Connect with us

BANKA HABERLERİ

Erol TAŞDELEN yazdı: Firma çöplüğüne hazır mıyız?

Yayınlanma:

|

İyi şeyler yazmak isterdim ama üzgünüm, bu sefer farklı! Diğer Krizleri, durgunlukları unutun!

Borsaya doldurulan/doldurulacak, tek umudu gelen paralar ile borç kapatacak, hammadde alacak firmalar dökülecek! Vebali Borsada işlem görmesi için izin veren BİST birimlerinde. Yok öyle, “biz onay verdiğimizde firmanın durumu iyiydi” savunması ile kenara çekilmek, sorumluluk baki. Milyonlarca insan sizin yüzünüzden paralar kaptıracak, kredi çekip borsaya girenler çektikleri kredi ile baş başa kalacak; Borsa için sattıkları ev arabayı yerine koyamayacak, yılların birikimi gidecek. Nedeni BİST firma çöplüğünü yaşayacağız! Bu enkaza zemin hazırlayıp algı yaratan besleme basını ayrıca konuşuruz…

Borsa küçük yatırımcısı çok savunmasız kaldı. Son yıllarda Borsa’ya açılan firmalardan bazıları bırakın faaliyetini sürdürmeyi bankalardan kredi alamaz hale gelmiş. Kapı kilit borsada işlem yapan firmalar var. Bedellik sermaye kararı alıp bir hafta sonra konkordato alan firmanın BİST’te ne işi var. Küçük ortak A imtiyazlı hisseyi alında tutaran küçük yatırımcıyı mağdur ettiği gibi firmaların için boşaltarak gerçek değerini bulmasını da önlüyor. Borsada işlem gören firmaların hakim ortağı en az %51 hisseye sahip olması sağlanmalı, yoksa çok yatırımcının canı yanar… Borsayı maliyetsiz finans kaynağı olarak gören koca koca firmalar var… Bu konuyu ayrıca detaylandıracağız…

KOBİ çöplüğü kaçınılmaz

Esnaf  2024 kışı nasıl çıkaracak merak ediyorum. Yer kira ise, yanında aile bireyleri çalışmıyor ise esnafın 2025 yazını görmesi çok zor. Niçin! Bu sefer krize çözüm bulunan yöntem farklı da ondan. 1991 yılında bankacılık sektörüne adım attım 1993 krizinden sonraki tüm krizleri yaşayarak deneyimledim. 2000, 2008, 2018 krizleri yaşayacağımız yanında meltem rüzgarı gibi kalıyor farkında mısınız? Diğer tüm krizlerde çözüm sloganlarını hatırlayın; hepsinde, “alışveriş yapın”, “al sat can ver”, “can suyu kredisi”, “kredilerde İstanbul yaklaşımı” gibi çözümler vardı. Kısaca çözüm talebi canlandırma ve firma kredilerini yapılandırarak orta uzun vadeye yayılması üzerineydi. İlk defa “krize çözüm kriz yaratılması” ile karşı karşıya kalınıyor. Ne demek kriz yaratılması, o kadar çaresiz kalındı ki yapay yağmur gibi yapay kriz yaratarak ekonominin geldiği noktaya çözüm olarak sunuluyor. Birbirimizi kandırmayalım, bulunan tek çözüm yöntemi belli: TALEBİ DARALTMA!

TALEP DARALTILARAK KRİZ ÇÖZÜLÜR MÜ?

Bulunan yöntem “talebi daraltma” olunca sürecin şu şekilde oluşacağı var sayılıyor. Bir defa son yıllarda temel amacı Enflasyon ile mücadele etmesi gereken TCMB bunu başaramadı. Rasyonel olmayan politikalar çözümün de daha yıkıcı olmasını sağladı. Bulunan çözümde enflasyonu düşürmek için talebi daraltma oldu. Bu ne anlama geliyor, “vatandaş birşey almaz ise o malın fiyatı düşer”,  bu doğru mantık ama burada eksik olan bir bacak var, enflasyon talep enflasyonundan patlamadı ki. Talebi kısmak malların satılmaması demek, üretici sanayinin, esnafın mal satmaması demek, mal satmadan esnaf nasıl ticari hayatını sürdürecek. Kiralar kat ve kat artmışken, elektrik-işçilik maliyetleri artmışken, satışı düşecek esnafın ayakta kalması mümkün değil. Mümkün de olmuyor zaten. Bir ay önce gittiğiniz caddeden tekrar geçin yenilenen tabelalar dikkatinizi çekecektir. Talep daralmasını desteklemek için bulunan çözüm ise vatandaşın paraya ulaşımını engellemek için reel geliri düşürülmesi oldu. Bir Profesör 2002 yılında 9 kattan fazla Asgari ücret alırken 2024’de 3 Asgari ücretin altına düşmüş durumda. Gelir düşürülerek talep düşecek, kriz aşılacak şaşarım bu çözümü bulana! Üstüne, “banka kredi ve Kredi Kart kullanımını da engellersek talep düşer” dediler. Başarıyorlar! Ufak bir sorun var: Krizi çıkaranlar ile kriz bedelini ödeyenler aynı taraf değil sadece!

TATİL YERLERİNDEKİ SU KRİZİ İLE EKONOMİ KRİZİ VE ÇÖZÜMÜ AYNI

“Vatandaş Yunanistan’a gitti de tatil yerleri dolmadı” lafı tamamen şehir efsanesi haberiniz olsun. İstanbul’un dibindeki çoğu insanın yer bulamadığı için araç içinde yattığı Bozcaada gibi bir yerde bile oteller bayram dahil dolmaması herkesin Yunanistan’a gitmesinden değil orta kesimin tatile çıkamamasından kaynaklanıyor. Algı böyle birşey işte. Bodrum, Çeşme, Kuşadası esnafı Yunan esnafına küfür etsin dursun… Bulunan çözüm, çözüm değil; mağduriyetleri artırır sadece. Tıpkı yazım nüfusu 10 katına çıkan turistlik yerlerdeki suyun yetmeyip halka tankerle su dağıtılması gibi. Hiç bir belediye ya da kamu kurumunun aklına bu bölgelerde içme suyu ile villa ve otel havuzlarının doldurulmasının yasaklanması; bahçe sulamada içme suyunun kullanılmasının yasaklanması gelmiyor. Havuzu tanker ile dolduracaklarına tanker ile vatandaşa su dağıtıyorlar. Krize buluna çözümler de tıpkı içme suyu gibi krizi yaratanlar bedel ödemezken mağdur olanlar bedel ödüyor. Demet Akalın gelen 18.000 liralık su faturasını paylaşarak mağduru oynuyor, Muğla Büyükşehir Belediyesi de kamuoyunu aydınlatıyor,  “su sayacını kontrol ettik sorun yok, geçmiş yıllarda da benzer şekilde tüketim ve fatura tutarı artmış; artışın asıl nedeni villadaki havuz ve otomatik bahçe sulama nedeni ile su tüketimin artması” diye açıklama yapıyor. Hiç kimsenin aklına, “kardeşim vatandaşın içeceği suyu bulamazken, böyle nasıl kullanırsın, bir da mağdur rolü oynuyorsun” demek gelmiyor. Yaşanılan kriz ve bulunan çözüme nasıl benziyor değil mi!

GERÇEKÇİ ANALİZ VATANDAŞ İLE PAYLAŞILMADAN ENFLASYON DÜZELMEZ

Bir defa ithalatın %80’ni hammadde olan bir ülkede enflasyonun ana nedenlerinden biri olan “maliyet enflasyonu” ile ilgili bir yazı okuyor musunuz, tartışmalarda hiç dile getiriliyor mu, duydunuz mu? Döviz kurunun yükselmesi, daha doğru cümle “Türk Lirasının değer kaybetmesi” endişesi ile bazı harcamalar öne çekilerek ek talep yaratılmış olabilir, fakat bunun enflasyona etkisi maliyetlerdeki artış kadar olmamıştır. Zira son 3-4 yıla bakın ÜFE, TÜFE’nin nerde ise bazı dönelerde iki katı oldu. Hiç bir imalatçı “ürün fiyatını artırayım da satışlarım artsın” demez, bu rekabette diyemez de zaten. TL’nin değer yitirmesi, işçilik maliyetinin artması, elektirik, doğalgaz maliyetlerinin artması, hammadde giriş maliyetlerinin artması demek, bu da her üretilenin, her ithal edilem ürünün fiyatının artarak piyasaya sunulması anlamanı gelir. Bazı dönemlerde tüccar sattığı mali aynı fiyattan yerine koyamadı, bu gerçekleri görmeden enflasyon düşecek beklentisi boş yeredir. Hukukun üstünlüğünü sağlamadan; Eğitim, Sağlık, Kamu işe alımlarında Liyakat reformu yapmadan bu çabalarda başarı sağlama şansınız yok! Gri listeden çıktık diye seviniyoruz ama hala “yatırım yapılabilir ülke” konumunda değiliz farkında mısınız?

BÜYÜK FİRMALARDA DA STRES KATSAYISI YÜKSELİYOR

Esnaf böyle de büyükler rahat mı? İSO ilk 500, ikinci 500 gibi büyük firmaların da rahat olduğunu sanmayın. TL Kredi maliyetlerinin %50-60 olduğu bir ortamda bu firmaların da rahat olması mümkün değil. Bu ortamda istihdam artırıcı Yatırım yapılabilir mi? TL kredi faiz maliyetinin arışına paralel İhracatı olan firmalar döviz kredisine yöneldi. 2024 Mayıs ayına kadar aylık ortalama %4’den fazla büyüyen bankaların döviz krediler büyümesine TCMB Mayıs sonunda %2 sınır getirdi; bu da yetmedi geçen ay %1,5 seviyesine çekti. Döviz Kredisi de vermeyin diyor. Yakında döviz kredi büyüme sınırı %1 olur ise şaşırmayın. Bu firmalar için iki uygun yurt içi kaynak var. Biri TCMB Reeskont kredileri ki bu kredilerin faizi peşin kesildiği için maliyeti %35-36‘lara gelmekte, diğeri de Döviz Krediler. Bir yıl vadeli TCMB Reeskont kredisi kullanan firmalar, ithal ve bazı sektörel ödeme (sigorta, navlum..vb) hariç döviz alması yasak. Alır ise kullandığı tüm Reeskont kredilerin ANA PARASININ %3’ü+BSMV kadar ek ceza ödüyor. TCMB 3 aydır bankalara liste göndererek bunları tespit etmeye çalışıyor. Reeskont kredi kullanan bu firmaların ana sorunlarından biri de ihracat bedellerinin %30’unu mecburen bozdurdukları için kalan %70’i kadar tutar ile vadesi gelen döviz kredileri ödeyememesi şeklinde karşımıza çıktı. Gelen İhracat bedeli döviz kredisini ödemeye yetmiyor, döviz alsa ceza. Firmaların içinde düştüğü girdaba bakar mısın? Hiç olmazsa ihracat taahhüt kapamak için ek süre verin veya vadesi  gelen döviz kredisinin ödenmesi için döviz almanın önünü açın. Kontrolsüz kredinin sonuçlarına bakar mısınız! Kısaca, Maliyetlerin artması dışında döviz kredisine boğulan büyük firmalardaki stres katsayısı KOBİ’lerden az değil. Asıl ihracatçıların sık sık dile getirdiği gibi ya da kriz yönetilemez hale gelip TL değer kaybı patlar ise o zaman koca koca firmaların Döviz Kredileri nedeni ile nasıl patladığına şahit olacağız. Umarım yaşanma! Bu firmaların kredi vadesini uzatması dışında bir seçenekleri yok, tabi doğru dürüst liyakatlı Finansçıları var ise ve söyledikleri dikkate alınıyor ise. Bazı şeyler yaşanmadan deneyimlenmiyor. Deneyleyip birlikte göreceğiz. Kısaca, diğer krizlerin tersine bu sefer vatandaş da firmalar da boğazına kadar borç batağına sürüklenmiş halde. Ortada yönetilmesi gereken ciddi bir kredi borç stok problemi söz konusu.

Sonuç: Diğer krizleri unutun, yaşanılanların tespiti de, çözümü de her hali ile “BU SEFER FARKLI” diyor. “Diğer krizleri aştık bunu da aşarız” iyimser bakışların haklı çıkmasını çok isterdim ama şimdiden öyle olmayacağını söylemek kahinlik olmayacak, biline!

Bankalar da rahat değil not düşelim….

Erol TAŞDELEN – Ekonomist       www.bankavitrini.com

EK OKUMALAR: Bir çok şey bağıra bağıra geldiğinin özet arşivi

VATANDAŞIN BANKA BORCU 3 TRİLYON LİRAYI AŞTI

 

Erol TAŞDELEN yazdı: VATANDAŞ BORÇ BATAĞINDA ÇIRPINIYOR, BORÇ STRESİ BİRİKİYOR!

FAİZLER YÜKSELİRKEN REEL PİYASA NE DURUMDA

FAİZ ARTARKEN KAZANANLAR VE KAYBEDENLER

KEŞKE YANILSAYDIK: KREDİLER DURDU, ÇEKLER ÖDENMİYOR, REEL PİYASA ŞAŞKIN

MERKEZ BANKASI DÖVİZ KURUNUN REEL PİYASADA KARŞILIĞI YOK!

TCMB, MALİYE BAKANLIĞI VE REEL PİYASADA SORUNLAR YUMAĞI

TİCARİ YASAKLAR FİRMALARI ‘ŞAK’ DİYE DURDURABİLİR

BANKALARDA KOBİ DIŞI TİCARİ KREDİLER NİÇİN DURDU?

 

 

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.