Connect with us

GÜNCEL

Seçim Sonrası: Riskler, Fırsatlar ve Potansiyeller

Yayınlanma:

|

Bu pazar seçim olsa Erdoğan kazanır mı? Bu soru, Türkiye’nin siyasi haritasının önemli oranda değiştiği 31 Mart 2024 seçimleri sonrası ortaya çıkan yeni durumu ve sonrasını analiz etmek için iyi bir başlangıç sorusu olabilir.

Mayıs seçimlerinden bu yana ne değişti? Mart seçimlerinde değişimi yaratan dinamikler neler? Her geçen gün ağırlaşan iktisadi ve siyasi kriz seçmenlerin siyasi tercihlerinde kalıcı bir değişim mi yarattı? Yoksa seçmen stratejik oy mu kullandı, yerel seçimler olduğunu dikkate alarak iktidarı cezalandırdı mı? Ümit Akçay’ın Gazete Duvar’da ileri sürdüğü gibi Mayıs seçimlerinden bu yana halkın kemerini daha da sıkan iktidar kaybetti ve kemer sıkmanın yarattığı yaraları sarmayı vaat eden muhalefet kazandı mı?

Bu sorular sıkça tartışılıyor. Bu yazıda Mart seçimlerinin ortaya çıkardığı riskleri ve fırsatları tartışıp potansiyellere işaret etmek istiyorum. Yazının ana tezi şu: 2024 yerel seçimlerinin sonuçlarını belirleyen ana aktörler seküler-milliyetçi seçmenler ile dindar-muhafazakâr seçmenler. Bu durum sanıldığının aksine Türkiye’nin değişim yönünde sınırlı bir potansiyele sahip olduğuna işaret ediyor.

Riskler, fırsatlar ve potansiyellere geçmeden önce biraz uzun bir durum tespitiyle başlayalım.

Durum tespiti: Herkes oy kaybederken CHP oylarını artırdı

Öncelikle, durum tespiti yaparken yöntemsel olarak iki hususun altını çizmeliyim. İlki, karşılaştırmalarda yerel meclis seçimlerini baz aldım. Yerel meclis seçimleri dediğimizde 30 büyükşehirde ilçe belediye meclis seçimlerini, kalan 51 küçük şehirde ise il genel meclisi seçimlerini kastediyorum. Bu tercihin temel gerekçesi genel seçimlere kıyaslama açısından daha doğru sonuçlar vermesi; belediye başkanı gibi kişisel faktörlerin görece daha az etkili olması ve parti tercihinin daha fazla belirleyici olması.

İkinci olarak, katılım oranında 2019 yerel seçimlerine kıyasla %6; 2023 genel seçimlerine kıyasla %8,5 azalma olduğundan, oy oranları değil normalize edilmiş seçmen sayılarını baz aldım. Bu noktada 2019 yerel seçimlerine kıyasla 2024 yılında seçmen sayısı yaklaşık %7,597 oranında arttı. Tüm parti oylarını değerlendirirken katılım oranının düşüşünün yanı sıra seçmen sayısındaki artış göz ardı edilmemeli. Bu değişimler dikkate alınmadan tek başına oy oranları üzerinden yapılan analizler bizi yanlış sonuçlara götürür.

Seçim sonuçlarına baktığımızda, son birkaç seçimde en fazla oyu alan ve öne çıkan 5 parti içerisinde CHP 2019 yerel seçimlerine kıyasla oy sayısını artırdı. Buna karşın AK Parti, MHP, İYİ Parti ve DEM Parti’nin oylarında dikkate değer düzeyde azalma meydana geldi.

2019 yerel seçimlerindeki performansı göstermesi durumunda, seçmen sayısındaki artışla birlikte CHP’nin 2024 yerel seçimlerinde 14,22 milyon oy alması beklenirdi. Oysaki 10 seçmenine 1 seçmen daha eklemeyi başararak reel olarak 15,79 milyon oy aldı.

AK Parti’nin 2019 yerel seçimlerindeki performansı göstermesi durumunda 21,26 milyon oy alması beklenirdi. Yaklaşık 10 seçmenden üçünün desteğini kaybeden AK Parti 14,85 milyon oy alabildi.

Yaklaşık 4,04 milyon oy alması beklenen MHP 4 seçmenden 1’ini kaybetti ve aldığı oy 3,02 milyon ile sınırlı kaldı.

İYİ Parti en fazla seçmen kaybeden parti oldu. Yaklaşık olarak 10 seçmenin 4’ünü kaybetti ve 3,63 milyon oy alması beklenirken 2,10 milyon oy aldı.

DEM Parti 2,91 milyon oy alması beklenirken, 2,65 milyon oy aldı ve yaklaşık olarak 100 seçmenden 9’unun desteğini kaybetti.

AK Parti’nin kaybının kaynakları: Küskünler

Seçimlere ilişkin eksiksiz bir tablo sunmaktan ziyade yerellerde özgün durumların olduğunu da bilerek genel eğilimi anlamak için oluşturduğum Tablo 1’deki verileri analiz etmeden önce, AK Parti–MHP koalisyonunun kaybedip CHP’nin uzun yıllar sonra birinci çıktığı bu seçimde ilk olarak katılım oranındaki düşüşün altını çizmeliyiz. Zira, AK Parti liderliğindeki iktidar blokunu destekleyen seçmenlerin muhtemelen büyük çoğunluğunu oluşturduğu, sandığa gitmeyen seçmen sayısı yaklaşık 3,74 milyon. Protesto oy olma ihtimali yüksek olan ilave geçersiz oylarla birlikte bu rakam yaklaşık 4 milyonu buluyor.

2019 yerel seçimlerinde 57,09 milyon seçmenin 48,27 milyonu oy kullandı ve oyların yaklaşık 46,26 milyonu geçerli sayıldı. 2024 seçimlerinde seçmen sayısı 61,43 milyon; kullanılan oy sayısı 48,20 milyon, geçerli oy sayısı ise 45,80 milyon. İki seçim arasındaki seçmen sayısı değişimini dikkate aldığımızda, 2019 seçimlerine benzer bir katılımın olması durumunda kullanılan oy sayısının 51,94 milyon; geçerli oy sayısının ise 49,77 milyon olması beklenirdi.

Bu rakamlar dikkate alındığında, 2019 yerel seçimlerine kıyasla oy kullanması beklenen tam olarak 3.738.337 kişi sandığa gitmemiş durumda. 2019 seçimlerine kıyasla 229.707 daha fazla oy geçersiz sayılmış aynı zamanda. Bu geçersiz oylar hatalı oy kullanımından olabileceği gibi bilinçli bir tercih sonucu da gerçekleşmiş olabilir. Başka bir ifadeyle 2019 seçimlerine benzer bir katılım ve benzer bir geçersiz oy oranı olsaydı, muhtemelen büyük çoğunluğu iktidar blokundan yana yaklaşık 3.97 milyon daha fazla oyun geçerli sayılacağı beklenirdi.

Detaylı bir analizi gerektirse de iktidar blokundaki yaklaşık 7,49 milyon seçmen kaybının önemli bir kısmı katılım oranının düşüklüğü ve protesto oylardan kaynaklandı. CHP ve DEM Parti seçmeni içerisinde de katılımın düştüğünü varsaysak bile, mevcut iktisadi ve siyasi krizden kaynaklı olarak esas olarak iktidar bloku seçmeninin katılım göstermediği söyleyebilir.

Dindar-muhafazakâr seçmenler: “Anadolu’da (kısmi) miras değişimi”

Seçime katılımın düşüklüğünün yanı sıra, ikinci olarak, AK Parti’nin dindar-muhafazakâr tabanının önemli bir kısmı 2024 yerel seçimlerinde Yeniden Refah Partisi’ni (YRP) tercih etti. Kasım 2018 tarihinde kurulan YRP, 2019 yerel seçimlerine girmedi. Bundan dolayı kıyaslamalar için Mayıs 2023 seçimlerini baz alabiliriz. YRP, 2023 Mayıs seçimlerinde %2,8’e denk düşen, 18.689’u yurtdışı seçmenlerinden olmak üzere toplam 1.529.119 oy aldı. 2024 yerel seçimlerinde ise meclis seçimlerinde %7,0’ye denk düşen 3.190.511 oy aldı. Mayıs seçimlerindeki yurt dışı seçmeni dışarıda bırakıldığında, YRP’nin oy sayısını net olarak 1.677.081 artırdığı görülüyor.

Bahadır Özgür’ün Gazete Duvar için kaleme aldığı Millî Görüş Hareketi’nin en fazla oy aldığı 25 ildeki AK Parti ve YRP oyları kıyaslaması, YRP oylarının büyük oranda AK Parti’den geldiğini ve “Anadolu’da (kısmi) miras değişimi” gerçekleştiğini gösteriyor. Özgür’ün ifadesiyle “AKP’nin 2004’ten beri neredeyse hiç gedik açtırmadığı, yüksek oylarla seçim kazandığı” bu 25 ilde AK Parti toplamda yaklaşık 4,53 milyon oy alırken, YRP 1,76 milyon oy aldı.

Dindar-muhafazakâr blokun (YRP, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi) aldığı toplam oylar kıyaslandığında, AK Parti dışındaki dindar-muhafazakâr seçmenlerin oyları 2019 yılında 1,31 milyon civarındayken 2024 seçimlerinde 4,05 milyona yaklaştı. Büyük çoğunluğu YRP’ye akan yaklaşık 2,63 milyon oy artışının esas olarak AK Parti’den geldiği açık.

CHP içinde güçlenen seküler milliyetçiler

Üçüncü olarak, CHP’nin AK Parti ve MHP tabanında aldığı oy sayısı sanıldığının aksine çok fazla değil. CHP’nin oy sayısındaki artışın kaynağını esas olarak seküler-milliyetçi taban oluşturuyor.

Seküler-milliyetçi oyların Mayıs seçimlerindeki ana adreslerinden biri olan İYİ Parti bu yeni desteğin ana kaynağını oluşturuyor. AK Parti ve Erdoğan karşıtlığının en yüksek olduğu seçmen tabanının İYİ Parti tabanı olduğu dikkate alındığında, İYİ Parti’den ayrılan seçmenlerin CHP’ye yöneldiği söylenebilir. İYİ Parti’nin yerel meclis bazındaki oy kaybı yaklaşık 1,53 milyon. Bu neredeyse CHP’deki artışa denk bir oy sayısı.

Ultra-nasyonalist (İYİ Parti, Zafer Partisi, MHP ve BBP) partilerin toplam oylarına baktığımızda, ultra nasyonalist 5 seçmenden birinin tercihini değiştirdiği görülüyor. Bu değişim ya sandığa gitmeme ya da başka partiye yönelme şeklinde oldu. AK Parti’nin oy kaybettiği ve CHP’nin oylarını artırdığı dikkate alındığında, -partiler arası oy geçişlerine ilişkin detaylı araştırmalarla teyit edilmesi gerekmekle birlikte- ultra-nasyonalist partilere oy veren seçmenin CHP’ye yöneldiğini öngörebiliriz.

Zafer Partisi, Demokratik Sol Parti (DSP), Memleket Partisi gibi CHP ve İYİ Parti geleneğinden kopan ya da bu geleneklere yakın partilere baktığımızda, seküler-milliyetçi blok oylarının 2019 seçimlerine kıyasla toplamda %5,04 puan arttığı ve 920 bin yeni seçmenin bu partilere yöneldiği görülüyor. Bu seçmen tabanının da önemli oranda AK Parti ve MHP içindeki seküler-milliyetçi gruplardan olduğu söylenebilir. Zira tek başına MHP içindeki oy kaybı 1 milyonu aşıyor. CHP’nin Bolu, Afyonkarahisar, Aydın gibi illerdeki ultra-nasyonalist adaylarının aldığı yüksek oylar, Mansur Yavaş’ın Ankara’da elde ettiği büyük başarı da seküler-milliyetçi seçmen desteğini teyit ediyor. CHP’deki oy artışının yaklaşık 400 bini tek başına Ankara’da gerçekleşti.

Yukarıdaki veriler dikkate alındığında, dördüncü olarak, AK Parti’nin esasında dindar-muhafazakâr ve içindeki seküler-milliyetçi tabanından oy kaybettiği görülüyor. Başka bir ifadeyle AK Parti seçmen çekirdeğinin ve çeperinin bir kısmını aynı anda kaybetti.

DEM Parti ve yenilen kayyım siyaseti

Beşinci olarak, HDP’nin halefi DEM Parti 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana süregelen oy kaybını önemli oranda geriye çevirmeyi başardı. 2023 Mayıs seçimlerinde 2018 genel seçimlerine kıyasla ortalama 4 seçmeninden birini kaybeden DEM Parti, küskün seçmenlerinin büyük bir kısmının desteğini yeniden kazandı. Özellikle Van’da mazbatanın ikinciye verilmesi kararı sonrası sokağa taşan toplumsal tepkiler, yaklaşık 8 yıldır de-mobilize olan DEM Parti seçmeninde yeni bir heyecanın oluştuğunu gösteriyor.

DEM Parti’nin bu başarısı AK Parti liderliğindeki iktidar blokunun kayyımlara dayalı siyasetinin başarısız olduğunu ortaya koyuyor. DEM Parti’ye yönelik tüm “güvenlikleştirici siyasete” rağmen, Kürt itirazı canlılığını koruyor. 2024 Newroz kutlamalarında ilk sinyallerini veren yeniden canlanma ve mobilizasyon seçim sonuçlarına da yansıdı.

Detaylı bir analizi gerektiren DEM Parti performansına genel olarak baktığımızda 8 yıllık kayyım uygulamalarından sonra Kürt siyaseti yerel meclis seçimlerinde 12 ilde birinci oldu; belediye seçimlerini 10 ilde kazandı (ki buna taşıma seçmenlerle MHP ve AK Parti’nin kazandığı Kars ve Şırnak da eklenmeli); Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerinin de içinde olduğu 7 ilde oyunu artırdı.

Bu tablo seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldıran kayyım siyasetinin Kürt sokağında beklenen rızayı üretmediğini gösteriyor. Kayyımlara dayalı siyaset Kürt meselesini ertelemekten öteye Kürt sahasında bir etki yaratmadı. Aksine AK Parti Kürt illerinin neredeyse tamamında oy kaybetti. Doğu Anadolu Bölgesinde %43,3’ten %32,5’e gerileyen AK Parti, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde %44,0’ten %28,6’a geriledi. DEM Parti ise ilk bölgede oy oranını %25,0’dan %25,4’e; ikinci bölgede ise %31,7’den %32,7’e çıkardı.

Fırsatlar

Yukarıda tablo bir bütün olarak değerlendirildiğinde, altı çizilmesi gereken en önemli husus şu: Türkiye’de büyüyen bir değişim arzusu var. Sayısal verilerden öteye bu değişim arzusu CHP için büyük bir fırsat sunuyor. Türkiye’nin 30 büyükşehrinden 14’ünü, 51 il belediyesinin 21’ini, 973 ilçe belediyesinin 337’sini ve 390 belde belediyesinin 61’ini kazanan CHP, bir önceki yazıda tartıştığım üzere barınma, beslenme, eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, kültürel hizmetler, ulaşım gibi alanlarda sosyal-demokrat bir belediyecilikle iktisadi kriz karşısında kent ve kır yoksullarını koruyan, kamucu bir siyaset inşa edebilir, bu değişim dalgasını daha da büyütebilir. Sosyal-demokrat belediyecilikle ayrıca din/mezhep, etnisite/ulus, yerellik/göçmenlik, hayat tarzı gibi kimlikler üzerinden yarılmış Türkiye toplumu için kapsayıcı, çoğulcu ve özgürlükçü bir kimlik siyaseti sunabilir, ortak bir gelecek ufkunun yolunu yerellerden açabilir, buralarda ilk deneyimleri inşa edebilir. Seçimi önde kapattığı 35 il ve büyükşehir belediyesinin nüfus büyüklüğü ve bu illerin sahip olduğu ekonomik kaynakların payı dikkate alındığında, Mart seçimleri CHP’ye Türkiye genelinde yeni bir hikâye yaratmak, yeni bir yol inşa etmek için büyük bir fırsat penceresi sundu. Sembolize etmek gerekirse İstanbul İttifakı, Türkiye İttifakı olabilir.

Bu değişim mesajını AK Parti de alabilir. İktisadi ve siyasi alanda derinleşen krizler karşısında hızlı bir normalizasyon sürecine yönelebilir. Türkiye’de büyük bir sermaye transferi sürecine dönüşen ve büyük bir bölüşüm şokuna neden olan iktisadi kriz çerçevesinde kaynakların bölüşümünde yeni bir siyasete yönelebilir. Önümüzdeki 4 yıllık seçimsiz süreç ekonomiyi düzeltmenin yanı sıra, yeni anayasa, ittifak politikası, Kürt meselesi, dış politika gibi alanlarda yeni bir siyaset inşası için Erdoğan’a önemli bir fırsat penceresi sunuyor.

Seçimler öncesinde başlayan ve Van mazbata krizinin çözümüne de olumlu yansıyan Kürt siyasetiyle temas arayışları AK Parti’nin bu fırsatı değerlendirip değerlendirmeyeceğini izleyebileceğimiz ilk alan olacak. Bu teması birçok göstergeyle izlemek mümkün. Bununla birlikte Leyla Zana’nın yaklaşık 8 yıllık sessizlikten sonra DEM Parti çalışmalarına dahil olması ve seçimler boyunca yaptığı konuşmalar; yine Selahattin Demirtaş’ın Kobani savunmalarından başlayarak ve en son Van mazbata krizinde yaptığı açıklamadaki  açık sözleri AK Parti ile DEM Parti arasında temasların olduğunu gösteriyor. Şu sözler özellikle dikkat çekiciydi:

“Buradan sizler aracılığıyla Sayın Cumhurbaşkanı’na seslenmek istiyorum. … Bu gidişata daha en başından dur demenizi bekliyoruz. Tüm sorunların diyalog ve karşılıklı güven çerçevesinde çözümüne dönük iradeyi boşa çıkaran bu hukuksuz girişime, ülkenin Cumhurbaşkanı olarak dur demenizi bekliyoruz.”

Riskler, Tehditler, Potansiyeller

Öte yandan, Erdoğan iktidar blokunu muhafaza ederek otoriter merkezileşmeyi daha da ileri safhalara taşıyabilir. Sekiz yıllık kayyım siyaseti devam edebilir. Bunu, belediyelerin yetkilerinin ve kaynaklarının merkezde bakanlıklara ve yerellerde valiliklere devredildiği yeni bir merkezileşme ve de-konsantrasyon siyaseti izleyebilir. Merkezi hükümetin önemli oranda kaynakları tükettiği bir bağlamda, 18 büyükşehir başta olmak üzere yerel yönetimlerde muhalefetin kaynak dağıtan yeni bir aktör olarak güçlenmesi AK Parti tarafından bir risk olarak okunabilir.

Böylesi bir eğilim muhtemelen 2028 seçimlerinde AK Parti’nin daha büyük bir siyasi kayıp yaşamasına neden olacaktır. Bununla birlikte, AK Parti içerisindeki rasyonalite kaybı, kurulan ittifaklar, kurumsal yapıların zayıflaması, teşkilatın altının önemli oranda kazılması gibi faktörler dikkate alındığında bu seçeneğin gerçekleşme ihtimali düşük değil. Bu seçeneğin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin ilk sinyalini kayyım politikası üzerinden izlemek mümkün olacaktır. Van mazbata krizi şimdilik iyimser bir tablo ortaya çıkarmış olsa da bu konuda net bir politika değişiminin olduğunu iddia etmek için biraz beklemek gerekiyor.

CHP açısından en büyük riski içinde büyüyen seküler-milliyetçi siyaset oluşturuyor. İYİ Parti’nin bir tür CHP’nin içine yerleştiği bu yeni durum Türkiye’yi seküler ve dindar renkleriyle milliyetçi-muhafazakâr bir siyasete mahkûm edebilir. CHP içerisindeki sosyal-demokrat siyasetin zayıflaması ve seküler-milliyetçi siyasetin güçlenmesi durumunda iktidar bloku içerisinde de dindar milliyetçi-muhafazakâr siyaseti sürdürmek kolaylaşacaktır.

Mayıs seçimlerinden bu yana seküler-milliyetçi siyaset kilit aktör olarak Türkiye’nin siyasi tablosunu şekillendiriyor. Kilit aktör tartışmaları DEM Parti üzerinden yürürken, asıl kilit aktör rolünü farklı siyasi partiler içerisinde, yine bürokraside hacminden büyük bir etkiye sahip seküler-milliyetçi siyaset oynuyor. 2028 seçimlerinde toplumun çoğunluğunun rızasını almaya aday CHP’nin büyük bir imtihanla karşı karşıya olduğu söylenebilir: Seküler-milliyetçi tabanını sosyal-demokrat bir siyasetle dönüştürmek.

Tüm bu tablo içinde Kürt siyasetinin ve YRP’de temsilini bulan dindar-muhafazakâr siyasetin alacağı pozisyonlar kritik bir öneme sahip. Sadece iktisadi krizden dolayı değil, AK Parti’nin en son Gazze meselesinde daha da artan “normatif güç kaybı”, YRP üzerinden dindar-muhafazakâr siyaseti büyütebilir, bu da AK Parti’yi değişime zorlayabilir. Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi gibi dindar-muhafazakâr siyaset hattında duran partilerin YRP etrafında kümelenmesi, belki birleşmesi hem yerel yönetimlerde hem de parlamentoda bu siyaseti beklenmedik şekilde büyütebilir; kısmi miras değişimi tamamlanabilir. Türkiye’de AK Parti ve CHP arasındaki oy geçişlerinin sınırları dindar-muhafazakâr siyaset için önemli bir potansiyel sunuyor.

DEM Parti’nin liderlik ettiği Kürt siyaseti ise ikili bir imtihanla karşı karşıya. Bir yandan AK Parti ile diyalog ve müzakere zemini oluşturmak ve Kürt meselesinin çözümüne dönük yeni bir sayfa açmak; bir yandan da AK Parti’nin ana rakibi olan CHP ile yerellerde uzlaşı inşa ederek CHP içindeki sosyal-demokrat siyaseti desteklemek zorunda. Sanıldığının aksine bu iki siyaset birbirine karşıt değil, destekleyici siyasetler. Zira, AK Parti ile diyalog zemininin kurulamaması ve bunu takip edecek bir kayyım uygulaması İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya gibi şehirlerde CHP’nin yapabileceklerinin de sınırlarını çizecek, var olan sınırları daha da daraltacaktır. Bu noktada DEM Parti “Büyük Kürt Barışı”nı CHP ve AK Parti arasında bir siyasi rekabet unsuru haline getirebildiği ölçüde Türkiye’deki değişim dalgasına katkı sunabilir, bu dalganın bir parçası olabilir. Bu, DEM Parti için büyük bir meydan okuma, ama Türkiye için büyük bir değişim potansiyeli demek.

Cuma Çiçek-Birikim Dergisi

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Mahfi EĞİLMEZ: Kur Niçin Yükseliyor?

Dövizdeki bayram hareketi yatırımcıların çıkışı ve faiz indirimi beklentisi USD/TL’yi yukarı çekti. Mahfi Eğilmez, faiz indirimi beklentisini ve Citibank’ın tavsiyesini çekmesini yazdı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Bayramın hemen öncesinde başlayan ve halen devam eden bir eğilimle USD/TL kuru yükselişe geçti. Aşağıdaki on günlük grafik bunu gösteriyor:

Normal koşullarda bayramların öncesinde ve bayram sırasında kur düşer. Çünkü bayramda, tatile gitmek ya da kurban kesmek isteyen ve o nedenle Türk Lirası ihtiyacı olan insanlar ellerindeki veya banka hesaplarındaki dövizleri bozdururlar. Bu eylem Türk Lirasına olan talebi artırdığı, dövize olan talebi düşürdüğü için de USD/TL kuru düşer ve Türk Lirası değer kazanır. Bayram sonrasında ise bu kez söz konusu Türk Liralarını ellerine geçirenler döviz talebinde bulunur ve kur yeniden yükselir. Normal koşullarda olan budur. Bu kez tam tersi oldu. USD/TL kuru düşmek bir yana yükselmeye başladı. Demek ki normal koşulların dışında gelişmeler oldu.

Önce bugünkü mekanizmayı kısaca bir kez daha özetleyeyim. Türkiye birkaç aydır carry trade denilen bir olgunun etkisinde bulunuyor. Yurtdışından düşük faizle kaynak bulup gelen fonlar burada dövizleri 1 USD = 32 TL kuruyla Türk Lirasına çevirip kısa vadeli (1 ay ile 3 ay arası) TL mevduat açıyorlar ya da devlet tahvili alıyorlar. Bu mevduatlarına alış satış farkları ve vergiler düşüldükten sonra yıllık kabaca yüzde 40 net (aylık yüzde 3,75, üç aylık 11,25) faiz alıyorlar. Gerçek enflasyonun, açıklanan enflasyonun çok üzerinde olduğunu kabul ettiğimizde bu faizin, hem bugünkü hem de gelecekteki enflasyona göre negatif reel faiz konumunda bulunduğunu söyleyebiliyoruz. Buna karşılık eğer kur bu düzeyde kalırsa vade sonunda elde edilen Türk Lirası faizi ve ana parayı dolara çevirince bu faiz aşağı yukarı dolar faizine dönüşüyor. Dolar mevduatına bu kadar kısa vadede bu kadar yüksek faiz dünyanın hiçbir yerinde bulmak mümkün değil. Benzer işi banka kasalarında, evlerindeki kasada döviz saklayanlar da yapıyor. Onlar da aynı şekilde dolar bozdurup Türk Lirası mevduat açıyor ve vade sonunda faizi alıp tekrar dövize döndüğünde aynı şekilde dolar faizi kazanmış oluyor. Hükümet, bu gelişmeye ses çıkarmıyor, hatta destekliyor. Çünkü bu sayede kur yükselmiyor, enflasyonun kurdan etkilenmesi bastırılmış oluyor, bankalar ellerine geçen dövizleri Merkez Bankası’na satıyor ve böyle Merkez Bankası’nın rezervleri hızla artıyor. Bu yöntemin en büyük riski kurun yükselmesi ve Türk Lirasına para yatıranların vade sonunda alacağı faizle, kurda çıkacak kaybı karşılayamaması.

Yabancıların, Türkiye’ye carry trade çerçevesinde para getirmesinde birkaç önemli yatırım bankasının Türkiye hakkında verdiği “Türkiye’ye yatırım yapılma zamanı” görüşü etkili oldu. Yabancılar buraya para getirdiler, Türkler de dövizlerini bozdurup Türk Lirası mevduata ve/veya devlet tahvillerine yöneldiler, bunun sonucunda Türk Lirasına talep artarken dövize talep düştü. Bu aşamada ekonominin en temel kanunu işlemeye başladı ve Türk Lirası, yabancı paralara karşı değer kazandı. Aslında Merkez Bankası bir yandan da ihracatçıyı korumaya çabalamasa kur daha da aşağıya gidecekti.

Bayramdan birkaç gün önce Citibank, yatırımcılara verdiği Türkiye’ye yatırım tavsiyesini kaldırdı. Bu gelişmeyle birlikte TL varlıklardan yavaş da olsa bir çıkış başladı ve kur da hafif hafif yükselmeye yöneldi. Bayram öncesi yaşanan ve kuru yukarı iten ilk gelişme buydu. Cumartesi günü de Cumhurbaşkanı, bir soru üzerine şöyle bir cümle kurdu: “Bütün mesele yine geliyor, faiz olayına dayanıyor. İnşallah faizde atacağımız adımlarla enflasyonu son çeyrekte çok daha olumlu bir konuma taşımış olacağız.” Bu sözler piyasada sonbaharda faiz indirimine gidileceği şeklinde anlaşıldı. Çünkü daha önce enflasyonun nedeninin faiz olarak gösterilmesi söz konusu olmuş ve faiz indirimlerine gidilmişti. Kurun yukarıya gitmesinin ardındaki ikinci neden budur. Böylece öteden beri kulaktan kulağa fısıldanan “Eylül Beklentisi” açık açık konuşulur oldu. Faizin düşürülmesi kuşkusuz bu yolla elde edilecek kazancı düşüreceği için alınan yüksek riske değip değmeyeceği tartışmasını gündeme getiriyor. Ne var ki yukarıda anlattığım mekanizmayla dolar faizine dönüşen Türk Lirası mevduat faizinin de uzun süre bu şekilde devam etmesi mümkün değil.

Enflasyon sorunu bugün geldiğimiz aşamada ne yazık ki tek başına faizle hatta onu da kapsayan ekonomik önlemlerle çözülebilir bir sorun olmaktan çıkmış durumda. Bu sorunun çözümü geleceğe ilişkin olumlu beklentiler yaratabilmekte. Türkiye, 2001 krizinden sonra, yüksek enflasyon sorununu geleceğe ilişkin olumlu beklentiler yaratarak çözmüştü. Çözüm bu şekilde gelince büyüme de olumsuz etkilenmemişti. O dönemde beklentileri düzeltmek için yapılan şeyler bankacılık reformu, kamu mali disiplininin sağlanması (bütçe açığının düşürülmesi), AB ile tam üyelik müzakeresine girilmesiydi. Bugün, çok daha kapsamlı yapısal reformlara o günkünden çok daha fazla ihtiyaç var. Ne kadar gecikirsek o kadar fazla faiz öderiz.

Okumaya devam et

BASINDA BİZ

POS’un bedeli yurttaşa!

Bankaların esnaftan aldığı fahiş cihaz komisyonları, ürün fiyatlarına zam olarak yansıyor: POS’un bedeli yurttaşa!
Banka kartlarıyla yapılan alışverişler için piyasada 2.2 milyondan fazla POS kullanılıyor. Cihaz iptalleri artarken satışlar nakit ya da IBAN’a para göndermeye dönüyor.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Esnaf ve perakendecinin vazgeçilmezi POS cihazlarından bankaların aldığı komisyon ücretleri hızla artınca, esnaf da çözümü yurttaşa sattığı ürüne zam yapmakta buldu. Ayrıca birçok perakende firması, POS komisyonundan kurtulmak için bazen tüketiciyi nakite zorluyor bazen de peşin ödemelerde indirime başvuruyor.

Şehriban KIRAÇ’ın Cumhuriyet’teki haberinde; örneğin bir tişörtü kartla almak isteyen yurttaş peşine göre en az 10- 20 TL daha fazla ücret ödeyebiliyor. Bu nedenle POS iptalleri artarken satışlar nakit ya da IBAN’a para gönderme şeklinde yaygınlaşıyor.

Ancak kartlı işlem yapamadığı için taksit imkânından yararlanamıyor. Ayrıca kartla toplanan puanları kullanmak da zorlaşıyor. Oysa Tüketici Kanunu’na göre esnafın bankaya ödediği komisyonu tüketiciye yansıtması yasak.

Esnaf, POS’dan geçen ödemeleri komisyonsuz almak istediğinde 45 gün bekliyor, hemen almak istediğinde ise aylık yüzde 4’lere varan komisyon ödüyor. POS cihazlarına bakım ücreti, yazılım güncelleme ücreti, POS aksesuvar bedeli, entegrasyon bedeli, yıllık operasyon maliyeti, ekstre gönderim ücreti, bloke çözüm ücreti gibi kesintiler ise esnafı yıldırdı. Ortak POS kullanımında arıza durumunda eğer altı bankanın ortak POS’u kullanılıyorsa esnaf tamir sonunda altı bankaya ayrı ayrı ödeme yapıyor. Çoğu bankanın pandemide başladığı POS rulosu vermeme uygulaması da kalıcı hale geldi.

BAKIM İÇİN 750 LİRA

Giyim, diş poliklinikleri, otel gibi yerlerde çoğu esnaf nakit veya POS’la satışa göre çifte fiyata geçerken lokanta, cafe, fırın, eczane gibi işletmeler bunun zorlukları nedeniyle maliyeti genel satışa yansıtıyor. Ayrıca bir kısım esnaf toptancıdan mal alırken “senetli alış/ satış” yöntemine döndü.

Ekonomist Erol Taşdelen’e göre Türkiye’de 2.2 milyondan fazla POS cihazı var.

Taşdelen sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her cihaz için ayda 750 TL’ye varan bakım-onarım ücreti alan bankalar var, ayrıca yazılım güncelleme için de ücret alınıyor. Bankacılık sektöründe son yıllarda net ücret ve komisyon gelirinin net faiz gelirini aşmasında bu tür haksız alınan ücret ve komisyonların katkısı büyük oldu. Bankalar bu bedelleri ‘diğer gelir’ bölümünde gösterdikleri için BDDK murakıpları detay incelemesi ile ortaya çıkabilir. Ayrıca bankaların yüksek komisyonları ve blokeli gün sayısını artırması esnafın nakit dengesini de bozdu. 2023 yılında kapanan 111 binden fazla esnafın kepenk kapatmasında bankaların ve POS uygulamalarının çorbada tuzu var.”

IBAN’LA ÖDEMEK İÇİN PARA GEREKLİ

Esnafa göre 10 yıldır POS altyapısını değiştirmeyen bankalar var. Buna karşın yine de işletmelerden sürekli yazılım ücreti alıyorlar.

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu Genel Başkanı Bendevi Palandöken geçenlerde yaptığı açıklamada, esnafın artık POS yükünün altından kalkamadığını anlatarak “Esnaf kâr marjları kurtarmadığı için kartlı alışverişten kaçınıyor. Yurttaşın cebinde parası yoksa IBAN ile ödemesi de çok zor. Bu yüzden esnaf ile yurttaş çoğu zaman karşı karşıya kalıyor” dedi.

Şehriban KIRAÇ – Cumhuriyet

Okumaya devam et

GÜNCEL

Metale Hayat Veren Kadınlar

Gazeteci Şehriban Kıraç, Türkiye’nin dev fabrikalarında çalışan 40 kadının kah ağlatan, kah güldüren, kah isyan ettiren hikayesini Metale Hayat Veren Kadınlar kitabında kaleme aldı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Demiri eritmiş, otomobil yapmış, buzdolabına kapı takmış, koca kamyona motor üretmiş, tonlarca yükü taşımış kadınlar.

Kendine biçilen kalıpların dışına çıkan, mahalle baskısına uymayan, “gecenin bir vaktinde mesaiye gidilir mi”, “kadın başına onca erkeğin arasında çalışılır mı” “Burada ne işin var, git evde otur, markette çalış” zihniyetine karşı duran “biz burdayız, emeğimizle varız, erkek yaparsa, kadın da yapar” diye ses yükseltenlerin hikayesi.

Gazeteci Şehriban Kıraç, Türkiye’nin dev fabrikalarında çalışan 40 kadının kah ağlatan, kah güldüren, kah isyan ettiren hikayesini “Metale Hayat Veren Kadınlar” kitabında bir araya getirdi.

CİNSİYET EŞİTLİĞİ İSTEYEN KADINLAR

Türk Metal Sendikası’nın örgütlü olduğu Ford Otosan, Otokar, Oyak Renault, Beko, Arçelik, Bosch, MAN, BMC, Vestel, Tofaş gibi dev fabrikalarda çalışan 40 kadının hikayesi anlatan kitap, Türk Metal Sendikası tarafından basıldı. Kitap 8 Mart’ta Kadın İşçiler 29. Büyük Kurultayında dağıtıma çıktı. Kaleme alınan 40 kadının hikayesi öyle hafife alınacak hikayeler değil. Ağır sanayiye gelene kadar hepsi çok ağır hayat deneyimlerinden geçmiş. Kimi öksüz kalmış, kimi sürgün olmuş, kimi çocuk yaşta iş hayatına atılmış. Kimi borç ödemek, kimi çocuklarını okutmak için… Metale Hayat Veren Kadınlar kitabı, çocuğuna daha iyi bir gelecek yaratmak için canla başla çalışan annelerin, avuç açıp kocadan harçlık dilenmek istemeyen, evde de işte de cinsiyet eşitliği isteyen kadınların hikayelerine ışık tutuyor. Metale Hayat Veren Kadınlar kitabı, sesi çıkmayan, bir erkeğe bile selam veremeyen, hakkını yiyen patrona karşı ses yükseltemeyen, fazla mesai parasını işten kovulurum korkusuyla isteyemeyen ama sendikada örgütlenince kocaman bir güç haline gelince, hakkını arayan, mitinglere gidip ön saflarda slogan atan, göz altına alınsa dahi örgütlenme azminden vazgeçmeyen, patrona kafa tutan kadınların hikayesini anlatıyor.

İLK KEZ ŞEHİR DIŞINA ÇIKAN VAR

Gazeteci Şehriban Kıraç, kitabın hazırlık aşamasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

Aylarca süren bir çalışmanın ürünü Metale Hayat Veren Kadınlar kitabı. Kitapta hikayesi anlatılan 40 kadının çoğu vardiyalı çalışıyor. Çoğuyla gecenin bir yarısı oturup söyleşi yaptık. Kimiyle hastanede çocuğunun başında beklerken, kimiyle yemek molasındakyen konuştuk. Bu kitapta hayatları hikayeleştirilene kadar 40 kadın ciddi bir sömürüyle karşı karşıya kalmış. Metal sektöründe çalışınca, başarıyı yakalayınca ve Türk Metal Sendikası’nda örgütlenince ilk kez bulunduğu şehirden dışarı çıkan kadınlar var, ilk kez uçağa binen, ilk kez bir otelde tatil yapan kadınlar, ilk kez dışarıda kendi parasıyla yemek yiyen kadınlar, ilk kez evinden, eşinden, çocuğundan ayrı tek başına şehir dışına çıkan… Bu kitap en çok da zor zanaat olan metal iş kolunda mücadelenin, karşı durmanın, başarmanın, güçlü kadın olmanın hikayesi var.

Metale Hayat Veren Kadınlar kitabında yer alan bazı kadınlar hikayelerini şöyle anlatıyor:

İLK KEZ SENDIKA SORDU DERDİMİ SIKINTIMI

ARÇELİK’te çalışan Emel Büyükkoz: Daha çocukken anne baba ayrılıyorsa, onların kızlarının hayata tutunmak için başlı başına bir hikaye yazması gerekiyor. Emel Büyükköz, “Annemin yaşadığı hikayeyi yaşadım, bir farkım vardı ben koca dayağı da yedim” diyor. Sendikaya üye olduğunda yöneticiler sormuş bir sıkıntınız bir ihtiyacınız var mı diye, “Ben hiç hayatımda görmemişim ki ne derdin var diye soranı. İlk kez sendika sordu derdimi sıkıntımı” diyor Emel. Hayatında hiç Ankara’yı, Anıtkabir’i görmemiş, otelde tatil nedir bilmemiş, yardım nedir görmemiş Emel. Ama sendika sayesinde çay molası nedir onu görüyor, ayakkabı, erzak yardımı nedir onu anlıyor.

TEMİZLİKÇİLİKTEN TAKIM LİDERLİĞİNE

MAN’da çalışan Meral Yurtalan: İlkokuldayken tarla, çapa, ekin biçme, inek sağma dahil her işi yapmış Meral Yurtalan. Baskıcı bir ailede büyüyor, ortaokuldan sonra Çubuk küçük yer kız çocuğu okula gitmez denip okutulmuyor. 15 yaşında kendisinden 14 yaş büyük biriyle evlendiriliyor. Sorumsuz bir koca, evin ve iki çocuğun tüm sorumluğu Meral’de. Güvencesiz, sigortasız, az maaşla birçok işte çalışıyor. Sonra MAN’a giriyor temizlikçi olarak. Kadın eli titremiyor diye boyama bölümüne geçiyor, zamanla takım lideri oluyor. Türk Metal Sendikası ile tanışıyor. Sendikaya üye olmadan tatil nedir, kafa dinlemek nedir, otele gitmek nedir bilmiyor Meral. “Artık başım zora girdiğinde gideceğim bir kapım var” diyor Meral.

AİLENİN İLK ÇALIŞAN KADINIYIM

MURAT TİCARET’te çalışan Badegül Akbaş: Badegül Akbaş’ın mücadelesi, hayatta tutunma hikayesi ta çocukluğunda başlıyor. Küçük yaşta üvey anne ile tanışıyor, 17 yaşında zorla kendisinden 12 yaş büyük biriyle evlendiriliyor. Sonra koca şiddeti. 18 yaşının başlarında annelik. Ayrılık, 2 küçük çocukla tek başına kalmak… İkinci eş izin vermese de çocuklarının geleceği için ille de çalışma isteği. 7 yıl boyunca işverenin tüm baskılarına, işten atma tehditlerine karşılık örgütlenme azmi. Ve zaferle sonuçlanan Türk Metal Sendikası toplu iş sözleşmesi. Bu azim onu sendikada baştemsilci yapıyor. Badegül’ün bundan sonraki hedefinde çok daha iyi bir sendikacı olmak, tüm arkadaşlarının taleplerini yerine getirmek sıkıntılarını çözmek var.

Hema’da çalışan Emine Özcamca: Çocukluğunu yaşayamayanlardan Emine Özcamca. 12’sinde babasını kaybediyor. Babasız kalmak insanı bir anda yetişkin hale getiriyor. Ortaokul birinci sınıftayken eğitim hayatı bitiyor, çünkü çalışmak zorunda kalıyor. 15’inde evleniyor, 16’sında anne oluyor. Bu zorluklar onu ağır sanayiye yönlendiriyor ve her işin altından da kalkıyor. Başladığı fabrikada önce çaycılık yapıyor, sonra üretim tarafına geçince yolu Türk Metal Sendikası ile kesişiyor. “Sendikaya girdikten sonra kocaman bir aile olduğumuzu anladım. Yani anlayacağınız sendikalıysan çok şeyin oluyor. Metal alanında çalışmak, bana kendimi daha güçlü hissettirdi” diyor Emine.

EGE FREN’de çalışan Sultan Ölçek: O madenci bir babanın çocuğu. Karadeniz kadını. 20 yılı aşkın süredir Türk Metal üyesi. Sultan Ölçek şu anda Şu anda Türk Metal Sendikası İzmir şubesinde disiplin kurulu üyesi. İki kızını tek başına büyütmüş. “Dibe çöktüğüm dönemlerde bile karalar bağlamadım, düştüğüm yerden kalktım. Bugün ayağa kalkmayı başardıysam, haklarımı daha iyi savunabiliyorsam, en önemlisi konuşabiliyorsam arkamdaki güçtendir. Sendikam sayesindedir. Eskiden içime kapanıktım. Adımı söylemekten bile çekinirdim. Artık kendime güveniyorum çünkü örgütlü olmak insanı güçlü yapıyor” diyor Sultan Ölçek.

SENDİKALIYSAK HER ZAMAN 1-0 ÖNDEYİZ

BOSCH’ta çalışan Sabia Güler: 6 yaşındayken Buglaristan’dan ailesiyle Bursa’ya göç etmek zorunda kalıyorlar. Tabi elde avuçta bir şey yok, ev eşyası desen yok, sıcak bir çorbaya bile muhtaçlar aslında. Sabia Güler’in hayatı mücadele ile geçiyor. Şu anki hedefi Bosch’un altın kadınlar takımını oluşturmak. “Ben bu vebali aldıysam onlara en iyi şekilde yardımım dokunsun istiyorum. Kimse yarın bana demesin ki Sabia geldi sendikada oturdu iş yapmadı. Ben çalışmak için buradayım. Çoğunluğun memnuniyeti çok önemli. Bosch’taki 200 kadının 50’si değil, 199 tanesinin memnun olması gerekiyor. Biz Bosch kadınları buradayız ve güçlüyüz, demek istiyoruz” ifadelerini kullanıyor Sabia.

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.