ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Ekonomik Göstergeler Nasıl Yorumlanır?
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Ekonomik göstergeler nasıl yorumlanır yazısının yazılma nedeni Ekonomik Göstergeler sayfasında yer alan verilerin nasıl yorumlanması gerektiğini kısaca izah etmektir. O yüzden bu sayfada görsele fazla yer vermedim. Ekonomik Göstergeler sayfası ile burada yazılanları karşılıklı olarak incelemenizi tavsiye ederim. Sayfada tablolarda gösterdiğim ekonomik göstergelerin yorumlanması yatırımcılar açısından önem arz etmektedir. Burada yer alan verilere göre Kazandıran Yatırım Araçları Nelerdir? yazımızda belirttiğimiz yatırım araçlarından hangisinin, yatırım portföyünüzdeki ağırlığının arttırılması gerektiğine karar verebilirsiniz.
Ekonomik Göstergeler
Ekonomik göstergeler kamu kurumlarından TÜİK ve TCMB‘den takip edilmeli ve basın yoluyla değil idrak yoluyla yorumlanmalıdır.

İşsizlik Oranı
İşsizlik oranı ile büyüme oranını ters şekilde hareket eder. İşsizlik oranı fazla ve büyüme oranı da düşük seyrediyorsa ülkede siyasi anlamda ilerleyen dönemlerde sıkıntı yaşanabilir. Bu durum halkın doğrudan cebini etkilediğinden 1. cil derecede öneme haiz karar değiştirici etmendir.
Bunun dışında işsizlik verisinde marjinal bir değişiklik yok ise piyasaya çok fazla etkisi olmayacaktır.
İşsizlik oranı içerisinde genç işsizlik oranı, tarım dişi işsizlik oranı ve mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranları bulunmaktadır. Genç işsizlik oranı 15-24 yaş arası işsizlerin oranını belirtir. Genç işsizlik oranının artması toplum içerisinde muhtelif iç sorunlar yaşanabileceğinin bir göstergesi olmakla birlikte bu kişiler tüketim eğilimi en yüksek grup olduğundan toplam tüketim harcamalarını ve dolayısıyla GSYİH’i olumsuz etkiler.
Tarım dışı işsizlik oranı ülkemizden ziyade ABD’nin yani FED’in en önemli politika araçlarından biridir. Türkiye’de tarımda çalışan sayısı ABD’ye göre az olduğundan bu veri pek fazla etkili olmaz ve yakından takip edilmez. Yani bu oran Türkiye için görece önem derecesi düşük bir orandır. Tarım sektörü haricinde özellikle sanayi kolunda çalışan sayısının değişikliğini gösterir. Tarım dışı işsizlik oranının azalması ülkedeki nüfusun sanayi ve türevi kollarda istihdamını gösterdiğinden olumlu olarak kabul edilir.
Mevsimsellikten arındırılmış işsizlik temel olarak işsizlik oranının ayların gün sayısı değişiminden ve mevsimsel değişimlerden arındırılmış halidir. Örneğin özellikle yaz aylarında hizmet sektörü, tarım sektörü (mevsimlik işçiler) turizm sektörünün istihdamı oldukça artmaktadır. AB regülasyonları gereği açıklanması gereken bu veriler, bu istihdamı ortalamaya yayarak kamunun politikalarında ve ülkenin ekonomik görünümde daha doğru bir resime ulaşılmasını sağlar.
TÜFE & ÜFE
Tüfe manşet enflasyondediğimiz yine halkın 1. Derecede kararını etkileyici unsura sahiptir. Tüfe’nin fazla olması ve beklenen Tüfe oranından daha az nispette bir faiz oranı uygulanması (MB tarafından) negatif reel faiz anlamına geleceğinden bu yerli paranın yani TL’nin değerini doğrudan etkiler.
Tüfe ve Üfe arasında ise Üfe Tüfe’yi etkileyici şekilde rol oynar. Yani Üfe Tüfe’den yüksek ise önümüzdeki dönemde enflasyon beklentileri yükselir. Tam tersi durumda yani Üfe’nin Tüfe’den daha düşük olması halinde enflasyon beklentileri azalır ve ülkedeki enflasyon düşme eğilimine girer.
Enflasyonu bir ülkede kontrol etme yükümlülüğü ve hedeflere ulaşılamadığında hesap verme sorumluluğu merkez bankasına aittir. MB’nın ve ülkeye gelen iktidarların uzun süredir hedefi %5 enflasyondur. %5’in üzerindeki enflasyon olumsuz olarak değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte enflasyon kavramının arz kaynaklı mı yoksa talep kaynaklı mı olduğunu tespit etmeniz için özellikle petrol, gıda enflasyonu ve tarımsal girdi fiyatları ile ÜFE’ye detaylıca bakabilirsiniz. Bu yorum size arz enflasyonunun hangi kaynaktan geldiğini gösterecektir.
Büyüme Oranı
Büyüme oranı işsizlik oranını düşürür. Bunun dışında büyüme enflasyona da sebep olur.(kısa vadede) Şayet bir ülkede büyüme oranı negatif, işsizlik artıyor ve enflasyon yükseliyor ise bu halde resesyon yaşanır. Olası en kötü ekonomik senaryo budur. Büyüme oranı ülkenin genel ekonomik gidişatı hususunda temel gösterge olup yakından takip etmeniz gerekir.
Uzun süredir ülkenin büyüme hedefi YEP’te dahil olmak üzere %5 olarak açıklanmaktadır. Bu oranın altı beklenmedik bir takım olaylar olduğunu gösterir.
Ek olarak şunları da belirtelim, Türkiye’nin tarihsel ortalamasına göre potansiyel büyüme oranının %4-%5 arasında olduğu söylenmektedir. Şayet %4 ya da %5’in üzerinde bir büyüme yaşanırsa, bu halde ciddi bir enflasyon yaşanacaktır. Bu durumu göz önüne almanız gerekir.
%4 ya da %5’in altındaki büyüme oranlarında işsizlikte artışlar görmeniz ise olağandır.
Bütçe Dengesi/GSYİH
Kamunun bütçe dengesinin GSYİH’e oranıdır. Rakamlar tek başına bir anlam ifade etmez. Yani açık 1 milyar TL olmuş demenin bir anlamı yoktur. Önemli olan toplam içerisinde ekonomiyi ne kadar etkileyebileceğini anlamaktır. Bunu da iktisatçılar oranlama yolu ile yaparlar. Öte yandan burada belirtilen bütçe dengesi kavramı kamunun maliye politikasındaki hareket alanını sizlere gösterir. Bu oranın düşük olması kamunun olası bir ekonomik durgunluk ya da kriz halinde ekonomiye müdahale alanının olduğunu gösterir ve bu iyi bir şeydir.
Faiz Dışı Bütçe Dengesi/GSYİH
Bütçe dengesinin negatif olması tek başına çok fazla anlam ifade etmez. Belirli şeyleri gösterir ancak faiz dışı bütçe dengesine de yakından bakmak gerekir. Bunun sebebi ülkenin borçlanma opsiyonlarını/alanını görmektir. Faiz dışı bütçe dengesi faiz ödemeleri hariç bütçeyi gösterir. Eğer faiz dışı bütçe dengesi negatif ise bu durum ülkenin mevcut borçlarının faizini ödemese dahi bütçenin negatif olduğunu gösterir.
Bu halde hükümet kuvvetle muhtemel genişletici maliye politikası uyguluyordur ve esasen bu politikanın sınırlarına gelmiştir. Bu sonuçtan çıkarılacak bir diğer sonuç ise devletin mevcut borçlarını, borçlanmadan ödemesinin pek mümkün görünmemesidir. Bu oranda negatif veri aslında oldukça olumsuz görülür.
Bu oranın pozitif olması ise Bütçe dengesi/GSYİH oranı negatif olsa bile kamunun halen müdahale alanı olduğunu gösterir. Eğer hem bütçe dengesi/GSYİH hem faiz dışı bütçe dengesi/GSYİH düşük seyrediyor ise kamunun eli olası bir durgunluğa karşı güçlüdür.
Kamu Borcu/GSYİH
Durumu Türkiye açısından değerlendirirseniz geçilmemesi gereken oran %30’dur. Bu oran Avrupa Birliği’nin Maastricht kriterlerinden biridir. Ancak başta İtalya, İspanya Yunanistan gibi ülkeler bu oranları çoktan geçmiştir. Bu konuda Türkiye’nin birçok ülkeye göre güçlü olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum yine bir üst paragrafta izah ettiğimiz olası bir durgunluktan kamu harcamaları ile çıkma imkanı kazandırır ülkeye. Kozdur.
Tersi durum yani bu oranın ciddi miktarda artması ise ülkenin olası bir krize karşı atımlık kurşununun kalmamasının yanında ek olarak kuvvetle muhtemel bir faiz-enflasyon-kur sarmalına gireceği anlamına gelir. Bu oranın yüksek olduğu bir ülkede kamu harcamalarını kısmak isterse ekonomik küçülme yaşanarak daha ciddi bir krize sürüklenilecek, ancak mevcut borçlanmanın yüksek olması nedeniyle kamu harcaması da hiç arttırılamayacaktır. Bu orana göre borç veren ülkeler/kurumlar öncelikle ülkeye borç verirken faiz oranlarını arttıracak, şayet bu oranın yüksekliği ile birlikte faiz dışı bütçe dengesi/gsyih negatif ise ülke çıkılmaz bir borç sarmalına sürüklenecek, borcu borçla kapatmaya çalışırken bir süre sonra borç faizini dahi ödeyemez duruma düşebilecektir.
Ne Zaman Tehlikeli Hale Gelir?
Kamu borcu/GSYİH oranının ne zaman tehlikeli olduğuna gelirsek. 2001 krizine girerken bu oran %100’ün üzerindeydi. Mesela daha yeni yakın krize girerek bankalarından para çekmeyi kısıtlayan Lübnan’da bu oran %150 civarıdır. Peki nasıl oluyor da bu Yunanistan’da söz konusu oran %140’lar civarı, İtalya’da %110 civarı hele hele Japonya’da %200 civarı iken bu ülkeler krize girmiyor. Olay tamamen borcun finansmanı meselesinde. Borç verici kurumlar yani finansı elinde tutan ekip, Lübnan’ın %150 oranı ile yeni borç vermezken aynı orandaki Yunanistan sadece AB’ye üye olduğu için ona borç vermektedir.
Japonya’nın hikayesi ise bambaşkadır. Japonya’nın kamu borcunun tamamına yakını iç borçtur. Yani Japonlarda ciddi bir tasarruf olduğundan ve ülkenin mensupları sürekli olarak Japon tahvili alıyor olduğundan, bir süre sonra Japon hükümeti “ulan siz anca para biriktirin, hiç bir şey harcadığınız da yok, verin parayı ben harcıycam” diyor. Dolayısıyla bu oran Japonya için pek de sorun teşkil etmiyor.
MB Rezervleri Nedir ?
MB’nın yerel para birimini korumak için mevcut cephanesini gösterir. Benim burada yazdığım rakamlar brüt rakamlardır. Piyasada konu üzerinde çok fazla dedikodu ve karışıklık olmakla birlikte brüt rezerv ile net rezerv arasındaki fark, temel olarak brüt rezerv rakamından, bankaların MB nezdinde rehin bıraktığı karşılıkların ve MB’nın yaptığı swaplı işlemlerin düşülmesidir.
Merkez Bankası Rezervleri Nasıl Hesaplanır ?
Merkez bankası analitik bilançosu açılır. Varlıklar kaleminden (altın, döviz, SDR, Menkul Kıymetler, Toplam Nakit ve Mevduatlar) aşağıdaki hususlar düşülür:
Bilanço İçi Yükümlülükler (bankacılık sektörü mevduatı, diğer mevduat, yurt dışı bankalar mevduatı, SDR tahsisatı)
Bilanço Dışı Yükümlülükler (swaplar)
Merkez Bankası Rezervi Sallamalar
Bazı ekonomi yazarlarının net rezerv kavramını hesaplarken yalnızca MB nezdinde bankalar tarafından tutulan döviz karşılıkları (mevduat karşılıklarını) düştüğünü görüyoruz. Bazıları ise hem swap yükümlülüğünü hem bankaların karşılıklarını düşerler. Dediğim gibi bu ekonomistine göre değişiyor.
Ancak ben bir iktisatçı olarak net rezerv yorumunun doğru olmadığını, çünkü Bankaların rehin bıraktığı varlıkların da MB varlığı arasında olduğunu, bu noktada zamansal ayırım yapmanın doğru olmadığını, bu durumun MB’nın müdahale alanını da kısıtlamadığını düşünmekteyim. Bunun en büyük sebebi de zamanlama ve MB’nın ROK vasıtasıyla bu mevduat karşılıklarını kontrol ediyor olmasıdır.
Biz MB rezervlerini bir yıllık kısa vadeli borç+cari açık ile karşılaştırıp, ülkenin dış finansman ihtiyacının büyüklüğüne göre sıkıntı var ya da yok demek maksadıyla kullanıyoruz. Bankaların karşılıklarının ortalama vadesi 3 hafta, yani 3 haftada bir bunlar değişiyor. Ama analizi 1 senelik yapıyoruz. O yüzden bu analizi karıştırıyor diye bankaların karşılıklarını düşürmek bana çok saçma geliyor. Tabi şayet siz iktisadi bazda benden farklı bir görüşe sahipseniz net rezervleri takip ediniz.
Merkez Bankası Rezervleri Ne İçin Hesaplanıyor ?
Biz MB rezervlerini ülkenin kısa vadeli dış borcunu öderken döviz sıkıntısı yaşayıp yaşamayacağını öngören bir öncü gösterge olarak değerlendiriyoruz. Bu kapsamda sizin net rezerv denilen şeyi doğru kullanabilmeniz için bankalar tarafından ayrılan karşılıkların vadesini bilmeniz gerekir. Mesela bankaların zorunlu karşılık olarak ayırdıkları dövizlerin vadesi nedir? TCMB bunu ayarlayabilir mi? Yani normalde yükümlülük olarak bahsedilen bir tutarın vadesini uyguladığı politikalar ile (ROK) uzatabilir mi? Bence uzatabilir ki gayet de uzatıyor. Yani işin hikayesi verilerin 3 haftada bir açıklanmasından ziyade TCMB’nin bunu kontrol edebiliyor olmasında. İşte anlatmış olduğum bu gerekçeler ile net rezerv yorumunun bankaların zorunlu karşılıklarının dahil olduğu kısmı bana manasız gelmektedir.
Swap konusunda şunu bilin. MB rezervleri hesaplanırken önce brüt rezervler hesaplanır. Akabinde ise önce mevduat karşılıkları düşülür. Sonra da swaplar düşülür. Swap verisini TCMB’nin bilançosundan değil EVDS sisteminden bulursunuz. Burada swapların vadesini görürsünüz. 1-4 ay ve 4 ay- 1 yıl şeklinde iki swap vadesi bulunur. Günümüz ekonomistleri ikisini de birden düşer. Ha ben yine swapların rezervlerden düşülmesine karşıyım. Çünkü swaplar line şeklinde açılır. Yani öyle ha deyince kapatılacak bir şey değil bu. Bunu ticari kredilerdeki BCH gibi düşünün. Swap konusunda daha detaylı bilgi için swap yazımı da okuyun. Ancak illa düşeceğim diyorsanız da kardeşim yalnızca 1-4 ayı düşmek mantıklıdır.
Rezervi Nasıl Kullanmalıyız?
Piyasadan edindiğim duyum (çalışmadığım ve karar alıcı konumda olmadığım için bilmiyorum) uluslararası yatırım kuruluşlarının bir ülkeye yatırımyaparken yani sıcak para akıtırken baktıkları verilerden birinin bu olduğu yönünde. Bizzat IMF’nin de brüt rezervlerin, bir yıl içinde ödenecek kısa vadeli dış borç ile cari açık toplamını karşılayıp karşılamadığına baktığını ve ülkeleri kırılgan diye nitelediğini raporlarından biliyoruz. Aslında bana gayette mantıklı geliyor bu ölçüm. %100 bir sonuç vermez ama iyi bir göstergedir. O yüzden gösterge tablomda tutuyorum. Bizim merkez bankamız rezervlerini ağırlıklı altın olmak kaydıyla dolar olarak tutmaktadır. Bunu bilin ama ben tabloda detayını vermeye gerek duymuyorum.
Özetle MB rezervleri ile kısa vadeli dış borç + cari açığı karşılaştırmanız size MB’nın gücünü gösterir. Önemlidir. Yerli paranın değeri açısından gösterge kabul edebileceğimiz değişkenlerdendir.
Piyasada atlanan bir husus da yine uluslararası standartta kabul gören rezerv yeterlilik oranıdır. Genelde benim iç piyasadaki saygı duyduğum ekonomistler bir ülkenin rezervlerinin o ülkenin GSYİH’inin 1/4’ü olması gerektiği yönünde görüş bildiriyor. Yani bu oran karşılandığında rezervler yeterli deniyor. Buna da göz ucuyla bakmanızda fayda var.
Bunun dışında rezervlerin ideal miktarını ölçebilmek için enternasyonel manada greenspan-guidetti kuralı vardır. Bu kuralı IMF kullanmaktadır. Bu kurala göre MB’nın sahip olduğu brüt rezervler ülkenin vadesine bir yıl kalmış olan bütün dış yükümlülüklerini (kamu + özel sektör) karşılamalıdır. Bu özel sektörün dahil edilmesinin sebebi ülke riskinin şirketlere yansıması neticesinde özellikle bankaların/finansal kurumların yurt dışından aldıkları borcu roll over edememesidir. (çevirememesi). greenspan-guidetti kuralına göre sağlıklı bir ekonomide bu oranın %150 olması gerekirken alt sınır %100 olarak belirtilmiştir. Yani bu oran %100’ün altına düştüğünde olası bir döviz krizi ufukta belirir.
Tabi bu sayıyı hesapladık direk kriz olacak diye garanti bir durum yok. Buna ek olarak bunu hesapladığınız ülkenin finans kapitale göre durumu mühimdir. Yani bu ülkenin tedarik zinciri içindeki yeri nedir? Eğer bu ülke borçlarını ödeyemezse ödeyemediği borçları dünyanın diğer ülkelerini ne kadar etkiler. Yani işin eni konu vardığı yer yine too big to fail hikayesidir.
Cari Denge/GSYİH
Cari dengenin miktarsal olarak nasıl değerlendirileceğini bir önceki başlık altında belirtmiştik. Burada ise oransal olarak bakıp bu verinin büyüklüğünün toplam karar mekanizması içerisindeki önemini görüyoruz. Türkiye kalkınma planlarında bu noktada YEP’de dahil hedef genelde %5 cari açıktır (yıllık). Bu veriyi yorumlarken de bu gözle bakmanız gerekir. %5’lik cari açık hedefinin üstüne çıkılması ülkede kuvvetle muhtemel bir döviz açığı yaşanacağının ve döviz krizinin göstergesi olabilir. Bu oranın pozitif olması dikkatle takip edilmelidir. Oran pozitif ise bu sefer büyüme oranın bakılmalıdır. Çünkü Türkiye’nin yapısal vaziyeti itibariyle cari açık ile büyüme birbiri ile doğru orantılıdır. Yani büyüme artarsa cari açık da artar. Eğer cari açığın düşme nedeni büyümedeki azalış ise bu durumu pozitif olarak değerlendirmek pek mümkün değildir.
Eğer hem büyüme düşüyor hem de cari açık artıyor ise ciddi bir problem vardır ve yatırım kararlarınızı temelden değiştirmeniz gerekebilir.
Dış Ticaret Açığı
Cari açık kavramının temelini oluşturan şey dış ticaret yani ihracat ile ithalat arasındaki farktır. Cari açık verisinin öncü ve kök göstergesi dış ticaret açığı verisidir. Cari açığın ne olacağının yorumlanması için bu veriyi takip ehemmiyet arz eder.
Tüketici Güven Endeksi
Burada işi bilen arkadaşlarım bana niye sadece tüketici güven endeksini veriyorsun, imalatçı güven endeksi, hizmet sektörü güven endeksi, ekonomi güven endeksi var onu versene diye atarlanabilir. Ancak ben Türkiye’de ekonomik büyümenin temel tetikleyicisinin iç tüketim olduğunu bildiğim için ilk bakacağım veri tüketici güven endeksidir. Merak edenler diğerlerine bakabilir. Ama ben tabloyu kalabalıklaştırmak istemiyorum.
Tüketici güven endeksi iki şekilde yorumlanır. Endeks 0 ile 200 arasında puanlanır. 100’ün altı ekonomiye güven duyulmadığı ve bu gerekçe ile harcama yapma eğiliminin düşük olduğu manasına gelir. 100’ün üstü ise hunharca para harcamak istendiğini gösterir.
Bu veride ikincil yorum ise yatay olarak yorumlanmasıdır. Endeksi bir önceki aya göre değerlendirirsiniz. Eğer bir önceki aya göre yükselme var ise tüketicilerin harcama eğilimlerinin artacağı ve büyümeye katkısı olacağı öngörülür.
İmalat PMI
PMI İngilizce bir kısaltmadır. Purchasing Manager Index’tir. Yani satın alma yöneticileri endeksi. İmalat pmi ise imalat sektöründe faaliyet gösteren firmaların satın alma yöneticilerinin mal ve hizmet satın alma eğilimini gösterir. Ülkelerin büyümelerine yönelik en önemli öncü göstergelerdendir.
Veri aylık olarak hesaplandığından her bir önceki ay baz veri 50’dir. Eğer bu ay ki veri de 50 ise beklentiler değişmemiş ve her şey aynıdır. Eğer bu ay ki veri 50’nin altında 45 gibi bir oran ise bu firmalar kötü bir gidişat beklemektedir ki eğer bu şirketler kötü gidişat bekliyorsa büyüme verisi muhtemelen negatif gelecektir. 50’nin üstü ise bu firmaların ekonomiye dair beklentisinin iyi olduğu anlamına gelir.
Reel Efektif Döviz Kuru
REDK ticaret yapılan ülkeler ile kullanılan para birimleri ve bu ülkeler ile ticaret hacminin ağırlıklı ortalaması alınarak ve enflasyon hesaba katılarak hesaplanmaktadır. TÜİK baz yıl olarak 2003 yılını almaktadır. Yani bu veri özetle 2003 yılından beri karşılıklı ticaret hacmimizin yüksek olduğu ülkeler ile para birimimiz ve enflasyonumuz karşılaştırıldığında hangi ülkenin para biriminin ucuzladığını/alım gücünün arttığını gösterir. İhracat ve dış ticaret verisi için emsal niteliktedir.
Eğer REDK 100’ün üzerinde ise yerli para birimi yani TL görece değerlenmiş demektir. Bu durum cari açık sorununa sebebiyet verebilir.
Tam tersine REDK 100’ün altında ise yerli para birimi ucuzlamıştır. Bu durum ise refah düşüşü ve toplumsal huzursuzluklar ile enflasyonda döviz etkisini kuvvetlendirebilir.
Tabii doğal olarak cari açığın tek bağlı olduğu husus bu değildir. Bu veri sadece yön göstericidir.
VIX (Volatility Index)
VIX, volatility indeks ya da oynaklık endeksi. Zaman zaman korku endeksi olarak da anılmaktadır. Endeks özellikle ABD borsalarındaki oynaklığa göre değer almaktadır. Tam olarak S&P 500 endeksinin 1 ay vadeli işlemlerindeki (opsiyonları alır sadece) oynaklığı ifade eder. Kriz zamanlarında oynaklığın artması nedeniyle yükselen endeks özellikle borsa yatırımı yapanlar ve GOÜ para birimleri için kötü habercidir.
Tam adı CBOE Volaitility Index olarak geçer.
2008 küresel finans krizinde 90’ları görmüştür. Piyasa gurularına göre endeksin eşik değeri 30 üzeridir. Tarihsel akışında normal yani kriz olmayan zamanlarda 20 ila 30 arasında gezindiği görünen değer kriz zamanlarında 30’u geçmekte, şayet hamleler yetersiz kalırsa önce 40 ve daha sonra tekrar yükselişe geçmektedir.
Şahsi görüşüm endeksin 40 üzerinde belirli bir süre geçirmesi ciddi bir risk ihtiva etmektedir. Piyasanın kötüye gittiği anlamına gelen endeksin yükselmesi ile borsalar değer kaybetmekte, GOÜ’lerden ciddi para çıkışları yaşanmakta ve dolayısıyla bu ülkelerin para birimleri değer kaybına uğramaktadır. Bu süreç içerisinde özellikle altın ve ABD dolarının yükseldiğini görürsünüz.
CDS
CDS’in açılımı credit default swaptır. CDS’ler tezgah üstü yani borsalı piyasalarda alınıp satılmadıkları için güncel olan veri OTC piyasalarından gün sonunda Bloomberg’e girilen veridir. Anlık olarak takip edebileceğiniz bir platform bulunmamaktadır.
CDS temel olarak bir tahvilin sigorta primidir. Yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin tahvillerine sahip olan bir kişi bu tahvilin ödenmemesi durumu için bir sigorta şirketine sigorta yaptırtmak istese ödeyeceği tutar burada belirtilendir.
Popüler olarak takip edilen CDS primleri 5 yıllık olanlardır.
Ülkelerin genel siyasi vaziyeti, açıklanan ekonomik veriler v.b. bir çok hususu göz önüne aldığından özellikle uluslararası yatırım kuruluşlarının yanlı değerlendirme yaptığını düşünen kişiler için önemli bir göstergedir.
Öte yanan uluslararası borçlanmalarda emsal alınan bir değerdir. Firmanızın bulunduğu ülkenin risk primi, kredinin maliyetine eklendiği için sizin borçlanma maliyetlerinizi de etkiler.
Genelde bir ülke hazinesinin dış borçlanmasında kullanılan bu unsurun fiyata etkisi şöyledir. Borç faiz oranı = Libor/Euribor + CDS.
Bu CDS arttıkça ülkenin dış borçlanma maliyeti artar. Bu dış borçlanma maliyeti zaman içerisinde hazineyi etkiler ve hazine gelirleri ile faizleri ödeyemez hale gelir. Bu da borç krizi olarak yansır.
yatırımkurusu
İlginizi Çekebilir
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Bessent’in faiz hamlesi: DXY geriliyor, kıymetli metaller, Bitcoin yükseliyor
Yayınlanma:
2 hafta önce|
21/08/2026Yazan:
BankaVitrini
ABD Hazine Bakanı Bessent, uzun vadeli tahvillerde gelecek çeyrekte işlem başına 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara çıkarılan geri alımların daha da büyütülebileceğini söyledi. Bessent, 20 yılın zirvesine çıkan uzun vadeli faizlerin ABD ekonomisinin temel görünümünü tam olarak yansıtmadığını savunurken; Ortadoğu’da devam eden savaş, yaz ayları nedeniyle azalan işlem hacmi ve belki de en önemlisi yapay zekâ yatırımları için hızlanan şirket tahvil ihraçlarının piyasadaki likidite havuzunu iyice kuruttuğuna dikkat çekti. ABD Hazinesi’nin hamlesi ardından ilk etapta %5,34 seviyesinden %5,18’e kadar gerileyen uzun vadeli tahvil faizleri, bu sabah yeniden %5,25 seviyesine toparlanırken, düşüş de beklentimize paralel kalıcı olmadı.
ABD Hazinesi’nin piyasalara vermiş olduğu mesajı iyi anlamak gerekiyor. Hazine tahvil piyasasındaki likiditeyi desteklemek ve faizlerin daha fazla yükselmesini engellemek için daha aktif bir rol üstlenmeye hazır oldu yönünde güçlü bir duruş sergilerken, bu hamle kamu borcunun 40 trilyon doları aştığı ve yıllık faiz giderlerinin ise şimdiden yaklaşık 1,2 trilyon dolara ulaştığı bir dönemde geldi! Yani konuyu sadece likidite kuruması olarak düşünmemek gerekiyor. Bessent her ne kadar bütçe harcamalarında yeni tasarruf adımları geleceğini söylese de, uzun vadeli faizlerin kalıcı biçimde gerilemesi için piyasanın ABD’nin borç ve bütçe görünümünde daha somut bir iyileşme görmesi gerekecek.
Bu noktada sıklıkla hatırlattığımız büyük resmi gözden kaçırmamak gerekiyor. ABD, Çin ile küresel liderlik için ciddi bir mücadeleye girişirken, Başkan Trump da bir iş insanı refleksiyle düşük kredi faizleri istiyor, fabrika çarklarının dönmesini, üretimin yeniden ABD’ye gelmesini ve istihdamın artmasını hedefliyor. Bu doğrultuda bir taraftan tarifeleri artırırken, diğer taraftan ekonomi yönetimi üzerinden daha zayıf bir dolar ile rekabet avantajı elde etmeye çalışıyor. Ancak gelinen noktada son altı aydır dolar değer kazanırken, piyasa faizleri de yukarıda gördüğümüz üzere yaklaşık 20 yılın zirvesine yükselmiş durumda.
Tam da bu nedenle, tecrübeli ve saygın bir hazineci olan Bessent’i hafife almamak gerektiğini düşünüyoruz. Scott Bessent’in 1992 yılında George Soros’un fonunda çalışırken İngiliz sterlinine karşı yapılan büyük bahiste önemli rol oynayan ve İngiltere Merkez Bankası’nı “Kara Çarşamba”ya götüren yatırımcılardan biri olduğunu yeri gelmişken bir kez daha hatırlatayım. Bu açıdan Amerikan Hazinesi’nin tahvil geri alım miktarını artırma kararını, nicelik olarak çok büyük olmasa da verdiği mesaj bakımından önemli buluyoruz.
ABD Hazinesi’nin adımı sonrasında dolarda başlayan değer kaybının devam edebileceğini düşünüyoruz. Savaş döneminde artan dolar likiditesi talebiyle son bir yılın zirvesine çıkan DXY endeksinin artık kademeli bir geri çekilme sürecine girebileceği kanaatindeyiz. Teknik anlamda uzun süredir önem verdiğimiz 100,50 seviyesini aşarak bizi huzursuz eden DXY, bu sabah 98,7 seviyesine kadar gerileyerek son üç ayın en düşük seviyesini gördü.
Kâğıt ve mürekkep sistemine baş kaldıran ve ocak ayı sonunda 5.600 dolar seviyesine kadar soluksuz yükselen altının ons fiyatı ise savaş döneminde artan likidite ihtiyacı, Warsh’un bilanço daraltması ve faiz artırımı yönündeki şahin açıklamalarıyla sert bir düzeltme sürecine girmiş, yapay zekâ şirketlerinin artan nakit ihtiyacı da satış baskısını artırmıştı. Gelinen noktada Fed’in faiz artırmasının zorlaştığı, uzun vadeli faizlerde ise kontrolün giderek zorlaştığı bir ortamda, altın gibi bu tür dönemleri fiyatlayan bir numaralı korunma aracının piyasalar tarafından yeniden hatırlandığını düşünüyoruz.
Bu minvalde, altının ons fiyatı piyasaların yakından takip ettiği 200 günlük hareketli ortalama olan 4,510 dolar seviyesinin üzerine yükselirken, gecelik kapanışın da bu teknik seviyenin üzerinde gerçekleşmesi hareketi teyit etti. Altın 4,540 dolar seviyesine kadar yükselirken, 5,600 dolar zirvesi ile 3,492 dolar dibini baz alan Fibonacci düzeltme seviyelerine göre yukarıda ilk önemli direnci 4,576 dolar seviyesinde görüyoruz. Her ne kadar orta vadeli hedeflerimiz çok daha yukarıda olsa da, son günlerde de vurguladığımız üzere V tipi, soluksuz bir yükseliş beklemiyoruz. Bu çerçevede, gelecek hafta düzenlenecek merkez bankalarının zirvesi niteliğindeki Jackson Hole toplantılarının da fiyatlamalar açısından önemli olacağını not etmek isteriz. Göz bebeğimiz gümüş ise 200 günlük hareketli ortalamanın geçtiği 71,95 dolar seviyesine henüz ulaşamasa da, bu sabah 69 dolar seviyesini test ederek son iki ayın zirvesine yükseldi. Kıymetli metallerde yükseliş isteğinin devam edeceğini düşünürken (bakınız grafik), uzun pozisyonlarımızı da korumaya devam ediyoruz.
Kripto cephesinde ise amiral gemisi Bitcoin, bu hafta şimdilik %20’ye yakın yükseliş kaydederek 75 bin dolar seviyesine kadar çıkarken, bir süredir 71 bin dolar olarak işaret ettiğimiz hedef seviyesini de süratle geride bıraktı. Teknik açıdan, 15,600 dolar seviyesinden başlayan ve 126 bin dolara kadar uzanan rallinin %50 Fibonacci düzeltme seviyesi olan 71 bin doların aşılması sonrasında bir sonraki önemli hedefin 84 bin dolar olduğunu düşünüyoruz (bakınız grafik).
Para birimleri liginde ise DXY cephesindeki geri çekilmeye paralel EURUSD paritesi 1,17 seviyesine yükselerek son üç ayın zirvesini test ederken, kraliyet aslanı sterlin de 1,3660 seviyesine ulaşarak son altı ayın en yüksek seviyesini gördü. Dolar zayıflığı devam ettiği müddetçe her iki paritede de yükseliş eğiliminin korunmasını bekliyoruz. GBP cephesinde haftalık kapanışın 1,3700 seviyesinin üzerinde gerçekleşmesi hâlinde, 1,40’lı seviyelerin yeniden gündeme gelebileceğini düşünüyoruz.
EUR ve GBP paritelerinde yaşanan sert yükselişe hafta sonu fonlama etkisinin de eklenmesiyle EURTRY kuru 56,30, GBPTRY kuru ise 65,50 seviyesine kadar yükseldi. Türk insanının bir numaralı yatırım araçlarından biri olan gram altın da 7 bin TL seviyesini test ederek yatırımcısının yüzünü güldürdü. Altın fiyatlarındaki yükselişin Türkiye ekonomisini pek çok kanaldan etkilediğinin altını kalınca çizmek gerekiyor. Artan servet etkisi, otomobilden beyaz eşyaya, konuttan diğer dayanıklı tüketim kalemlerine kadar iç talebi destekleyen bir unsur hâline geliyor. Bu nedenle ekonomik aktiviteyi, daha doğrusu iç talebi soğutmaya çalışan TCMB açısından kıymetli metal fiyatlarındaki yükseliş çok da iyi bir haber değil. Nitekim her perşembe olduğu üzere dün TCMB tarafından açıklanan haftalık verilerde de altının ayak izlerini net bir şekilde gördük.
Şöyle ki rezervlerin büyük bir kısmının altın olduğu düşünülürse, altın fiyatlarında yaşanan yukarı yönlü hareket TCMB’nin döviz alımları ile birleşince, TCMB’nin net yabancı para pozisyonu 19 Ağustos valörlü işlemlerde 51,2 milyar dolar seviyesine kadar yükselerek savaşın başladığı günlerdeki seviyesine kadar yükseldi. Haftalık verilere göre Liralaşma stratejisi devam ederken, TL mevduatın toplam mevduat içinde payı %62 seviyesine kadar yükseldi. Yabancının hisse senedi alımı ivme kazanırken, BIST100 ana endeksi ayın ilk üç haftasında %7 değer kazandı. USDTRY kuru bebek adımlarıyla 48,00 seviyesine gelirken, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %40,87 seviyesinde kalarak önemli bir değişim göstermedi. Piyasalar TCMB’den normalleşme kapsamında Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetini (AOFM) %40’dan %37’ye getirmesini beklerken, dün dört ay sonra ilk kez açtığı tahvil alımı ile piyasa faizini aşağıya çekti. CDS risk primi 223 baz puanla önemli bir değişim göstermedi.
Yeni güne başlarken, Bessent’in uzun vadeli tahvil faizleriyle giriştiği mücadele kendi içinde daha genişlemeci bir politika zeminine dönüşürken, kıymetli metallerden kripto varlıklara kadar uzanan sert değer kazanım eğilimi de korunuyor. Jeopolitik risklerde anlamlı bir değişim yaşanmamasına paralel Brent petrolün varil fiyatı 94 dolar seviyesine yükseldi. ABD Hazine Bakanı Bessent, İran’a yönelik “tarihin en ağır yaptırımlarının” devreye alınacağını ve paketin detaylarının pazartesi günü açıklanacağını söyledi. Washington, ekonomik baskıyı en üst seviyeye çıkararak İran’ı müzakere masasına zorlamayı ve yeni büyük çaplı askerî operasyonlara ihtiyaç bırakmamayı hedefliyor. Ancak burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekiyor: İran, on yıllardır ağır yaptırımlar altında yaşamaya alışmış bir ekonomi.
ABD borsaları dün geceyi %1 civarında düşüşle tamamlarken, bu sabah Pasifik’in diğer yakasında havanın nispeten daha ılımlı olduğunu görüyoruz. Gösterge endeks Nikkei, Orta Doğu’da devam eden belirsizlik, yükselen petrol fiyatları ve yeniden güçlenen enflasyon endişeleriyle %0,3 gerilerken, haftalık kaybı %4’e yaklaşarak son bir ayın en kötü performansına yöneldi. Bölgenin diğer borsalarında ise %0,5 civarında yükselişler izlenirken, ABD vadeli endekslerinde de hafif alıcılı bir seyir dikkat çekiyor. Mali piyasaların gündeminde bugün içeride kapasite kullanım oranı, reel kesim güven endeksi ve tüketici güven endeksi; dışarıda ise İngiltere perakende satışlar ile Almanya, Euro Bölgesi ve ABD imalat PMI verileri takip edilecek.
Altın
Gümüş
Bitcoin
Emre Değirmencioğlu
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
ABD Hazinesi’nden piyasalara ‘morfin’, kıymetli metaller yeniden sahnede
Yayınlanma:
2 hafta önce|
20/08/2026Yazan:
BankaVitrini
ABD tahvil piyasasında son haftalarda artan satış baskısının ardından dün Hazine Bakanlığı devreye girmek zorunda kaldı. Otuz yıllık gösterge ABD tahvil faizinin hafta başında %5,34 ile neredeyse son 20 yılın zirvesine çıkmasının ardından Hazine, 10-30 yıl vadeli tahvillerde yaptığı geri alımların büyüklüğünü işlem başına 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara çıkaracağını açıkladı. Haberle birlikte 30 yıllık faiz %5,20 civarına, 10 yıllık faiz ise %4,65 seviyesine geriledi.
Hükûmetler artık finansman bulmak için, yapay zekâ yatırımlarını finanse etmek amacıyla büyük miktarda borçlanan teknoloji şirketleriyle de aynı havuzdan para çekiyor. Likidite daralınca yatırımcıların ilk yaptığı şey ise en kolay nakde çevirebildikleri varlıkları satmak oldu. Altın, gümüş ve Bitcoin bu nedenle geçtiğimiz 4-5 ay boyunca satış baskısına maruz kaldı. Hatırlayacağınız üzere, ocak sonunda 5,600 dolar seviyesine kadar soluksuz yükselen altın, artan bütçe açıkları ve kamu borçlarına karşı zayıf dolar temasını fiyatlıyordu. Ardından Fed başkanlığı için Kevin Warsh isminin öne çıkması ve Warsh’un bilanço küçültme ile %2 enflasyon hedefini güçlü biçimde vurgulaması bu hikâyeyi bozdu. Şubat sonunda savaşın başlaması, enerji fiyatlarının yükselmesi ve dolar likiditesine olan ihtiyacın artması da tabloyu ağırlaştırdı.
Sonuçta altın yaklaşık beş ayda zirvesinden %30 gerileyerek 3,942 dolara, gümüş ise zirvesinden %50’den fazla düşerek 54 dolar seviyesine kadar geldi. Son bir ayda Fed’in faiz artırmakta zorlanacağının ve Warsh’un aslında şahin görünümlü bir güvercin olduğunun iyice anlaşılmasıyla faiz artırım beklentileri de yumuşadı. Beklentileri karşılamayan enflasyon ve istihdam verileri faiz artışı ihtimalini iyice zayıflatınca altın yeniden 4,500 dolar, gümüş ise 67 dolar seviyesine dayandı. Dün ABD Hazinesi’nin tahvil geri alımlarını artırması da miktar olarak büyük olmasa bile piyasalara önemli bir mesaj verdi!
ABD ekonomi yönetimi, uzun vadeli faizlerin %5,34 ile neredeyse son 20 yılın zirvesine çıkmasıyla artık ağrı eşiğine daha fazla dayanamadı. Kasım ayında yapılacak ara seçimler yaklaşırken, Trump’ın onay oranının da başkanlığının en düşük seviyesi olan %33’e gerilemesi, ekonomi yönetimi üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Zayıf dolar, düşük faiz ve ucuz petrol isteyen Trump’ın neredeyse tüm isteklerinin tersine döndüğü bir dönemde, hisse senedi piyasalarında ilave bir bozulmanın önüne geçmek adına Hazine de elindeki araçları kullanmaya başladı. Daha önce de altını çizdiğimiz üzere, ABD hanehalkının servetinin büyük bir bölümünün hisse senetlerinde olduğu bir ortamda, piyasalarda sert ve kalıcı bir bozulmaya kolay kolay izin verilmesini beklemiyoruz. Hazine’nin uzun vadeli tahvil geri alımlarını iki katına çıkarmasını da biraz bu gözle okumak gerekiyor. Sorunu kökünden çözmese de, en azından şimdilik ağrıları dindirecek morfinin de verilmiş olduğunu not etmek isteriz.
Teknik bir bakış açısıyla, altın için 4,510 dolar civarındaki 200 günlük ortalamaların önem arz edeceğini düşünüyoruz. Tam iki buçuk aydır 200 günlük ortalamaların altında olan altının ilk nazarda bu seviyeyi geçeceğini devamında ise kademeli bir şekilde yeniden 5,000 dolar seviyesini hedefleyeceğini düşünüyoruz. Gümüşte ise kısa vadede 71 dolar, devamında 80 dolar seviyesini takip edeceğiz. Kıymetli metallerdeki mevcut uzun pozisyonlarımızı sırasıyla 4,510 ve 71 doların üzerinde bir kapanışla daha da kuvvetlendireceğiz. Savaşla birlikte doların kazandığı güvenli liman kimliğinin, devamında enflasyon endişeleri ve şahin görünümlü Warsh nedeniyle unuttuğumuz USD debasement, yani doların satın alma gücünün zaman içinde aşınması temasına yeniden yerini bırakacağını düşünüyoruz. Mademki her şeyin fiyatı dolarla ölçülüyor, terazinin bir kefesi değer kaybetmeye mahkûmsa, diğer kefede hikâyesi olan her şeyin değer kazanmasını bekliyoruz. Ancak yüksek kamu borcu, bütçe açıkları ve savaşın enerji fiyatları üzerinden yarattığı enflasyon baskısı ortadan topyekûn kalkmış değil. Her ne kadar Hazine piyasayı rahatlatmak adına morfin verse de, sorunlar hâlâ masa üzerinde durmaya devam ediyor. Bu nedenle V tipi bir yükseliş de beklenmemelidir.
ABD’nin kamu borcu ilk kez 40 trilyon dolar sınırını aşarken, artışın hızı da artık dikkat çekmeye başladı. Borcun daha beş ay önce 39 trilyon dolar seviyesinde olduğunu hatırlatalım. Pandemi harcamaları, vergi indirimleri ve giderek büyüyen sosyal güvenlik ve sağlık giderleri bütçe açığını kalıcı hâle getirdi. ABD yılda yaklaşık 1,1 trilyon dolar faiz öderken, faiz giderleri de bütçenin en büyük kalemlerinden biri hâline geldi. Borç büyüdükçe yatırımcılar bu borcu taşımak için daha yüksek faiz talep ediyor. Dün Hazine’nin uzun vadeli tahvil geri alımlarını neden iki katına çıkardığını da böylece daha iyi anlayabiliyoruz. Faizlerin yüksek kalması bir yandan borcu çevirmenin maliyetini artırırken, diğer yandan yatırımların önündeki en büyük engellerden biri olarak duruyor. Neden kıymetli metallerin ateşli bir savunucusu olduğumuzun cevabı da aslında bu paragrafta yatıyor. Kâğıt ve mürekkep sistemine başkaldırı!
ABD Hazinesi piyasaların moralini düzeltirken, Moderna tarafından ise günün diğer önemli haberi geldi. Moderna ve Merck’in birlikte geliştirdiği kişiye özel mRNA kanser aşısı ileri aşama klinik çalışmada başarılı sonuç verirken, Moderna hisseleri dün gün içinde %175’e kadar yükseldi. Bu sonuç yalnızca şirket açısından değil, mRNA teknolojisinin kanser tedavisinde kullanılabileceğini göstermesi açısından da önem arz ediyor. Bir tarafta risk iştahı denince akla gelen teknoloji hisselerine gelen alımlar, diğer tarafta ise Moderna’nın başarısının akciğer, meme ve pankreas kanseri gibi diğer tümörlerde yürütülen mRNA çalışmalarına yönelik beklentileri artırmasıyla Nasdaq Biyoteknoloji Endeksi dün geceyi rekor seviyelerde tamamladı.
ABD Hazinesi’nin uzun vadeli tahvillerde geri alım miktarını iki katına çıkarması küresel piyasalarda kısa sürede rahatlama yarattı. ABD’deki uzun vadeli tahvil faizlerindeki düşüşe Avrupa ve Japonya tahvil faizleri de eşlik etti. Dolar endeksi %1’e yakın gerileme kaydederek 99 seviyesinin altına gerilerken, ABD borsaları da faizlerdeki gerilemeden destek bularak geceyi sınırlı da olsa yükselişle tamamladı. Jeopolitik risklerde herhangi bir değişiklik olmamasına paralel petrolün varil fiyatı 92 dolar seviyelerinde bekle-gör stratejisine geçerken, kripto aleminde ise amiral gemisi Bitcoin olumlu havaya paralel 64 bin dolar seviyelerinde var olan prangalarından kurtularak 70 bin dolar seviyesine dayandı. Teknik mânâda bir süredir 71 bin dolar seviyesini hedefliyoruz (bakınız grafik).
Dün akşam geç saatlerde açıklanan Fed’in temmuz toplantısının tutanakları, enflasyon konusunda endişelerin belirgin şekilde arttığını gösterdi. Fed faizi %3,50-%3,75 aralığında sabit tutarken, üç üye 25 baz puanlık faiz artışı istedi. Tutanaklara göre birçok üye, enflasyon %2 hedefine doğru gerilemezse faiz artırmanın gerekli olacağını düşündüklerini okuduk. Üstelik toplantıda faiz indirimi yönünde destekten hiç söz edilmemesi, Fed içindeki tartışmanın son bir yılda ne kadar değiştiğini gösterdi. Buna karşılık yukarıda da değindiğim üzere son dönemde açıklanan veriler enflasyonda bir miktar yavaşlamaya işaret ederken, temmuz ayında şirketlerin beklenmedik şekilde istihdam azaltması işgücü piyasasına ilişkin endişeleri de artırdı. Bu beklentiler ışığında, Fed’in eylül toplantısında faizi sabit tutacağına yönelik beklentiler artarken, sene sonuna yönelik faiz artırım fiyatlaması ise bu sabah 22 baz puan ile güncelliğini koruyor.
Yeni güne başlarken, ABD Hazinesi’nin uzun vadeli tahvil geri alımlarını artırmasıyla faizlerde yaşanan düşüş, Asya piyasalarına da rahatlama getirdi. Güney Kore borsası KOSPI dün %6’ya yakın gerilemesinin ardından bu sabah %6’nın üzerinde yükselişle kayıplarını telafi ederken, Japonya’da Nikkei endeksi %1’den fazla değer kazandı. EURUSD paritesi 1,17 seviyesine dayanarak neredeyse son üç ayın zirvesine gelirken, hafta sonu fonlama etkisiyle EURTRY kuru 56,00, GBPTRY kuru ise 65,25 seviyesini test etti. Yurdum insanının bir numaralı yatırım aracı olan gram altının 7 bin TL seviyesine dayanarak yatırımcısının yüzünü güldürdü. Altın fiyatları Türkiye’yi pek çok yönden etkiliyor. Her perşembe olduğu üzere bugün TCMB’nin haftalık raporunda rezervlerin altın etkisiyle nasıl olumlu mânâda yükseldiğini göreceğiz.
Türkiye cephesinde USDTRY kuru bebek adımlarıyla 48,00 seviyesinin kıyısına kadar gerilerken, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %41 seviyesinin altına geriledi. CDS risk primi ise 223 baz puanla önemli bir değişim göstermezken, hisse senetleri tarafında dün yükseliş isteğinin egemen olduğunu gördük. Borsa İstanbul ana endeksi dün günü şaşırtıcı bir şekilde %2,4 yükselişle tamamlarken, bankacılık hisseleri de benzer oranlarda yükseliş kaydetti. ABD tahvil piyasasındaki rahatlamanın küresel risk iştahına nefes aldırmasıyla bugün TL ve TL cinsi varlıkların da talep görmesini bekliyoruz.
BloombergHT’nin haberine göre Maliye Bakanlığı, yabancı ve kurumsal yatırımcıların özellikle para piyasası fonlarında yoğunlaşan işlemlerini mercek altına alıp bazı önlemler geliştirmeyi planlıyor. Öte yandan, İsrail’in Suriye’nin kuzeyine yönelik hava saldırıları ve Türkiye’ye yönelik açıklamalarının yarattığı rahatsızlık haber akışında devam ediyor. Mali piyasaların gündeminde bugün veri akışı zayıf görünüyor. Türkiye’de merkezi yönetim borç stoku takip edilebilir.
ABD 30 Yıllık Faiz vs Gümüş
Bitcoin
Emre Değirmencioğlu
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Risk iştahı zayıfladı: Küresel borç yükü büyürken savaş enflasyonu besliyor
Yayınlanma:
3 hafta önce|
19/08/2026Yazan:
BankaVitrini
Küresel mali piyasaların gündeminde tahvil piyasalarında devam eden satış baskısı ilk sırada yer alıyor. ABD’de 30 yıllık tahvil faizi dün %5,34 seviyesine gelerek yaklaşık 20 yılın zirvesini test ederken, bu sabah hafif de olsa geri çekilerek %5,27 seviyesine gevşedi. Almanya’da 30 yıllık gösterge tahvil faizi 2011 yılından bu yana en yüksek seviyesine çıkarken, Japonya’da ise 10 yıllık faiz %3 seviyesine yaklaşarak son 20 senenin zirvesine yükseldi. Dünya genelinde giderek artan kamu borçları yatırımcıları tedirgin ederken, yatırımcılar bu borcu taşımak için daha yüksek faiz talep ediyor.
Sorunun bir diğer ayağında ise giderek artan borçlanma ihtiyacı var. Bütçe açıkları büyürken ABD’nin kamu borcu 40 trilyon dolara yaklaşmış durumda. Üstelik hükûmetler artık kaynak bulmak için yapay zekâ yatırımlarını finanse etmek amacıyla büyük miktarlarda borçlanan teknoloji şirketleriyle de yarışıyor. Hürmüz’de devam eden çözümsüzlük nedeniyle Brent petrolün 90 doların üzerinde kalması da enflasyon riskini canlı tutunca, uzun vadeli tahviller üzerindeki baskı daha da artıyor.
Yükselen tahvil faizlerinin etkisi ise tahvil piyasasıyla sınırlı kalmıyor. Devletin borçlanma maliyeti arttıkça şirket ve konut kredileri pahalanıyor, yatırımlar zorlaşıyor ve yüksek faiz hisse senetlerinin cazibesini azaltıyor. Nitekim tahvil faizlerindeki yükseliş hisse senetlerinin de tadını kaçırmaya başladı. ABD’de önde gelen endeksler gerilerken, risk iştahı denince akla gelen ve teknoloji hisselerinin işlem gördüğü Nasdaq endeksi geceyi %1,3 düşüşle tamamladı. Yeni güne başlarken satış baskısının Pasifik’in diğer yakasına da yansıdığını görüyoruz. Asya’da teknoloji ve yarı iletken hisseleri ABD borsalarına paralel satış baskısına boyun eğdi. Japonya borsası Nikkei bu sabah %2,5 gerilerken, bir süredir sessiz bir seyir izleyen Güney Kore borsası KOSPI bültenimizi yazdığımız erken saatlerde %5,5 geriledi. Anthropic’in yıllıklandırılmış gelirinin temmuz sonunda 65 milyar doları aşmasına rağmen beklentilerin gerisinde kalması da yapay zekâ hisselerindeki temkinli havayı artırdı.
ABD borsalarının vadeli işlemlerinde hafif de olsa kırmızı renk bu sabah da dikkat çekerken, risk iştahındaki zayıflamaya rağmen doların değer kazanmaması dikkatimizi çekti. DXY hafif de olsa gerilerken, USDJPY paritesi kritik 160 seviyesinin sınırında kalmaya devam etti. EURUSD paritesi 1,1585 ile dünkü seviyelerinden pek de uzaklaşmadı. Tahvil ve hisse senedi piyasalarında satışlar öne çıkarken DXY’nin de değer kazanmamasından hareketle, yatırımcıların nereye sığındığı sorusuna net bir cevap veremiyoruz. Zira kıymetli metallerin de bu sabah pek de iyimser bir seyir izlemediğini not etmemiz gerekiyor. Faiz getirisi olmayan lâkin küresel borç sorunlarının arttığı bir ekosistemde talep görmesini beklediğimiz ons altın dün günü %2’ye yakın düşüşle 4,328 dolar seviyesinden tamamlarken, gümüş ise %4’e yakın geri çekilmeyle 63 dolar seviyelerinin diplerini test etti. Altın her ne kadar bu sabah 4,355 dolar seviyesine varan bir toparlanma kaydetse de kıymetli metallerde tatsız havanın korunduğunu söylememiz gerekiyor. Kripto aleminde ise Bitcoin hâlen 64 bin dolar seviyelerinde yatay seyrini koruyor.
Bugün gözler Fed’in temmuz ayı toplantı tutanaklarına çevrildi. Üyelerin enflasyon ve faizlerin bundan sonraki seyri konusunda ne düşündüğüne dair ipuçları piyasaların radarında olacaktır. Son dönemde istihdamın zayıflaması ve enflasyonun görece ılımlı gelmesi, Fed’den yeni faiz artışı beklentilerini azalttı. Bu sabah vadeli faiz kontratlarında eylül toplantısına yönelik beklentinin faizlerin sabit bırakılması yönünde olduğunu görürken, sene sonuna kadar toplam 22 baz puan artırım fiyatlanıyor. Hatırlanacağı üzere geçen haftalarda iki kez 25 baz puan faiz artırımı bekleyen piyasa, bu sabah itibarıyla neredeyse tek bir 25 baz puanlık artırıma geri döndü. Piyasaların yavaş da olsa Fed Başkanı Warsh’un şahin görünümlü bir güvercin olduğunu ve özellikle ABD’de ara seçimlere üç ay kalmışken faiz artırmakta oldukça zorlanacağını kabul etmeye başladığını düşünüyoruz.
ABD ile İran arasındaki diplomasi trafiği ise çıkmaza girerken, ABD Başkanı Trump, İran’la devam eden ya da planlanan herhangi bir görüşme olmadığını söyledi. İran ise Hürmüz Boğazı’nın açılması için ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırması, petrol yaptırımlarını gevşetmesi, dondurulan varlıkları serbest bırakması ve askerî tehditlere son vermesi gerektiğini belirterek geri adım atmaya yanaşmadı. Altı aya yaklaşan savaşta geçici ateşkesin de pazartesi günü sona ermesiyle yakın vadede yeni bir anlaşma ihtimali iyice zayıflamış görünüyor.
Türkiye cephesinde ise dün görece sakin bir seyrin egemen olduğunu gördük. Yurtdışı borsalarda var olan satıcılı havaya rağmen BİST100 ana endeksi yatay seyrederken, yaz etkisi ve düşen hacimlerin de etkili olduğunu düşünüyoruz. USDTRY kuru bebek adımlarıyla 47,93 seviyesine gelirken, Hazine borçlanmaları sorunsuz geçti. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %41 seviyesinde kalırken, CDS risk primi ise 224 baz puana hafif de olsa yükseldi. Ekonomi programında revizyon hazırlığı iddialarına ilişkin dün Hazine cephesinden resmî bir açıklama gelirken, tahminlerimize paralel olarak dedikodu mekanizmasının ömrü pek uzun olmadı.
Son günlerde İsrail’in Suriye’nin kuzeyine yönelik hava saldırıları ve Türkiye’ye yönelik açıklamaları tansiyonu artırdı. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail’in İdlib kırsalında, Türkiye sınırına yakın Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’ne düzenlediği saldırıya ilişkin açıklamalarda bulundu. Barrack, ABD’nin Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir çatışmayı önleme mekanizması kurmaya çalıştığını ifade etti.
Uzun vadeli faizlerde sene başına göre değişim
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.053)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.625)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (597)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.981)
- GÜNCEL (4.584)
- GÜNDEM (3.567)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.737)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.486)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (831)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (61)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- OpenAI'da yaprak dökümü sürüyor: Bir yönetici daha ayrıldı 25/08/2026
- İran'dan kritik iki temas 25/08/2026
- Halkbank'a 1,1 milyar dolarlık ilave kaynak 25/08/2026
- IMF Başkanı Georgieva: Küresel ekonomi enerji şokuna direniyor 25/08/2026
- İran'dan ekonomik savaş çıkışı 25/08/2026
- SpaceX'te yeni üs yatırımı planı 25/08/2026
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kabine toplantısı sonrası açıklamalar 25/08/2026
- Anthropic'ten yatırımcılara devasa 'pazar' sunumu 25/08/2026
- "Hürmüz'deki mayınlar temizlendi" 25/08/2026
- Sektörel güven endeksleri geriledi 25/08/2026
SON YAZILAR
- Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor 05/09/2026
- İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem 05/09/2026
- Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı 05/09/2026
- Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı bitmiyor 03/09/2026
- Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te 03/09/2026
- Perakende devlerinde kârlılık alarmı: BİM pozitif ayrıştı 01/09/2026
- SPK’dan patron satışlarına fren 01/09/2026
- Yeni SPK düzenlemesinde hangi hisseler öne çıkabilir? 31/08/2026
- Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler 30/08/2026
- Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor 29/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu








