Connect with us

EKONOMİ

EKONOMİK KARARLARIN YARATTIĞI KÖTÜ SONUÇLARLA SEÇİME GİTMEK

Yayınlanma:

|

23 Eylül 2021 tarihinde TCMB  kararı ile politika faizi %19 dan %18’e düşürüldü; 17 Aralık 2021 tarihine kadar da  kademeli olarak %14 düşürüldükten sonra, her nedense NAS olmasına rağmen bu tarihten sonra TCMB faiz indirimlerine devam etmemiştir. Kim bilir belki de %14 faizin bir hikmeti vardır. Bu kararlar ülkemizde ekonomide  yeni bir dönem başlatırken karar alıcılar,  beklemediği sonuçlarla karşılaşılmıştır. Her ne kadar süreç içinde birçok kişi karşılaşılabilecek sonuçları ifade etmiş olsa bile bu uyarılar dikkate alınmamıştır.

23 Eylül 2021’de  8.67 olan USD/TL kuru 17. 96’ya,  Eylül 2021’de %19.58 olan TÜFE %79.60’a , %43.96 olan Y-ÜFE ise %144.61’e yükselmiştir. Söz konusu TÜFE ve Y-ÜFE’nin gerçek enflasyon verilerini yansıtıp yansıtmadığı  konusunda da derin tartışmalar bulunurken USD kurunun da piyasa müdahaleleri olmasa kaça kadar gideceğini öngörmek çok zor.

Öte yandan, yıllık bazda Eylül 2021’de 37.8 milyar USD olan Dış Ticaret Açığı, Temmuz 2022’de  61.9 milyar USD olmuştur.  2021’de 9 aylık açık 37.8 milyar $ iken bu yıl 7 aylık açık 61.9 milyar  USD olmuştur. Bu faiz kararları açıklanmadan önce ihracatın ithalatı karşılama oranı, Eylül 2021 itibari ile %88 iken Temmuz 2022 itibari ile %63.7’ye düşmüştür.

Normal koşullarda bir ülkenin parasının değeri düştüğünde, bu ülkede ihracat rakamları artar, ithalat rakamları düşer, böylece dış ticaret açığı azalarak ihracatın ithalatı karşılama oranı yükselir, ülkemizde daha önceki TL’nin değeri düştüğünde böyle olurken bu kez beklenenin tam tersi olmuştur.

Elbette bunun çeşitli sebepleri vardır ancak bir makro ekonomik kararda beklenen sonuçlar gerçekleşmeyince bu kararın doğruluğu konusunu iyice irdelemek gerekir, keza bu dönemde faiz düşürülmesindeki beklenti, özellikle iş aleminin düşük faizlerle kredi kullanarak yatırım yapmasıdır. Ancak böyle olmadığı yetkililerce ifade edilmektedir. Son günlerde TCMB başkanı Sayın Kavcıoğlu’nun  da belirttiği üzere kredilerin daha çok döviz alımına gittiği düşünülmektedir.  Ağustos 2022 bankacılık sektörü verilerine baktığımızda son bir yılda toplam mevduat %92.3 artarken toplam krediler %67.1 artmıştır. Y-ÜFE’nin %144.61 olduğu ve mevduatın kredilerden daha çok arttığı bir ortamda kredilerin çok arttığını söylemek çok da inandırıcı değildir.

Öte yandan son 1 yılda  döviz mevduatı 15 milyar USD ( %5.9) düşmüşken ,  bankaların  kullandırdığı  döviz kredilerinde 15 milyar USD  azalmıştır. Görünen o ki; bankalarda azalan 15 milyar USD döviz mevduatı KKM (Kur Korumalı Mevduata giderken), piyasadan alınan dövizlerle de  15 milyar USD döviz kredisi kapatılmıştır. TL krediler  ile de  ilave alınan dövizler varsa,  bunlarda firmaların hammadde ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile artan ithalat talebi ile stoklara gitmiştir. Dünyada  hammadde temininde zorluklar yaşanırken, fiyatları artarken, basiretli işadamının hammadde stoklarını bir miktar arttırması son derece doğal olsa gerek. Ancak ekonomiyi yöneten kamu otoriteleri bu görüşte değiller.

Son bir yılda enflasyon hızla artarken düşük faiz oranlarından kimlerin yararlandığına baktığımızda işletme kredileri %73.3 artarken toplam tüketici kredi artışı %29.9 olmuştur. Ucuz  krediden tüketiciler değil daha çok iş adamları yararlanmıştır. Enflasyonun yüksek olduğu bir dönemde firmalar  artan işletme sermayesi ihtiyacının bir bölümünü  düşük faizli krediler ile  karşılayarak karlılıklarını da artırmıştır. İSO 500 ve İSO ikinci 500 verilerindeki kar  artışlarına  baktığımızda,  sadece 2021 sonu itibari ile bile sırasıyla %139 ve  %87.8 artış görülmektedir.  Bu ucuz kaynak sayesinde 2022’nin ara dönemlerde de gerek bankaların ( TCMB’nin ucuz fonlaması, Enflasyona endeksli kağıtlar ve Kur korumalı mevduat sayesinde)  gerekse büyük ve orta ölçekli firmaların karlarında %300- %400 civarı artışlar görülmektedir.

Hazine bütçe verilerini incelediğimizde, kurumlar vergisi geçen yılın aynı dönemine  göre % 122.5 artarken,  sabit gerilerden alınan gelir vergisi %59.1 artmıştır. Bu durumda sabit gelirliler enflasyon karşısında ezilirken,  orta ve büyük ölçekli firmaların ise  karlarını arttırarak enflasyon karşısında  ezilmedikleri görülmektedir. Böylece her geçen gün kötüleşen gelir dağılımı ilerisi için daha da  büyük sorun olacak gibi görünmektedir.

Son dönemde yetkili  kamu otoriteleri, kredi kullanımlarının azaltılması konusunda bir takım tedbirler almaktadırlar, böylece hem seçime yakın talebi düşürerek enflasyonu bir miktar kontrol altına almayı hem de seçime yakın yeni kredi kullandırımlarımı için kaynak oluşturulması hedeflenmektedir.  Öyle görünüyor ki krediler konusunda kemerler bir miktar sıkılmakta ve seçime yakın kredi  musluklar  açılacaktır.

Ekonomiyi yönetenler faizi düşürüp talebi arttırmak isterken,  Enflasyon kontrolden çıkmış,  enflasyonu düşürmek için de bu kez kredileri baskılamaya başlamıştır.  Kurları serbest bırakıp,  kurlar hızla yükselip enflasyonu artınca,  bu kez kurlar baskı altında tutulmaya başlanmıştır.  Dış Ticaret Açığını azaltmak isterken,  dış ticaret açığı beklenenin çok çok üzerine artmış.  Politika faizini  düşürmek isterken piyasa faizleri Eylül 2021 öncesinin iki katına çıkmıştır.

“Geniş halk kesimlerini enflasyon karşısında ezdirmeyeceğiz” derken onları daha çok geçim sıkıntısına sokmuştur,  vesselam ne söylendiyse maalesef tersi yaşanmaktadır.  Elbette bu duruma bir çok sebepler ileri sürülebilir ancak ‘uygulanan politikaların hiç mi  suçu yok’ diye bir kez de olsa düşünmekte fayda var. Gelinen ekonomik koşulların kötü olduğu konusunda muhalefet ve iktidar herkes hem fikir. Çözüm ya yeni ekonomi politikaları uygulamak veya günü kurtarmaya çalışmak ya da bir an önce seçime gitmektir.  Zaman zaman yeni ekonomik politikaların ne olabileceği sorulmaktadır.  Bana göre hukukun üstünlüğünü esas alarak,  özgür düşünce ve güven ortamı oluşturmak, liyakatı esas almak, özerk kurumları oluşturmak,  sağlıklı veriler yayınlamak ve sosyal ekonomik, hukuki vb  yönleri ile birlikte ele alınmış politikaların olduğu bir ekosistem yaratmaktır.

Murat ŞENOL – Ekonomist

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Artı beş yüz milyon dolar :)

Yayınlanma:

|

Yazan:

  • Bugün bültenimize sevindirici bir haber ile başlayalım. Her ne kadar bültenimizi takip eden kıymetli okurlarımız bu gelişmeleri her gün düzenli bir şekilde takip etse de, TCMB’nin 7 Haziran ile biten haftaya ait açıkladığı verilerine göre brüt döviz ve altın rezervleri 146,2 milyar dolar seviyesine ulaşarak rekor kırdı. Yaklaşık 4,5 yıl aradan sonra, TCMB’nin swap ve kamu dövizleri hâriç net rezervleri ise 0,5 milyar dolar ile artıya geçerek eksi rezerv konusunu da rafa kaldırdı. Eğer vücudun altını kas ise, merkez bankasının da en önemli kasının altın ve dolar rezervleri olduğu ve bunun da yabancı yatırımcı için ne kadar önemli bir parametre olduğunu unutmamak gerekiyor.
  • TCMB’nin swap hâriç net döviz pozisyonu, yerel seçimler dönemini baz alırsak, ya da son 48 iş gününde 74,5 milyar dolar artış gösterdi. TCMB rekor süratte rezerv biriktirmeye devam ederken, yurtiçi yerleşiklerin parite ve kur etkisinden arındırılmamış seriye göre DTH’ları (döviz mevduatları) 1,8 milyar dolar daha gerileyerek 165,5 milyar dolar seviyesine indi. Böylelikle Mart sonu baz alınırsa, 11 haftada DTH cephesinde çözülme 20 milyar doları aştı. BDDK verisine göre, yine 7 Haziran ile biten haftada bir nevi yabancı para enstrümanı olan KKM 26,5 milyar TL daha azalırken, stok rakamın dolar karşılığı 65,2 milyar seviyesine geriledi. Mart sonuna göre KKM cephesinde de azalma 5,4 milyar oldu. Böylelikle YP mevduatın toplam mevduata oranı (KKM dâhil) %51 seviyesine gerileyerek son dört yılın dibine indi!

Resim

  • Yabancı yatırımcının ise hisse senedi portföyü 542 milyar dolar daha azaldı. Son dört haftada yabancı yatırımcının hisse senetlerinden çıkışı 1,3 milyar dolar olurken, borsanın da limoni havasını özetledi. Öte yandan yine 7 Haziran ile biten haftada, yabancının benzer miktarda DİBS de aldığını görüyoruz. Mart sonuna göre bakılırsa yabancının DİBS portföyü 8,1 milyar dolar artış kaydetti!
  • TL ve TL cinsi yatırım araçlarına ilgi artarken, dolarizasyon eğilimi azalırken, TCMB rezerv biriktirmeye devam ederken, USDTRY kuru ise 32,30 seviyesinin hemen altında dün de sakin bir eğilim kaydetti. TL referans faiz dünü %49,40 seviyesinde tamamlayarak son üç haftanın dibine geriledi. TL’nin piyasada yeniden bollaştığını not edelim. Türkiye’nin yabancı indinde risklerini yansıtan 5 yıl vadeli CDS risk primi 260 baz puan etrafında dar ve sakin bir seyir izlemeye devam ederken, “borsada karar günü” başlıklı hafta içi yazımızda da belirttiğimiz üzere, 10bin endeks seviyesinden zıplayan BIST100 endeksi dünkü günü %2,2 yükselişle 10,391 puan seviyesinden tamamladı. 10bin endeks seviyesinin altında olası bir kapanış durumunda zarar kes uygulayarak hisse senetlerinde özellikle de endeksi sürükleyen bankacılık hisselerinde pozisyon artırılabileceğini düşünüyoruz. Dünkü yükelişte ayrıca uzun bayram tatilinin getirdiği takas avantajı ve dün akşam saatlerinde Sn. Bakan Şimşek’in hisse senetlerine yönelik işlem vergisi konusunun ertelendiği yönünde açıklamasının da yer tuttuğunu düşünüyoruz.
  • MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin son günlerde sosyal medya paylaşımları ve açıklamalarıyla ülke siyasetine hareketlilik getirdiğini not etmemiz gerekiyor.
  • Bahçeli, 31 Mart seçimlerinden sonra gündeme gelen normalleşme tartışmalarına değinerek Sinan Ateş davasından bahsetti ve bu davanın Milliyetçi-Ülkücü Hareket’e yönelik bir itibar suikastına dönüştüğünü belirtti. Davanın 1 Temmuz 2024’teki duruşmasında MHP’nin hazır bulunacağını ve Türk yargısı önünde hesaplaşacaklarını söyledi.
  • Bahçeli, açıklamalarının devamında “Cumhur İttifakı dağılıyor mu” sorularını gündeme getirdi. MHP’nin, ülkenin ve milletin çıkarları için her türlü fedakarlığı göze alacağını belirterek, Ak Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın oluşmasının MHP’nin dileği olduğunu ifade etti. Cumhur İttifakı’ndaki sorumluluklarını yerine getireceklerini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a destek vereceklerini de ekledi. Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Bahçeli’nin açıklamalarına cevap vererek “Cumhur İttifakı kararlılıkla yoluna devam etmektedir” dedi.
  • Yurtdışı piyasalarda ise Çarşamba günü ABD’de açıklanan ve olumlu anlamda sürpriz yapan TÜFE enflasyonu ardından dün de ÜFE enflasyonunu sürpriz yaptı. Yıllık bazda çekirdek ÜFE artışı %2,3 artış kaydederken (beklenti %2,5) manşet ÜFE artışı da %2,5 beklentinin gerisinde kalarak %2,2 oldu. FED ne kadar laf kalabalığı yapsa da, piyasaların FED’den bu yıl 2 adet faiz indirimi talep etmelerini artık normal karşılıyoruz! ABD’de enflasyon verilerinin piyasaların arzuladığı şekilde açıklanması ve 10 yıllık gösterge ABD tahvil getirisinin %4,25 ile 2,5 ayın en düşük seviyesine gerilemesine rağmen, faiz getirisi olmayan kıymetli madenler arzuladığımız performansı bir türlü kaydedemedi. Gümüşün ons fiyatı 29 dolar seviyesine kadar gerileyerek bizleri büyük ölçüde şaşırttı. Uzun bir süredir uzun pozisyon taşıdığımız gümüşte haftalık kapanışın peş peşe ikinci haftada da 30 doların altında olmasını zayıflık göstergesi olarak kabul ederek dün pozisyonlarımızdan kârla çıkma kararı aldık. Altın ise hâlen daha 2,300 dolar seviyesindeki desteğinde tutunmaya devam ettiğini not edelim.
  • ABD borsaları geceyi önemli sayılacak bir değişim kaydetmeden tamamlaması ardından bu sabah pasifiği diğer ucunda kararsız bir seyir görüyoruz. Japonya Merkez Bankası’nın bu sabah sonuçlanan olağan faiz toplantısında ultra düşük faiz oranlarını sabit tutmaya devam ettiğini lâkin devasa parasal teşvikten yavaş ama istikrarlı bir şekilde geri çekilerek büyük tahvil alımlarını azaltmaya başlamaya karar verdiğini görüyoruz. Yaralı aslan JPY, dolar başına 158 seviyesine yükselerek son altı haftanın en değersiz seviyesini test etti. Değersiz YEN’den destek alan gösterge endeks Tokyo borsası %0,7 yükselirken, diğer bölge borsalarında hafif de olsa kırmızılar gözümüze çarpıyor.
  • Piyasaların gündemi bugün çok da karışık görünmüyor. Küresel bazda çok sayıda merkez bankacının konuşması takip edilecek. Türkiye cephesinde TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi ön plana çıkıyor. Gözler ısınan siyasete çevrilirken, genel hatları ile piyasaların olumlu seyrini korumasını bekliyoruz. Herkese iyi bayramları dilerim.

*Menkul Kıymet İstatistikleri

Yabancının devlet tahvili âşkı devam ederken, hisse senetlerine yönelik küskünlüğü de son dört haftadır devam ediyor.

1718341011fab020b702c75482a08c6a305997ca1a_1_1200.jpg

*KKM

Dolarizasyonun önemli bir göstergesi olan KKM ve DTH’ın toplam mevduata oranı %51’e gerileyerek 4 yılın en düşük seviyesini gördü.

171834101249c6aac93ea30e733ebb9e4cbf31f876_2_1200.jpg

*DTH

TL’ye yönelik iştah devam ederken, DTH cephesinde çözülme devam ediyor: son 11 haftada 20 milyar doları aştı.

171834101244b5131c2b16fa7bdb1cde40ba6c0117_3_1200.jpg

*TCMB Brüt Döviz ve Altın Rezervleri

Tüm zamanların zirvesinde!

17183410131d76620998558e599c67018bd0ce2d6b_4_1200.jpg

*TCMB Net Döviz Rezervleri

Swap ve kamu dövizleri hâriç, TCMB’nin net rezervleri 4,5 yıl aradan sonra 0,5 milyar dolar seviyesine yükselerek artıya geçti.

1718341014f47259b54cbd6cf3c622dee13e507d8f_5_1200.jpg

*Yurtiçi bankalar ile yapılan swap işlemleri

TCMB rezerv biriktirdikçe, yurtiçi bankalar ile yapmış olduğu swap işlemlerini de azaltmaya devam ediyor.

1718341014e8c4e80624961dfd911f65ccdcee210d_6_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

EKONOMİ

Dr. Mahfi Eğilmez; “3 türlü ülke var; ‘Gelişmiş, gelişmekte olan, Arjantin ve Türkiye’”

– “Türkiye büyük bir potansiyele sahip. Bilimden kopmadan kendi şartlarımıza uygun bir maliye politikası belirlemek mümkün.”
– “Türkiye’nin birçok sorunu var. En kolay çözülebilecek olanı ekonomidir. Türkiye girdiği hiçbir krizden 1 seneden fazla kalmadan çıkıyor. Ama asıl sorun ekonomi değil.”
– “Siyasetin karışmadığı bütün teknik konularda başarı var. Batılıların keşfettiği en ciddi olay bu. Siyaset ile ekonomi ayrılmalı.”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Ziya Müezzinoğlu anısına düzenlenen “Cumhuriyetin Maliye ve İktisat Politikaları” panelinde 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde Türkiye’nin ekonomi politikalarını tek tek ele aldı. Panelin konuşmacılarından Ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez son yıllarda yaşanılan ekonomik krizin çözümü ile ilgili verdiği cevapta “Yapısal reform deyip duruyoruz, en büyük yapısal reform zaten Atatürk zamanındaydı. Ama biz bunları bozduk. Tekrar başa dönüp onları yapmak zorundayız” dedi.

Altınbaş Üniversitesi ve Türkiye Ekonomik ve Mali Araştırmalar Vakfı (TEMAR) tarafından Eski Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu anısına “Cumhuriyetin Maliye ve İktisat Politikaları” paneli düzenlendi. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıllık tarihinde uygulanan maliye ve iktisat politikaları, konuşmacı olarak katılım sağlayan Ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez ve Emekli Büyükelçi Uluç Özülker tarafından ele alındı. Moderatörlüğünü Vakıf Başkanı Prof. Dr. Mehmet Hasan Eken’in yaptığı etkinliğe ayrıca Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan, TEMAR Vakfı Onursal Başkanı ve Hazine E. Müsteşarı Tevfik Altınok, yönetim kurulu üyeleri ve akademisyenler katılım sağladı.

Osmanlı Devletinden bu zamana kadar olan süreçte ekonomik anlamda Türkiye’nin nasıl ve hangi politikaları izlediğine dair ünlü ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez panelde önemli detaylar paylaştı. 100 yıllık bir tarihte ekonomik düzeyde başarılara imza atılsa da bu başarıların maalesef sürdürülemediğini söyleyen Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eğilmez Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk’ün önemli başarılara imza attığını hatırlattı. Eğilmez sözlerine şöyle devam etti:

“Sanayisi olmayan, tarımda ilkel bir ülke devraldık. Kısacık zamanda 46 büyük yatırımla fabrikalar yapıldı”

“Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğunda Osmanlı’dan nasıl aldığımıza bakmamız lazım. 1923 yılında Türkiye’nin gayri safi yurt içi hasılatı 577 milyon dolar. Kişi başı gelir ise 45 dolar. Bugün geldiğimiz yerde 1,1 trilyon dolardayız, kişi başı gelir de 13 bin dolar. Dış ticaretimiz, ihracatımız 51 milyon dolardı, bugün 250- 300 milyar dolar, ithalat 87 milyon dolardı, bugün yine 300 milyar dolar. Dış ticaret açığımız 37 milyon dolar. Kapitülasyonlar kaldırılmıştı ama Lozan anlaşmasına göre Osmanlı’dan gelen ithalat rejimini 5 yıl süre ile devam ettirmek zorunda idik. Bunların kalkması 1929’u buldu. O yüzden Türkiye dış ticaret açığı verdi. Sonra 1929’da Türkiye kendine uygun politikalar izlemeye başladı ve dış ticaret açığı da ortadan kalktı. Osmanlı’dan gelen nüfusun sadece yüzde 5’i okuma yazma biliyordu. Sanayi hiç yok, sanayi devrimini yakalayamamışız. Tarımda son derece ilkel yöntemlerimiz var. Biz böyle bir ülke devraldık. Atatürk döneminde yapılan fabrikalara bakıldığında 46 tane büyük yatırım var. Bu kısacık zamanda inanılmaz bir atılım.”

“2005 senesinde zenginleştik ve Hollanda sendromuna girdik”

2005 yılının Türkiye’nin ekonomik anlamda bir dönüm noktası olduğunu, AB tam üyelik görüşmelerinden sonra yabancı sermayelerin geldiğini ve ülkenin “Hollanda Sendromu” yaşadığını hatırlatan Eğilmez, “Ben Cumhuriyet Dönemini ikiye ayırıyorum, başarılı bir dönemimiz var, Atatürk dönemi. Sonraki dönemlerde ara ara başarılar var ama sürdürülememiş. 2005 yılı ise Türkiye için dönüm noktasıdır; AB tam üyelik müzakerelerine karşılıklı olarak girmişti. 2006 yılında Türkiye’ye sadece 1 yılda 22 milyar dolar yabancı sermaye aldı. 1925 ile 2005 yılları arasında Türkiye’ye gelen toplam yabancı sermaye 15 milyar dolardır. 2005 ile 2010 arasında toplamda da 72 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye gelmişti ve Türkiye Hollanda sendromu yaşadı. Bol döviz girdisi oldu. Kendimizi zengin hissettik bol paralar harcadık. Ama bu zenginliğimizi iyi değerlendiremedik. Yüksek teknolojili sanayiye yatırım yapmadık. Bu arada Türkiye sıkı para politikası izledi, enflasyonu kontrol altına aldı, kur sabitlendi ve biz o sırada cari açık verdik. Bu da geleceğe dair inanılmaz sorunlara yol açtı. Bu dönemin kur politikası dalgalı kur politikası idi, kur serbestti ve çok az müdahale ediliyordu kura, 2013 sonrasında işler değişti. Piyasa ekonomisinden adım adım uzaklaşma başladı. Türkiye, AB ile sıkı ilişkini kaybetti, politika belirsizlikleri ortaya çıkmaya başladı. Dalgalı kurda devalüasyon yaptık mesela. Serbest piyasada faiz belirledik. Özellikle 2018’den sonra başkanlık sisteminden sonra ekonomi politikasını kaybettik” dedi.

“3 türlü ülke var, gelişmiş, gelişmekte olan ve ‘Arjantin ve Türkiye’”

Ekonomik krizden çıkmak için her ülkenin kendi özelinde değerlendirme yapmasını, başka ülkelerin uyguladığı politikaların bir diğer ülkede aynı sonucu vermeyeceğini ama hangi politika izlenirse izlensin bilimden kopulmaması gerektiğinin önemle altını çizen Eğilmez ayrıca Türkiye-Kore kıyaslamasını da katılımcılarla paylaştı. 1980’li yıllarda Türkiye’nin Kore’den daha iyi şartlara sahip olmasına rağmen son yıllarda özellikle doğru teşvik yönteminin ve eğitimin Kore’yi kalkındırdığını söyleyen Eğilmez, “1980’lerde Türkiye ve Kore kıyaslaması çok konuşulur. 1980’lerde Kore’nin kişi başı geliri 1950 dolar, Türkiye 2050 dolar idi. Bugün Kore 37 bin dolar, Türkiye ise 13 bin dolarda. Kore ile kıyasladığımızda çok ciddi bir başarısızlık var. Kore teşvik sistemini olağanüstü doğru kullanmış durumda. Mesela marka seçmiş ve bu markaları dünya markası haline getirmiş. Biz de önümüze gelene, büyümesine bakmadan herkese tanıdık diye teşvik vermişiz. 250 yıldır tekstil sektöründe olup da marka yaratamamış tek ülke Türkiye’dir. Biz niye Kore kadar başarılı olamadık sorusunun bir diğer yanıtı da eğitim sistemidir. Ülkemizde hiçbir zaman doğru değildi ama gittikçe daha da kötü olmaya başladı. Kore’de çocuklar 12 saat okulda. Bu 12 saat sadece ders yok tabi çocuklar orada hobi, yetenek ediniyorlar. Okullarda hademe yok, temizliklerini de kendileri yapıyorlar ve sorumluluk bilinci artıyor. Diğer bir can sıkıcı konu ise Balkanlar… Düne kadar komünizm altında olan ve ilerleyemediğini düşündüğümüz Balkanlar inanılmaz bir gelişim sağlıyor. Bugün Romanya ve Bulgaristan’da kişi başı gelir 17 milyon dolar. Bizde 13 milyon dolar. En kötüsünü de en sona sakladık; bana hep sorarlar ‘Arjantin gibi olur muyuz’ diye ama maalesef Arjantin bizden iyi. Bir ekonomist ‘3 tür ülke vardır’ diyor; “gelişmiş, gelişmekte olan ve Arjantin.” Ben oraya Türkiye’yi de ekledim. Yani gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve ‘Arjantin ve Türkiye’. Bu iki ülkenin inanılmaz bir potansiyeli olmasına rağmen siyaset işin içine girince maalesef bu duruma gelindi. Biz de doğru adımlar atamadığımız için bir türlü ilerleyemiyoruz” şeklinde konuştu.

“Siyaset ve ekonomi ayrılmalı”

Türkiye’nin her krizden 1 yıl içinde çıktığını asıl sorunun ekonomik sorun olmadığının altını çizen Eğilmez güven kaybının daha büyük sorun olduğuna değindi. Ekonominin artık siyasetten uzaklaşması gerektiğini de hatırlatan Eğilmez sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Bizim Türkiye olarak çok sorunumuz var. Ama en kolay çözülebilecek olanı ekonomik sorundur. 50 -60 milyar dolarla büyük oranda çözersiniz. Türkiye girdiği hiçbir krizden 1 seneden fazla kalmıyor, çıkıyor. Ama artık eskiden yaşadığımız ekonomik kriz ile bugün yaşadığımız ekonomik sorun arasındaki en büyük sorun güven kaybı. Birbirimize olan güveni kaybettik, demokrasimizi kaybettik… Yapısal reform deyip duruyoruz, en büyük yapısal reform zaten Atatürk zamanındaydı. Ama biz bunları bozduk. Bunları boza boza bugüne geldik, tekrar onları yapmak zorundayız. Basa döneceğiz, hukuku tekrar restore edeceğiz. Bugünlere gelirken bizler de seyrettik, mesela; Cumhuriyet burjuvazi üzerine düşeni yapmamıştır. Tarikatlar Türkiye’de yurtlar kurdu, bütün çocukları ele geçirdi. Cumhuriyet burjuvazi yurtlar açamadı. Her şehirde 10 tane yurt yapamaz mıydı? O çocukları bedava okutamaz mıydı? Tarikatlar yaptı işte. Hep beraber seyrettik. Çocuklara bu dünya yalan dediğinizde çocukların dünya ile bağını koparıyorsunuz. Nüfusun yüzde 50’sini böyle kaybettik.”

“Siyasetin karışmadığı konularda başarılı, karıştığı konularda başarısız oluyoruz”

“Siyasetin karışmadığı bütün teknik konularda başarı var. Karıştığı bütün teknik konuları da mahvetmiştir. Batılıların keşfettiği en ciddi olay bu. Mesela; enflasyonla mücadele. Bu talimatı merkez bankası veriyor çekiliyor, nasıl mücadele edileceğini teknisyenler karar veriyor. Bizde öyle değil. Böyle olunca da olay yanlış ilerliyor. Mesela futbolla voleybola bakın, futbolda siyaset olduğu için ne durumdayız voleybolda siyaset olmadığı için ne kadar başarılıyız. Bizim en ciddi sorunlarımızdan biri; siyaset her işin içinde. Ayrıca çok fazla konunun içinde nerede olduğumuz da belli değil.”

Okumaya devam et

EKONOMİ

Geniş tanımlı işsizlikte tarihi zirve: 10 milyon 712 bin!

DİSK-AR İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu (Haziran 2024) yayımlandı!
1- Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 27,2!
2- Geniş tanımlı işsiz sayısı pandemi döneminin üzerinde!
3- Zamana bağlı eksik istihdam bir yılda 1,6, bir ayda 1,3 milyon kişi arttı!
4- 40 saatin altında çalışanların yüzde 50’si daha fazla çalışmak istediğini ifade ediyor!
5- Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 33,7!

Yayınlanma:

|

TÜİK’in Nisan 2024 Hanehalkı İşgücü Araştırması (HİA) sonuçları 10 Haziran 2024’te yayımlandı. Mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 8,5 mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsizlik oranı (âtıl işgücü) ise yüzde 27,2 seviyesinde gerçekleşti. TÜİK’e göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde dar tanımlı işsiz sayısı (mevsim etkisinden arındırılmış) 2024 Nisan ayında 3 milyon 42 bin oldu.

DİSK-AR tarafından TÜİK verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı ise Nisan 2024’te 10 milyon 712 bin kişi olarak gerçekleşti. TÜİK’e göre pandemi öncesinde, 2019 Nisan’da yüzde 13,8 olan dar tanımlı işsizlik Nisan 2024’te yüzde 8,5 olarak gerçekleşti. Ancak aynı dönemde geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 19’dan yüzde 27,2’ye yükseldi. Son 1 yılda geniş tanımlı işsiz sayısı 1 milyon 204 bin artarak 9,1 milyondan 10,7 milyona yükseldi. Covid-19 salgını sonrası geniş tanımlı işsizlik oranı 8,2 puan, geniş tanımlı işsiz sayısı ise 4 milyon 218 bin kişi arttı.

TÜİK tarafından yayımlanan HİA verilerine göre Nisan 2024’te geniş tanımlı işsizlikte (âtıl işgücü) artış devam etti. Geniş tanımlı işsiz sayısı son bir yılda 1 milyon 631 bin, son 10 yılda (2014-2024 arası) ise 5 milyon 385 bin kişi arttı.Böylece son 10 yılda geniş tanımlı işsiz sayısı 3,3 katına çıktı.

Potansiyel işgücü sayısı son bir yılda 548 bin kişi artarak 3,1 milyondan 3,7 milyona yükseldi. Potansiyel işgücündeki artış on yıllık dönemde 1 milyon 637 bin kişi oldu. Zamana bağlı eksik istihdam kapsamındaki artış ise çok daha çarpıcı oldu. Haftalık 40 saatten daha az çalışan ve imkanı olması durumunda daha çok çalışmayı isteyenleri kapsayan zamana bağlı eksik istihdam edilenlerin sayısı son bir yılda 2,4 milyondan 4 milyona yükselerek 1 milyon 567 bin kişi arttı. Zamana bağlı eksik istihdam edilenlerin sayısı son on yılda ise 3 milyon 286 bin kişi arttı.

Resim

2024 Nisan’da zamana bağlı eksik istihdam edilenlerin sayısının 3 milyon 983 bin olduğu düşünüldüğünde 40 saatten daha az çalışanların yüzde 49,5’i daha fazla çalışmak istediğini beyan etmiştir. 40 saatten daha az çalışanların yarısının daha fazla çalışmak istediğini beyan etmesinin ve zamana bağlı eksik istihdamdaki bu artışın sebebi yüksek enflasyon ile geçim zorluğu yaşayanların çalışma süresini artırarak daha fazla ücret elde etmek istemeleri olabilir.

Rapordan diğer bulgular şöyle:

  • Nisan 2024’te mevsim etkisinden arındırılmış HİA verilerine göre işsizlik türlerinin en yüksek olduğu kategori yüzde 33,7 ile geniş tanımlı kadın işsizliği olmaya devam ediyor.
  • Resmi işsizlerin yaklaşık yüzde 90’ı işsizlik ödeneği alamıyor!
  • Geniş ve dar tanımlı işsizlik farkı en yüksek düzeyinde: 18,7 puan!

Rapora erişmek için tıklayınız.

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.