BANKA HABERLERİ
Türkiye siyasetinin yumuşak karnı: Enflasyon
İktisatçıların enflasyonu tartıştığı Sagalassos Çalıştayı yapıldı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İTÜESAM) tarafından düzenlenen Sagalassos Çalıştayları’nın beşincisi “Türkiye siyasetinin yumuşak karnı: Enflasyon” başlığı ile Burdur Ağlasun’da toplandı.
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İTÜESAM) tarafından düzenlenen Sagalassos Çalıştayları’nın beşincisi “Türkiye siyasetinin yumuşak karnı: Enflasyon” başlığı ile Burdur Ağlasun’da toplandı. İTÜ İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Öner Günçavdı koordinasyonunda düzenlenen çalıştayın sponsorluğunu ise Elginkan Grubu bünyesindeki E.C.A üstlendi. Çalıştayda “Türkiye’de Enflasyon Siyasi Bir Olgudur” adlı sunumunda, “Türkiye hiperenflasyona gitmedi, gitmeyecek çünkü enflasyonun yükünü taşıyacak bir kesim var. Dünyada hiçbir ülke yok ki 25 yıl yüzde 60 enflasyonla yaşasın! Yüksek enflasyonun maliyetlerine rağmen bununla devam eden bir ülke. 20 yıldır iktidarda olan ve enflasyonu tek haneye indirmekle övünen yeniden yüksek enflasyona götürdü.” tespitlerini yapan Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz, “Yüksek enflasyon dönemine tekrar girdiğimizi düşünüyorum. Merkez Bankası işini iyi yaparsa tek hanelere indirir görüşünü doğru bulmuyorum. Cumhurbaşkanlığı rejiminde popülist politikalar, seçim dönemleri yükselen enflasyon… Belki yüzde 20’lere kadar sadece düşürülebilen…” mesajları verdi.

SERVET SAHİPLERİNE DEĞİL ÜCRETLİ KESİME YÜKLENİYOR
“Yabancı sermaye olmadan büyümeni finanse edemiyorsun. Senin sistemin onun üzerine kurulmuş.” diyen Kamil Yılmaz, yabancı sermayenin kaçmasına neden olan politikalara ilişkin, “Bindiğin dalı kesiyorsun!” ifadesini kullandı. Sermaye bolluğunun olduğu dönemde Türkiye’nin sermaye çekemez hale geldiğini kaydeden Yılmaz, Türkiye’nin neden hiperenflasyona gitmediğini Arjantin ve İsrail’in geçen dönemde izlediği politikalardan örneklerle anlattı. “Bizim enflasyonumuz inişli çıkışlı. Diğerleri gibi yukarı eğilimli değil. Hiperenflasyon sürdürülemez olduğu için bütün kesimler bir araya gelip karar almak zorunda kalıyor….” diyen Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mehmet Şimşek geldi yine bilindik dolaylı vergiler… Kimse servet vergisi, emlak vergisi, doğrudan gelir vergisi üzerinden politika geliştirmek tarafında değil. Çünkü ücretleri kontrol altına alabiliyorsunuz! Bence altı aydan itibaren artık zam yapmıyoruz diyecekler. Bunu çok net bekleyebilirsiniz. Hiperenflasyonda herkes kaybediyor. Bizde 1980 döneminde reel ücretler kaybediyor. Bizde reel ücretler çok esnek ve hiperenflasyona gitmeden kırabiliyorsunuz. 80’lerdeki siyasi parti, seçim yasası, toplantı gösteri, dernekler, sendikal haklar yasası…. (Toplumsal tepkiyi soğuruyor.) Maliyetin işçi kesimine yıkılmasını getiriyor.”

Siyasi partiler yasasının değişmesi gerektiğini ancak bunun yeterli olmadığını sendikalar yasası, seçim yasası ve anayasal haklar konusunda da değişikliklerin yapılması gerektiğini savunan Prof. Dr. Kamil Yılmaz, Türkiye’nin büyümesinin zikzaklı olmasının nedeninin mevcut siyasi düzenden kaynaklandığını bildirdi. Yılmaz, “Mevcut siyasi erklerle bu yasalar da değişmez. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve yüksek enflasyon dönemine geri döndüldü. Türkiye 20 yılda bir duvara toslama dönemine geldi. Parlamenter sisteme geri dönmek gerekiyor. Biz yapısal reformu yapamıyoruz çünkü vadeler kısa; seçimden seçime.” dedi.
OLUŞAN ENFLASYONA BİLE GÜVEN YOKKEN!
Çalıştayda en tartışmalı konu enflasyonun ücretlendirme üzerindeki etkisi oldu. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Uzmanı Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, “Türkiye’de ani ve sert enflasyon şoklarının (2. Dünya Savaşından itibaren) reel ücretler üzerinde etkileri” çalışmasını sundu. Yeni bir çalışmayı akademinin takdirine sunan Gürsel, 80 darbesi dönemi ve sonrasında kamu çalışanlarının reel ücretlerinin gerilediği not etti. Sunumun ardından yapılan tartışmalarda, ücretler konusunda gerçekleşen enflasyona bile güven olmadığı, hedeflenen enflasyona göre ücret belirlenebilmesi için beklentilere güven gelmesi gerektiği iktisatçılarca ifade edildi.
MERKEZ’DEKİ İSTİKRAR BAŞARIDA ETKİLİ OLUYOR
Merkez Bankası’nın eski başekonomisti, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, “Türkiye’de Enflasyon ve Para Politikası” başlıklı sunumunda “Bütün ülkeler bu işi çözerken biz neden çözemiyoruz?” sorusunu gündeme getirdi. Kara, Türkiye’nin enflasyon sorununu çözemeyen ender ülkelerden biri olduğunu not etti. Dünyada en yüksek enflasyon sıralamasında ilk on veya yirmide yer aldığımızı kaydeden Kara, şu mesajları verdi: 1990’lardaki yüksek enflasyonun dünya ile pek ilgisi yok. Bize özgü. Daha sonra tek haneye düşüyor ve ortak gidiyor ama 2017’lerden sonra tekrar çift haneye giden bir durum var. Ne zaman Merkez Bankası kanunu değişip “kamuyu fonlasın” dediklerinde genelde enflasyon yükselmeye başlamış. 1980’ler öncesi kalkınmacı merkez bankacılığı dönemi ki işte KİT’lerin fonlası vs. Arzı artırınca enflasyon düşer anlayışından hareketle… Merkez Bankası bütçe açığını finanse edemez, bütçeyi fonlayamaz anlayışı 2001’de kanuna giriyor ama öncesinde 94’te aslında bunu fiilen yapmaya başlıyorlar. Ne zaman ki enflasyon üç hanelere çıkıyor o zaman mücadele başlıyor. 2001’den sonra enflasyon tek haneye düşüyor ve 12-13 sene orada kalıyor. Daha sonra merkez bankası bağımsızlığının fiilen bitmesi 2018’de anayasa değişikliği ile başlıyor ve en yetkili ağızdan ifade ediliyor. 1996-2016 arasında muazzam bir istikrar var. Merkez bankası başkanlarının görev sürelerine baktığımızda enflasyonun düştüğü bu dönem başkanların istikrarlı görev yaptıkları dönemler.
REEL KURUN DENGE DEĞERİNİ BİLMEK İMKANSIZ

Reel kurdaki değimi esas alarak süreci yorumlayan Prof. Dr. Hakan Kara, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “Doğru düzgün para politikası yapamayan bir merkez bankası olduğunda sermaye çıkışı da oluyor. Reel kurun değerlendiği 2001 sonrası dönemde ders de alındı ve ekonomik kurumlar arasında koordinasyon kuruldu. Bunun bir bacağı reel krediler, bir bacağı dış borçlanma, bir bacağı enflasyon… Reel kurun denge değerini bilmek imkansız ama çok hızlı hareketlerin yaşandığı dönemlerde bu gidişatın sürdürülemez olduğunu görüp merkez bankası bunu yönetebilir. Döngülerin bir kısmı küresel risk iştahına bağlı. 2010-2011’den sonra Türkiye reel faiz vermedi. Bütün ülkeler sıfıra yakın ve üzerindeyken… Reel kur değerlenmişti o yüzden yüksek enflasyonu yaşıyoruz yaklaşımı eksik. 2021 sonrası başka bir hikaye var. Rasyonalite ile açıklamak mümkün değil.
FAİZ İKTİSADİ DEĞİL SİYASİ DEĞİŞKEN OLUNCA…
Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığının kritik olduğunun anlaşıldığını ifade eden Prof. Dr. Kara, sözlerini şöyle sürdürdü: Merkez bankası araç bağımsızlığını toplumun istemesi lazım. O yetmez. Diğer kurumların para yaratma yetisini de kısıtlamak lazım. Makro çerçevenin takip edilmesi lazım ve makroihtiyati politikalar. 2018 yılında Mehmet Şimşek’in gitmeden önce yaptığı işlerden biri; siyasi otoriteyi ikna edebildik, şirketlerin dövizle borçlanması ihracat gelirleri ile sınırlandı. Bundan sonra düzelme başladı. Elbette başka etkenler de oldu. Faizin iktisadi değişken yerine siyasi değişken olarak yer alması Merkez Bankası’nı yaratıcı yollara götürdü. Hem sistem krizi çıkmayacak hem de ödemeler dengesi krizi yaşanmayacak noktada son dönemde KKM ve finansal mühendislikler geldi. Daha önce faiz koridoru… Türkiye faiz konusundaki hassasiyeti ile dünyada vaka analizi oldu. Dünyada enflasyon liginde de alt kademeye düştük. Bu sürecin enflasyon dinamiklerine etkisi ne oldu? Kur ve enflasyon beklentisinin korelasyonunu, merkez bankasının faizle kırması lazım. Döviz kuru beklentileri yükseldiği zaman enflasyon da yukarı çıkıyor. 2013 Mayıs’ta Gezi Parkı ve FED taper tantrum ile sermaye çıkışları başlayınca Merkez Bankası üzerindeki baskı da arttı. Merkez bankasının tereddüt ettiğini gören piyasa da beklentilerini oluşturuyor.
ENFLASYONLA MÜCADELE NİYETİMİZ PEK YOK GİBİ!
Kur ve beklenti sarmalı zaman içinde giderek kuvvetlenirken, 2018 yılında yapılan ankette enflasyon beklentilerinde en çok kullanılan değişkenler içinde en az kullanılan kriterin hedeflenen enflasyon ve merkez bankası enflasyon raporu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kara, sunumunu şöyle sürdürdü: Merkez Bankası tahminine olan güven 2018’den sonra kırılmış. 2021’den sonra enflasyon beklentileri hızla bozuldu. Enflasyon aşağı yukarı salınırken beklentilerin artmadığı dönemden beklentilerin arttığı döneme geldik. 2017’den bu yana sürekli beklentilerden yukarda gelen enflasyon fiyatlama davranışlarını önemli ölçüde bozdu. Enflasyonla mücadelede niyet var mı? Biz enflasyonla yaşamaya alışık bir toplumuz. İkincisi yüksek enflasyonla yaşaya yaşaya varlık kompozisyonumuz değişti: konut, altın, döviz ve şimdi hisse alınıyor. TL mevduat 6 trilyon TL. Enflasyona dayanıklı enstrümanlar 60 trilyon TL. Ücret belirleme mekanizması; ücretler artsa diyorlar. Kredi politikası; şirketler bir şekilde enflasyon olsun benim faizim düşük olsun, işlerine geliyor. Yurt dışı yerleşikler çok az. Onun getirdiği disiplin de yok. Bağımsız kurumlar da zayıfladı. Dezenflasyonu destekleyecek pek fazla zemin yok. Fiyat istikrarına ulaşma motivasyonumuz çok yüksek değil. Mevcut yapı ile mücadele ancak kriz dönemlerinde olabilir. Belki yüzde 30’lara düşürürüz ama tek haneye düşürecek bir inisiyatif görünmüyor.
RİSKLER YÜKSEK OLDUĞUNDA DEZENFLASYON BÜYÜMEYİ DESTEKLİYOR
“100. Yılda Enflasyonla Mücadele Neden Bu Kadar Zordu” adlı sunumunda Merkez Bankası’nın eski başkan yardımcısı ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) uzmanı Prof. Dr. Fatih Özatay, bildiğiniz ama sıklıkla göz ardı ettiğimiz olguya dikkat çekti. Bu noktada finansal kısıtların, varlık fiyatlarındaki düşüşü ve bunun sonuçlarına değinen Özatay, özellikle Türkiye’de ara malı ithalatının enflasyonu artırıcı dışsal etkilere olan çarpanına dikkat çekti. Ara malı ithalatı etkisi olmasaydı yabancılar faiz artırdığında veya sermaye hareketleri terse döndüğünde döviz kuru artacağından üretimin artıyor gibi olacağına işaret eden Özatay, fakat ara malı ithalatının maliyeti arttığından kur etkisinin üretimi azaltacağı yönde etki edebileceği uyarısı yaptı.

Enflasyonla mücadele ederken büyüme ne olacak diye bakıldığında 1924-2023 dönemi incelendiğinde, 1980-2023 dönemi incelendiğinde anlamlı bir bağıntı olmadığının görüldüğünü tablolarla gösteren Özatay, 2005 birinci çeyrek ve 2020 son çeyrek döneminde ise bir bağıntı olduğunu ifade etti. Özatay şunları anlattı: Enflasyonla mücadele programları aslında büyümeyi destekleyebilir. Eğer enflasyon eşik değerin üzerindeyse. Muhtemelen arada riskle alakalı bir ilişki var. Riskin yüksek olduğu dönemlerde enflasyonla mücadele programı riski düşürdüğü için büyümeyi destekleyecek ama riskin olmadığı dönemlerde istihdamı düşürüp, büyümeyi aşağı çekiyor. Türkiye açısından ise riskin önemli bir payı var. 2001 krizinden sonra en büyük karşılaşılan sorun reel faizin aşırı yüksek olmasıydı. 2001’de Keynesçi olmamak lazımdı ama 2008’de tam tersi. Çünkü iflas riskini gözden kaçırdığımız nedenler var.
DÜŞÜK ÜCRETLİ İŞÇİLER BEKLENENİ BULAMIYOR
BETAM Uzmanı Dr. Ozan Bakış da “İstanbul Rezervasyon Ücretleri ve işgücü arzı ile talebi arasında uyumsuzluk” başlıklı sunumunda şu tespitleri aktardı: Kadınların rezervasyon ücretleri erkeklere göre daha düşük. Dünyada da durum benzer. Kadınların daha düşük potansiyel rezervasyon ücreti olmasının nedeni, ücret talebinin toplulaşması ve asgari ücret tarafına yakın olmasından kaynaklı. Daha rahat, daha eve yakın, kısmi zamanlı iş tercihleri de bunu etkiliyor. Saatler açısından kadınlar 1.4 saat daha az çalışabileceğini belirtiyor; erkekler 9, saat kadınlar 7.5 saat, gün sayısı beş günle aynı. Masa başı işte çalışırım diyenlerin rezervasyon ücretleri daha yüksek. Vasıf seviyesi arttıkça alınan ücret beklenen ücretten daha yüksek oluyor.
Prof. Dr. Seyfettin Gürsel bu çalışma üzerine yaptığı yorumda şunları kaydetti: İş arayanların bekledikleri ücretler ve bir de o meslekteki ücret durumu ele alındığında; düşük ücretliler beklediklerini bulamıyorlar. Düşük ücret olunca insan yüksek beklentiye girer zaten alabileceği ücret düşük geçinemeyecek, belki pazarlık gücü için, ama beceremiyorlar. Diğer tarafta ücretler, vasıflar, beklentiler de yüksek ama beklenen sahadakinden daha düşük. “Bu kadar bölgesiz eşitsizlikte asgari ücretin tek olmaması lazım.” diyen Gürsel, “Devlet müdahale etsin istiyorlar. İstanbul özelinde bir asgari ücret koysa Anadolu’da kim o ücretle istihdam yaratacak?” sorusunu ortaya attı.
Aydınlık
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor
Yayınlanma:
3 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.
Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme
Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.
Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.
Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı
Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.
Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.
Bankacılık sektörünü ne bekliyor?
Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.
Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.
Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
3 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
BANKA HABERLERİ
AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?
Yayınlanma:
6 gün önce|
16/10/2026Yazan:
BankaVitrini
BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?
Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi
Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?
CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL
Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.
Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.
Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.
Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.
ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?
Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.
Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.
Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.
Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.
Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.
Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.
MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?
Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.
Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.
Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.
Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.
AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?
Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.
Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.
Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.
İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.
Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.
Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.
BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?
Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.
İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.
Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.
Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.
Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.
Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.
AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?
Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.
Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.
Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.
BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?
Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.
Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.
Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:
- Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
- Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
- İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
- Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.
Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.
SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL
Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.
Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.
Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?
Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.
Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Erdoğan'dan fon açıklaması: Ödeme işlemleri biraz daha hızlanacak 21/10/2026
- Rusya'dan ABD'ye dizel taşıyan ilk tanker yola çıkıyor 21/10/2026
- Mercedes CEO'sundan 'Made in Europe' uyarısı 21/10/2026
- Elektrik piyasasında yeni teminat kuralları getirildi 21/10/2026
- Sigorta sektörünün prim üretimi 9 ayda 1 trilyon lirayı aştı 21/10/2026
- Türkiye'nin en güvenilir markaları Global Marketing Summit'te açıklandı 21/10/2026
- Brezilya'nın kanatlı ihracatında virüs engeli 21/10/2026
- Çin Merkez Bankası'ndan sessiz faiz adımı 21/10/2026
- Deutsche Bank CEO'su Sewing: Yapay zekada balon görmüyorum 21/10/2026
- Eski Macaristan Merkez Bankası Başkanı gözaltına alındı 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
