Connect with us

GÜNDEM

GÜNDEM : Ruble ile kısmi doğalgaz ticareti… Mümkün mü?

Yayınlanma:

|

  • Türkiye kullandığı gazın yaklaşık yarısını Rusya’dan ithal ettiğini peşinen belirterek başlayalım. Ticaret Bakanlığı verilerine göre, Rusya’dan 2021 yılında 28,9 milyar dolar ithalat yapan Türkiye, Rusya’ya 5,8 milyar dolar ihracat yapmış. Bu rakamların 2022 yılının ilk 7 ayına tekabül eden karşılığı 32,1 milyar dolar ithalat ve 3,6 milyar dolar ihracat şeklinde. Demek ki, Rusya’ya dış ticaret açığı veriyoruz. Bu rakamların ışığında, ticaretin kabaca 6 milyar dolarlık kısmının TL ve Ruble ile olabileceğini düşünüyoruz. Geri kalan kısmına ise, iki ülke arasında FX swap anlaşması yapılmadan çok da fazla bir anlam yüklemek istemiyoruz (özetle dolar ile olmak zorunda).
  • Rusya’nın gazı Ruble ile satması, Batının uyguladığı Ukrayna kapsamında ambargoların altında Rusya’nın menfaatine olacağını düşünüyoruz. Ticaretin tümünün Ruble ile ödenmesi neredeyse (swap olmaksızın) imkansız keza o kadar çok Ruble’yi nereden bulacağımız ve karşısında ne vereceğimiz şimdilik meçhul. Zaten varılan mutabakatta, Rus doğalgazının ‘kısmen’ Ruble ile alınacağına da yer verilmiş. Eğer gaz faturası TL üzerinden ödenecek olsaydı, yani basabileceğimiz veya fonksiyonel milli paramız ile, bunun etkisinin (döviz talebi yaratmayacağından) çok daha anlamlı olabileceğini düşünüyoruz. Hülâsa, Ruble ile ‘kısmi’ ödeme yapmak Türkiye açısından çok da bir şey değiştirmeyecektir.
  • Bu arada, Akkuyu santrali için Rusya’dan geldiği yönünde iddia edilen paralar sonrası eurobond faizlerinde geçen haftalarda ciddi düşüşler yaşanmış, Türkiye’nin yabancı indinde risklerini yansıtan 5 yıl vadeli CDS risk primi de 900 seviyelerinden 730 seviyesine kadar gerilemişti. Bu minvalde, Türkiye ile Rusya arasındaki yeniden başlayan yakınlaşmaya Batı’nın da tepkisi gecikmedi. Financial Times haberlerine göre, iki ülke arasındaki artan dirsek temasına karşı Batı cephesinde olası bir yaptırımın da telaffuz edilmeye başlandığını okuyoruz!
  • USDTRY kuru haftanın büyük bir kısmını psikolojik 18 seviyesinin hemen altında büyük ölçüde 17,96 seviyelerinin etrafında kamunun da desteği ile tamamlarken, Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Soçi dönüşü Rusya’dan gaz alımlarını Ruble ile ödenmesi konusunda mutabık kaldık açıklaması ardından haftanın kapanışının da 17,90 seviyesinin kıyısında gerçekleştiğini görüyoruz. Borsa İstanbul 100 endeksi ise haftayı 2,750 puandan ve tüm zamanların zirvesinden tamamlarken, teknik bir bakış açısı ile, Borsa İstanbul’da grafiğinde negatif uyumsuzluk yaşandığını görüyoruz. Fiyat yeni zirveye giderken, güç göstergelerinin bunu desteklememesi, yükseliş eğiliminin sağlık olmadığını düşündürüyor. Öte yandan, USDTRY kurunda, büyük çoğunluk geminin tek tarafına yaslanırken, biz aysonu 17,88 seviyesinden kâr al çalıştırarak uzun pozisyonlarımızdan çıkmış ve gelişmeleri takip etmek için kenara çekilmiştik. Yeni haftanın kapanışının da 17,90 seviyesinin altında olması, aşağı yönlü bir hareketin ivme kazanmasına sebebiyet verebilir (bakınız grafik).
  • Her ayın ilk Cuması olduğu, ABD Çalışma Bakanlığı tarafından açıklanan resmî istihdam raporu berberinde güçlü sinyaller verdi. Ne demek istiyorum biraz açalım. İlk önce rapor öncesi anketlere bakalım: tarım dışı istihdamın 250bin kişi artması, işsizlik oranının %3,6’da sabit kalması ve yıllık maaş artışının ise %4,9’a gerilemesi bekleniyordu. Demek ki veri beraberinde 2 alt ana başlığı da içeriyor: biri istihdam (ekonomi ne kadar dinamik) ikinci kısmı maaş düzeyi yani enflasyonist dinamikler.
  • Rapor, piyasaların tam olarak arzu ettiği düzlemde açıklanmadı. İstihdam verisi 528bin kişi (beklentinin iki katı) artarak güçlü büyüme sinyali sunarken, gelirlerde yıllık bazda artış %5,2 ile beklentinin üzerinde sonuçlanarak enflasyonun hâlen daha güçlü olduğu sinyalini verdi. Elbette, FED’in faiz artırımlarının yarattı resesyon kaygıları da bu veriler ile geride kalırken, FED’in bir sonraki toplantısında da 75 baz puan faiz artırma ihtimalinin yüksek olduğu görüşünü de destekledi.
  • Piyasaların veriye olan tepkisi hâliyle ilk etapa negatif olsa da, haftanın son işlem saatlerinde olumsuz havanın törpülendiğine şahit olduk. Keza, piyasaların ana kaygısı olan resesyonun şimdilik gündemin ilk sırasında düşmesi daha bir ön planda kaldı. ABD borsaları geceyi karmaşık bir seyrile tamamlarken,  Amerikan 10 yıllık tahvil faizinin %2,82 seviyesinden haftayı tamamlaması ile doların elini kuvvetlendi: EURUSD paritesi 1,0180 seviyesine çekilirken, altın ve gümüş kazanımlarını bir kısmı geri vererek haftayı sırası ile 1,775 ve 19,88 dolar seviyesinden tamamladı. Yeni hafta başlangıcında da mevcut seviyelerin korunduğunu not edelim.
  • Hazır pariteden söz etmişken, Euro bölgesinin enerji konusunda ‘göbekten’ Rusya’ya bağlılığı ve enflasyonla mücadele için faiz artırımlarına başlamasına paralel resesyona kaygıları da artmış durumda. Öte yandan,  ABD’de devam eden sağlam büyüme ve istihdam güçlü dolar döngüsü içinde, EUR’yu yeniden ‘parite’ seviyesinin aşağısına doğru itme potansiyeli taşıdığına neredeyse kesin gözüyle bakıyoruz. İngiltere Merkez Bankası, ilk faiz artıran ülke olmasına rağmen, enflasyonun %13 seviyesine doğru ilerlediği tahminine paralel, geçen hafta 27 yılın en büyük faiz artırımını yapması (devamının da geleceği beklentisi ile) ardından bir yıldan fazla sürecek bir ekonomik durgunluk uyarısında bulundu. GBPUSD paritesinde de riski aşağı yönlü görüyoruz. Radar menzilimizde 1,1450 seviyesi bulunuyor.
  • ABD güçlü sonuçlar üreten istihdam raporu ardından gözler Çarşamba günü yine ABD’de açıklanacak Temmuz ayı enflasyon verilerinde olacak. Nasdaq’ın son 34 iş gününde kaydettiği %20 yükselişin arkasında, FED’in beklenenden önce faiz artırımlarına son vereceğinin yattığını düşünüyoruz. İstihdam raporunun sergilediği ipuçlarına bakılırsa, piyasaların umudu kısa vadede pek de gerçekleşmeyebilir! Bu minvalde, Çarşamba günü çekirdek enflasyonun aylık %0,5 yıllık ise %6,1 artması beklenirken, manşet TÜFE enflasyonun aylık %0,2 yıllık ise %8,7 artması bekleniyor (Haziran %9,1 ; sene 1981 sonrası en yüksek enflasyon). İçeride ise Perşembe günü açıklanacak ödemeler dengesi istatistikleri ve hafta boyunca yapılacak tahvil ihraçları önem arz edecektir.

>Rusya ile dış ticaret

Rusya’dan 2021 yılında 28,9 milyar dolar ithalat yapan Türkiye, Rusya’ya 5,8 milyar dolar ihracat yapmış. Bu rakamların 2022 yılının ilk 7 ayına tekabül eden karşılığı 32,1 milyar dolar ithalat ve 3,6 milyar dolar ihracat. Demek ki, Rusya’ya dış ticaret açığı veriyoruz. Bu ilişkinin kabaca 6 milyar dolarlık kısmının TL ve Ruble ile olabileceğini düşünüyoruz. Geri kalanı ise (swap olmaksızın) dolar ile olmak zorunda.

16599323114d39a7f89c1546c727e4612274cc3c8f_1_1200.jpg

>BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)

Temmuz’da gıda fiyat endeksi %8,6 düşerken, yıllık bazda %13,1 artış kaydetti. Türkiye’de Temmuz’da gıda fiyatları sırası ile aylık %3,15 ; yıllık %94,65 artış kaydederken, bu rakamların KKTC’de karşılığı %2,75 ve %124,88! Küresel gıda fiyatları düşerken, Türkiye ve KKTC’de artmaya devam ediyor.

1659932311d7fcf00be700f16822e1533ba75bff5c_2_1200.jpg

>Gram Altın

Gram altın yeniden 1,023 TL seviyesini test ederek haftayı tamamladı. 1,023 seviyesini uzun bir süredir telaffuz ediyoruz. Henüz üzerinde kapanış göremedik. 1,023 seviyesinden kurtulması durumunda daha da yukarıda 1,065 seviyesini takip edeceğiz.

16599323122fc38145583f92440f304b4febd3913a_3_1200.jpg

>Borsa İstanbul

Borsa haftayı yeni bir zirve seviyesinden tamamladı. Lâkin, teknik mânâda, fiyat haftayı zirvede tamamlarken, güç göstergelerinden RSI bunu teyit etmediğini görüyoruz. Teknik analizde bu duruma negatif uyumsuzluk deniyor (fiyatı tepe noktasına ulaşırken teknik gösterge tepe noktasının aşağıda olması) ve yükselişin sağlıklı olmadığını düşündürüyor.

165993231224a305a93783efcb1c09d1106cbcd791_4_1200.jpg

>USDTRY

Geride bıraktığımız haftanın büyük bir kısmını psikolojik 18 seviyesinin hemen altında geçirirken, haftayı 17,90 seviyesinin diplerinde tamamladı. Herkes geminin tek tarafına yaslanırken, biz aysonu 17,88 seviyesinden kâr al çalıştırarak uzun pozisyonlarımızdan çıkmıştık. Yeni haftanın da kapanışının 17,90 seviyesinin altında olması, aşağı yönlü isteği canlı tutabilir.

165993231262d086e9b6c83d5fab8efb30830e1241_5_1200.jpg
>Ethereum

Geride bıraktığımız hafta, 1,695 dolar yatay direnç seviyesine işaret ederek üzerinde haftalık kapanışın ilk etapta 1,824 dolar seviyesine doğru bir isteği artıracağını paylaşmıştık. Bu haftayı da 1,695 dolar seviyesinin hemen üzerinde kapatan Ethereum’da, yukarı yönlü isteğin korunabileceğini düşünüyoruz.

165993231350bf5cd6cbf2167a22d8658a683ae1aa_6_1200.jpg
İKTİSATBANK

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.