Connect with us

BANKA ANALİZLERİ

“Borç yiğidin kamçısı” diye diye Mazoşist mi olduk

Yayınlanma:

|

Vatandaşın bankalara kredi borç hacimsel gelişimine bakıldığında borç ile döndüğü sonucuna varmak için finans uzmanı veya bankacı olmanıza gerek yok. 2002 yılında vatandaşın bankalara olan Tüketici ve Kredi kart borcu dahil borcu 6,3 milyar TL idi. 2006 yılında on bir kat artarak 68,9 milyar TL’ye yükseldi. 2010 yılına geldiğinde bu borç 172,7 milyar TL oldu. 2015 yılında 375,2 milyar TL; 2020 yılında 820,7 milyar TL düzeyine ulaştı. 2021 ilk yarısında 53,5 milyar TL artarak 874,2 milyar TL oldu.

Borç Yiğidin kamçısını oldu?

Borç yiğidin kamçısıdır” zamanında Demirel’in de dillendirdiği bir söylem olmuştu ama gelinen nokta da ‘yiğitlik de bir yere kadar, iş Mazoşist olmaya noktasına gelmiş’ durumda. Bu borcun sorunsuz bir şekilde ödenmeyeceğini tahmin etmek ise kahinlik olmayacaktır. Bankaların takip oranları yapay olarak azalıyor; bunda 90 günlük takip sürelerin 180 güne çıkarılması; takip için engeller getirilmesi, zorlaştırılması; yapılandırılan kredilerin teşvik edilmesi gibi nedenler sadece sorunu ötelemeye, sorunlu kredileri halı altına süpürmeye yarayabilir ama gelinen nokta bankaların da  bu kredileri döndürmede zorlandığıdır. Yoksa 2021 Temmuz ayında BDDK yayınladığı yönetmelikle Bankalara “canlı kredilerinde Varlık Şirketlerine devrinin” önünü açmasını niçin yaptı sanıyorsunuz? Diğer taraftan, Pandemi sürecinde 2020 yılında Kamu Bankalarının vermiş olduğu kredilerde KGF Kefaleti sadece teminat veya bankaların karşılık ayırmaları ile ilgili olabilir. Zira KGF’nin de bankaların ortak olduğu kurum olduğu unutulmamalıdır. Bankalar dolaylı yoldan kendi vermiş oldukları krediye kefil oldular aslında. KGF Kredileri de pimi çekilmiş şekilde bankaların elinde bekliyor!

Kredi dağılımı önemli

Kredi hacminin artması ile alınan kredilerin dağılımı ( bankacılık kuralı dışında verilen dolaylı krediler hariç )  çok önemli. Konut ve Taşıt gibi elle tutulan, nereye harcandığı kısman belli olan kredilerde hacimsel artış ve ödemelerde sorun gözükmüyor. 2021 ilk yarısında Konut Kredileri 278,2 milyar TL’den 277,3 milyar TL’ye 0,9 milyar TL düşmüş durumda. Konut ve Taşıt kredilerinde takip oranları da düşük. 2021 Haziran sonunda 874,2 milyar TL’ye yükselen vatandaşın bankalara toplam borcunun sadece 277,3 milyar TL’lık kısmı Konut Kredisi, başka bir ifade ile toplam kredinin %31,7’lik kısmı Konut Kredisi. %1,7’lik kısmını oluşturan 14,9 milyar TL’lık kısmı da Taşıt kredisi. Vatandaşın borcunun % 47,46’lık kısmı Tüketici Kredisi, nerede ise yarısı. Diğer taraftan %19,10’lık kısmını oluşturan 167 milyar TL’lık kısmı da Kredi Kart borcu. Başka bir ifade ile Vatandaşın banka borcunun beşte biri Kredi Kartı borcundan oluşuyor. Yarısı da Tüketici Kredilerinden. Tüketici Kredisi ve Kredi Kart borç toplamı ise toplam borcu 581,9 milyar TL ile borcun üçte ikisini oluşturuyor. Asıl sorun da bu 581,9 milyar TL’lık Tüketici Kredisi ve Kredi Kart borcu. Konut ve taşıt kredilerinde elle tutulur somut bir karşılığı var iken 581,9 milyar TL olan Tüketici Kredisi ve Kredi Kart borcunun nereye harcandığı tam bilinmiyor ve elle tutulur bir karşılığı henüz yok. Bir kısmı cep telefonu, tatil gibi lüks harcamalara giderken vatandaşın bir bankadan çekip diğer bankaya yatırdığı kredi kart borç hacmini bilen yok.

Vatandaşın Kredi takiplerinin % 95’lik kısmı Tüketici Kredisi ve Kredi Kartı

Vatandaşın kredi borç ödeme alışkanlığını anlamak için kredilerin talip hacim ve oranlarına bakmak gerekir. Vatandaşın 874,2 milyar TL Kredi borcuna karşılık 18,5 milyar TL Hukuki Sürecin başlatıldığı Takip Kredisi var. Kredilerin % 2,1’lik kısmı takipte.  Bunun içinde, “takibe gitmesin” diye sürekli ödemesiz dönemler konarak yüzdürülen sorunlu krediler yok veya Kredi Kart borcunu takibe atmamak için taksitli Tüketici Kredisine dönüştürüp zaman kazanılan krediler de yok. “Taksitli krediler takibe gitmesin” diye  KMH kredi kullanıp taksitleri ödenen ve takip süreçleri dolaylı olarak ötelenen sorunlu krediler de yok. “Bizim Bankacılık Sisteminde bu tür dolaylı krediler olmaz” diyenler çevresindeki komşuları ile bir konuşması yeterli. Sokak  röportajlarında bu konu sorulsa neler çıkar neler!

Toplam 18,5 milyar TL’lık Takibe atılan kredilerin 12,2 milyar TL’lık kısmı yani %66’lık kısmı Tüketici Kredilerinden oluşuyor. Kredi Kartların takip hacmi ise 5,3 milyar TL’ ile %29’luk pay ile Kredi Kartlarından oluşuyor. Toplam Takipteki krediler içinde Tüketici Kredileri ve Kredi Kartların oranı %95’e çıkmış durumda. Vatandaş son ana kadar Konut Kredisini ve Taşıt Kredisini ödemek için çaba içinde olduğunu anlamak zor değil. Zira 227,3 milyar TL’lık Konut kredisinin sadece 793 milyon TL’lık kısmı Takip hesaplarda. 14,9 milyar TL’lık Taşıt Kredilerin de 139 milyon TL’lık kısmı Takip hesaplarda.  Konut ve Taşıt Kredilerin Toplam Kredilerde hacimsel oranı %33,4 sahip olmalarına karşılık, Takip Hesaplarda oranı sadece % 5 düzeyde.

Pandemide kredi borçlanması hız kesmedi

Piyasanın kısmen durgun olması, işyerlerinin kapanması, bayram ve hafta sonlarında kısmı kapanma sürecinde ücretli çalışanların gelirleri ciddi şekilde düşürdü. Vatandaş çareyi daha çok borçlanarak buldu. 2019 yıl sonunda Vatandaşın borcu 580 milyon TL düzeydeyken 2020 yılında 240,7 milyar TL borçlanarak 874,7 milyar TL kredi borcu oldu. 2021 yılının ilk yarısında toplam borcu ise 53,5 milyar TL artarak 874,2 milyar TL düzeyine çıkmış durumda.

Zamanında uyardığımız Bankacılık Sisteminin karar alıcıları frene basmaya hazırlanıyor. Bu arabanın fren bataryası çoktan aşındı, bu saatten sonra bu hız ile bu arabayı kontrolsüz durdurmanın Sosyolojik, Psikolojik, Ekonomik ve tabi ki Siyasi bir karşılığı olur! Ani frende araba durabilir ama içindeki kemer takmayan yolcuların halini düşünmek istemiyorum!

Erol TAŞDELEN – Ekonomist, Finans Danışmanı

BANKA ANALİZLERİ

Enflasyon ile mücadelede yanlış teşhis, boşa tedavi

Enflasyon ile mücadelede Hatalar Zinciri neydi? Kur Korumalı Çözüm mü, Risk mi?. Talep Kısarak Ekonomi Durdurulur, Enflasyon Değil. Politika Faizi Düşerken Enflasyon Nasıl Yükseldi? Para Politikalarında niçin ısrar ediliyor? Faiz Enflasyonun Sebebi mi, Aracı mı?
Geçmişin hatalarıyla geleceği yönlendiremeyiz!
Çözüm: Enflasyonu Düşürmek için Üretmek Gerekir!

Yayınlanma:

|

Türkiye ekonomisi son yıllarda tarihinin en yüksek enflasyon oranlarını yaşadı, enflasyon sarmalı kaygıları da  artmaya başladı. Enflasyonla mücadele adına pek çok düzenleme yapıldı; ancak bu düzenlemelerin büyük kısmı sonuç vermedi, hatta bazıları enflasyonu daha da tetikledi. Peki, bu süreçte hangi adımlar atıldı, hangileri yanlış yönlendirildi ve neden istenen başarı sağlanamadı?

1. Faiz Düşürme Politikası: Nedeni Değil, Sonucu Etkiledi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2021 yılından itibaren faizleri düşürerek enflasyonu kontrol altına alabileceği yönünde politikalar benimsedi. Bu yaklaşım “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” söylemiyle meşrulaştırıldı. Faiz %19’dan %8,5’e kadar düşürüldü (2023 başı itibarıyla). Ancak düşük faiz ortamı dövize talebi artırdı, kur şoklarını tetikledi ve enflasyon oranları tarihi zirvelere ulaştı. Enflasyon tek haneden %85 seviyelerine çıktı (Ekim 2022). Politika değişmeden başarı sağlanamadı.

Sonuç: Enflasyon düştü mü? Hayır. Kur yükseldi, ithalat pahalandı, enflasyon hızlandı.

2. Kur Korumalı Mevduat: Çözüm mü, Geciktirilmiş Risk mi?

2021 sonunda devreye alınan KKM sistemi, TL’nin cazibesini artırma hedefiyle tasarlandı. Ancak dövize olan güveni azaltmak yerine dövize endeksli yeni bir sistem doğurdu. Kamuya yüklenen kur farkı ödemeleri, bütçeye ciddi zarar verdi. KKM, kamuya büyük yük bindirdi (2022’de sadece Hazine tarafı 92 milyar TL üzeri maliyet yıllar itibarıyla artarak devam etti).

Fatura ödemeyi yapan Hazine ve TCMB üzerinden halka çıktı. Vergilerden elde edilen gelir KMH ödemeleri için de kullanıldı. Bütçede yeri olmadığı için ek bütçe içinde geçirildi. Maliyet artıp eleştiriler yükselince tüm yük TCMB’ye yüklendi. TL yerine dolara endeksli bir sisteme dönüştü, dövize bağımlılık azalmadı. Kısa vadeli kur stabilizasyonu sağlandı ama yapısal çözüm olmadı.

Sonuç: Kur geçici olarak sabitlendi ama yapısal riskler büyüdü.

3. Vergi Artışları: Enflasyonu Azaltmak Yerine Artırdı

2023’te yapılan KDV ve gelir vergisi artışları, kamu gelirlerini yükseltse de tüketici fiyatlarına doğrudan yansıdı. Özellikle gıda ve temel tüketim ürünlerinde vergi artışlarının zincirleme fiyat etkisi oldu. KDV oranları %18’den %20’ye, indirimli oran %8’den %10’a çıkarıldı (2023). Gelir ve kurumlar vergisinde üst dilimler artırıldı.

Sonuç: Tüketici enflasyonu baskılanmak istenirken maliyet enflasyonu körüklendi.

4. Market Denetimleri ve Fiyat Baskısı: Geçici Psikoloji

Fiyat artışlarının “fahiş kâr” üzerinden açıklanması, market zincirlerine ceza uygulamaları, sorunun kaynağını göz ardı etti. Enflasyonun temel nedenleri olan üretim maliyeti ve para arzı yerine, sonuçlara odaklanıldı. Ceza, vergi, asgari ücret artışı, elektirik gibi ek maliyet Tüketici fiyatlarına doğrudan yansıdı. Enflasyonun temel nedeni maliyet ve para arzı iken, sonuçla mücadele edildi. Serbest piyasa işleyişine müdahale edildi, yapısal değil geçici çözümler üretildi.

Sonuç: Kısa süreli psikolojik etkiler, uzun vadede faydasız müdahaleler.

5. Kredi Kısıtlamaları ve Zorunlu Karşılıklar: Üretimi Boğdu

Kredi hacmini kısmaya yönelik makroihtiyati tedbirler, enflasyonu dizginlemek için kullanıldı. Ancak bu yaklaşım, özellikle reel sektörü finansal olarak daralttı ve üretimi düşürdü. Kredilere ulaşım zorlaştı, özellikle KOBİ’ler olumsuz etkilendi. Üretim yerine finansman daraltılarak talep kısılmaya çalışıldı.

Sonuç: Talep kısmaya odaklı tedbirler, Ekonomiyi yavaşlattı, arzı daralttı, enflasyonu düşürmedi.

6. Rezerv Satışlarıyla Döviz Müdahaleleri: Tükenmiş Güven

TCMB, döviz kurunu sabit tutmak için net rezervlerini harcadı. Rezervlerin tükenmesi ise piyasa güvenini zedeledi. Kur üzerindeki baskılar geçici oldu, temel sorunlar ise yerinde kaldı. Ekonomi daha kırılgan hale geldi. Yurtdışından Doğrudan yatıırm çekilemedi, gelen sıcak para kısa sürede çıkabilecek yapıya büründü. CDS düşmesine rağmen Rating Firmaları ülke notunu “yatırım yapılabilir ülke” seviyesine çekmedi.

Sonuç: Güven kaybı, döviz bağımlılığı ve kırılganlık arttı, kur istikrarı sürdürülemedi.

Kalıcı Sonuçlar Alınamamasının Nedenleri:

Neden Açıklama
Para politikası gecikti Faiz-enflasyon ilişkisi göz ardı edildi, geç kalındı.
Yapısal reform eksikliği Tarım, enerji ve sanayide arz artırıcı politikalar uygulanmadı.
Güven kaybı Kurumlara olan güven zedelendi, beklentiler yönetilemedi.
Dışa bağımlılık Enerji, ara mal ithalatı maliyetleri enflasyonu tetikledi.

Enflasyonla mücadelede yapılan hataların ortak noktası, nedenlerle değil, sonuçlarla mücadele edilmesiydi. Talep kısılarak enflasyon kontrol altına alınamaz. Kalıcı başarı, ancak üretimin artırılması, para politikasında istikrar ve öngörülebilirlik ve kurumlara duyulan güvenin yeniden tesisi ile mümkündür.

Şu ana kadar yapılan birçok düzenleme gecikmeli, yanlış hedefli ya da geçici etkili olduğundan, kalıcı başarı sağlanamamıştır.

Son Söz:

Ekonomi; popülist söylemlerle değil, bilimsel temellere dayanan, akılcı politikalarla yönetilebilir. Enflasyonun düşmesi için atılan her adım, sadece rakamları değil, vatandaşın mutfağını da iyileştirmeli.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA ANALİZLERİ

Erol TAŞDELEN yazdı: AKBANK, GARANTİ BBVA, İŞBANK, YAPI KREDİ 2025 PERFORMANSLARI

Yayınlanma:

|

2025 YILINDA BANKACILIK SEKTÖRÜ NE YAPTI?

Bankacılık sektörü 2025 yıl sonu mali verileri incelendiğinde ilk dikkat çeken veri, Sektör 2024 yılına göre bilançoyu %44 büyütürken; Net Karlılık ortalamada %38 büyüdü. Yerli Özel Bankaların toplam karlılığı % 43 yükselirken; Yabancı Ortaklı Bankalar %27, Kamu Bankaları %57 büyüttüğü görüldü. Buna rağmen Enflasyona göre realize edildiğinde gerçekte sektörün karlılığını koruyabildiğini söylemek yanlış olmayacak.

SEKTÖRDE BİLANÇO BÜYÜMEYE DEVAM ETTİ

2024 sonunu 32,6 trilyon TL bilanço büyüklüğü ile kapatan Bankacılık Sektörü 2024 yılında %44 büyüme ile 46,9 trilyon TL hacme ulaştı. Kredilerdeki büyümenin sınırlı kalmasında, Makro İhtiyati Tedbirler stratejisi kapsamında TCMB’nin kredi büyümeye getirdiği aylık sınırlama yaptırımının etkisi büyük oldu. Buna rağmen 2024 yılını 16 trilyon TL Kredi hacmi ise %44 büyüyerek 23 trilyon TL seviyesini aştı. Buna karşılık 293 milyar TL’lik Takipteki Alacaklar %103 büyüme ile 594 milyar TL hacmine ulaşmış durumda. Bu tutar içinde yıl içinde Takip Tahsilat ve Varlık Yönetim Şirketlerine devir yapılan 15 milyar TL seviyesinde alacaklar düşünüldüğünde sektörün gerçek takip tutarı açıklananın üzerinde oldu. 2025’de özelikle Tüketici ve Kredi Kartlarındaki takiplerin artışı bankaları zorladı. Sektör 2024 yılında Beklenen Zarar Karşılılarına 541 milyar TL ayırırken, 2025 yılında %50 artışla 810 milyar TL hacmini aşmış durumda. Bankaların çoğu Ticari İşlemlerden Zarar ederken, özellikle Türev ve Kambiyo İşlemler buradaki zararı artırdı; bu alanda karlılığını artıran banka yok gibi… Sektör 89 milyar TL’si Kambiyo Net Zararı olmak üzere Faiz Dışı İşlemlerde Nette 124 milyar TL zarar yazdı.

2024 sonunu 18,9 milyar TL Mevduat hacmi ile kapatan sektör, 2025 yılında %44 büyüme ile 27,2 trilyon TL Mevduat hacmine ulaştı. Toplam Mevduatın %37,4’üne denk gelen 10,2 trilyon TL’lik kısmı ise vadesiz mevduattan oluştu. 2024 sonunda 2,9 trilyon TL olan Özkaynaklar da %43 artış ile 4,1 trilyon TL seviyesine yaklaşmış durumda.

DÖRT BÜYÜKLER NE YAPTI?

Kısa sektörel özetten sonra, değerlendirdiğimiz sektörün kamu bankaları dışında amiral gemileri konumdaki dört özel bankanın ( AKBANK, GARANTİ BBVA, İŞBANK, YAPI KREDİ )  2025 yıl sonu için açıkladıkları ve KAP’a bildikleri faaliyet raporları; mali veriler ve bilanço dipnotlarına göre karşılaştırmalı verilerine yakından bakalım. Dört büyük bankanın 14,9 trilyon TL bilanço büyüklüğü ile sektörün aynı zamanda üçte bir hacmine sahip olması ile sektöre yön verme kapasitesine sahip; önemleri de buradan geliyor.

Değerlendirmeye alınan dört büyük banka 10,8 trilyon TL Aktif Büyüklüğü ile sektörün %32’sini; 8,2 trilyon TL nakdi kredi hacmi ile %36’lık ve 6,8 trilyon TL’lik mevduat hacmi ile sektörün %35’lik kısmını oluştururken; 282 milyar TL’lik Net Kar ile de sektör Net Karlılığının %31’ini oluşturuyor. Hadi ana kalemlerden yola çıkarak dört büyüklerin 2025 yılı fotoğrafını çekip dört büyük banka performansına daha yakından bakalım:

AKTİF Büyüklükte İŞBANK farkı açarak liderliğe devam ediyor

Aktif büyüklükte dört büyükler ortalama %38 büyürken GARANTİ BBVA ikinci yarıdaki atağı ile Aktif büyüklünü (%47) en fazla artıran banka oldu. AKBANK  ve YAPI KREDİ %33 büyüme ile ortalama büyümenin altında kaldı. Aktif büyüklüğünü en fazla artıran banka ise 1,3 trilyon TL ile İŞBANK oldu.

Dört büyükler arasında geçmiş yıllarda olduğu gibi İŞBANK Aktif Büyüklükte açık ara liderliği devam ediyor ve 4,6 trilyon TL büyüklüğü ulaşmış durumda. İŞBANK aynı zamanda dört büyüklerden 4 trilyon TL Aktif büyüklüğünü aşan ilk banka oldu.

Toplam NAKDİ Kredilerde İŞBANK liderliğe devam etti

İŞBANK 2,3 trilyon TL’yi aşan brüt nakdi kredi hacmi ile ilk sıradaki yerini korudu. 2025 yıl sonunu GARANTİ BBVA 2,2 trilyon TL; YAPI KREDİ  ve AKBANK 1,8 trilyon TL Kredi hacmine ulaştı. İŞBANK son çeyrek atağı ile 724 milyar TL kredi artışı ile kredi hacmini en fazla artıran banka oldu.

GAYRİ NAKDİ Kredilerde İŞBANK tekrar lider

Gayri Nakdi Kredilerde dört büyükler ortalama %50 büyürken, %56 büyüme ile AKBANK önde yer aldı. GARANTİ BBVA %48, İŞBANK %43 artışa rağmen ortalama büyümenin altında yer alan bankalar oldu.

Gayri Nakdi Kredilerde ilk üç sırada yer alan bankalar arasında fark hızla kapanırken, AKBANK yüksek büyüme artışına rağmen Rekabetin oldukça gerisinde kalmış durumda. İŞBANK 896 milyar TL hacim ile liderlik koltuğuna tekrar oturdu. GARANTİ BBVA 811 milyar TL; YAPI KREDİ 776 milyar TL hacme ulaşırken; AKBANK 545 milyar TL hacim ile dört büyükler arasında acık ara rekabette gerilere düşmüş durumda.

İŞBANK 3 trilyon lira mevduatı aşan ilk özel banka oldu

Mevduatta dört büyükler ortalama %40 büyürken %46 büyüme ile İŞBANK en fazla büyüme sağlayan banka oldu. İŞBANK aynı zamanda 971 milyar TL mevduat artışı ile toplamda 3 trilyon 99 milyar TL mevduat hacmine ulaştı. AKBANK %33 ile ortalama büyümenin altında yer alan tek banka oldu.

Net Faiz Gelirinde GARANTİ BBVA liderliğini korudu

2025 yılın ilk aylarında Mevduat ve Kredi faizlerinde düşme beklentisi artarken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının ve onlarca belediye çalışanının tutuklanması ile tüm beklentiler tersine döndüğü gibi faiz oranlarında da  sert yükselme yaşandı. Örneğin %45’lere kadar düşen Ticari Kredi faiz oranları %60’lara kadar çıktı. Bu durum ister istemez Net Faiz Gelirlerinde bankalar arası fark oluşturmaya başladı. GARANTİ BBVA  165 milyar TL ve %65 artış ile en fazla artış performansı sergilerken; 2024’e göre %181 artış ile İŞBANK Net Faiz Gelirini en fazla artıran banka oldu.

Net Ücret ve Komisyon Gelirlerinde GARANTİ BBVA liderliğini korudu

2025 yılında GARANTİ BBVA 143 milyar TL Net Ücret Komisyon Geliri sağladı. İŞBANK 134 milyar TL Net getiri elde ederken; AKBANK 114milyar TL; YAPI KREDİ 110 milyar TL net getiri sağladı.

Net Karlılıkta da GARANTİ BBVA açık ara önde

2025 yılında Net Karlılıkta Bankacılık sektörü %38 büyüdü. Dört büyüklerin ortalaması da sektör ortalamasına yakın seyrederek %35 oldu. Net Karlılığını 100,6 milyar TL’ye taşıyan GARANTİ BBVA dört büyükler arasında açık ara önde yer aldı. İŞBANK 67,4 milyar TL Net Karlılık ise ikinci sırada yer alırken; AKBANK 57,2 milyar TL, YAPI KREDİ 47 milyar TL karlılık yakaladı.

Üst Yöneticilere Yapılan ödemeler

2025 yılında banka Üst Yöneticilere %47 artış ve 837 milyon TL ödeme ile AKBANK en fazla ödeme yapan banka oldu. Banka bu durumu “bizde brüt ödeme, diğer bankalarda Net Ödeme o nedenle biz yüksek gözüküyor” şeklinde açıklamaya çalışsa da banka Raporlarında böyle bir açıklaya yer almadığı için teyit edemedik. Bu konuda belirsizlik var ise BDDK’nın bu konuda Raporlara standart getirmesi faydalı olacaktır.

YAPI KREDİ 786  milyon TL ile ikinci sırada yer alırken; GARANTİ BBVA 728 milyon TL ödeme yaptı. İŞBANK ise 380 milyon TL ile Üst Yönetime en az ödeme yapan banka oldu. Bankaların performansları ile Üst Yönetim ödemelerinin orantılı olmadığı dikkat çekti.

Banka genel performansları

Liralaşma Stratejisi kapsamında, TCMB ve BDDK’ın eleştirilere neden olan sektörel düzenlemeler teker teker iptal edilip Rasyonel Zemine oturtulmaya başlanırken, geçmiş dönemdeki düzenlemelerin olumsuz etkisi 2025 yılında sektörde kendini hissettirdi.

KKM Hesapların sonlandırılması; Ticari Dövizli ödemelerin tekrar serbest bırakılması; İhracat Bedellerine Destek Kurunun %2’den %3’e çıkarılması; TCMB Reeskont Kredilerindeki “döviz almama yasağının” kalkması Reel Sektörü olumlu etkilerken; TCMB’nin TL ve Döviz Kredilerdeki kısıtlamanın devam ettirdiği gibi daha da kısılarak nerede ise durma noktasına getirmesi; Yüksek Kredi faiz oranının devam etmesi; Kredilerde takip hacimlerinin artması; Siyasi gerilim ortamının devam etmesi Bankacılık Sektörü ve Reel Piyasanın belirsiz ve kaygıları 2026’ya miras olarak taşımız durumda.

Dört büyük bankanın 2025 yılında hacimsel büyüklükleri, gelişme performansları, piyasaya verdikleri destek, profesyonel yönetim yapısı, personel memnuniyeti, müşteri hizmet kalitesi, Dijitalleşme, gelen şikayetlere çözüm odaklı hızlı geri dönüşleri dikkate alındığında dört banka arasında bir sıralama yapılır ise en başarılı Bankalar İŞBANK ve GARANTİ BBVA olarak kendini göstermekte.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

*******************

MERAKLISINA EKLER:

Okumaya devam et

BANKA ANALİZLERİ

2026 Yılında Türk Bankacılık Sektörünü Neler Bekliyor?

Yayınlanma:

|

2026, Büyüme Yılı mı Yoksa Ayıklanma Dönemi mi?

Türk bankacılık sektörü, 2025 yılında yüksek enflasyon, sıkı para politikası, kredi büyüme sınırları ve artan regülasyon baskısı altında faaliyet gösterdi. 2026’ya girerken temel soru şudur: Bankalar yeniden büyüme eksenine mi dönecek, yoksa risk yönetimi merkezli “kontrollü bilanço” dönemi mi sürecek?

Mevcut göstergeler, 2026’nın hızlı büyümeden ziyade seçici kredi, aktif kaliteyi koruma ve teknolojik dönüşüm yılı olacağına işaret ediyor.

1. Makro Çerçeve: Enflasyon Düşüyor, Risk Tam Olarak Bitmiyor

2026’da:

  • Enflasyonda düşüş eğiliminin devam etmesi,

  • Ancak fiyat istikrarının henüz “kalıcı” hale gelmemesi,

  • Para politikasında erken gevşemeden kaçınılması,

bekleniyor.

Bu durum bankalar açısından iki kritik sonucu beraberinde getiriyor:

  1. Kredi büyümesi serbestleşmeyecek, kontrollü kalacak

  2. Faiz–kredi makası eski seviyelerine dönemeyecek

Dolayısıyla 2026, bilanço şişirme değil bilanço kalitesini koruma yılı olacak.

2. Bankalar 2026’da En Fazla Hangi Alanlara Odaklanacak?

2.1. Seçici Kredi Politikası ve Portföy Temizliği

2026’da bankaların ana refleksi:

  • Yeni kredi vermekten çok

  • Mevcut kredi riskini yönetmek

olacak.

Öne çıkan başlıklar:

  • Sektörel bazda kredi daraltma (tekstil, inşaat, enerji yan sanayi gibi kırılgan alanlar),

  • Nakit akışı güçlü, ihracatçı ve döviz geliri olan firmalara öncelik,

  • Yeniden yapılandırma, vade uzatma ve teminat revizyonları.

Bu yaklaşım, “kredi hacmi” yerine “kredi kalitesi” dönemine girildiğini gösteriyor.

2.2. Dijitalleşme Artık Bir Tercih Değil, Zorunluluk

2026, Türk bankacılığı için dijital dönüşümde ikinci kırılma noktası olabilir.

Bu kez dönüşümün odağı:

  • Mobil bankacılık değil,

  • Operasyonel verimlilik ve maliyet azaltımı

Şu alanlar öne çıkıyor:

  • Şube sayılarında azalma,

  • Arka ofis süreçlerinin otomasyonu,

  • Manuel kredi ve operasyon süreçlerinin kısaltılması.

Ama asıl farkı yaratacak alan: Yapay zekâ ve NLP tabanlı sistemler.

3. 2026’da NLP ve Yapay Zekâ Bankacılığı Nasıl Dönüştürecek?

Sorunun net cevabı şu: Evet, NLP ve yapay zekâ kullanımı ciddi biçimde artacak.

Ancak bu artış “reklam” değil, zorunlu verimlilik aracı olarak karşımıza çıkacak.

NLP’nin öne çıkacağı alanlar:

  • Müşteri şikâyet ve talep metinlerinin otomatik analizi,

  • Çağrı merkezi konuşmalarının risk ve memnuniyet analizi,

  • Hukuki metin, sözleşme ve kredi dokümanı taraması,

  • Şüpheli işlem ve dolandırıcılık metinlerinin ön analizi.

Özetle: 2026’da bankalar insan kaynağını artırarak değil, metni ve veriyi anlayan sistemler kurarak büyümeye çalışacak.

4. En Kritik Soru: 2026’da Takipteki Krediler (NPL) Artar mı?

Bu başlık 2026’nın en hassas alanı.

Kısa cevap: Evet, sınırlı ama kontrollü bir NPL artışı riski var.

Neden?

  • 2024–2025’te ötelenen kredi sorunları,

  • Yeniden yapılandırılmış ama kalıcı toparlanma sağlayamamış firmalar,

  • Artan konkordato ve iflas dosyaları.

Ancak önemli bir fark var:

🔹 Bu kez bankalar hazırlıksız değil
🔹 Erken uyarı sistemleri daha güçlü
🔹 Teminat ve karşılık politikaları daha sıkı

Dolayısıyla 2026’da “sert NPL patlaması” değil, “yavaş ama yönetilen NPL artışı” senaryosu daha olası.

5. Bankaların 2026’da En Çok Zorlanacağı Alanlar

5.1. Net Faiz Marjı Baskısı

Faizlerin düşmesi bankalar için otomatik olarak kârlılık artışı anlamına gelmiyor.

  • Mevduat maliyeti yüksek kalmaya devam edecek,

  • Kredi faizleri regülasyonlarla sınırlı olacak,

  • Marjlar eski seviyelere dönmeyecek.

5.2. Reel Sektör Baskısı

Bankalar 2026’da:

  • Daha fazla yapılandırma talebi,

  • Daha fazla kredi erteleme baskısı,

  • Daha fazla “bankalar firmaları sıkıştırıyor” algısı

ile karşı karşıya kalacak.

Bu da bankacılık–reel sektör ilişkisinde zor bir denge yılı anlamına geliyor.

6. 2026, Bankalar İçin Nasıl Bir Yıl Olacak?

2026;

  • Hızlı büyüme yılı değil,

  • Kredi patlaması yılı değil,

  • Popülist bilanço yılı hiç değil.

2026;

Riskin daha iyi ölçüldüğü,
Kredinin daha seçici verildiği,
Teknolojinin maliyet azaltma aracı olarak kullanıldığı,
NPL’nin yönetildiği ama inkâr edilmediği
bir geçiş yılı olacak.

Kısa özetle:

2026, Türk bankacılığı için “büyümek” değil, ayakta kalmayı ve doğru bilanço kurmayı başaranların yılı olacak.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.