Connect with us

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Korkut Boratav : 2020 sonbaharı Dış kırılganlıklarda zirve

Yayınlanma:

|

Hocaların hocası Korkut Boratav fazla seçeneğimizin olmadığını yazdı. Türkiye bu yolun sonundadır: Ya, gerçek bir IMF programı içinde kemer sıkma; en az iki yıl daha küçülme… Ya da ödemeler dengesi krizi; ithalat tıkanması; artan yoksullaşma.

Eylül 2018’de ve Kasım 2020’de açığa çıkan iki döviz krizinin öyküsüdür. Özetleyeyim: 

İlk kriz Albayrak’ı göreve getirdi. “Çözüm”, TCMB  faizlerinin “sıçratılması” ve 2019-2021 yıllarını kapsayan “IMF’siz bir IMF programı”, YEP 1 oldu. Piyasalar 2019’a rahatlayarak girdi. Ancak, ekonominin komutası Erdoğan’da olduğu için, YEP 1 adım adım askıya alındı; fiilen uygulanmadı. 2020’de geçmiş tekrarlandı: yeni bir döviz krizi patlak verdi. Albayrak’ın yerine gelen ekip, faizleri 5 puan artırdı; bir “istikrar söylemi” başlattı. 

Cumhurbaşkanı ise, ekonominin komutasını devretmek niyetinde olmadığını peşinen belirtti. Yazı da bir öngörü ile son buluyordu: “Son ekonomik kararların kaderi de, YEP 1’in benzeri olacaktır. Üstelik sonuçları hızlanarak, ağırlaşarak…”  

Bu öngörünün dayanaklarına bugün göz atacağım. 

Dış ekonomik sorunlar dolarla ölçülür; dolarla ödenir

Türkiye’de dış ekonomik sorunlar, dövizle (dolarla) ölçülen, “ödenen” değişkenlerde yoğunlaşır. Bu sorunların değerlendirilmesinde dolarla   hesaplanan millî gelir (GSYH) önem taşır. Aşağıda inceleyeceğim dış kırılganlık göstergeleri de, dolarlı GSYH içindeki paylar (yüzdeler) olarak ölçülüyor. 

Ulusal para (TL) veya dolar ile hesaplanan GSYH hareketleri farklılık gösterir. Dolar fiyatının yıllık artışı ekonominin genel (TL’li) enflasyonunu aşmışsa dolarlı GSYH aşağı çekilir. TL reel olarak değer yitirdiği için… Örneğin ulusal paraya göre büyüyen bir ekonomi, dolar hesabına göre küçülebilir. 

Aşağıdaki tabloda kullanılan 2018 millî geliri 779,6 milyar dolar olarak hesaplanmıştır. 2020 için IMF’nin 649,4 milyar dolarlık öngörüsünü aldım. İki yılda öngörülen yüzde 16,7’lik küçülme, dolar fiyatının bu dönemde ulusal enflasyonu (GSYH deflatörünü) fazlasıyla aşmasına bağlıdır. 2018 için ortalama dolar  fiyatı 4,82 TL olarak hesaplanmıştır. IMF’nin 2020 ortalama dolar öngörüsü ise 6,91 TL’dir. 

Bank of International Settlements (BIS), ilk on ayın dolar ortalamasını 6,86 TL olarak veriyor. Dolar, yıl sonuna kadar bugünkü fiyatını  sürdürürse 2020 millî geliri IMF öngörüsünün de altına inebilecektir. 

Tablo, dış kırılganlıklarımızı iki döviz krizi içinde karşılaştırıyor. Bu iki krizi Haziran 2018  ve Eylül 2020 ayları temsil ediyor. 

Tablonun kalemlerini inceleyelim.

Toplam dış borçlar

Dış kırılganlıklar açısından Dış borç/GSYH oranında kritik eşik yüzde 50 olarak kabul edilir. Türkiye 2018’de döviz krizine bu eşiğin üzerinde girmişti.  İki yıl sonra durum daha bozulmuş; aynı  oran yüzde 65’e yaklaşmıştır (Tablo, satır 1).

Bu bozulma, dış borç stokunda  (milyar dolar olarak) yüzde 8’i aşan (460,1 → 421,8) düşmeye rağmen gerçekleşmiştir. Türkiye net dış borç ödemiş; ama borç yükü göreli olarak artmıştır. Nedenine yukarıda değindim: Dolarlı millî gelir, döviz krizleri ortamında daha hızlı (%16,7 oranında) daraldığı için… 

Kısa vadeli dış borçlar

Dış  borçların bileşimi, bazen, toplamından daha önemlidir. Döviz bunalımı içinde dahi, uzun vadeli krediler, “kırpılarak döndürülür”. Kısa vadeli dış borçların (KVDB’nin) düzeyi ve millî gelirdeki oranı ise endişe kaynağıdır. 2018- 2020 arasında KVDB toplamı (milyar dolar olarak) yükselmiş (125,7 → 134,0); GSYH içindeki oranı da yüzde 20,6’ya çıkmıştır (satır 2).

Bu tür ortamlarda kritik bir güvence, merkez bankası döviz rezervlerinin kısa vadeli borçları karşılayacak düzeyde olmasıdır. Rezerv/KVDB oranının %100 eşiğini aşması önemlidir. TCMB’nin brüt rezervleri 2016’dan bu yana bu eşiğin altında seyretmektedir. İncelediğimiz ilk döviz krizinde yüzde 60,1 oranına inmişti; 2020’de ise dramatik bir düşme (%31,7) söz konusudur (satır 3).  

Mart 2018’den bu yana TCMB brüt rezervleri erimektedir; Kasım’da 42 milyar doların altına inmiştir. Dahası, brüt rezervler TCMB’nin “emaneten” tuttuğu bankaların karşılık oranlarını, kısa vadeli borçlarını da içerir. Bunlar ve çeşitli “swap”lar ayıklanırsa TCMB’nin net döviz varlığı Kasım 2020’de eksi 48 milyar dolardır. 

Şirketlerin net döviz dengesi

AKP iktidarı, 2009’da döviz kazancı olmayan şirketlerin döviz kredilerine izin verdi; “yaren” müteahhitleri bu doğrultuda teşvik etti.  On yıl içinde şirketler, dört nala dövizle borçlandılar. Döviz varlıkları ile yükümlükleri (borçları) arasındaki makas, yani net döviz dengesi, 2018’de eksi 218,5 milyar dolara ulaşmıştı. Eylül 2020’ye gelindiğinde şirketler bu dengeyi eksi 165,2 milyar dolara indirdiler.  

Bu sayede 2018-2020  arasında Türkiye’nin hafifleyen tek dış kırılganlık göstergesi şirketlerin döviz dengesi/GSYH oranı oldu (satır 4).  Ancak bu “başarı”, özel şirketlerin döviz borçları, önemli boyutlarda kamu sektörüne aktarılarak gerçekleşti.  

Başta üç kamu bankası, dış borçlardaki devletin payı, bu nedenle arttı. Şirketlerin mülkiyeti değil, ama döviz borçları “kamulaştırıldı”. Bu konuyu Sol Portal’da 18 Eylül 2020’de Dış Borçlar ve Kamu Sektörü başlıklı yazıda incelemiştim.

12 aylık dış finansman yükü sürdürülemez

Kısa vadeli dış borçlara 12 ay içinde vadesi gelecek tüm krediler eklenir; millî gelirdeki payı bir kırılganlık ölçütü olarak görülür. Tabloda satır 5 bu oranı veriyor; 2018- 2020 arasında 5 puanın üzerinde arttığını belirtiyor. Üstelik bu makas iki yıl arasında açılmıştır. Orta-uzun vadeli dış borçların 12 ay içinde yenilenme/döndürülme oranları, bugünkü  ortamda  büyük önem taşımaktadır. 

Ancak bu ölçüt 12 ay içindeki dış finansman yükünün tümünü içermez. Aynı sürede gerçekleşmesi öngörülen cari işlem açığı da eklenmelidir. Tabloda bu ölçüt, 12 ay: Dış finansman/GSYH olarak adlandırıldı (satır 6). 2018-2020 arasında 10 puana yaklaşan artış dikkat çekicidir. 

2018’de dış finansman yükü, vadesi gelen dış yükümlülüklerin (sütun 1 satır 5’in) altındadır. Ekonomi sonraki on iki ayda 1.5 milyar cari işlem fazlası verdiği; dış finansman yükü bu nedenle  hafiflediği için… 

Heyhat! 2020’ye (sütun 2, satır 6’ya) geldiğimizde, bu olumlu katkı yok oldu. Yapısal iktisadî hastalık geri geldi;  ekonomi son on iki ayda 27,5 milyar dolar cari açık verdi. Bu dış açık düzeyinin sonraki aylarda artmadan süregeleceğini varsaydım. Bu zorunlu eklentiyle Türkiye ekonomisinin 12 ay sonraki dış finansman yükü, iki yıl içinde dolar olarak 178 milyardan 210 milyara, GSYH’nın üçte birine tırmanmaktadır. 

Olağan-dışı döviz kaynağı gelmezse sürdürülemeyecek  bir yük… Kamu varlıklarını Katar’a satarak çözemezsiniz…  “Sıcak para akbabaları”, TL yatırımlarını ucuza dolara çevirip on ayda 13 milyar dolar çıkardılar. Son iki haftada dolarlarını bir lira fazlasına aynı kağıtlara  yatırıp borsaya 1,5 milyar dolar getirdiler; dövizi bir nebze ucuzlattılar. Aynı hızla çıkarlar; çare olamaz…

Türkiye bu yolun sonundadır: Ya, gerçek bir IMF programı içinde kemer sıkma; en az iki yıl daha küçülme… Ya da ödemeler dengesi krizi; ithalat tıkanması; artan yoksullaşma…

Temmuz-Eylül döneminde hem “büyümede dünya rekoru” kırıldı; hem de bu yazıda incelenen kırılganlıklar sürdürülemez eşiğe tırmandı. Son üç yılda iktidarın yarattığı krizlerin maliyetini halkımız ödemektedir; ödeyecektir.  

sol.org.tr

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Dolar Sadece Amerikalıların Parası Değil…

Yayınlanma:

|

Yazan:

Herkes Euro/Dolar paritesinin neden güçlendiğini soruyor. Bunun cevabını vermeden önce Dolar’ın yatırımcılar için ne ifade ettiğini analiz etmek lazım.

Dolar, ABD vatandaşlarının parası olarak tarif edilse de pratikte böyle değil. Dolar Amerika Birleşik Devletleri’nin ihraç ettiği uluslararası kabul görmüş bir değer ölçütü. Dünyada herkes borcunu, alacağını, varlığını, zararını ya da servetini dolar cinsinden ölçüyor. Dolayısıyla risk iştahı azaldığı zaman varlıklarını satıp Dolara geri dönüyor. Çünkü en likit yatırım aracı Dolar. Herhangi bir ülkede cüzdanınızda bulunan Dolar ile ödeme yapmanız mümkün. Genel kabul görmüş değiş tokuş aracı olarak da tarif edilebilir.

Eğer dünyada ve özellikle Amerikan Ekonomisinde işler iyi gidiyorsa, yatırımcılar elindeki Dolarları satıp yatırım araçlarına geri dönüyorlar. Bu sebeple Euro/Dolar paritesi tekrar yükselmeye başlıyor.  Kasım ayında paylaştığım raporlarda “paritenin tekrar 1.05 seviyelerini test etmesi mümkün” şeklinde yorum yapmıştım.

“İhracat İçin Olumlu Ama…”

ABD Ekonomisinden enflasyon, istihdam ve ekonomik faaliyetler ile alakalı beklenmedik olumlu gelişmeler olunca Fed daha önce belirlemiş olduğu katı faiz politikasından vazgeçti. Bu sebeple yatırımcıların risk iştahı geri döndü. Parite yükseldi. Etrafımızda bulunanların “ABD Ekonomisi iyi giderken neden Euro Dolara karşı değer kazanıyor” sorusunun cevabını böylece vermiş olduk. Eğer ECB faiz artışlarına Fed’den daha güçlü şekilde devam ederse paritenin daha da yükselmesini bekleyebiliriz.

Böyle bir gelişmenin özellikle ihraç pazarlarında sorunlar yaşanmaya başlamışken Türkiye’nin cari açığına olumlu etki yapacağı aşikar. Ancak yeterli olacağını pek sanmıyorum. Avrupa’ya ihracat yapan firmaların sadece fiyat tutturma değil aynı zamanda sipariş düşüşü ile karşı karşıya olduklarını biliyoruz. Dolayısıyla paritedeki yükselişin dış ticaret dengesine “pansuman” görevi yapacağını ancak dış kaynaklı risklerden tam olarak koruyamayacağının altını çizmek istiyorum.

Bu arada, firmaların maliyet baskısı sebebiyle pazarlama faaliyetine ara verip giderleri azaltmak için çaba vermelerinin yan etkileri konusunda da uyarmak istiyorum. Gelirleri artırmadan yapılacak gider düşürme çabalarının firmaları huzursuz edecek sonuçlarını daha önceki tecrübelerimden bildiğim için, yaklaşmakta olan yeni yıl için plan yaparken bahsettiğim tecrübeye dikkat edilmesi için paylaşmak istedim. Zaten firmaların çoğu yeteri kadar personel ve maliyet kurgusu içinde çalıştıkları için daha fazlasının fayda değil zarar getireceğini belirtmek istiyorum.

Prof. Dr. Emre Alkin

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Ekonomik Göstergeler Nasıl Yorumlanır?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Ekonomik göstergeler nasıl yorumlanır yazısının yazılma nedeni Ekonomik Göstergeler sayfasında yer alan verilerin nasıl yorumlanması gerektiğini kısaca izah etmektir. O yüzden bu sayfada görsele fazla yer vermedim. Ekonomik Göstergeler sayfası ile burada yazılanları karşılıklı olarak incelemenizi tavsiye ederim. Sayfada tablolarda gösterdiğim ekonomik göstergelerin yorumlanması yatırımcılar açısından önem arz etmektedir. Burada yer alan verilere göre Kazandıran Yatırım Araçları Nelerdir? yazımızda belirttiğimiz yatırım araçlarından hangisinin, yatırım portföyünüzdeki ağırlığının arttırılması gerektiğine karar verebilirsiniz.

Ekonomik Göstergeler

 

Ekonomik göstergeler kamu kurumlarından TÜİK ve TCMB‘den takip edilmeli ve basın yoluyla değil idrak yoluyla yorumlanmalıdır.

ekonomik-gosterge

İşsizlik Oranı

İşsizlik oranı ile büyüme oranını ters şekilde hareket eder. İşsizlik oranı fazla ve büyüme oranı da düşük seyrediyorsa ülkede siyasi anlamda ilerleyen dönemlerde sıkıntı yaşanabilir. Bu durum halkın doğrudan cebini etkilediğinden 1. cil derecede öneme haiz karar değiştirici etmendir.

Bunun dışında işsizlik verisinde marjinal bir değişiklik yok ise piyasaya çok fazla etkisi olmayacaktır.

İşsizlik oranı içerisinde genç işsizlik oranı, tarım dişi işsizlik oranı ve mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranları bulunmaktadır. Genç işsizlik oranı 15-24 yaş arası işsizlerin oranını belirtir. Genç işsizlik oranının artması toplum içerisinde muhtelif iç sorunlar yaşanabileceğinin bir göstergesi olmakla birlikte bu kişiler tüketim eğilimi en yüksek grup olduğundan toplam tüketim harcamalarını ve dolayısıyla GSYİH’i olumsuz etkiler.

Tarım dışı işsizlik oranı ülkemizden ziyade ABD’nin yani FED’in en önemli politika araçlarından biridir. Türkiye’de tarımda çalışan sayısı ABD’ye göre az olduğundan bu veri pek fazla etkili olmaz ve yakından takip edilmez. Yani bu oran Türkiye için görece önem derecesi düşük bir orandır. Tarım sektörü haricinde özellikle sanayi kolunda çalışan sayısının değişikliğini gösterir. Tarım dışı işsizlik oranının azalması ülkedeki nüfusun sanayi ve türevi kollarda istihdamını gösterdiğinden olumlu olarak kabul edilir.

Mevsimsellikten arındırılmış işsizlik temel olarak işsizlik oranının ayların gün sayısı değişiminden ve mevsimsel değişimlerden arındırılmış halidir. Örneğin özellikle yaz aylarında hizmet sektörü, tarım sektörü (mevsimlik işçiler) turizm sektörünün istihdamı oldukça artmaktadır. AB regülasyonları gereği açıklanması gereken bu veriler, bu istihdamı ortalamaya yayarak kamunun politikalarında ve ülkenin ekonomik görünümde daha doğru bir resime ulaşılmasını sağlar.

TÜFE & ÜFE

Tüfe manşet enflasyondediğimiz yine halkın 1. Derecede kararını etkileyici unsura sahiptir. Tüfe’nin fazla olması ve  beklenen Tüfe oranından daha az nispette bir faiz oranı uygulanması (MB tarafından) negatif reel faiz anlamına geleceğinden bu yerli paranın yani TL’nin değerini doğrudan etkiler.

Tüfe ve Üfe arasında ise Üfe Tüfe’yi etkileyici şekilde rol oynar. Yani Üfe Tüfe’den yüksek ise önümüzdeki dönemde enflasyon beklentileri yükselir. Tam tersi durumda yani Üfe’nin Tüfe’den daha düşük olması halinde enflasyon beklentileri azalır ve ülkedeki enflasyon düşme eğilimine girer.

Enflasyonu bir ülkede kontrol etme yükümlülüğü ve hedeflere ulaşılamadığında hesap verme sorumluluğu merkez bankasına aittir. MB’nın ve ülkeye gelen iktidarların uzun süredir hedefi %5 enflasyondur. %5’in üzerindeki enflasyon olumsuz olarak değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte enflasyon kavramının arz kaynaklı mı yoksa talep kaynaklı mı olduğunu tespit etmeniz için özellikle petrol, gıda enflasyonu ve tarımsal girdi fiyatları ile ÜFE’ye detaylıca bakabilirsiniz. Bu yorum size arz enflasyonunun hangi kaynaktan geldiğini gösterecektir.

Büyüme Oranı

Büyüme oranı işsizlik oranını düşürür. Bunun dışında büyüme enflasyona da sebep olur.(kısa vadede) Şayet bir ülkede büyüme oranı negatif, işsizlik artıyor ve enflasyon yükseliyor ise bu halde resesyon yaşanır. Olası en kötü ekonomik senaryo budur. Büyüme oranı ülkenin genel ekonomik gidişatı hususunda temel gösterge olup yakından takip etmeniz gerekir.

Uzun süredir ülkenin büyüme hedefi YEP’te dahil olmak üzere %5 olarak açıklanmaktadır. Bu oranın altı beklenmedik bir takım olaylar olduğunu gösterir.

Ek olarak şunları da belirtelim, Türkiye’nin tarihsel ortalamasına göre potansiyel büyüme oranının %4-%5 arasında olduğu söylenmektedir. Şayet %4 ya da %5’in üzerinde bir büyüme yaşanırsa, bu halde ciddi bir enflasyon yaşanacaktır. Bu durumu göz önüne almanız gerekir.

%4 ya da %5’in altındaki büyüme oranlarında işsizlikte artışlar görmeniz ise olağandır.

Bütçe Dengesi/GSYİH

Kamunun bütçe dengesinin GSYİH’e oranıdır. Rakamlar tek başına bir anlam ifade etmez. Yani açık 1 milyar TL olmuş demenin bir anlamı yoktur. Önemli olan toplam içerisinde ekonomiyi ne kadar etkileyebileceğini anlamaktır. Bunu da iktisatçılar oranlama yolu ile yaparlar. Öte yandan burada belirtilen bütçe dengesi kavramı kamunun maliye politikasındaki hareket alanını sizlere gösterir. Bu oranın düşük olması kamunun olası bir ekonomik durgunluk ya da kriz halinde ekonomiye müdahale alanının olduğunu gösterir ve bu iyi bir şeydir.

Faiz Dışı Bütçe Dengesi/GSYİH

Bütçe dengesinin negatif olması tek başına çok fazla anlam ifade etmez. Belirli şeyleri gösterir ancak faiz dışı bütçe dengesine de yakından bakmak gerekir. Bunun sebebi ülkenin borçlanma opsiyonlarını/alanını görmektir. Faiz dışı bütçe dengesi faiz ödemeleri hariç bütçeyi gösterir. Eğer faiz dışı bütçe dengesi negatif ise bu durum ülkenin mevcut borçlarının faizini ödemese dahi bütçenin negatif olduğunu gösterir.

Bu halde hükümet kuvvetle muhtemel genişletici maliye politikası uyguluyordur ve esasen bu politikanın sınırlarına gelmiştir. Bu sonuçtan çıkarılacak bir diğer sonuç ise devletin mevcut borçlarını, borçlanmadan ödemesinin pek mümkün görünmemesidir. Bu oranda negatif veri aslında oldukça olumsuz görülür.

Bu oranın pozitif olması ise Bütçe dengesi/GSYİH oranı negatif olsa bile kamunun halen müdahale alanı olduğunu gösterir. Eğer hem bütçe dengesi/GSYİH hem faiz dışı bütçe dengesi/GSYİH düşük seyrediyor ise kamunun eli olası bir durgunluğa karşı güçlüdür.

Kamu Borcu/GSYİH

Durumu Türkiye açısından değerlendirirseniz geçilmemesi gereken oran %30’dur. Bu oran Avrupa Birliği’nin Maastricht kriterlerinden biridir. Ancak başta İtalya, İspanya Yunanistan gibi ülkeler bu oranları çoktan geçmiştir. Bu konuda Türkiye’nin birçok ülkeye göre güçlü olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum yine bir üst paragrafta izah ettiğimiz olası bir durgunluktan kamu harcamaları ile çıkma imkanı kazandırır ülkeye. Kozdur.

Tersi durum yani bu oranın ciddi miktarda artması ise ülkenin olası bir krize karşı atımlık kurşununun kalmamasının yanında ek olarak kuvvetle muhtemel bir faiz-enflasyon-kur sarmalına gireceği anlamına gelir. Bu oranın yüksek olduğu bir ülkede kamu harcamalarını kısmak isterse ekonomik küçülme yaşanarak daha ciddi bir krize sürüklenilecek, ancak mevcut borçlanmanın yüksek olması nedeniyle kamu harcaması da hiç arttırılamayacaktır. Bu orana göre borç veren ülkeler/kurumlar öncelikle ülkeye borç verirken faiz oranlarını arttıracak, şayet bu oranın yüksekliği ile birlikte faiz dışı bütçe dengesi/gsyih negatif ise ülke çıkılmaz bir borç sarmalına sürüklenecek, borcu borçla kapatmaya çalışırken bir süre sonra borç faizini dahi ödeyemez duruma düşebilecektir.

Ne Zaman Tehlikeli Hale Gelir?

Kamu borcu/GSYİH oranının ne zaman tehlikeli olduğuna gelirsek. 2001 krizine girerken bu oran %100’ün üzerindeydi. Mesela daha yeni yakın krize girerek bankalarından para çekmeyi kısıtlayan Lübnan’da bu oran %150 civarıdır. Peki nasıl oluyor da bu Yunanistan’da söz konusu oran %140’lar civarı, İtalya’da %110 civarı hele hele Japonya’da %200 civarı iken bu ülkeler krize girmiyor. Olay tamamen borcun finansmanı meselesinde. Borç verici kurumlar yani finansı elinde tutan ekip, Lübnan’ın %150 oranı ile yeni borç vermezken aynı orandaki Yunanistan sadece AB’ye üye olduğu için ona borç vermektedir.

Japonya’nın hikayesi ise bambaşkadır. Japonya’nın kamu borcunun tamamına yakını iç borçtur. Yani Japonlarda ciddi bir tasarruf olduğundan ve ülkenin mensupları sürekli olarak Japon tahvili alıyor olduğundan, bir süre sonra Japon hükümeti “ulan siz anca para biriktirin, hiç bir şey harcadığınız da yok, verin parayı ben harcıycam” diyor. Dolayısıyla bu oran Japonya için pek de sorun teşkil etmiyor.

MB Rezervleri Nedir ? 

MB’nın yerel para birimini korumak için mevcut cephanesini gösterir. Benim burada yazdığım rakamlar brüt rakamlardır. Piyasada konu üzerinde çok fazla dedikodu ve karışıklık olmakla birlikte brüt rezerv ile net rezerv arasındaki fark, temel olarak brüt rezerv rakamından, bankaların MB nezdinde rehin bıraktığı karşılıkların ve MB’nın yaptığı swaplı işlemlerin düşülmesidir.

Merkez Bankası Rezervleri Nasıl Hesaplanır ?

Merkez bankası analitik bilançosu açılır. Varlıklar kaleminden (altın, döviz, SDR, Menkul Kıymetler, Toplam Nakit ve Mevduatlar) aşağıdaki hususlar düşülür:

Bilanço İçi Yükümlülükler (bankacılık sektörü mevduatı, diğer mevduat, yurt dışı bankalar mevduatı, SDR tahsisatı)

Bilanço Dışı Yükümlülükler (swaplar)

Merkez Bankası Rezervi Sallamalar

Bazı ekonomi yazarlarının net rezerv kavramını hesaplarken yalnızca MB nezdinde bankalar tarafından tutulan döviz karşılıkları (mevduat karşılıklarını) düştüğünü görüyoruz. Bazıları ise hem swap yükümlülüğünü hem bankaların karşılıklarını düşerler. Dediğim gibi bu ekonomistine göre değişiyor.

Ancak ben bir iktisatçı olarak net rezerv yorumunun doğru olmadığını, çünkü Bankaların rehin bıraktığı varlıkların da MB varlığı arasında olduğunu, bu noktada zamansal ayırım yapmanın doğru olmadığını, bu durumun MB’nın müdahale alanını da kısıtlamadığını düşünmekteyim. Bunun en büyük sebebi de zamanlama ve MB’nın ROK vasıtasıyla bu mevduat karşılıklarını kontrol ediyor olmasıdır.

Biz MB rezervlerini bir yıllık kısa vadeli borç+cari açık ile karşılaştırıp, ülkenin dış finansman ihtiyacının büyüklüğüne göre sıkıntı var ya da yok demek maksadıyla kullanıyoruz. Bankaların karşılıklarının ortalama vadesi 3 hafta, yani 3 haftada bir bunlar değişiyor. Ama analizi 1 senelik yapıyoruz. O yüzden bu analizi karıştırıyor diye bankaların karşılıklarını düşürmek bana çok saçma geliyor. Tabi şayet siz iktisadi bazda benden farklı bir görüşe sahipseniz net rezervleri takip ediniz.

Merkez Bankası Rezervleri Ne İçin Hesaplanıyor ?

Biz MB rezervlerini ülkenin kısa vadeli dış borcunu öderken döviz sıkıntısı yaşayıp yaşamayacağını öngören bir öncü gösterge olarak değerlendiriyoruz. Bu kapsamda sizin net rezerv denilen şeyi doğru kullanabilmeniz için bankalar tarafından ayrılan karşılıkların vadesini bilmeniz gerekir. Mesela bankaların zorunlu karşılık olarak ayırdıkları dövizlerin vadesi nedir? TCMB bunu ayarlayabilir mi? Yani normalde yükümlülük olarak bahsedilen bir tutarın vadesini uyguladığı politikalar ile (ROK) uzatabilir mi? Bence uzatabilir ki gayet de uzatıyor. Yani işin hikayesi verilerin 3 haftada bir açıklanmasından ziyade TCMB’nin bunu kontrol edebiliyor olmasında. İşte anlatmış olduğum bu gerekçeler ile net rezerv yorumunun bankaların zorunlu karşılıklarının dahil olduğu kısmı bana manasız gelmektedir.

Swap konusunda şunu bilin. MB rezervleri hesaplanırken önce brüt rezervler hesaplanır. Akabinde ise önce mevduat karşılıkları düşülür. Sonra da swaplar düşülür. Swap verisini TCMB’nin bilançosundan değil EVDS sisteminden bulursunuz. Burada swapların vadesini görürsünüz. 1-4 ay ve 4 ay- 1 yıl şeklinde iki swap vadesi bulunur. Günümüz ekonomistleri ikisini de birden düşer. Ha ben yine swapların rezervlerden düşülmesine karşıyım. Çünkü swaplar line şeklinde açılır. Yani öyle ha deyince kapatılacak bir şey değil bu. Bunu ticari kredilerdeki BCH gibi düşünün. Swap konusunda daha detaylı bilgi için swap yazımı da okuyun. Ancak illa düşeceğim diyorsanız da kardeşim yalnızca 1-4 ayı düşmek mantıklıdır.

Rezervi Nasıl Kullanmalıyız?

Piyasadan edindiğim duyum (çalışmadığım ve karar alıcı konumda olmadığım için bilmiyorum) uluslararası yatırım kuruluşlarının bir ülkeye  yatırımyaparken yani sıcak para akıtırken baktıkları verilerden birinin bu olduğu yönünde. Bizzat IMF’nin de brüt rezervlerin, bir yıl içinde ödenecek kısa vadeli dış borç ile cari açık toplamını karşılayıp karşılamadığına baktığını ve ülkeleri kırılgan diye nitelediğini raporlarından biliyoruz. Aslında bana gayette mantıklı geliyor bu ölçüm. %100 bir sonuç vermez ama iyi bir göstergedir. O yüzden gösterge tablomda tutuyorum. Bizim merkez bankamız rezervlerini ağırlıklı altın olmak kaydıyla dolar olarak tutmaktadır. Bunu bilin ama ben tabloda detayını vermeye gerek duymuyorum.

Özetle MB rezervleri ile kısa vadeli dış borç + cari açığı karşılaştırmanız size MB’nın gücünü gösterir. Önemlidir. Yerli paranın değeri açısından gösterge kabul edebileceğimiz değişkenlerdendir.

Piyasada atlanan bir husus da yine uluslararası standartta kabul gören rezerv yeterlilik oranıdır. Genelde benim iç piyasadaki saygı duyduğum ekonomistler bir ülkenin rezervlerinin o ülkenin GSYİH’inin 1/4’ü olması gerektiği yönünde görüş bildiriyor. Yani bu oran karşılandığında rezervler yeterli deniyor. Buna da göz ucuyla bakmanızda fayda var.

Bunun dışında rezervlerin ideal miktarını ölçebilmek için enternasyonel manada greenspan-guidetti kuralı vardır. Bu kuralı IMF kullanmaktadır. Bu kurala göre MB’nın sahip olduğu brüt rezervler ülkenin vadesine bir yıl kalmış olan bütün dış yükümlülüklerini (kamu + özel sektör) karşılamalıdır. Bu özel sektörün dahil edilmesinin sebebi ülke riskinin şirketlere yansıması neticesinde özellikle bankaların/finansal kurumların yurt dışından aldıkları borcu roll over edememesidir. (çevirememesi). greenspan-guidetti kuralına göre sağlıklı bir ekonomide bu oranın %150 olması gerekirken alt sınır %100 olarak belirtilmiştir. Yani bu oran %100’ün altına düştüğünde olası bir döviz krizi ufukta belirir.

Tabi bu sayıyı hesapladık direk kriz olacak diye garanti bir durum yok. Buna ek olarak bunu hesapladığınız ülkenin finans kapitale göre durumu mühimdir. Yani bu ülkenin tedarik zinciri içindeki yeri nedir? Eğer bu ülke borçlarını ödeyemezse ödeyemediği borçları dünyanın diğer ülkelerini ne kadar etkiler. Yani işin eni konu vardığı yer yine too big to fail hikayesidir.

Cari Denge/GSYİH

Cari dengenin miktarsal olarak nasıl değerlendirileceğini bir önceki başlık altında belirtmiştik.  Burada ise oransal olarak bakıp bu verinin büyüklüğünün toplam karar mekanizması içerisindeki önemini görüyoruz. Türkiye kalkınma planlarında bu noktada YEP’de dahil hedef genelde %5 cari açıktır (yıllık). Bu veriyi yorumlarken de bu gözle bakmanız gerekir. %5’lik cari açık hedefinin üstüne çıkılması ülkede kuvvetle muhtemel bir döviz açığı yaşanacağının ve döviz krizinin göstergesi olabilir. Bu oranın pozitif olması dikkatle takip edilmelidir. Oran pozitif ise bu sefer büyüme oranın bakılmalıdır. Çünkü Türkiye’nin yapısal vaziyeti itibariyle  cari açık ile büyüme birbiri ile doğru orantılıdır. Yani büyüme artarsa cari açık da artar. Eğer cari açığın düşme nedeni büyümedeki azalış ise bu durumu pozitif olarak değerlendirmek pek mümkün değildir.

Eğer hem büyüme düşüyor hem de cari açık artıyor ise  ciddi bir problem vardır ve yatırım kararlarınızı temelden değiştirmeniz gerekebilir.

Dış Ticaret Açığı

Cari açık kavramının temelini oluşturan şey dış ticaret yani ihracat ile ithalat arasındaki farktır. Cari açık verisinin öncü ve kök göstergesi dış ticaret açığı verisidir. Cari açığın ne olacağının yorumlanması için bu veriyi takip ehemmiyet arz eder.

Tüketici Güven Endeksi

Burada işi bilen arkadaşlarım bana niye sadece tüketici güven endeksini veriyorsun, imalatçı güven endeksi, hizmet sektörü güven endeksi, ekonomi güven endeksi var onu versene diye atarlanabilir. Ancak ben Türkiye’de ekonomik büyümenin temel tetikleyicisinin iç tüketim olduğunu bildiğim için ilk bakacağım veri tüketici güven endeksidir. Merak edenler diğerlerine bakabilir. Ama ben tabloyu kalabalıklaştırmak istemiyorum.

Tüketici güven endeksi iki şekilde yorumlanır. Endeks 0 ile 200 arasında puanlanır. 100’ün altı ekonomiye güven duyulmadığı ve bu gerekçe ile harcama yapma eğiliminin düşük olduğu manasına gelir. 100’ün üstü ise  hunharca para harcamak istendiğini gösterir.

Bu veride ikincil yorum ise yatay olarak yorumlanmasıdır. Endeksi bir önceki aya göre değerlendirirsiniz. Eğer bir önceki aya göre yükselme var ise tüketicilerin harcama eğilimlerinin artacağı ve büyümeye katkısı olacağı öngörülür.

İmalat PMI

PMI İngilizce bir kısaltmadır. Purchasing Manager Index’tir. Yani satın alma yöneticileri endeksi. İmalat pmi ise imalat sektöründe faaliyet gösteren firmaların satın alma yöneticilerinin mal ve hizmet satın alma eğilimini gösterir. Ülkelerin büyümelerine yönelik en önemli öncü göstergelerdendir.

Veri aylık olarak hesaplandığından her bir önceki ay baz veri 50’dir. Eğer bu ay ki veri de 50 ise beklentiler değişmemiş ve her şey aynıdır. Eğer bu ay ki veri 50’nin altında 45 gibi bir oran ise bu firmalar kötü bir gidişat beklemektedir ki eğer bu şirketler kötü gidişat bekliyorsa büyüme verisi muhtemelen negatif gelecektir. 50’nin üstü ise bu firmaların ekonomiye dair beklentisinin iyi olduğu anlamına gelir.

Reel Efektif Döviz Kuru

REDK ticaret yapılan ülkeler ile kullanılan para birimleri ve bu ülkeler ile ticaret hacminin ağırlıklı ortalaması alınarak ve enflasyon hesaba katılarak hesaplanmaktadır. TÜİK baz yıl olarak 2003 yılını almaktadır. Yani bu veri özetle 2003 yılından beri karşılıklı ticaret hacmimizin yüksek olduğu ülkeler ile para birimimiz ve enflasyonumuz karşılaştırıldığında hangi ülkenin para biriminin ucuzladığını/alım gücünün arttığını gösterir. İhracat ve dış ticaret verisi için emsal niteliktedir.

Eğer REDK 100’ün üzerinde ise yerli para birimi yani TL görece değerlenmiş demektir. Bu durum cari açık sorununa sebebiyet verebilir.

Tam tersine REDK 100’ün altında ise yerli para birimi ucuzlamıştır. Bu durum ise refah düşüşü ve toplumsal huzursuzluklar ile enflasyonda döviz etkisini kuvvetlendirebilir.

Tabii doğal olarak cari açığın tek bağlı olduğu husus bu değildir. Bu veri sadece yön göstericidir.

VIX (Volatility Index)

VIX, volatility indeks ya da oynaklık endeksi. Zaman zaman korku endeksi olarak da anılmaktadır. Endeks özellikle ABD borsalarındaki oynaklığa göre değer almaktadır. Tam olarak S&P 500 endeksinin 1 ay vadeli işlemlerindeki (opsiyonları alır sadece) oynaklığı ifade eder. Kriz zamanlarında oynaklığın artması nedeniyle yükselen endeks özellikle borsa yatırımı yapanlar ve GOÜ para birimleri için kötü habercidir.

Tam adı CBOE Volaitility Index olarak geçer.

2008 küresel finans krizinde 90’ları görmüştür. Piyasa gurularına göre endeksin eşik değeri 30 üzeridir. Tarihsel akışında normal yani kriz olmayan zamanlarda 20 ila 30 arasında gezindiği görünen değer kriz zamanlarında 30’u geçmekte, şayet hamleler yetersiz kalırsa önce 40 ve daha sonra tekrar yükselişe geçmektedir.

Şahsi görüşüm endeksin 40 üzerinde belirli bir süre geçirmesi ciddi bir risk ihtiva etmektedir. Piyasanın kötüye gittiği anlamına gelen endeksin yükselmesi ile borsalar değer kaybetmekte, GOÜ’lerden ciddi para çıkışları yaşanmakta ve dolayısıyla bu ülkelerin para birimleri değer kaybına uğramaktadır. Bu süreç içerisinde özellikle altın ve ABD dolarının yükseldiğini görürsünüz.

CDS

CDS’in açılımı credit default swaptır. CDS’ler tezgah üstü yani borsalı piyasalarda alınıp satılmadıkları için güncel olan veri OTC piyasalarından gün sonunda Bloomberg’e girilen veridir. Anlık olarak takip edebileceğiniz bir platform bulunmamaktadır.

CDS temel olarak bir tahvilin sigorta primidir. Yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin tahvillerine sahip olan bir kişi bu tahvilin ödenmemesi durumu için bir sigorta şirketine sigorta yaptırtmak istese ödeyeceği tutar burada belirtilendir.

Popüler olarak takip edilen CDS primleri 5 yıllık olanlardır.

Ülkelerin genel siyasi vaziyeti, açıklanan ekonomik veriler v.b. bir çok hususu göz önüne aldığından özellikle uluslararası yatırım kuruluşlarının yanlı değerlendirme yaptığını düşünen kişiler için önemli bir göstergedir.

Öte yanan uluslararası borçlanmalarda emsal alınan bir değerdir. Firmanızın bulunduğu ülkenin risk primi, kredinin maliyetine eklendiği için sizin borçlanma maliyetlerinizi de etkiler.

Genelde bir ülke hazinesinin dış borçlanmasında kullanılan bu unsurun fiyata etkisi şöyledir. Borç faiz oranı = Libor/Euribor + CDS.

Bu CDS arttıkça ülkenin dış borçlanma maliyeti artar. Bu dış borçlanma maliyeti zaman içerisinde hazineyi etkiler ve hazine gelirleri ile faizleri ödeyemez hale gelir. Bu da borç krizi olarak yansır.

yatırımkurusu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Moody’s Türk bankaları için döviz riski uyarısı yaptı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Investors Service, Ukrayna ve Türkiye gibi ülkelerde bankaların sermaye akışlarındaki sınırlamalardan, zayıf uluslararası rezervlerden ve yüksek seviyedeki döviz borçlarından kaynaklı ‘çok yüksek’ bir risk ile karşı karşıya olduklarını öne sürdü.

Moody’s bugün yayınladığı raporda, dolar cinsinden yüksek mevduatlar nedeniyle risk altındaki ülkeler olarak Belarus, El Salvador, Kırgızistan, Nijerya ve Tacikistan’ı sayarken, 39 gelişmekte olan ülkenin bankacılık sistemlerinde döviz mevduatlarının toplam mevduata oranlarının yüzde 10 ve üzerinde olduğunu vurguladı.

Moody’s Başkan Yardımcısı Eugene Tarzimanov yaptığı değerlendirmede, “Yüksek dolarizasyon yerel para birimi keskin şekilde değer kaybettiğinde çoklu problemlere neden oluyor. Bankalar hedge edilmemiş borçlulara verilen döviz cinsinden kredilerde temerrütlerde artışa karşı kırılgan hale geliyorlar, bu karlılıklara zarar veriyor ve bankaların likiditeleri ile sermayelernini doe baskı altına sokabiliyor” dedi.

Moody’s ayrıca, Ermenistan, Gürcistan, Kenya ve Uganda’da makroekonomik kırılganlıklarını bankaları etkileyebileceğini belirtti. Raporda, “20 gelişmekte olan bankaclık sistemi yüksek veya çok yüksek döviz riski ile karşı karşıya” ifadeleri de yer aldı.

Okumaya devam et

KATEGORİLER

SON YAZILAR

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.