançolarının da pek de sevimli olmadığını not edelim. Şöyle ki,
  • ABD’nin ikinci en büyük bankası olan Bank of America, dün açıkladığı finansallar sonrası hisse fiyatı %3,5 ile sert bir şekilde geriledi. Banka birinci çeyrekte 6,7 milyar dolar, yani hisse başına 76 sent kâr açıklarken, geçen yıl aynı dönemde 8,2 milyar dolar yani hisse başına 94 sent kâr açıklamıştı.
  • Türk mali piyasalara yönelik her ne kadar hafta başı kaleme aldığımız raporda olumlu görüşler beyan etsek de, küresel arenada cereyan eden olumsuz gelişmelerin gölgesinde görünüm biraz da olsa bozulduğunu kabul etmek gerekiyor. İsrail’in İran’a karşılık vereceği yönünde endişeler ve ABD cephesinde tüm gayretlere rağmen soğumayan ekonomi ve belirsizliğini koruyan faiz indirim beklentisi Türk mali piyasalarına da yansıdı. Her ne kadar jeopolitik risklerin daha da artmayacağı yönünde görüşümüz değerlendirmelerimizde baz teşkil etse de, sürecin nereye varacağını da tam olarak kestiremediğimizi not edelim. Dün BIST100 ana endeksi günü %1,4 düşüşle tamamlarken, lokomotif endeks bankacılık hisseler’%4,6 geriledi. USDTRY kuru beklentimize paralel bebek adımları ile 32,50 seviyesine yükselirken, CDS risk priminin de 318 baz puan seviyesine geldi.
  • TCMB Başkanı Karahan, ilk hedefin enflasyonu düşürmek olduğunu belirterek, enflasyonun %75 seviyesi ile zirve yapıp sene sonu %36 hedeflerine uyumlu bir şekilde gerileyeceğini söyledi. Enflasyonla savaşın zayıflaması durumunda, dolarizasyon eğiliminin yavaşlamayacağını belirten Karahan, rezerv biriktirme hedefinin yabancı akımına bağlı olarak orta vadeli baz alındığını hatırlattı. TCMB’nin 2023 yılında yazdığı 818 milyar TL zararın nedenini ise KKM’ye bağladı.
  • ABD’de her 100 günde 1 trilyon dolar artan borç yükünün fiziki varlıklara olan talebi artırmaya devam ettiğini not etmek gerekiyor. Örneğin, ABD tahvil faizleri ile negatif korelasyona sahip kıymetli madenler, yukarıda da değindiğim üzere, 10 yıllık tahvilin %4,70 seviyesine dayanarak son 5 ayın zirvesine yükselmesine rağmen, ezber bozarcasına, göreceli olarak güçlü seyirlerini koruduklarını görüyoruz: altının ons fiyatı 2,400 dolar civarlarında salınırken, gümüş ise 28,25 dolar seviyelerinde işlem görüyor. Kâr satışlarına ihtimal versek de, tırmanan jeopolitik riskler ve ABD’de artan fonlama maliyetine rağmen beliren enflasyon tehdidi ile yönün yukarı yönlü olduğunu düşünüyoruz.
  • FED Başkanı Powell’ın 3 aydır devam eden yukarı yönlü sürprizlerle birlikte son enflasyon verilerinin politika yapıcılara politikayı yakın zamanda gevşetme konusunda yeterli güveni vermediğini söylemesinin yankıları hisse senedi piyasalarında satışlara neden oldu. FED’in faiz oranlarını önceden düşünülenden daha uzun süre yüksek tutması gerekebileceğinin anlaşılması ardından ABD borsaları dün geceyi hafif de olsa düşüşle tamamlarken, bu sabah Asya borsalarında da karmaşık bir seyir hâkim olduğunu görüyoruz.
  • IMF-Dünya Bankası bahar toplantıları başladı. Dünya Ekonomi Görünümü raporunun başlığı “İstikrarlı ama Yavaş: Ayrışmanın Ortasında Dayanıklılık” oldu. Toplantılarda ana gündem maddeleri jeopolitik gerilimler ve enflasyon olacak. 2024 ve 2025’te dünya büyümesi %3,2 bekleniyor. IMF, devam eden yüksek enflasyon, Çin ve Avrupa’daki zayıf talep ve iki bölgesel savaşın etkileri nedeniyle, küresel ekonominin yavaş ama istikrarlı bir büyüme yılı daha geçirmeye hazır olduğunu söyledi.

Emre Değirmencioğlu

 

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Ortadoğu’daki çatışmalar güvenli limanlara sığınma isteğini artırdı

Yayınlanma:

|

Yazan:

  • Biz bayram tatilindeyken, küresel arenanın karışmasına, bunun da mali piyasalara sirayet etmesine neredeyse alıştığımızı söyleyebilirim. Bugün bültenimizde, uzun tatil döneminde yaşanan önemli jeopolitik ve makroekonomik gelişmeleri basit bir şekilde kaleme alarak, bundan sonrasını anlamaya çalışacağız. Hatırlanacağı üzere, İran’ın, Suriye’nin başkenti Şam’daki Büyükelçilik yerleşkesine 1 Nisan günü İsrail tarafından düzenlenen hava saldırısı ve yine İsrail’in Filistin ve Hamas’a yönelik artan saldırıları geopolitik riskleri artırmış, Amerikan Wall Street Journal gazetesi, geçen haftanın son günlerinde, İran’ın kısa bir süre içinde İsrail’e karşılık vereceği iddiasında bulunmuştu.
  • Küresel mali piyasalar ise, haftanın son iş günü, özellikle de İran ile İsrail arasında var olan tansiyonun daha da artacağı ve bölgeye de yayılacağı endişesi ile oldukça sert bir fiyatlama eğilimi sergiledi. Bu bağlamda, belirsizliğin yükseldiği dönemlerin bir numaralı yatırım aracı olan altın, ABD’de risksiz faiz oranı olarak görülen 10 yıllık tahvil faizlerinin katılık gösteren sıcak enflasyon verisi ardından %4,50 seviyesine yükselerek son 5 ayın en yüksek seviyesine gelmesine rağmen, fonlama maliyetini göz ardı ederek, güvenli liman edası ile 2,430 dolar seviyesine kadar yükseldi. Son dönemlerde ön plana çıkardığımız ve uzun pozisyona sahip olduğumuz bir diğer kıymetli maden gümüş ise 29,80 dolar seviyesine kadar yükselerek son üç yılın zirvesini test etti.
  • Ortadoğu’da var olan tedirginliğin arz kesintisine neden olacağı beklentisi ile kuzey denizi petrolü olan Brent, haftayı 90 dolar seviyesinin üzerinde kapatarak son 6 ayın zirvesine yükselirken, bir başka güvenli liman olan doların ise (DXY) riskten kaçınma eğilimine paralel talep görmesi ile 5 ayın zirvesine yükselidiğini not edelim. DXY’nin yükselişi, EURUSD paritesini 1,06 seviyesinin diplerine kadar iterken, hafta sonu açık olan veya işlem gören tek enstrüman olan Bitcoin ise oldukça sert bir satış dalgasına maruz kalarak ilk etapta 61bin dolar seviyesine kadar gevşedikten sonra 65 dolar seviyelerine toparladı.
  • Elbette, doların güçlenmesini sadece güvenli liman etkisine bağlarsak biraz da haksızlık etmiş oluruz keza madalyonun diğer tarafında ise güçlü Amerikan verilerinin de payının olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Şöyle ki, bizler bayram tatilindeyken, ABD’de açıklanan TÜFE enflasyonu tahminlerin üzerinde sonuçlanarak, faiz indirim beklentilerinin de biraz daha gerilemesine neden oldu. ABD tahvil faizlerinin 5 ayın zirvesine çıktığı Cuma günü, Amerikan hisse senedi endeksleri %1,5’a varan oranda sert satışlara sahne oldu. ABD vadeli faiz kontratları ise yılın geriye kalan kısmına yönelik faiz indirim beklentilerini 45 baz puana çekerken (2 x 25baz puan) sene başı bu beklentinin neredeyse 6-7 kez faiz indirimi şeklinde olduğunu hatırlatalım.
  • Madem ki bizim tatilde olduğumuz dönemi çok da uzatmadan kaleme alabildik, gelin bir de bundan sonrasına bakarak biraz da fiyatlama davranışının ne yöne evrileceğini anlamaya / yorumlamaya çalışalım. Önden fiyatlama yapan piyasaların (beklentiyi satın al gerçekleşmeyi sat) doğru bir fiyatlama içerisine girdiler mi onu da anlamaya çalışalım. Ortadoğu’da savaş tamtamları yükselse de hatta 3. Dünya savaşının fitili ateşlendi dense de, önden bilgi verilerek yapılan hatta İran’dan İsrail’e atılan çok sayıda füzenin saatlerce yol katederek hava savunma sistemi çok güçlü olan bir ülkeye hedeflerine varamadan düşürülmesi, sadece ve sadece İran’ın Suriye’deki diplomatik yerleşkesine yapılan saldırının karşı misilleme adımı ya da İran iç siyasetine yönelik bir hamle olarak okuduğumuzun altını çizmek isteriz. İranlı yetkililerin saldırıyı çok az hasara yol açmasına rağmen başarılı olarak nitelendirmesi, amacın zarar vermekten çok caydırıcılık mesajı vermek olduğunu da gösteriyor. Dahası, ABD Başkanı Biden’ın tansiyonu artırmayan açıklamalarını da göz ardı etmemek gerekiyor.
  • Konuyu, mali piyasalar gözlüğümüz ile ele almak gerekirse, hafta sonu riski almak istemeyen ve Ortadoğu’da yayılabilecek bir savaş riskini de fiyat davranışına abartılı bir şekilde yansıtan piyasaların yeni haftda taşlar yerine oturdukça daha sağduyulu bir tepki vereceğini düşünüyoruz. Gümüş cephesinde 30 doların eteğine kadar gelerek kısa vadeli hedef seviyemize ulaşırken, altın tarafında 2,500-2,550 dolar olan hedefimize henüz ulaşamasak da, kâr satışı için gelinen seviyelerin elverişli olduğunu düşünüyoruz. Bunu söylerken, küresel manzaranın rahatsız edici olduğunu, Ukrayna ve Filistin tarafında devamlılık arz eden savaşların şiddeti körüklediğini, jeopolitik gelişmelerin -nasıl olsa bir şey olmaz- şeklinde okunmaması gerektiğinin de altını çizmek isteriz. İlaveten, ABD’de enflasyonist baskıların kalıcı bir hâl alması da güvenli limanlara olan talebi güçlü tutmaya devam edeceğini düşünüyoruz.
  • Türk mali piyasalarının ise yerel seçimler ardından çehresinin hızla olumlu anlamda değişmeye devam ettiğini not etmemiz gerekiyor. Her ne kadar seçim sonrası birkaç gün bocalama hatta kafa karışıklığı yaşansa da, TCMB’nin net yabancı para pozisyonunun son 5 iş günü içerisinde 10,4 milyar dolar artış göstererek iyileştiğini peşinen not edelim. Enflasyon sorununu çözmenin kaçınılmaz olduğunu ve bu bağlamda atılan doğru adımların yabancı kurumlar tarafından göz ardı edilmeyerek not artırımı ile taçlandırılmaya devam edileceğini de düşünmeye devam ettiğimizin altını çizelim. Borsa İstanbul ana endeksi bankacılık hisseleri önderliğinde 10bin psikolojik endeks seviyesine gelerek rekor kırarken, 11-12 bin endeks seviyesindeki hedefimize de doğru da yol almaya devam ediyor. USDTRY kuru uzun bayram tatili öncesi ortaya çıkan TL ihtiyacı ile son günlerde yerinde sayarken, enflasyon ve faiz hadlerine paralel bebek adımları ile bundan sonraki süreçte kuzeye ilerlemeye devam etmesini bekliyoruz. Tahvil faizleri yavaş yavaş alımların eşliğinde yönünü aşağıya çevirirken, CDS risk primi ise 300 baz puan seviyesinde denge kazandı.
  • ABD’de büyük bir katılık gösteren enflasyon verileri ardından faiz indirim beklentilerinin iyice törpülendiği; FED cephesinde ise yetkililerini açıklamalarını şahinleşmeye başladığı bir ortamda, bugün ABD’de açıklanacak Mart ayı perakende satışlar verisi, Salı günü Başkanı Powell’ın konuşması, Perşembe günü ise mevcut konut satışlarını takip edeceğiz. ABD’de Kasım ayında düzenlenecek seçimler öncesinde ya da çok da sıkı para politikasının getirdiği diğer yükleri de göz ardı etmeyerek FED’in bu yıl bir noktada faiz indirmeye başlayacağını düşünmeye devam ediyoruz.
  • Yeni haftanın ilk işlem gününde, Asya borsalarında hâkim renk kırmızı. MSCI’nın Japonya dışındaki Asya-Pasifik hisselerini kapsayan en geniş endeksi %0,7 geriledi. Dolar, YEN karşısında 34 yılın en yüksek seviyesine ulaştı! Sabah ilk işlemlerde altın 2,360, gümüş 28,20, petrol 90,20, bitcoin ise 65,300 dolar seviyelerinde işlem görüyor. USDTRY kuru 32,40 seviyelerine toparladığını da not edelim.
  • Jeopolitik risklerin gündemi meşgul etmeye devam edeceğini düşünüyoruz. İran’ın İsrail’e yönelik nitelik ve nicelik olarak saldırısının etkisiz kalması hatta ABD, İsrail’in İran’a karşı herhangi bir misilleme eyleminde yer almayacağını söylemesi ile riskler bir nebze de olsun hafiflemişti. Ancak, İsrail’in bu saldırıya karşılık verebileceği iddiaları riskleri yeniden yükseltme eğilimi barındırdığını da göz ardı etmeyelim. Jeopolitik risklerin yüksek seyretmesi, küresel anlamda doların ve kıymetli metallerin güçlü kalmasına, riski varlıkları ise (hisse senetleri) değer kaybına neden olacağına düşünmeye devam ediyoruz. Nedense, bu eğilimin de kalıcı ve uzun boylu olmayacağı düşünüyoruz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Bretton Woods ikizleri (IMF ve Dünya Bankası) ve Türkiye

Dünya Bankası’nın Türkiye’ye açtığı krediler ve iş birlikleri ile ilgili örnekler çoğaltılabilir. Ancak projenin onaylanması tamamlanacağı anlamına gelmez. Beş yıl süreyle banka tüm süreci takip ediyor, projenin aşamalarında bir sorun yoksa devam eden projenin bütçesini kullandırtıyor. Haliyle hem kamu hem de özel sektörün borçluluğu artıyor, brüt dış borç stoku 500 milyar dolara ulaştı. Özel sektör dış borç stoku 250 milyar iken kamu sektörününki 202,5 milyar dolar

Yayınlanma:

|

Dünya üzerinde birbirini bazen tamamlayan bazen dışlayan iki farklı yapı olduğu hiç kimsenin gözünden kaçmıyor. Bir yanda rezerv paraya sahip ve elinde büyük fonlar bulunduran bir yapı, diğer yanda ise kalkınmasını kendi olanakları ile finanse edemeyen ve dış finansmana ihtiyaç duyan bir yapı.

Bu iki yapı coğrafi olarak birbirinden uzak. Finansal ilişki olarak ise bir “tık”lama kadar yakın. Ancak birbirlerine güvenmedikleri için güvenilir kurumların aracılığına ve garantörlüğüne ihtiyaç duyuluyor. Bu da çoğunlukla IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarının iş birliğini, kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerini ön planda tutuyor.

Uluslararası finans kuruluşları, kuruluşu ve sermayesine birden fazla ülkenin katıldığı, finansal faaliyetlerinden de birden fazla ülkenin yararlandığı kuruluşlardır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Bretton Woods anlaşmasının imzalanması, IMF ve Dünya Bankası’nın başını çektiği Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA), Avrupa Yatırım Bankası (EIB), İktisadi İş birliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), İslam Kalkınma Bankası (IDB) gibi uluslararası finansal aktörlerin birbiri ardına kurulması, dış borçlanmaların bu kuruluşlar aracılığıyla yürütülmesine neden oldu.

Uluslararası finans kuruluşlarının gelişmekte olan ülkeler nezdinde en popüler olanları, IMF (Uluslararası Para Fonu) ve Dünya Bankası’dır. Bu iki kuruluş, Bretton Woods İkizleri olarak da bilinir. 1944 yılında toplanan Bretton Woods Konferansı’nda kabul edilen esaslar üzerine kurulup, 1947’de finansal operasyonlarına başladılar, Türkiye de o tarihte bu iki kuruluşa birden üye oldu.

IMF, ülkeler arasında ticaretin devamını sağlamak ve uluslararası refahın düşmesini önlemek için ödemeler dengesi sorunu yaşayan ülkelerle, en bilinen imkanlarının başında gelen stand-by anlaşmaları imzalar. IMF o ülkenin borcunu ödemesini sağlayacak önlemleri almak kaydıyla, maddi destek sağlar. O nedenle IMF’nin destek sağladığı ülkeye uygulattığı ekonomi politikası önerilerinin arasında; dış ticaretin ve sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, devalüasyona gidilmesi, sıkı maliye ve para politikalarının uygulanması, bazen daha da ileri giderek ücretlerin dondurulması yer alır. İşte IMF’nin stand-by anlaşmaları, bu kararların uygulandığı ülkelerde “acı reçete” olarak hafızalarda yerini korur. 

Türkiye IMF ile ilk kez 1958 moratoryumu ile tanıştı. Günümüze kadar 19 stand-by anlaşması imzaladı. 22 yıldır iktidarda olan AKP yönetimi, seçimle iktidara geldiğinde IMF ile devam eden bir stand-by anlaşması vardı. Ayrıca ilerleyen yıllarda AKP iktidarı IMF ile yeni bir stand-by anlaşması daha yaptı.

Dünya Bankası ise gelişmiş ülkelerin mali olanaklarını gelişmekte olan ülkelere kanalize ederek dünya genelinde yaşam kalitesini artırmak ve yoksulluğu azaltmak için proje ve program kredileri verir. Banka finanse edilecek projeleri, ekonomik, teknik, idari, mali ve işletmecilik açılarından ayrıntılı olarak inceler, kredi verildikten sonra da yürütülen projeyi takip edip, her aşamada rapor ister ve gönderilen uzmanlar aracılığıyla yerinde denetler.

Dünya Bankası aslında bir şemsiye kuruluş, onunla özdeşleşen beş kuruluş var: Bunlar; Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA), Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Çoktaraflı Yatırımlar Garanti Ajansı (MIGA) ve Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi (ICSID).

Dünya Bankası Türkiye’nin de dahil olduğu kalkınma çabası içinde olan Mozambik, Pakistan, Burundi, Ürdün, Ukrayna, Etiyopya, Tanzanya, Moritanya, Somali, Cibuti, Zimbabwe ve benzeri gelişmekte olan (azgelişmiş ülke tanımı kullanılmadığı için gelişmekte olan ülke denmekte) ülkelere program ve proje kredisi vermeye devam ediyor.

Dünya Bankası’nın şu anda aktif 2570 projesi var. Bu projeler 152 ülkede uygulanmaya devam ediyor. Devam eden projelerin toplam büyüklüğü ise 342,5 milyar dolar.

Türkiye’de Dünya Bankası grubunun 39 projesi devam ediyor. Bu projeler ile sağlanan toplam kaynak 11,1 milyar dolar. Onaylanan son projeler, yeşil enerji alanında.

Türkiye, Dünya Bankası kaynaklarından uzun yıllardır yararlanıyor. Ekonomiden sağlığa, sosyal güvenlik sisteminden kamu mali yönetimine kadar ekonomik ve sosyal yapımızın dönüştürülmesinde hep iş birliği yapıldı. Örneğin 1980 dönüşümü ve 24 Ocak kararlarının uygulanması için 3 ayrı yapısal uyum kredisini veren Dünya Bankasıdır.

Dünya Bankası kredilerinin son 20 yılda sayısı ve hacmi giderek artmış durumda. Ama hâlâ kalkınamadık.

2010 sonrası Dünya Bankası grubundan IBRD ile yapılan anlaşmaların hangi kamu kurumlarıyla yapıldığı, tutarı gibi bilgilerin yer aldığı bir tablo hazırladım, yazının sonunda yer alıyor, inceleyebilirsiniz.

Hazine ve Maliye Bakanı Sn. Şimşek, Dünya Bankasından sağlanan 18 milyar dolarlık bir kredi anlaşmasına varıldığını duyurdu. Bu anlaşmalar, 2023 yılının yaz aylarında başvurusu yapılan ve şubat ayı sonundan itibaren sonuçlandırılan projeler. Konuları ise, yeşil ihracat, endüstriyel emisyonların azaltılması, sosyal kapsayıcı yeşil dönüşüm ile ilgili. Türkiye’nin kalkınırken çevresel sosyal etkilere dikkat etmesi gerekecek.

IBRD’den sağlanan kaynağı elde edecek kuruluşlar arasında, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bulunuyor. Bu projelerle hedeflenen; Türkiye’nin seçilmiş illerinde kilit sektörlerden kaynaklanan öncelikle hava kirleticilerinin ve sera gazlarının emisyonlarını azaltmak.

Görüldüğü gibi IBRD kamu kurumlarının projelerine kredi açıyor. Dolayısıyla kamu sektörü borç stokunu artırıcı özelliğe sahip. Dünya Bankası grubunda ayrıca özel sektör projelerine kredi veren bir de IFC bulunuyor.

IFC, Antalya Havalimanının kapasitesinin yeşil dönüşümle artırılması için TAV ile toplam 1,9 milyar Euro’luk bir anlaşma gerçekleştirildi. Şu anda 62,5 milyon Euro’luk kısmı verilmiş durumda. IFC’nin Türkiye’deki KOBİ’lere verdiği destek de var. 4 Nisan günü onaylanan dijitalleşme ile ilgili bir projenin kapsamı bir yazılım için (İkas). IFC’nin aralık 2023’te onayladığı bir proje, Türkiye’de elektrikli araç üretimi ve ihracatının desteklenmesiyle ilgili. Karsan ile yapılan iş birliği kapsamında 35 milyon Euro’luk destek sağlanacak. Ayrıca aynı günlerde depremin hasarının giderilmesi ve sürdürülebilirlik çerçevesinde Sanko holdinge de 350 milyon Euro’luk bir kaynağı IFC onaylamış durumda.

Dünya Bankası’nın Türkiye’ye açtığı krediler ve iş birlikleri ile ilgili örnekler çoğaltılabilir. Ancak projenin onaylanması tamamlanacağı anlamına gelmez. Beş yıl süreyle banka tüm süreci takip ediyor, projenin aşamalarında bir sorun yoksa devam eden projenin bütçesini kullandırtıyor. Haliyle hem kamu hem de özel sektörün borçluluğu artıyor, brüt dış borç stoku 500 milyar dolara ulaştı. Özel sektör dış borç stoku 250 milyar iken kamu sektörününki 202,5 milyar dolar.

Gerek yukarıda bahsettiğim Dünya Bankası’nın çalışma prensibinden gerekse aşağıdaki tablodan gördüğünüz gibi, bu krediler ile (Sn. Şimşek’in bahsettiği 18 milyar dolar) sağlanan meblağ piyasaya girerek kurun düşmesine yardımcı olacak özelliğe sahip değil. Ama önemli bir özelliği var; o da brüt dış borç stokunu artırmak.

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.