Connect with us

Abbas Karakaya

DEVLETTE DEVAMLILIK İLKESİ DE GÜÇLÜDEN YANA

Yayınlanma:

|

“Devlette devamlılık esastır” bir hukuk kuralı. Devlette işlerin ona buna şuna göre değil, bir takım kurallara göre, kesintiye uğratılmadan sürdürülmesi demek. Ne ala, güzel bir kural. Kurallar vardır, ama kim için? Çekmeköy Deresi ıslahına bu kavramla bakalım.

Bir önceki dönemden planlanmış bir iş dere ıslahı ama ortada onaylı projesi yok. Ama beş aydır buldozerler sahada. Onlarca yılın ağaçları, endemik bitkileri düzlendi, kesildi. Gösterilen tepki ve direnişe bağlı olarak tatbikatı değişen proje tamamlandığında İBB Peyzaj ve Ağaç A.Ş. sahaya girip yeni baştan ağaç dikecek! şaka değil, gerçek. Asıl söylemek istediğim şu: Dere ıslahının, son iki-üç yıldır dere vadisine dikilen sitelerle ilgisi kuvvetle muhtemel. Su havzaları rant uğruna betonlanıyor; “durdurun araştırın” diyoruz. Yok yok, şüphe bir yana: “dere koruma bandında” diye bir ev yıkıldı ama İSKİ ölçüm ve kayıtlarına göre bu ev dere koruma bandının 16.5 m. dışında. Bitmedi, bu yıkılan ev (gecekondunun) yerine bir apartman dikildi. Şaka değil, gerçek. Bu durum bile dere ıslahını durduramıyor, şimdiki İBB yönetimini vazgeçemiyor bu tuhaf işten. Neymiş, ihalesi çoktan yapılmış, geçen dönemden yapılmış da ondan. İBB ne olursa olsun, insanların, derenin, toprağın ağacın mağduriyeti ne olursa olsun, kamuya verilecek zarar ne olursa olsun vazgeçmiyor dere ıslahından. Çünkü devlette devamlılık esastır! 

Islah mı yıkım mı belli değil

Peki, dere koruma bandından olmadığı halde yıkılan evlere bu kural neden uygulanmaz? Bu insanlar evlerini yaptıkları yerleri 1980’li yıllarda muhtar senedi ile almışlar. O zamanlar Çekmeköy adında geçtiği gibi idari bakımdan bir köydür. Anadolu yakasının odun ihtiyacının karşılandığı bir köy. İlçenin adındaki ‘çekme‘ sözcüğü odun çekilen yer, köyden gelmektedir. Bu insanlar bu yerleri köydeki en yetkili devlet görevlisinden parası karşılığı almışlar. Buraları ev, yuva haline getirmişler. Ağaçlar dikmişler, şenlendirmişler. Burada yaşayan insanlara devlet adres vermiş, oy kullanmışlar. Elektrik, doğalgaz, su bağlanmış. Yıllarca çöp vergisi, emlak vergisi ödemişler. Ama günün birinde buraları önce kapalı odalarda, sonra belediye- zaten davalık olmuş imar planlarıyla- kılıfına uydurulup imara açılıyor.  İmara açanlarla kol kola bu insanların evleri yıkılıyor. Nerede kaldı devlette devamlılık ilkesi?

Demek ki neymiş? Devlette devamlılık ilkesi kimden yanadır, diye de sormalıymışız. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, burada da güçlünün yanındaymış. Arkasızın, yoksulun değil. Siyaseti servet yapma aracı olarak görenler ile müteahhitlerden yanındaymış.

Gördüklerimizi, yaşadıklarımızı sineye mi çekseydik Vicdansızlık olurdu

Süreç işlerken tepkilerimizi dile getirdik. Sesimizi duyurabildiğimiz kadar her yere duyurmaya çalıştık. “Ortada ailelerin mağduriyeti var” dedik. Hukuksal süreçten de vaz geçilmedi. Güzel haber, Mimarlar Odasından geldi.

Su toplama alanlarındaki yoğunluk ve yeşil alanların birilerine peşkeş çekilmesi nedeni ile Mimarlar Odası’nın Çekmeköy Belediyesi’ne açtığı davanın sonuçlandığı ancak tebligatta gecikmenin yaşandığı konuşuluyor. Hem 1/ 100’lik hem de 1/ 5000’lik planların iptali için açılan dava sonuçlanırsa; Merkez Mahallesi, Mimar Sinan, Mehmet Akif, Hamidiye ve Çamlık Mahallesi’ndeki planlar durdurulacak.

ÇEKMEKÖY’DE İMAR PLANLARI İPTAL EDİLİYOR! (flashaber.com.tr)

İmar plan iptallerinin İstanbul’da en çok Çekmeköy’de yaşanıyor. 2017’de yine 5 mahallede planlar iptal olmuş ve 1 sene inşaatlar durdurulmuştu. “İmar planları kim yapıyor, nasıl yapılıyor” soruları sahibini arıyor.  Çekmeköy Belediyesi ekiplerinin İmardan sorumlu ekipleri, Hukuk sorumlularının bu süreçte iyi sınav vermedikleri sınıfta kaldıkları bir kez daha tekrarlanmış oldu. Olan evleri yıkılıp sokağa terk edilen vatandaşlara oldu.  

Abbas Karakaya

ABD’DE MARTİN LUTHER KİNG (MLK) J. GÜNÜ

Yayınlanma:

|

Nasıl bir MLK portresi?

Her yıl Ocak ayının üçüncü Pazartesi ABD’de Martin Luther King J. günü olarak idrak ediliyor. 1986 yılından beri. O gün tüm ülkede resmi tatil ilan ediliyor; resmi daireler, okullar, üniversiteler kapalı. Okullarda King’den konuşuluyor, hayatı, yaptıkları (ama hepsi değil) hatırlanıyor. Değişik yaş günü çocukları için yazılmış kitaplar okunup animasyonlar izleniyor. Mesela, çalıştığım okulda değişik sınıfların hazırladığı MLK konulu posterler koridorlarda sergileniyor, koridorlarda sergilenen birçok şeyle beraber.  Yaşadığımız şehrin halk kütüphanesinde de o gün bir dizi etkinlik vardı. Kısaca, MLK’nin günümüz Amerikan popüler kültüründe görünür bir yeri olduğu söylenebilir.

Martin Luther King Afrika kökenli Amerikalıların yüzyıllara yayılan eşit yurttaşlık mücadelesinde 1950’li, 1960’lı yıllara damgasını vuran çok önemli bir insan hakları eylemcisidir. King ve arkadaşlarının ve başka grupların 1950’lerde başlattıkları eşit yurttaşlık mücadelesi tutuklamalar, polis şiddeti, linçler, tehditler, cinayetler içinde geçmiştir. King de bu yıllar içinde 29 kere tutuklanmış, tehdit edilmiş, FBI’ca izlenmiş, evi bir kez bombalanmıştır. King, bu on yıllardaki Zencilerin Eşit Yurttaşlık mücadelesinin kıvılcımı sayılabilecek Montgomery Otobüs boykotuna (1955) dâhil olmuş. İnatla 381 gün sürdürülen boykot başarı getirmiş. Bu boykota yol açan hareketse, eşit yurttaşlık mücadelesinden gelen, Rosa Parks adlı Zenci bir kadının otobüslerde Beyazlara tahsis edilen bir koltukta oturmakta ısrar etmesi ve bunun sonucunda tutuklanmasıdır. Tutuklanma boykot fikrini ortaya çıkarmış. Sonunda, otobüslerdeki oturma planlarındaki ırkçı uygulama kaldırılmış ve bu sonuç alıcı, başarılı boykotla başlayan, çeşitlenen ve kitleselleşen hak arama mücadelesi özellikle güneydeki Zencilerin içleri acısı durumunu, uğradıkları haksızlıkları, ırk ayrımını, polis şiddetini tüm Amerika’nın ve dünyanın gündemine taşımıştır.

ABD’de o yıllarda yaşanan ayrımcılığın boyutları korkunçtur. Hayatın her alanında Zenciler ikinci sınıf vatandaştır ve bütün yaşam alanları ayrılmıştır. Yani Beyazlarla Zencilerin oturduğu semtlerde gittikleri okullara, bindikleri otobüslerden/koltuklardan yemek yedikleri lokantalara, alışveriş ettikleri dükkânlara kadar her yer ayrıdır. Deyim yerindeyse Zencilere vebalı muamelesi yapılır. Öyle ki bindikleri asansör, kamusal alanlardaki su sebilleri bile ayrılmıştır. Dahası, 20. yüzyılda Zencilerin oy verme hakkı bile yoktur. Böyle bir ortamda 1929 yılında, üst orta sınıf bir aileye doğan King ömrünün sonuna kadar bu eşitsizlikleri, sivil itaatsizlik diyebileceğimiz şiddeti dışlayan metotlarla değiştirmeyi, Afrikalı Amerikalılar için cehennem olan yaşamı değiştirmeye, iyileştirmeye adamıştır. King ve arkadaşlarının ve aynı amaç için çalışan başka grupların yürüyüşler, protestoları polisin ve paramiliter güçlerin saldırılarına, linçlerine rağmen sürmüş, on yıllık mücadele 1964 ve 1965’de hukuki kazanımlar getirmiştir. Dönemin Amerikan hükümeti, 1964 yılında eşit yurttaşlık kanununu, 1965’de Zencilere oy kullanma hakkı veren kanunları çıkarmak zorunda kalmıştır. MLK’ye barışçıl hak arama eylemlerinden dolayı 1964 yılında Nobel Barış Ödülü verilir.

Ancak, kısa hayatının son dört, beş yıllarında kazanılan hukuki başarıların Zenci toplumunun hayatını (iş, aş, barınma, toplumsal konum) pek de değiştirmediğini görür. Amerikan devletinin yayılmacı politikalarına, savaşa, militarizme ayırdığı bütçeyi açıkça eleştirmeye başlar. Savaşa, bombaya harcanan milyarlarca doların toplum için, toplumun yoksullukla savaşa harcanmasının. Beyazlardan büyük tepkiler alır. Zamanın New York Times gazetesi Vietnam savaşını karşı çıktığı için MLK’yi ‘vatan haini’ ilan eder.  Radikalleşen, ırkçılıkla yoksulluk arasında ilişkiler kuran, devrimci bir yönsemeye giren King’ten kendi Zenci toplumundan da rahatsız olanlar çıkar. King’teki bu değişimde, aynı on yılların eşit yurttaşlık mücadelesinde en başından beri daha radikal ve sözünü sakınmaz olan Malkom X’in 1965 yılında suikasta kurban gitmesinin de payı vardır. Ne yazık ki, Martin Luther King de üç yıl sonra, 1968 yılında, temizlik işçilerinin grevine destek vermek için gittiği Memphis, Tennessee’de, Malom X gibi bir başka suikasta hayatını kaybeder. O sırada kaldığı motelin balkonunda dışarıyı seyrederken keskin bir nişancı tarafından boğazına isabet ettirilen kurşunla öldürülür.

Şimdi, yazımızın başındaki soruya dönersek, popüler kültürde, okullardaki anmalarda, videolarda, kitaplarda gösterilen MLK portresi soyut bir özgürlük ve eşitlik mücadelesi veren imrenilecek biridir. Bu sunumlarda MLK’nin ikinci dönemi diyebileceğimiz devrimci dönemine yer yoktur, görmezden gelinir. Özellikle de MLK’in kapitalizme, ABD’nin silahlanmaya ayırdığı bütçe, çok daha spesifik olarak Vietnam savaşına karşı çıktığına değinilmez. Unutturulmaya çalışılır. Her ne kadar bu Ocak ayında Boston’da bir başka MLK anıtı açılmış olsa da ana akım medyada, okullarda vs.’de karşımıza ehlileştirilmiş bir MLK çıkarılır.

Dr. Abbas Karakaya-29 Ocak 2021

 

Okumaya devam et

Abbas Karakaya

ABBAS KARAKAYA yazdı: W 3 OTOBÜSÜ

Yayınlanma:

|

Bu sabah da gördüm. Anneyle kızını. Babası olduğunu düşündüğüm kalın gövdeli (anne daha kilolu), kirli sakallı, gamsız görünen adam yoktu. W3 otobüsünün müdavimlerinden bir aile. Üzerindeki kalın, uzunca hırkanın önü açık, acelesiz adımlarla otobüse yaklaşıyordu anne. Soğuk havada annenin yavaş adımlar atması kilosundan olabileceği kadar, önünde yürüyen, sırt çantalı kızıyla da alakalıydı. Kabanının kapişonu kafasında, sırt çantalı kızını önüne katmış anne. Amerikalılar genelde bize göre soğuğa daha dayanıklı. Terminalde otobüs bekleyenlerin soğuk havaya (eksi iki) tepkileri daha sakinceydi. Onlara göre ben abartıyordum: Annenin tam tersine, yakasına kadar bütün düğmeleri iliklenmiş, kulaklarını örtecek şekilde bere takmış, boynunda atkısıyla bir adam. Soğuğa karşı tepkilerimiz aynı olmasa da anne, kızı, ben ve duraktaki öbür yüzler, hepimiz W3 numaralı belediye otobüsünün yolcularıydık.

Buradaki belediye otobüsleri geldiğim yerdeki kardeşlerine pek benzemiyor. Bir kere, burada asıl ulaşım aracı araba, otobüs değil. İstanbul’da genelde belediye otobüslerinde oturacak yer bulmak mutluluk sebebiyse de burada işe gidiş, işten dönüş saatlerinde bile oturabiliyorsunuz. Ayakta yolculuk eden yok. Yaptığım bu karşılaştırma belki de yersiz. Neticede İstanbul dev bir kazan, Bloomington bir minik cezve. Ama iki şehirde de (araç) trafik sıkışıklığı oluyor. Bu açıdan cezve şehir, kazan şehre benzemeye başlamış.

Anne kadın tekli koltuğa oturduğunda vücudu koltuğa sığmıyor. Kolu ve bacağının bir kısmı koltuktan taşıyor. Yalnız, onu ilk gördüğüm sabah, kilosu değil, beni şaşırtan, dikkatimi çeken elindeki kola şişesi oldu. Bir insanın güne kola içerek başlaması garibime gitmişti.

Kadın o sabah da, bu sabah yaptığı gibi, akıllı telefonunu kızına verip (kız daha otobüse yürürken telefondan bir şeyler izliyordu) otobüsümüzün bir diğer müdavimi olan genç bir kadınla sohbete başladı. Otobüste kendilerinden başkası yokmuş gibi yüksek bir sesle sohbet ederken bir yandan kola şişesinden yudumlar alıyordu. Sabahın sekizinde kola içen bir insan! Amerika’da insanların ne kadar çok kola, kola benzeri gazlı içecekler içtiklerini, hatta bu yüzden dişlerini erken yaşta kaybettiklerini, fast food denilen, ‘ye ve kaybol’ tipi yiyecek fabrikalarında kolalı içeceklere ne kadar çok buz karıştırarak içtiklerini falan filan (en azından her dünyalı gibi Amerikan filmlerinden) biliyordum. Ama sabahın sekizinde (8.10 otobüsü) kola içildiğini ilk kez görüyordum.

Şaşkınlığım şekerin vücuda verdiği tahribat ve zararla ilgili. Amerika obezitenin en yüksek olduğu ülke. Ve bunun sebebinin aşırı şeker, tatlandırıcı, şekerli gıda tüketmekten kaynaklı. Bir kutu kola (330 ml) kola içtiğimizde 9 küp şeker yemiş oluyoruz ki Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiye ettiği, ortalama günlük şeker tüketimine kabaca eşit. DSÖ yetişkinler için tavsiye ettiği günlük şeker miktarı kadınlar için 6, erkekler içinse 9 küp şekerken, günlük tüketimin 12’yi geçmemesi tavsiye ediliyor. Amerika’daki yetişkinlerin ortalama günlük şeker tüketimiyse 22-24 küp şeker. Ve bu kadar çok zehir metabolizmayı bozarak obeziteye geniş otoyollar açıyor.

Şaşkınlığım o gün otobüste gördüğümle sınırlı kalmadı. Çalıştığım okulda da insanların sabah saatlerinde kola içmeye başladıklarını, daha fazla öğretmenin öğle yemeklerini kola eşliğinde yediklerini gördüm, görüyorum. Çocuğunu çalıştığım okula arabayla değil, otobüsle getiren anne-babanın kuvvetle muhtemel fakir olduğu, fakirlik sınırının altında bir gelirle yaşamak zorunda kaldıklarını düşünebiliriz. Bu durumda, bu ailenin kolanın zararlarını öğrenecek zamanı ve bilinçleri olmadığını; bilinç bir yana, ucuz, kötü, şişmanlatıcı gıdalara mahkûm edildiklerini düşünebiliriz. Ama okullardaki eğitimli insanların kola düşkünlüğü kafa karıştırıcı.

W3 numaralı otobüsündeki W harfi İngilizcedeki batı (West) sözcüğünün ilk harfi. Benim sabah ve akşamları işe gidiş ve gelişlerimde kullandığım bu hattın güzergâhı şehrin batı tarafı. Alışveriş mabetlerinin, aradığınız, aramadığımız her şeyi bulabileceğiniz hangar market zincirlerinin, büyük işyerlerinin, depoların bulunduğu taraf. Şehrin bu tarafı aynı zamanda, geliri en düşük insanların yaşadığı yer. Bloomington bir üniversite şehri olsa da Bloominton’un içinde başka (öteki) Bloomington. W3 otobüsü böyle bir güzergâhtan geçiyor. Bu hattın yolcularını (kıyafetleri, yüzleri, hayatları, sağlıkları yorgun; TV reklamlarındaki insanlara benzemeyen) söz etmeyi sürdüreceğim.

Abbas Karakaya – 21 Ocak 2023, Bloomington

Okumaya devam et

Abbas Karakaya

37+20: AMERİKA’DA DOĞUM GÜNÜ/M

Yayınlanma:

|

Çalıştığım okuldaki sınıfıma çikolatalı orta boy bir pasta (hazır gıda raflarında, raf ömrü uzun, burada cake denilen) ile girdim. Genç öğretmenin masasına gittim. Doğum gününüz kutlu olsun, dedim. Benim doğum günüm bugün değil; pastayı masanda mı buldun, diye sordu. Önce evet, deyip biraz durdum. Şakadan gerçeğe döndüm hemen: hayır, ben getirdim, bugün benim doğum günüm de… Ya öyle mi, ne güzel, mutlu seneler dedi genç öğretmen. Yaşımı sormazlar diye düşünüyordum. Öyle de oldu. Sınıftaki iki öğretmen yardımcısı da yaşımı sormadılar ama doğum günümü kutladılar. Türkiye’de olsaydı kuvvetle muhtemel kaç yaşıma girdiğim sorulurdu. Burada, böyle ‘mahrem’ konulara hemen girilmiyor! Sorulmuş olsaydı hazırdım: Şakayla devam edecektim. Önce 37, sonra duracak, bekleyecek ve bir de 20’si var diyecektim.

Sabahları okulun müdürü odasından beş-yedi dakikalık güne başlama konuşması yapıyor. Bu konuşma tüm sınıflarda duyuluyor. Müdür bey sabah konuşmasına gitarının tellerine bir iki ya da üç kez dokunarak başlıyor. Sesini yükseltiyor, indiriyor. Abartılı, eğlenceli (delivering fun) olmayı görev bilen bir sesle konuşuyor. Sözlerine “günaydın”la başlıyor. Tarih, hava durumu, efendim, o günkü öğle yemek menüsü, öğrenci andı (the pledge of allegiance), mutat öğüt (sorumlu olun, saygılı olun, bunun yolu nezaketten geçer) ve iyi, sağlıklı, emniyetli bir gün dileğiyle bitiyor. Bir de, o gün doğum günü olan öğretmen ve öğrencilerin adları okunup ‘nice seneler’ dileniyor. Amerika’da doğum günü kutlaması önemli bir hadise (Bizde de artık öyle ya). Ancak, beş yüz öğrencinin olduğu bir okulda, kendi sınıfına değil de, bir öğrencinin doğum gününü tüm okula duyurmadaki mantığı anlamış değilim. Okuldaki ikinci haftam olduğundan idari personel doğum günümü not almamış henüz. Ancak gün ortasında koridorda müdürle karşılaştım. Elini uzatıp doğum günümü (10 Ocak Salı) kutladı. Demek ki sınıfımızın öğretmeni iletti bunu.

Müdürün teatral konuşmasına dönersek, müdürün sabah konuşması öğrencilere yönelik bir şirinlik ritüeli. Amerikan kültüründe böyle tuhaf yatay ilişkiler var: bir okul müdürün öğrencilerini böyle muhatap alması yani. Tuhaf derken tabii ki Türkiye’deki kültüre göre tuhaf. Türkiye’de devlet okullarında bir müdürün sabah sabah rahatını bozup böyle bir konuşma yapacağını kimse düşünemez. Bizimkiler kendilerini öğrencilerin seviyesine düşürürler mi hiç! Bir de, son yirmi yılın müdürleri var ki onlar kendilerine özel tuvalet yaptırmak, odalarında âlemler yapmak, daha pervasızları karyola attırmakla meşguller. Bir de şu fark var: buradaki müdürün yaptığı abartılı tiyatronun, şirinliğinin karşılığı Türkiye’deki devlet okullarında dalkavukluk. Onu da müdürlere karşı hiyerarşinin en altındakiler yapıyor.

İnsan baş edemediği, açıklayamadığı durumları mizahla aşmaya, savuşturmaya çalışıyor. Benim de yaşımı ikiye bölerek söyleme düşüncemin gerisinde bu olsa gerek. Gerçekten, yeni başladığım işimde benden 20-25 yaş genç, biri amirim olan üç kişiyle çalışıyorum. Sınıftaki, hatta tüm okuldaki torunum olabilecek öğrencileri de düşününce… Ancak yine de yedi yaşında bir oğlumun olması ve bir de, öğretmen kadrosunda gençler olduğu kadar yaşı bana yakın, daha büyük insanların olması rahatlatıcı. Enerjimi, coşkumu aktarabileceğim küçük arkadaşlar arasında olabilmenin büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Günün sonuna doğru sınıfta küçük bir kutlama yaptık. Getirdiğim kek küçük parçalara halinde herkese yetti. Yaşımı soran çocuklara şakadan cevaplar verdim. Sekiz yaşında bir öğrenci 800 yaşında olduğumu söyledi. Yanılıyorsun, dinozorlar sekiz yüz yaşında olabilir, ben dinozor değil, insanım dedim.

Zaman herkese eşit verilmiş ve de durdurulamaz tek güç. Yaşarsak, çocuklarla, gençlerle ve büyüklerimizle geri kalanını da göreceğiz.

Bu yazı 10 Ocak doğum günüm için arayan, yazan herkese toplu bir teşekkür yazısı yerine de geçsin. Eksik olmayın, var olun, sağ olun, çocuk olun. Sorun şu ki insan bu kadar güzel dilek karşında, doğum günü kutlamasının senede bir kez yapılmasına hayıflanıyor. 🙂

Abbas KARAKAYA– 11 Ocak 2023

Bloomington

Okumaya devam et

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.